İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 34 · 10 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 34

İlk Değil Ama Son

Bölüm 33: İlk Değil Ama Son

"Bazen sevdiğinizi koruma telaşı sizi dünyanın en güçlü insanı yapar.."

"Bazense kalbiniz aklınızdan önce planlar yapar ve sinsice mantığınızın önüne geçer.."

artemis

_________

"Onunla beraber bir kez daha Güneşi beklemeyecektim."

______

"Ancak risk almak kaybetmekten daha az acıtırdı canımı.
Tüm bu yaptıklarım Ethanın kalbinden çok kendi kalbim içindi ama bunu kabullenmek şu an yapacağım son şeydi.."

Valentina Roza

_________

Düşman Krallığa doğru gidiyordum ancak bu ilk değildi ama son kez olacaktı. Ares'den ayrılıp kardeşlerim için döndüğüm krallığımdan şimdi herkesin önünde Ethanın eşi olarak Ethanın krallığına gidiyorduk. Bu sefer onların krallığına gittiğimizde ikinci bir düğün töreni daha olacaktı. Ethanla hiç konuşmamıştık ama ben kararımı vermiştim.

Onun yanında kaldığımda değişiyor ve pasif bir hale geliyor gibiydim bu yüzden onunla beraber bir kez daha Güneşi beklemeyecektim.

Sadece kendim olacak bu krallığı parçalayıp topraklarımıza katacak ve hepsinden kurtulduktan sonra bu Dünyayı kardeşlerim için yaşanabilir hale getirecektim.

Karşımda saatlerdir beraber yolculuk ettiğim Ethanın yüzümü incelediğini biliyordum ancak ona bakmam demek konuşmak demekti ve ben onunla konuşmak dahi istemiyordum. Yolculuk çok uzun süreceğinden kendimi tutmam ve asla konuşmamam gerekiyordu. Onun gözleri benim yüzümde dolanırken bense arkamızda bizi takip eden diğer kraliyet mensuplarının arabalarını izliyordum.

Yolculuk uzun süreceğinden üzerime rahat kıyafetler giymiş ve hançerimi her zamanki gibi belime yerleştirmiştim.

"Acıktın mı? Saatlerdir yoldayız yetişmemize az kaldı." kibarlığına hiç de kibar olmayan bir şekilde cevap vermeden öylece dışarıya bakmaya devam ettim.

Taşlı yolları geçip topraklı yola ulaştığımızda gözlerimi kapattım eğer uyuyor gibi davranırsam konuşmazdı.

"Majesteleri, durmamız gerek. Atlar yorgun ve beslenmeleri gerek." diyen arabacıya karşı Ethan onay vermiş ve arabadan inmişti. Gözlerimi açıp neler olduğuna bakmak için bakışlarımı dışarıya çevirince diğer arabaların başka bir yola saptığını görmüştüm.

İyi de neden? Ares pardon Ethan ellerini arkasında birleştirmiş bir şekilde atların yanına ilerliyordu. Yaşlı adam yani arabacı atları beslerken kırışık gözleriyle Ethana döndü.

"Majesteleri, diğer arabalar kısa yoldan giderse tehlike arz etmez mi?" dediğinde Ethan yüzündeki ciddiyeti bozmadan ki üzerinde üniforması ve kılıcı varken zaten ciddi duruyordu.

"Askerleri arkalarından gönderdim hiçbirine bir şey olmayacak." kararlı tavrı ile konuştuğunda yaşlı adam kırışık suratındaki ince kaşlarını havaya kaldırdı.

"Ancak sizi kim koruyacak majesteleri? Size canım feda ancak yine de iyi olacak mısınız?"

"Ben aynı zamanda bir Generalim ve rütbemi kanımla değil terimle aldım o yüzden kimsenin bizi korumasına gerek yok. Atlar iyiyse devam edelim prenses yoruldu." bana ilk defa prenses diyordu ve oldukça garipti..

Arabacı başıyla onaylarken Ethan arabaya dönüyordu hızla eski pozisyonuma dönüp gözlerimi kapattım.

Çıkan seslerden eski yerine yani karşıma oturduğunu anlayabiliyordum.

"Uyumadığının, bizi dinlediğinin farkındayım. Arabacıyla konuştuklarımızı zaten duydun. Diğerlerinin güvenliği için kısa yoldan gitmesi gerekiyor." dediğinde sadece sustum çünkü bir şey deme gereği duymadım gözlerimi de açmadım.

Eğer o arabadakilerden biri ölürse bu umrumda olmazdı çünkü biri kardeşlerimi öldürmek isteyen annem diğerleri ise düşman krallığı ele geçirirken öldürmem gereken kral ile kraliçeydi.

Araba sallanarak ilerlerken biraz vakit geçmişti ancak ne konuşuyordu ne de ben. Sadece her şey hızlıca sona ersin istiyordum her bitsin ve hayatımın dinlenme kısmına geçeyim istiyordum belki de bu yüzden konuşmak ya da hareket etmek dahi istemiyordum.

Benim kendi içimdeki karmaşamı bölen şey arabanın ani duruşu ve arabacının tiz çığlığı.

"Neler oluyor?" diyerek arabadan inen Ethandan sonra bile hiçbir şey yapmadım.

Hâlâ gözlerim kapalı sakinlikle uyumaya çalışıyordum.

Suikaste uğrayacağımız belliydi, bende olsam iki kraliyet ailesini aynı anda öldürüp kurtulmak isterdim.

Şimdi ise ölmeyi hatta öldürülmeyi bekliyordum çünkü her şey düşündükçe o kadar ağırlaşmıştı ki üstünü kapatmak için uğraştığım boş çukurlar küçük bir su birikintisi ile yeniden açılmış ve kapanmayacak hale gelmişti. Ancak değişen tek şey bu değildi artık kalbim de bu çukurları kaldıramıyordu.

Bu yüzden ben uğraşmadan düşmanlarımız sayesinde hem Ethan ve ailesi hem de ben ve annem bugün ölecektik.

Dışarıdan gelen kılıç seslerinin çıkardığı ince ses kulaklarımı delerken burnumun üstüne verilen nefesle tiksindim.

Gözlerimi hızla açtığımda tahmin ettiğim diğer düşman krallığın armasını zırhında taşıyan bir adam uzun saçlarını örmüş elindeki kılıçla gülümseyerek bana yakalamıştı.

"Kirli nefesini üzerime verecek kadar cesareti nereden buldun?" diyerek kollarımı önümde birleştirmenin avantajıyla belimdeki hançeri kavradım gizlice.

"Hâlâ öleceğinizin farkında değil misiniz prenses? Ya da şu herkesin gözünü boyayan beceriksiz Generel Roza mı demeliyim? Hani en iyisi, yeteneklisi sendin? Aslında sadece koca bulmak isteyen bir prensesmişsin, aynı bir hiç gibi." işte şimdi bunu o istemişti.

Kılıcı bana doğru savurduğunda hızla hançerle sertçe vurdum ve bana olan yakınlığını kullanarak hançerle boğazını derince kestim. Şah damarından fışkıran kan üzerimi kirletirken adam yere yığılmıştı ve araba dehşet bir şekilde kan kokmaya başlamıştı.

Kokudan bulanan midemle arabadan indiğimde aynı kokunun dışarıya da hakim olmasıyla kendimi eskisi gibi hissetmiştim. Sanki bir savaşta yeniden ordumla beraber zafer için savaşıyormuşum gibi kokuyordu her yer..

Her yer kan iken bitmek bilmeyen ve hazırlıklı olan bir çok şövalye Etha'nın etrafında daire şeklinde olan bir çok şövalyede göz gezdirirken sırtından göğsüne doğru geçirilmiş kılıç ile yerde dizlerinin üstünde kan kusan kişiyi gördüm.. Ethan..

"Ethan!" bağırarak ona doğru koşarken önüme gelen askerlerle duraksadım. Boğazımdaki yumruyu umursamadan dayanmam gerekiyordu.

Yerde yatan bir adamın elinden düşmüş olan kanlı kılıcı hızla kavrayıp önüme gelen adamın boğazından geçirdim.

Savaşmayacak sadece öldürecektim ancak bu şekilde hız kazanır ve ona ulaşırdım.

Adam yere yığılırken sağ tarafımdaki darbeyle kolumu sıyıran kılıçlı adama yöneldim sadece kolunu hedef alarak o kılıcını geri çekip savunmaya geçmeden kılıcı kolunun içinden geçirip tek koluyla devam etmesi için bıraktım. Çığlık sesleriyle kulaklarım uğuldarken ilk defa hızlı olmaya çalışıyordum üstelik nedenini bilmediğim bir yumru boğazımı yakarken kendimi ne yaptığını bilmez halde bulmuştum. Ben ellerime emir vermeden onlar harekete ediyor ayaklarım ise onlara uymak için amaçsızca adım atıyor gibiydi. Ben vücudumu kontrol etmiyordum boğazımdaki yumru beni kontrol ediyordu..

Ethanın yanına ulaşana kadar kaç kişinin kafasını bedeninden ayırdığımı ben de bilmiyordum çünkü kulaklarım atılan çığlıklarla hissizleşmiş bir şey duymuyordu, parmaklarım ise kılıca büyük bir soğuklukla yapışmış gibiydi ayıramıyordum. B-ben canavara dönüşmüyordum değil mi? Annemin dedikleri olmayacaktı..

Diğerleri yerde yatarken Ethanın önünde aynı onun gibi diz çökmüştüm.

"Aç gözlerini!" omuzlarından tutup uyanması için sarsmak istiyordum ama sırtındaki kılıç hareket etmesin diye elimden bir şey gelmiyordu.

Bu sefer kafası kucağıma düşmesin diye kanlı ellerimle yanaklarını tuttum ama bembeyaz olan yüzü tonlarca kar yağmışçasına soğuktu.

"Ares.." fısıltım kulağına ulaştığında kirpikleri kıpraştı önce sonra gözleri açıldı yarı baygın bir şekilde.

"Ölme sakın ölme anlıyor musun?!" anlını anlıma yasladı güç alırcasına.

"Sana sadece ben zarar verebilirim, bunu biliyorsun değil mi? O yüzden dayan sakın ölme! Daha zıt düşeceğimiz kavga edeceğimiz o kadar şey var ki eğer ölürsen seni asla affetmem! Ölme.." hızlı hızlı konuşuyor gittikçe çatallaşan sesimle beni anlayabilmesini umuyordum.

"S-seni bırak-kmayacağım." zorlukla konuştuktan sonra gözleri bu sefer tamamen kapanmıştı.

Demek ki bilincini yeni yeni kaybediyordu.

Onu bırakıp arkasına geçtim ve hızlıca kılıcı kavradım, eğer kılıcı çıkarırsam çok acı çekecek ve kan kaybedecekti ama çıkarmazsam onu buradan saraya bu şekilde götüremezdim.

"Seni asla sırtından vurmazdım bu çok alçakça." titreyen ellerimle kılıcın kabzası kan yüzünden kayıyordu ama tek seferde yapmam gerekiyordu.

Gözlerimi yumup tüm gücümü toplamaya çalıştım.

"Daha önce de yaptın, sakin ol, tek seferde çekeceksin." derin bir nefes verip sırtımı dik tutarak tüm gücümü ellerimde topladım ve çektim.

Tek seferde çektiğim için oluk oluk akan kanı durdurmak adına kılıçla elbisemin eteğinden büyük bir kısmı yırtıp göğsünden sırtına doğru kesiği sıkıca sardım. Tek yapabileceğim bu iken koşar adımlarla atlara doğru ilerledim araba ve atları bağlayan halatları kılıç darbeleri ile koparıp atı Ethana doğru yaklaştırdım.

Yere yığılmış Ethanı pelerinim yardımıyla sırtıma bağladım.

"Bunları sana ödetmem için dayanman gerek tamam mı?" boynuma düşen başına doğru konuşurken zar zor küçük adımlarla ata doğru ilerledim.

At sakin olduğundan binmek tahmin ettiğimden daha kolay olmuştu çünkü at beni şaşırtan bir şekilde binmemiz için eğilmiş bindiğimizde ise doğrulmuştu.

Ethan'ın düzensiz nefesleri boynuma çarptıkça ölmediğini hatırlatıyordum kendime.

Atın hızlanması için çabalarken bu hızın Ethanın yarasına iyi gelmediğinin farkındaydım ama ben bir hekim değildim ve en yakın olan hekim de ne yazık ki saraydaydı.

At hızlanırken Ethanı sırtıma bağlamış olsam da dengede tutmak gittikçe zorlaşıyordu.

Bir süre sadece daha da hızlanmaya çalışarak ilerlediğimizde hava çoktan kararmıştı.

Nihayet saraya vardığımızda sarayın büyük kapıları şaşkın ve dehşet dolu gözlerle bize bakanlar tarafından açılmıştı. Beklediğim gibi herkes merakla bahçeye doluşmuştu.

"Bakmayın da yardım edin ne duruyorsunuz?!" Kraliçe Adela'nın sesiyle herkes bir anda hipnozdan çıkmışçasına irkilmiş ve bize doğru ilerlemişlerdi. Aynı ormandaki gibi at dizini kırarak eğildiğinde sırtımda Ethanla beraber attan inip uyuşan ayaklarımla zorlukla dik durmaya çalıştım ve onu sırtımdan alma çabalarının sonucunu bekledim.

Pelerini çözüp bir kaç kişi birlikte sırtımdan alırken saçımın çekilmesiyle fark etmeden bağırmıştım.

"Majesteleri saçınız," adam konuşmaya devam etmeden Ethanın sıkı sıkıya parmaklarının arasında duran saçımı fark ettim.

Baygın halde saçımı tutması imkansızdı ben pelerinle onu bağlarken dikkat etmemiş olmalıydım..

"Tamam, bekleyin." diyerek Ethanın parmaklarını tek tek açmaya çalıştım ama o kadar sıkmıştı ki canım acımaya başlamıştı.

Derin bir nefes vererek adamın belindeki hançeri kınından çıkarıp saçımı kestim.

"Tekrar uzar zaten." diyerek hançeri tekrar kınına koydum. Herkes anlamsızca bana bakarken artık dinlenmek istiyordum.

"Bakacağınıza içeri taşısanıza!" gür çıkması için zorladığım boğazımla öksürük krizine girmiştim.

Kraliçe Adela koşar adımlarla hizmetlilere emir yağdırırken sırtımı sıvazlayarak endişeyle yaralarımda göz gezdirdi.

"Canım, sen iyi görünmüyorsun gel biraz dinlen." diyerek hizmetlinin getirdiği bardağı bana uzattığında büyük bir iştahla hepsini büyük büyük yudumlarla bitirip tekrar ona uzattım.

"Benim küçük bir işim var. Ben gelene kadar hekimin yanından ayrılmayın." diyerek kimse bir şey sormadan önce ata bindim. Atla kapıdan çıkarken atın üstünde eğilerek kapının önündeki şövalyenin kınında olan kılıcı hızla kınından çektim.

"Geri getireceğim!"

Bu yaptıklarım ve yapacaklarımın nedenini bilmiyordum ancak pişman olmamayı diliyordum.

Gücümün son kırıntılarını kullandığımın ve yakın bir zamanda savunmasız kalacağımın farkındaydım ama bilmediğim bir şekilde gelen bu gücü son damlasına kadar kullanmam gerektiğini hissediyordum.

Atı son hız gizli ormana ilerletirken attan inip koşarak ormanın derinliklerine ilerledim.

Tanıdık olan yere gelince kılıcın ucuyla yerlerdeki otları teker teker koparıp belimdeki kemerin için sıkıştırıyordum.

Yapacağım şey çok riskliydi ama bir mucizenin gerçekleşmesini istiyorsak da bu şarttı.

Fazla otu kemerime yerleştirip tekrardan ata bindim. Önceden saraydan çıkıp neredeyse yürüyerek yakın gelen bu orman şimdi at sayesinde daha kısa geliyordu

"Hadi biraz daha dayan. Sen de yoruldun farkındayım.." stresle atın hızlanması için atı zorlarken sarayın önüne gelmiştik, yeniden..

Ben merdivenlere doğru yönelmişken kolumu tutan Fiona yüzünden duraksadım.

"Kolumu bırak!"

"Saygınlığını ayaklar altına alıyorsun! Akıllan artık!" demesiyle hızla kolumu ondan kurtardım.

"Benim saygınlığım seninki gibi ayaklar altında çöp gibi ezilmez! Sen kendin için endişelenmeye bak.." onu arkamda bırakıp nihayet hekimin odasının olduğu koridora girmiştim.

Kraliçe Adela stresli kendi etrafında dönen adımlarını beni görünce durdururken nefes nefese hekimin odasına daldım.

"Durumu nasıl?"

"Çok kan kaybetmiş. Nabzı zayıf."

"Ama yaşayacak?" dediğimde hekim gözlerini kaçırdı.

"Buraya gelene kadar dayanmış olması bile mucize olmalı majesteleri.." başı eğik ellerini önünde birleştirmiş bir şekilde söyledikleriyle huzursuz hissettiği belliydi ancak bu bile zaman kaybıydı.

"Pekala, çıkabilirsiniz."

"Nasıl olur majesteleri en azından -"

"Zaten yaptığınız bir şey yok çıkmanız daha çok yardımcı olacaktır." diyerek kapıyı açıp çıkması için beklerken yerinde durmaya devam etti.

Artık sinirlenmeye başlıyordum..

"Muhafızlar! Alın bu hekimi buradan, derhâl!" kapıdan dışarı bağırışımla muhafızlar adamın kollarından tutarak dışarı sürüklediler.

Endişe dolu gözlerle içeri bakan kraliçe Adelaya bir şey demeden diğerleri çıkınca kapıyı kapatarak kilitledim.

"Cidden bu kadar uğraşı neden veriyorum?" kendi yaptıklarıma anlam veremeyerek hızla sırtı bana dönük olan Ethana yaklaştım.

Baş ucundaki küçük masadan hekimin eşyalarından en keskin olanı alıp Ethanın avucuna sakat kalmayacağı bir derinlikte kesik açtım hızlı hareket etmeye çalışarak kendi avucumada aynı kesiği açtım ve akan kan yere damlamadan önce hızla ellerimizi birleştirdim.

Ethan ölecekti.. Yaşaması için mucize gerekiyordu ve aklıma gelen tek şey buydu.

Kanımı ona verecektim eğer kanımı taşırsa onun için kopardığım otlar işe yarardı ve yarası hiç var olmamış gibi kaybolurdu.

Elden ele kan karıştırmak ise tamamen şans işiydi. Kan uyuşmazlığı yüzünden bir sürü asker kaybetmiştik daha önce.

Ancak risk almak kaybetmekten daha az acıtırdı canımı.
Tüm bu yaptıklarım Ethanın kalbinden çok kendi kalbim içindi ama bunu kabullenmek şu an yapacağım son şeydi..

Bir süre tek elle ezebildiğim kadar ezdim otları ve Ethanın sırtındaki yaraya sürmeye başladım. Ben sürdükçe kasılan sırtı otların etkisi gösteriyordu.

Sırtına sürdüğüm otlar yavaşça yanmaya başlarken kulağımı acı dolu bir haykırış doldurdu. Bu Ethanın çığlığıydı.

Elime kenetlediğim eli avucumu sıkarken gözü kapalı bir şekilde çığlığı odayı doldurdu sonrasında doğrulamış bedeni bir ceset gibi tekrar kendini yatağa bıraktı.

Gittikçe kanımın çekildiğini ve göz kapaklarımın ağırlaştığını hissederken kapı zorlama sesleri ve uğultulu seslenişler kulağıma doldu önce sonra Ethanın yüzü bulanıklaştı ve kendimi daha fazla ayakta tutamayacağımı anladım..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.