Bölüm 32: Savaşçı Ruhun Tohumları
Önceki bölümü okumayanlar lütfen önceki bölüme dönsün. Ufak bir karışıklık vardı ancak düzelttim. Neyse sizi daha çok bekletmeden bölüme bırakıyorum.
Keyifli okumalar..
Sırtıma koyulan palto ile sonunda bir sıcaklık hissederken bu kişinin annem yani Kraliçe Fiona olmasını beklemiyordum.
"Kendi töreninden kaçmak nasıl bir fikir ki burada durmuş dalgın gözlerle kahve içiyorsun."
"Peki siz? Gerçekleşmesini istediğiniz tören gerçekleşirken neden Hareminizle beraber bunun tadını çıkarmıyorsunuz?" dediğimde dudağının sağ tarafı yukarı kıvrıldı.
"Konuyu babana getirme. Ben bir kraliçeyim elbette istediğimi yapabilecek ve kimseye hesap vermeyecek bir konumdayım. Ne oldu? Çok sevgili Aresin vücudundaki yaralara sebep olan Ethanla aynı kişi olunca öfkeni benden mi çıkartacaksın?" dediğinde artık sabrım taşıyordu... Bardağı yere atıp parçalara ayrılmasına sebep olurken tek kaşımı kaldırdım.
"Biliyor muydun?" dediğimde alayla gözleri kısıldı.
"Sence biliyor olsaydım şu an nefes alabilir miydi?" dediğinde bir şey demedim.
"Sen kabul etsen de etmesen de seni ben yetiştirdim. Savaşçı ruhunun tohumlarını kalbine ben bıraktım her gün inancını ve nefretini özenle suladım yeşermesini bekledim ve sen beni şaşırtarak o fidanın filizlenişini, kalbinin derinliklerine doğru güçlü kökler oluşturmasını sen sağladın. Özetlemek gerekirse sen birini sevemezsin, sen kimseye aşık olamazsın bunu unutmaya unutturmaya çalışacaklar ama sen günden güne haklı olduğumu göreceksin. İçten içe savaş alanlarında olmayı özleyeceksin. Her insan farklıdır Valentina, bazıları savaşarak gücünü korur bazıları ise vicdanını bahane ederek geriye çekilir gelip geçici duygularla kendini oyalar ve gerçeklerden kaçar. Ama sen kaçamazsın iki gün aşkla baktığın biri ertesi gün halkını korumak adına öldürmen için bir hedefe dönüşür. Sen ne yaparsan yap yolun sonunda bu kılıç," diyerek kılıcımı çevik bir hareketle kınından çıkarıp boynuma yasladı sonra ise kalbimin üstüne getirdi..
"Ya Ethan'ın boğazından ya da kalbinden geçecek onun kanı bu kılıcın üzerine bulaşıp parmaklarına doğru yol alacak ve sen Kraliçe Anastasian'ın mirasçısı aynı zamanda hüzünlü aşk hikayesiyle tanınan bir kraliçe olarak tarihe geçeceksin." diyerek acımasızca gülümsediğinde bir şey demedim. Eğilerek kırık parçalardan birini aldım ve sol elimle kavrayıp boynuna doğru yaklaştırdım. Dışarıdan biri elimdeki parçayı göremezdi ama ben ve kraliçe elimdeki kırık parçayı görebiliyorduk. Ona yaklaşıp boşta kalan elimle kılıcımı elinden aldım ve kınına koyup kırık parçayı iyice boynuna dayayarak kulağına fısıldadım.
"Sana önce Ethan sonra sen demiştim değil mi? Aynı bu küçük parça gibi kimsenin göremeyeceği bir şekilde sona erdireceğim hayatını. Sonra herkes yaşlılıktan ölen kraliçenin gerçekte ki kişiliğini öğrenecek tüm tarihçiler bunları anlatacak ve sen kraliyet tarihimizdeki en kötü kraliçe olarak adını tarihe kazıyacaksın. Sonrasında o çok elde etmek istediğin güç benim seçtiğim birinin ellerinin arasına altın tepsiyle bırakılacak ve sen benle Ethanı yalnız bırakmamak adına bu dünyadan kaybolacaksın.." aynı onun gibi gülümseyerek parçayı çimenlere fırlattığımda fark etmeden sıkmış olmalıydım ki parmaklarım çizilmiş ve kanamaya başlamıştı.
"Kardeşlerini sonsuza kadar saklayabileceğini düşünme sakın!" bem arkamı dönmüş uzaklaşırken gergin sesiyle söylediklerine gülümsedim.
"Onları bulabilmek için yaşıyor olman lazım sevgili anneciğim." kanlı elimle ona el salladım ve tekrardan adımlarımı mutfağa açılan kapıya çevirdim.
"Majesteleri eliniz.." herkes şaşkınca elimden yere damlayan kanlara bakarken gözlerim Leilayı arıyordu.
"Az önceki hizmetli nerede?" dediğimde elinde bardakla gelen Leila kahveyi yapmış ve uzatmıştı.
Aldığım ilk yudumla gerçekten de az önce yarım bırakmak zorunda kaldığım kahvenin aynısını yaptığını fark etmiştim.
"Git ve hazırlan baş hizmetlim olarak benimle geleceksin." dediğimde bir şey demeden eğildi. Üzerimdeki paltoyla elimdeki kanı temizleyip yavaşlaması için baskı uyguladım ve nihayet kanama durunca paltoyu atmaları için bir hizmetliye verip hızla salona doğru ilerledim.
Kraliçe Adela ve ailesi tahtlarına oturmuş sohbet eder iken Emilla ile Ethan onlardan fazlasıyla uzakta içkilerin yanında duruyorlardı Emilla bir şeyler anlatıyorken Ethan ise onu dinliyordu. Eğer Ares olsaydı sinirlenir belki de kıskanırdım ama artık Ethandı ve ben de onun için Rozaydım.
Almira ise keskin bakışları ile tahtına oturmuşken beni görünce kaşlarını çatarak yerinden kalkıp yanıma doğru ilerlemeye başlamıştı.
"Kardeşlerini sence gerçekten de bulamayacak mı?" demek artık o da fark etmişti burda olmadıklarını.
"Sence Kraliçe bulabilecek olsa onları saklar mıydım?"
"Neden bunu daha önce yapmadın ki?"
"Önceden onları gönderebileceğim bir yer yoktu. Artık var.."
"Emilla Ethanın yanından ayrılmıyor. Ona bu yüzden zarar vermezsin sanırım." dediğinde güldüm onun da tek derdi kardeşleriydi.
"Emillaya sıra gelmez. Ayrıca onu Ethana yaklaştırmak istemeyen emin ol ki sen olacaksın." dediğimde kaşlarını çattı.
"Denemediğimi mi sanıyorsun?"
"Ne yani pes mi ettin? Almira, kardeşini korumak istediğinin farkındayım neden benim yaptığımı yapmıyorsun?" dediğimde gözlerini büyük bir kararlılıkla bana çevirdi.
"Büyük bir savaşın geldiğinin farkında iken onu benden uzaklaştırırsam onu kim koruyacak?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Sana yük olacak farkında değil misin?" dediğimde kaşlarını çattı.
"O yüzden mi gönderdin kardeşlerini?" dediğinde sinirlenmedim çünkü hiçbir şey bildiği yoktu.
"Benim ölümümü en son duyan kişiler olmaları için gönderdim. Ben az önce bu salonun ortasında bağlılık yemini değil ölüm fermanımı tescilledim." dediğimde gözündeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak derin bir nefes aldı.
"O zaman kalan hayatında mutlu olmanı dilerim." diyerek uzaklaştığında bir süre arkasından baktım.
Sahiden ne zaman mutlu olacaktım?
Dalgın gözlerim bana yaklaşan Ethana değdiğinde adımlarımı ondan uzaklaşmak adına tahtıma çevirdim. Bugün bu törenin bitmesi için bu taht bir kaçıştı..