Bölüm 31: Kahve
Merhaba bölümler yanlış tarihte yayına girdiğinden dolayı çok üzgünüm..
Şimdi sizi önceden paylaşılmış olması gereken bölüme bırakıyorum iyi okumalar..
Gördüğüm yüzle kendime gelemezken duvak ayağıma düşünce irkildim.
"Ares.."
"Maria.."
Fısıltılarımız birbirine karışırken kanlanmış gözleri tüm yüzümü inceledi bense onun zayıflayan ve çöken yüzüne bakmıştım bir süre..
Nasıl bu hale gelmiştik biz?
En nefret ettiğimiz kişi nasıl aynı zamanda hoşlandığımız belki de sevdiğimiz kişi olabilirdi.
Kokusunu ve sesini tanımamış olmanın verdiği acı şaşkınlığıma ağır basıyordu. Peki ya o? Beni hiç mi tanımadı?
"Beni benimle evlenmek için mi terk ettin?" dediğinde bir adım uzaklaştım ama o bir adım yakınlaştı.
"Hayır, yaşamaya devam etmen için.." fısıltı içinde çıkan sesimle yüzündeki ifadeye bakıyordum ama öfke ve hayal kırıklığı dışında bir şey göremiyordum.
"Ben sana o gün yalvardım!" diyerek bir adım daha yaklaşırken ben tekrar geriye doğru adım attım.
"Sana sordum! Eğer Ethanı öldürürsem beni sever misin diye sordum! Her şeyimi bir kenara atmıştım ama sen.." sinirlendikçe anlında çıkan damar yeniden belirmişti. Ben geriye gittikçe o üstüme geliyordu.
"Sen nefret ettiğin adama koştun evlenmek için. Beni hiç önemsemedin, kan kustuğum halde beni terk ettin. Biraz bile değer vermedin mi bana?" sona doğru sesi kısılırken bu sefer o durdu ben ona doğru ilerledim.
"Kan kusmanın sebebi benimle birlikte olmandı! Eğer Ethanla evlenmeyi kabul etmeseydim hem sen hem diğerleri ertesi güne kadar ölmüş olurdu! Anlıyor musun beni! Sana olan davranışlarımın sahte olduğunu düşünüyorsan zaten ne beni sevmişsindir ne de bana güvenmişsindir.." gerçekleri yüzüne vurduğumda kaşları çatıldı ve güzlerini yumdu sıkıca.
"Şimdi sen aşık olduğum uğruna Ethanı yani kendimi öldürebileceğim Maria ama aynı zamanda ölesiye nefret ettiğim General Roza ve hiç tanımadığım ama evlenmek zorunda bırakıldığım Valentina mısın?" dediğinde tekrar gözlerini açmıştı. Gözleri dolmuştu ama biliyordum ki oradan bir yaş düşmeyecekti çünkü biz ağlamayı daha öğrenmemiştik.
"Sen peki? İliklerime kadar nefret ettiğim General Ethan mısın? Yoksa yanındayken Güneşin geç doğmasını istediğim adam mı?" birbirimize olan öfkemizle o kadar yakın durmuştuk ki bunu bile şimdi yüzüme çarpan nefesiyle fark etmiştim.
Kapı açılmak için zorlanırken ikimiz de yerimizden kıpırdamıyor sadece gözlerimizi birbirimize kenetlemiş öylece duruyorduk.
Sonrasında Leonun sesini duyduk.
"Ethan! Aç şunu yoksa kıracağım!" sonrasında Emillanın sesini duyduk.
"Prenses Valentina, orda mısınız herkes sizi bekliyor." dediğinde derin bir nefes çekerek geri çekildim ve ayağıma düşmüş olan duvağı alıp kapıya yöneldim ama Aresin kolumu tutup geri çekerek beni öpmesiyle kapıya ulaşamadan yeniden onun karşısında olmuştum. Ellerim yanaklarına giderken o da yüzümü tutmuş kısa bir öpücük bırakmıştı. Birbirimizden ayrıldığımızda sıcak nefesi burnuma çarparken anlını anlıma yaslamış belimi sarmıştı bende boynuna sarılmış bir süre etraftaki her şeyi unutmuştum.
"Seni affetmedim ama seni özledim.." kısık sesi kapalı gözleri ile kulaklarıma ulaşırken parmak ucuma gelip başımı omzuna yasladım ve sıkıca sarıldım.
"Bende seni affetmedim ama özledim." diyerek sıkıca sarıldığımda o da belimden sıkıca sarılmıştı ve saçlarımı koklamasına izin vermiştim.
Ellerimi saçları arasından geçirip kasılmış bedeninin gevşemesine izin verdim.
"Sadece bir süre."
"Sadece bir süre.." birbirimizi onaylarken Ares ve Maria olmuştuk. Sadece bir süre için..
Biz sarılı bir şekilde iken yine Leonun sesi geldi.
"Majesteleri kapıyı kırabilirim." dediğinde
"Peki kırın." ona onay veren annemdi.
Hızla Ares den ayrıldığımda baş parmağı ile dudağımın kenarını sildi. Hizmetlilerin sürdüğü kiraz renkli boya dağılmış olmalıydı.
Eğer biraz daha bu şekilde kalırsak herkes anlardı bu yüzden onun kanlanmış gözlerine bakmamaya çalışarak kapıya doğru ilerledim ve kapıyı açtım.
Kapıya omuz atmaya çalışan Leon kapıyı açmamla bana çarpmıştı. Yüzümü ilk defa gördüğünden Leon kısa bir şokla geri çekilirken ağzı açık kalmış bir şekilde bana bakıyordu. Almira Leonu kolundan çekerek alırken Emilla çoktan odaya damlamıştı. Kraliçe Fiona çatık kaşları ile yüzümü incelediğinde sorarcasına baktı.
"Duvak nerde?" az önce elimdeydi diyecek iken arkamdaki Ethan yani Ares duvağı uzatınca ona bakmamaya çalışarak aldım.
"Bir okla saldırıya uğradım bu yüzden düştü sanırım." dediğimde kılıcıma döndü bakışları.
"Kılıcı kınına ters koyacak kadar şaşırmış olmalısınız bu saldırıya.." dediğinde hızla kılıcı kınından çıkarıp düzgün bir şekilde tekrar kınına taktım ve duvağı onun eline verdim.
"Majesteleri duvağı merak etmiştiniz." diyerek bırakıp giderken Aresin Ethan olması gerçeği ile kalbim çok hızlı atıyordu ve ne yapacağımı bilemez bir halde heyecandan titreyen dizlerimle salona doğru ilerledim. Kral Harold ve Kraliçe Adela beni gördüğünde şaşıran tek kişi Kral Harold olmuştu ancak Kraliçe Adela anlayışla gülümseyerek yanıma geldi ve omzumu sıvazladı.
"Siz nerden biliyordunuz?" dediğimde kibar sesiyle fısıldadı.
"Bir prenses veya Kraliçe kimliğini saklayabilir ama bakışlarıyla duruşu onu açık eder. İleride daha fazla insan tanıdığında anlayacaksındır ne dediğimi." dediğinde gözlerimdeki şaşkınlığı gizleyerek bana olan güven ve sevgisini anlayamazken bunu sormak için ağzımı açmıştım ki Kral Harold ve Ethan yanımıza gelmişti.
"Demek Leydi Maria aslında köstebekmiş." diyen Kral Harold ile çenemi sıkıyordum. Eğer fevri hareket edersem kötü bir sonuca ulaşırdım. Ardından elindeki duvak kaybolmuş bir şekilde Kraliçe Fiona geldi yanımıza.
"İthamlarınız fazlasıyla ciddi ancak hatırlatmak isterim ki oğlunuz Prens Leon çaresizce evlenmek için kızımı aramış ve Prenses Valentinayı zorla krallığınıza götürmüştür. Uzun bir süre ayrı bırakıldık. Takdir edersiniz ki bu da bir suç." dediğinde Kral Harold çatık kaşlarıyla yanımıza gelen Leona baktığında aynı siniri Ethan da aşıyor ve kaşlarını çatarak Leona bakıyordu.
"Peki siz kızınızla evlenmek istediğimi bilmenize rağmen Prenses Almira ile evlenmemi nasıl planlayabildiniz?" diyen Leon ile sabır dilercesine gözlerimi tavana diktim.
Kraliçe Fiona kıkırdadı.
"Abinizin önünde abinizin eşiyle evlenemediğiniz için bir kraliçeye hesap soracak kadar aptal cesareti taşıyorsunuz.. Uzun zaman sonra bu kadar komik bir sahneye şahit oluyorum gülüşümü mazur görün." diyerek resmen kahkaha attığında ben de diğerleri gibi ilk defa görüyordum gülüşünü.
Sinirden kızaran Kral Harold oğlu Leonu alarak yanımızdan uzaklaşırken Kraliçe Adela tüm zarafetiyle Kraliçe Fiona'nın koluna girerek buradan uzaklaşmıştı ve ben Ethan ile baş başa kalmış olmanın gerginliğiyle etrafa bakınıyordum..
Üstelik ona nasıl seslenmem gerektiğinden de emin değildim..
Düşüncelerim darmadağın olduğundan onun yanında durmak yerine salonun en uç köşesine ilerledim küçük adımlarla.
Yüzüne bakmadan gittiğim için peşimden geleceğini düşünmüyordum.
Dolu masaların, dans edenlerin ve ayakta dolaşanların arasından sıyrıldığımda nihayet mutfak kısmına gelmiştim.
"Majesteleri.." herkes şaşkınlıkla eğilirken etrafta göz gezdirmeye başladım.
Kulplu ve oldukça özel bir tasarım bardağın içerisindeki dumanından sıcak olduğu belli olan kahverengi sıvıyı gördüğümde tek kaşımı kaldırdım.
"Bu nedir?" dediğimde yaşlı bir kadın kırışık yüzüyle gülümsedi.
"Bu yeni bulunan bir içecek. Bizde diğer krallıklardan aldık. Yeşil bir bitkiden üretiliyor, keskin bir koku ve acı bir tada sahip ancak bir çok yabancı krallık bunu yorgunluğu girmek için içiyor."
"Adı nedir?" diyerek bardağın kulpunu parmaklarımla sarıp kokusunu anlayabilmek için bardağa yakınlaştım.
"Kahve adını vermişler. Ancak bardaktaki miktar diğer krallıkların kullandığı ölçüden daha fazla. Prenses Ellen kahve hakkında bilgi edinmemizi ve bu tadı geliştirmemizi söylediğinden deneme yapıyorduk. İlk tadımı siz yaparsanız memnun oluruz majesteleri." diyen yaşlı kadın gülümseyerek bana baktığında güzel bir kokuya sahip olan kahveden küçük bir yudum aldım önce.
Karışık düşüncelerim keskin bir tat ile bölünürken lezzetli olmasına şaşırarak bir yudum daha aldım. Gerçekten güzel ve acı bir tadı vardı. Arkasında bıraktığı his iyi hissettirirken bardağı bırakmadan yaşlı kadına döndüm.
"Siz de benimle diğer krallığa geliyorsunuz. Bundan sonra her gün aynı bu tada sahip kahvemden siz sorumlu olacaksınız bu yüzden gün sonuna kadar hazırlanmış olun." kadın büyük bir şaşkınlıkla bana bakarken hızla eğildi.
"Majesteleri gördüğünüz üzere başka bir yerde hayatta kalabilmek için yaşlıyım. İzninizle size baş yardımcım Leila eşlik edebilir mi?" dediğinde gerçekten de yaşlı görünüyordu ya bir gün kahvemi yaparken ölürse?
"Peki, Leila lütfen bir bardak kahve yapıp bana getir." dediğimde bir adım öne çıkan iki taraftan örgülü sarı saçlı kız hızla başını eğerek onayladı.
Elimdeki kahve ile sıcak mutfaktan malzeme giriş çıkışının sağlandığı bahçeye açılan kapıya doğru ilerledim.
İçeride benim evlilik törenim vardı ancak ben evlilik yapmak zorunda bırakıldığım Ethanı değil Aresi seviyordum.
Soğuk hava ince bir kumaşa sahip olan elbise yüzünden içime işlemişti. Yeni biçilmiş çimenlerin kokusuna yağmurdan sonra oluşan toprak kokusu karışırken biraz olsun ne yapmam gerektiğini düşünüyordum.
Ben Ethanı öldürmek Aresi yaşatmak istiyordum. Ne yapacaktım?
Ya ona olan his sadece özlem ise ve gerçekten sevmiyorsam? Eğer bu doğruysa ileride onu öldürmediğim için pişman olacaktım.
Peki ya onu seviyorsam ve değerini onu öldürdükten sonra anlarsam? Yeniden pişman olacaktım. Hislerimi anlayabilmenin bir yolu olmalıydı. Şu an terazinin bir kolunda emin olmadığım hisler diğer kolunda General Rozaya ait sembolü taşıyan kılıç vardı.. Hangisi daha ağırdı?
Günün sonunda bir seçim yapmam gerekiyordu ve ben eski General Roza olmayı mı yoksa hislerine göre devam bir prenses olmayı mı seçecektim?
Her şeye rağmen kılıcımı taşımadan kendim gibi hissetmiyordum ve terazinin ağır basan kısmı belli gibiydi...