İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 25 · 6 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 25

Kendin Olmanın Büyüsü

Bölüm 24: Kendin Olmanın Büyüsü

"Roza.." omzuma dokunan Ellen ile uyandığımda gülümseyerek bana bakan Carrol ve Ellenı görmeyi beklemiyordum.

"Akşam yemeği yiyeceğiz uzun bir aradan sonra. Sende yoldan geldikten sonra bir şey yemedin." Carrol ilk gördüğüm zamana göre daha iyi görünüyordu.

"Majesteleriyle beraber yemek yemeyi istediğimi sanmıyorum." ikisi de yanıma oturup beni ikna edebilen bakışlarını attı.

"Sadece üçümüz yesek olmaz mı?" dedim bir umutla..

"Ne olursa olsun annemiz.. Sende biliyorsun.." diyen Ellen ile derin bir nefes verdim.

"Pekala."

"Bence bu pembe elbiseyi giy." Carrol'un elindeki kabarık taşlı pembenin birçok tonunu taşıyan elbise ile hemen Ellen'a döndüm.

"Annemiz olabilir ancak aramızdaki buzlar erimiş değil." diyerek gülümsedi bir elinde siyah düz ama saten uzun bir elbise vardı diğer elinde de kırmızı ve yine parlayan bir kumaşa sahip elbiseyi tutuyordu.

"Siyah olanı tercih edeceğim." diyerek elinden aldım.

Lavaboda üzerimi değiştirirken fark etmiştim elbisenin detaylarını. Omuzlarımı açık bırakan sade bir elbise çok kabarık olmayan, belimi saran elbise aynı diğerleri gibi belden sonra kabarıyordu. Üstelik elbisenin darlığından dolayı altına korse giyememiştim. Tekrar odaya döndüm.

"Prenses Roza, sizi dansa kaldırabilir miyim?" gülerek önümde reverans yapan Ellen aynı zamanda Carrol'un da dudaklarını kapatarak gülmesine sebep olmuştu.

"Bilerek bunu seçtin değil mi?" dediğimde göz kırptı Ellen.

"Annem korsesiz bir prenses hayal etmekte zorlanıyordu. Biz de hayal etmesine yardımcı olalım istedim kötü mü yaptım?" masumca soru sorarken elinde iki beyaz taşlı ve normal bir korseden daha süslü olan korselerle önümde durdu.

"Ellen, yoldan yeni geldim. Tartışmaya girebilecek enerjim olduğundan şüpheliyim." dediğimde beni umursamadan korseyi bağlamaya başlamıştı bile.

"Yalnız olmayacaksın bende böyle giyeceğim." dediğinde olumsuz bir şekilde başımı salladım.

Annem her zaman bir prensesin korsesinin elbisenin altında olması gerektiğini ve giydiği elbiselerin koyu renkli kabarık olması gerektiğini söylerdi. Daha önce Ellen ile bir sürü korseyi taşlarla süslemiş bazılarına nakış işlemiş ve böyle yemeklerde elbisenin üstüne giymiştik, hem onun sinirleriyle oynardık hem de tenimiz tahriş olmazdı. Carrol'u bu tür şeylere karıştırmazdık. O her zaman ailenin beyaz tenli, sarışın, renkli gözlü kibar ve pembe elbiseli kızı olmuştu. Bu onun bilerek yaptığı bir şey değildi.

Ben de Ellen'ın korsesini bağlarken Carrol arkama geçmiş bana inci kolyesini ve küpelerini takıyordu.

"Bunu özlemişim." dedi Ellen önümde gülümserken.

"Bende." dedi Carrol kolyeyi boynuma takarken.

"Bende." dedim onlara katılarak.

Beraber yaptığımız her şeyi özlemiştim ama Ares aklımdaki ve kalbimdeki yerini terk etmeyi ısrarla reddediyordu.

"Hadi gidelim artık." diyen ben olmuştum. Bu yemeği en hızlı şekilde bitirip odama dönmek istiyordum.

"Daha yaranı anlatmadın." diyen Carrol ile Ellen bize dönmüştü. Omzum açıkta kaldığından sargı görünüyordu.

"Önemli bir şey değil merak etmeyin." diyerek odadan çıktığımda saçlarımı sargının üstüne attım.

Arkamdan gelen Carrol pembe elbisenin eteklerini tutarken, altın sarısı dar elbisesinin üzerine giydiği siyah korsesiyle beraber Ellen da onunla beraber geliyordu.

Yemek salonunun önüne geldiğimizde şövalyeler eğilip kapıyı açmışlardı. Kraliçe Fiona, masanın başındaki sade ama taşların eksik olmadığı büyük koltuğunda oturmuş bize bakıyordu.

Üçümüz de reverans yaparken gülümseyen suratı ben ve Ellen'a değince kaşları çatıldı. Kraliçe izin vermeden üçümüzde yerimize geçmiştik. Kraliçenin en yakınındaki koltuk Valentinaya aitti ama elbette daha önce aramıza katılmadı. Valentina'nın karşısı benim, yanımda Ellen onun karşısında da Carrol otururdu. Daha önce Emilla ve Almira ile yemek yemediğimden onların nerde oturduğunu bilmiyordum.

"Carrol, gerçek bir prensessin. Güzelliğine hayran olmayacak biri olduğunu düşünmüyorum." Majestelerinin söylediği şeye Carrol kibarca teşekkür etmişti ancak mutlu olduğunu ve utandığını yanaklarının kızarmasından anlayabiliyorduk.

Eğer beni tehdit ettiği şey Carrol'un hayatı olmasaydı belki ben de inanırdım bu iltifata. Elimde sıktığım çatalı masaya bıraktım tekrar. Yemek yiyebileceğimi sanmıyorum.

"Aslında bugün size söylememiz gereken bir şey var. Yarın ki balo da Roza'nın en yakınları olarak şaşırmamanız gerek." kraliçenin söylediği şey ile hepimiz ona dönmüştük.

Bunu yapmazdı değil mi? Bana sorma gereği bile duymadan..

"Ablanız Roza'nın tam adı Valentina Roza. Veliaht prenses ile general aynı kişi." dediğinde sinirlerime hakim olmaya çalışarak ayağımı sallıyordum.

Ellen ve Carrol şaşkınlıkla bana bakarken bir cevap bekledikleri yüzlerinden belliydi.

"General ve Veliaht prenses benim. Ancak bunu daha sonra konuşalım, lütfen." henüz şaşkınlıkları geçmediği için ikisi de bir şey demeden bana bakıyordu.

"Majesteleri, Prens Ethan ile olan evliliğimden neden en son benim haberim oluyor? Her iki krallıkta da kutlamalar yapılacağından? Yanlış hatırlamıyorsam evlenen kişi benim." diyerek sinirle tek kaşımı kaldırdığımda eliyle dudaklarını örterek güldü.

"Evliliğini bu kadar çabuk benimseyeceğini düşünemediğimden bu küçük ayrıntıları ayarlamak bana kalmıştı." dediğinde yerimden kalktım. Masada otururken sinirle kavradığım bıçak da elimde kalmıştı. Yüzüne yaklaştım.

"Düşündüğünüzden daha çok şeyi benimseyebilirim." dediğimde gülümsedi, sinir bozucu bir şekilde.

"Her Veliaht Prenses gibi sende Kraliyet ailesi için yararı olan bir evlilik yapacaktın zaten. Üstelik merak etme orada yaşarken de bizim kurallarımızla yaşayacaksın eğer istersen Aresi ikinci eşin olarak kabul edebilirler." dediğinde sınırı aşmıştı. Keskin olmayan bıçağı sertçe masaya sapladığımda bazı tabaklar yere düşüp kırılırken masa sallanmıştı bu ses rahatsız ediciydi.

"Ağzınıza alamayacağınız kelimeleri bu sıralar fazlasıyla kullanıyorsunuz." dediğimde gülümsedi.

"Ne yaparsınız General Roza? Annenizi, Kraliçenizi mi öldürürsünüz?" alay edercesine söylediği şeye gülümsedim olabildiğince geniş bir şekilde.

"Canımı sıkarsanız kalbinizi elinize veririm majesteleri. İnanın daha önce yapmadığım bir şey değil." dediğimde yüzü dondu. Buna cesaret edebileceğimi daha yeni anlamış olmalıydı.

Saçlarından bir tutamı elime alıp parmaklarımın arasında ezerken tekrar gülümseyerek konuştum.

"Beni siz yetiştirdiniz. Bu yüzden beni tanıdığınıza inanıyorum majesteleri. Eğer değer verdiğim herhangi birini incitirseniz... Devamını sizin hayal gücünüze bırakıyorum." masadaki kırmızı mendille ellerimi silip gülümsedim ve sandalyemi yerine bıraktım.

"Size afiyet olsun." bu kadardı.. Rozanın yeniden beni ele geçirmesi bu kadardı işte..

Yemek salonundan çıkmış odama ilerlerken yönümü değiştirdim. Sarayın bahçesine çıkıp derin bir nefes verdiğimde biraz olsun daha iyi hissediyordum.

Küpelerimden kurtulup ayakkabılarımla beraber yere bıraktığımda çıplak ayaklarımla nemli çimenlere basmak fazlasıyla rahat hissettirdi.

Çam kokusunun geldiği yere hızlı adımlarla ilerlerken Valentina Roza olmanın verdiği heyecan vardı içimde. Belki de neden kendini gizlemek zorunda olduğunu anlayamayan Valentina seviniyordu şu an. Bilmiyorum..

Daha önce hiç kendim olmamıştım ki ben.. Valentina Roza..

İçimdeki heyecan gülme isteği getirirken gözlerimin dolduğunu hissettim. Tanrı aşkına bana neler oluyordu şu an? Belki de delirmiştim..

Hızlı adımlarımı bırakıp koşmak istiyordum, yaptım da. Boynumdaki tasma gibi olan inci kolyeyi de çıkarıp yere attığımda daha özgür gibiydim. İnciler tek tek yere çarpıp yuvarlanırken onları geride bırakttım..

Koşmanın prenseslere uymadığını söyleyen, şık giyinmem için zorlayan, birilerini öldürmemi isteyen, isteklerimi ve davranışlarımı eleştiren biri yoktu sadece bendim işte..

Bu gece Valentina Roza olduğum ilk geceydi..

İçimde aniden biriken enerji koşmamı dans etmemi rüzgarın hissettirdiği özgürlüğü tekrar hatırlamamı istiyordu. Yaptım.

Uzun bir süre koştum, yorulunca durup çocukken zorla aldığım derslerden öğrendiğim hareketleri yaparak kendi kendime dans ettim.

Delilik miydi? Değildi.. Tamamen özgürlük müydü? Değildi.. Sadece kendim olabildiğim bir zamandı ve bunu sonuna kadar kullanmak istiyordum.

Bale benim sevdiğim bir şey değildi çünkü annem severdi ve önceden onunla aynı şeyleri seversem onun gibi olurum diye korkar ne istese ne yapsa tersini yapardım.

Şimdiyse kendi rızamla öğrendiğim hareketleri yapıyor. Kendi etrafımda dönüyor, koşuyor bazense öylesine zıplayarak rastgele hareketler yapıyordum. Üstelik bildiğim bir ormanda olmanın rahatlığını da taşıyordum üzerimde.

Başım dönmeye başlarken kendimi nemli çimlerin üzerine bıraktım bir kolumu başımın altına koyup yıldızların keyfini çıkardım bir süre.

"Pekala bu manzara ile bir kadeh fena olmazdı.."

Parlaklığı ile Ay bugün normalden daha güzeldi sanki..

"Hey! Ben geldim Scorpius krallığı!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.