Bölüm 23: Yalanımdın!
Annesine karşı koyamayan biri miydim ben? Annem olmasa hiç düşünmeden öldürürdüm o kadını ama annemdi işte..
Gözlerim dolarken sinirle mektubu parçaladım.
"Kahretsin!" istemediğim yönümü ortaya koyarak acımasız bir insan olmam gerekiyordu.
Gidecektim ama vedalaştıktan ve sevdiğim adamın benden nefret etmesini sağladıktan sonra.
Hızlı adımlarım sarayı bulurken General Roza olduğumu hissediyordum. Odama çıkıp hançerimi belime yerleştirdikten sonra Aresin odasına geçip beklemeye başladım. Uzun saatler sonra Ares kapıdan yorgunca içeri girdiğinde yanına ilerleyip o hala şaşkınken sıkıca sarıldım. Ne olduğunu anlamayarak sıkıca bana sarılıyordu.
"Leydim? İyi misin?" dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. Ayrıldığımızda son kez öptüm onu bir süre sonra artık benden nefret edecekti.
Ayrıldığımızda şaşkınlığını gizleyemiyordu ne ona bu kadar sarılmış ne de öpmüştüm. İlk ve sondu.
"Ares ben gidiyorum."
"Anlamadım."
"Gidiyorum işte neyini anlamadın?" işte başlıyorduk..
"Maria şaka yapıyorsun öyle değil mi?"
"Şaka yapıyor gibi mi duruyorum?" dediğimde elleriyle yüzümü tutup anlını anlıma yasladı.
"Sorun her ne ise senin için çözebilirim yapma bunu lütfen."
"Yapamazsın Ares! Ben bu anın geleceğini bildiğim için yaklaşmamıştım sana ama sen kendini o kadar çabuk sevdirdin ki nasıl yaptın bunu.." o da benim gibi olmalıydı ağlayamayanlardan.
"Maria, sevgilim, Güneşim. Ne olduğunu söylesen istediğin her şeyi yaparım."
"Ben evleneceğim Ares." dediğimde önce dondu bir süre sonra yavaş yavaş elleri düştü.
"Nasıl? Kiminle? Neden?" dediğinde sesi pürüzlü çıkıyordu artık.
"Senden önce hayatımda biri vardı ben seni kandırdım. Ben aslında berbat ve kötü biriyim." benden nefret etemesini sağlayacak ne varsa düşünmeden konuşuyordum.
"Yapmadın Maria." dedi gözlerini kapatırken.
"Yaptım! Şimdi de onunla evlenmek için dönmem gerekiyor."
"Yapmadın!" gözlerini açıp bağırdığında ilk defa yüksek ve sinirli ses tonunu duyuyordum.
"Özür dilerim sana bağırmamalıydım." diyerek yaklaştığında uzaklaştım. Bu adamın şu an beni öldürmesi falan gerekirken benden özür dilemesi de neydi?
"Sana Ethandan ne kadar nefret ettiğimi anlattığım zamanı hatırlıyorsun değil mi?" dediğimde dolu gözleriyle onayladı beni sonra ellerini ellerime sardı.
"Sen onun en yakınıyken seni sevebileceğimi düşündün mü Ares?" dediğimde bakın nasıl anlatılır bilmiyorum ama yüzündeki hayal kırıklığı, burukluk, üzüntü hepsi bir anda ortaya çıkmıştı. Parmaklarıma doladığı parmaklarını yavaşça çekmişti.
"Sen bu değilsin Maria."
"Ben bundan daha kötüsüyüm Ares." dediğimde dengesini kaybedip dizlerinin üzerine düşmüştü. Gözlerim ağlamamak için direniyordu. Üstelik nasıl ağlandığını bile bilmiyordum ki ben.
"Sen ilktin. Bu nasıl olabilir?" dediğinde gülümsedim sahte bir şekilde.
"Ares sen benim ilkim de sonum da değildin. Yalanımdın." dediğimde omuzları düşmüştü yüzünü anlık bir umutla kaldırdı tekrar.
"Eğer Ethan'ı öldürürsem beni sever misin?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Buna inanacağımı mı sanıyorsun?" sinirle söylediğim şeyden sonra yanından çekip gideceğimde elimden tutmuştu.
"Lütfen.." dedi pürüzlü sesiyle.
"Senden nefret ediyorum." seni çok seviyorum.
Kapıyı açıp çıkacağımda yere kan kusmaya başlamıştı. Annemin bahsettiği zehir bu olmalıydı. Kapıyı hızla kapatıp o kan kusarken onu yerden kaldırıp yatağına oturttum. Kustuğu kan azaldığında her yerini bezle temizleyip yatağına yatırdım.
Gözleri yavaşça kapanırken anlını öperek kalktım.
"Seni çok seviyorum." fısıltımdan sonra geriye kalan şey gitmek oluyordu.
Odadan çıktığımda seslere rağmen odaya gelmeyen herkes garip gelmişti. Aşağı inip bahçeye çıktığımda Lil bir atın önünde beni bekliyordu. Gideceğimi biliyordu ama nereye olduğunu değil.
"Lil bir şey soracağım. Neden ben ve Lord Aresin katında kimse yok?" dediğimde gülümseyerek başını eğdi.
"Lord Ares birkaç gün önce herkese emretti Güneş ışıkları saraya vurana dek sizin olduğunuz kata çıkmak yasak." dediğinde buruk bir gülümseme yer edindi yüzümde.
"Her şey için teşekkür ederim Lil."
"Hepsi görevimdi rica ederim Leydim. Ancak neden veda eder gibisiniz?"
"Veda değil başlangıç. Aresin odasına hekim gönder odasından sesler geliyordu." dediğimde telaşla onaylayıp saraya girmişti.
Hızla ata binip pelerinimi yüzümü kapatacak şekilde taktım ve atın en hızlı şekilde koşmasını sağladım.
At istediğim gibi hızlı ve sağlıklı görünüyordu. Rüzgar eskisi gibi üzerime eserken ne yapmam gerektiğini düşünüyordum.
Bir anlaşma yapıp Ethanın ölümüne karşılık Ellen, Ares ve Carrol ile burayı terk etmeyi teklif edebilirdim ancak kabul etmezdi..
Ne yapacaktım ben?
____________iki gün sonra
Ulaşmıştım özlediğim krallığa anacak eksik yanım bu özlemi unutturuyordu. Aklım tamamen Aresteydi ve bu işleri zorlaştırıyordu.
Atımdan inip sarayda göz gezdirirken eski anılarım bir bir doldu zihnime. Acı, çaba, hayal kırıklığı, endişe ve daha bir çok şey.. Her zaman ki gibi penceresinden dışarıyı izleyen majesteleriyle göz göze geldiğimde gülümsemişti.
Saraya girip ezbere bildiğim kapıyı şövalyelerin engelinden kaçınarak sertçe açtım.
"Carrolun ilacını ver." dediğimde güldü seslice.
"Anlaşılan sinirlenebildiğin tek kişi benim ha?" dediğinde gözlerim odada ilacı arıyordu. Masanın ortasındaki ilacı görmemle hızla alıp Carrolun odasına indim. Odaya girdiğimde fazlasıyla zayıflamış olan kardeşim büyük bir kovanın içerisine doğru kan kusuyordu.
Beni görünce şaşırırken gülümsedim ve hemen yanına oturdum. Elinde bezle içeri giren Ellen beni görünce şaşırırken yanıma koşarak sıkıca sarıldı.
"Sen ne zaman geldin?" sorusuna gülümseyerek cevap verirken ilacı Carrol'un içmesi için uzatmıştım. Neyseki içince nefesi düzene girmişti.
"Seni çok özledik." dediğinde gülümsedim.
"Bende sizi çok özledim ama döndüm." dediğimde gülümsediler.
Carrolun zayıflamış yüzü canımı acıtırken saçlarını okşayarak yatırdım onu.
"Günlerdir ilaç arıyoruz ancak bulamadık sen nasıl buldun?"
"Buldum bir şekilde sen orasını boş ver. Carrol neden bu kadar zayıfladı?"
"İlacı içemediği için yemek de yiyemiyordu. Üstelik çok kan kustu." dediğinde kendimi çok bencil hissetmiştim. Ben orada Ares ile mutluyken onlar burada neler çekmişlerdi.
Carrol'un kan kusması ilacı içtikten hemen sonra durmuştu işte bu yüzden bu ilaca çok ihtiyacı vardı.
Ellen sorular sorarken Carrol çoktan uykuya dalmıştı. Şimdiyse ben ve Ellen etrafı temizliyorduk.
"Hey, annem seni halkla tanıştırmak için yarın büyük bir davet verecek haberin var mı?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Aslında bakarsan sabah öğrendim her şeyi sen gelmeden hemen önce. Prens Ethan da yarın halkla tanıştırılacak aynı senin gibi. Sonrasında da evliliğiniz yapılacak." dediğinde gözlerimi devirdim.
"Yeniden gitmem gerekecek anlaşılan." dediğimde başıyla reddetti.
"Gideceksin ancak şartlar arasında her iki sarayda da düğün yapılması var." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Sahte bir evlilik için bu kadar şeye ihtiyaç var mıydı?" dediğimde güldü.
"Annemizi biliyorsun. Oyunu kurallarına göre oynar. Peki sen iyi olacak mısın? Seni neyle tehdit ediyor da söylediği her şeyi kabul ediyorsun Roza?" dediğinde gülümsedim. Etraf temizlenmişti şimdiyse oturmuştuk.
"Kendi ismimi kullanmayalı ne uzun zaman olmuş." dediğimde gülümsedi ve yan yana oturduğumuz yatakta sıkıca sarıldı.
"Biliyorsun, bir şey istersen hemen yaparım. Bu yüzden çekinme." dediğinde saçlarından öptüm kardeşimi.
"Farkındayım ama biliyorsun işte ben Rozayım." dediğimde derin bir iç çekip benden ayrıldı.
"Sen dinlen benim yarınki davet için yapmam gereken bir sürü şey var." dediğinde güldüm.
"Hiçbir şey değişmemiş ha? Baloları düzenleyen yine sensin." dediğimde göz kırpıp yanağımı sıktı.
"Bunu sadece böyle şeylerden anlayanlar yapabilir güzelim. İnsan öldürmekten daha zor." diyerek göz kırptığında arkamdaki yastığı ona fırlattım. Gülerek odadan çıktığında kapıyı kapatmış ve yastıktan kaçabilmişti.
Oda sessizliğe gömülürken yorgun bedenimi Carrol'un yanına bırakıp özlediğim kardeşime sarıldım bir süre. Yorgunluk beni uykuya hapsederken gözlerimin kapanmasına direnmedim.