İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 19 · 14 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 19

Bekleyen Güneş

Güneş çıkana kadar her şey karanlığa gömülüdür…

*******

Bölüm 18: Bekleyen Güneş

Beyaz elbisenin eteklerini serbest bırakıp sırtımı dikleştirdim. Az önce mahkemeye gelmiş hiçbir şey olmamış gibi normal bir şekilde reverans yapıp Kral ve Kraliçeye dönmüştüm. Annem Kraliçe Fiona'nın bakışlarına üstün bir çaba ile karşılık vermezken diğer herkesin bakışları altında dik durmaya çalışıyordum.

"Leydi Maria, neden burada bulunduğunuzun farkında olmalısınız."

"Elbette, majesteleri. Ancak sizde herkesin önünde, yaşadığım her şeyi anlattığımı biliyorsunuz."

Prens Leon kaşlarını çatmış Lord Ares'e gözlerini dikmişken Ares sıradan bir gün geçirmişçesine konuşan herkese ilgiyle bakıyor ancak soğuk ifadesini bozacak herhangi bir hareket yapmıyordu.

Kral ve iki kraliçe de aralarında konuşurken ayrıca yer yer kaşlarını çatarken bir sonuca varmış olmalılar ki üçü de sessizlikle yeniden bana döndü.

"Leydi Maria'nın bir iyilik yapmak isterken yanlış anlamalara kurban gitmesini istemeyiz. Üstelik Kraliçe Adela Leydi Maria'nın suçsuz olduğuna kefil olabileceğini söylediği için ve Leydi Maria'nın suçlu olduğuna dair kesin bir delil bulunmadığından suçsuz olduğuna karar verilmiştir."

Herkes Kralını eğilerek selamladığında bende aynısı yapıp herkes gibi Kralın ve Kraliçelerin çıkmasını bekledim.

Salonu boşalmaya başladığında ben de hızlıca çıkıp üstümdekilerden kurtulmak için odama doğru ilerleyecek iken beni kapının arkasına çeken Ares etrafı kontrol edip kapıyı kapattı. Kapı ve onun arasından çıkıp işaret parmağımı ona doğru salladım.

"Lord Ares, beni kolumdan çekmeyi bırakmalısınız zira yakında kullanacak bir eliniz olmaz." söylediğime tek kaşını kaldırırken aceleci tavrı ile konuşmaya başladı.

"Leydi Maria, sizinle konuşmamız gerektiğinin farkındasınız."

"Elbette, daha bana neler olduğunu açıklamanız gerek."

"Biliyorum. Bu yüzden gün doğmadan sarayın önünde olmanız gerek. Sizi oraya götürüp her şeyi açıklayacağım." başka bir şey sormak istemiyordum çünkü burada bulunursak her şey daha da berbatlaşırdı.

"Pekala gün doğumundan önce." dediğimde gülümsedi.

"Pekala gün doğumundan önce kapınız iki kere tıklatıldığında.." bir şeyler söylemek ister gibi gözleri kısılırken yüzüne yerleşmiş masum gülümsemesiyle bana bakıyordu. Ancak bir şey söyleyeceği yoktu. Kapıyı açıp dışarı çıktıktan sonra bu seferde Leonu görmemek için hızlıca odama ilerledim. Nihayet odama girip kapımı kilitledim ve üzerimdeki her şeyden kurtulup normale döndüm.

Sırada ne vardı?

Annem?

Kraliçe Adela?

Bir şey yapamayacak kadar yorgundum ancak yapmam gereken şeyler bana zaman tanımıyor olmalıydı ki kapının çalışı ile derin bir nefes verdim.

Kapı kilitli olduğundan kalkıp ben açmıştım kapıda duran Lil gülümseyerek içeriye girip kapıyı kapatırken tekrar yatağıma oturmuştum.

"Majesteleri sizi görmek istiyor." kaşlarımı çattım.

"Kraliçe Adela mı?" beni onayladığında derin bir nefes verdim. Anlaşılan bugün bitmeyecekti.

"Dur tahmin edeyim odasında çay içiyor öyle değil mi?" dediğimde gülümseyerek onayladı.

Lil arkamda bana eşlik ederken Kraliçenin odasına doğru ilerlemeye başlamıştım bile.

Kapının önündeki şövalyeler kapıyı açtığında içeri girip reverans yapmıştım ki karşımda Kraliçe ile çay içen Almira ve Emillayı gördüğümde şaşırmıştım.

"Sanırım henüz tanışmadınız. Çok sevdiğim Leydi Maria ile tanışmanızı isterim. Kendisi oldukça yetenekli ve kibardır."

Almira ayağa kalkıp gülümsedi ve oturmam için yanındaki sandalyeyi işaret etti. Gülümseyerek işaret ettiği yere oturdum.

Evet kardeşimle düşman krallığımızda tanışıyor ve vakit geçiriyordum ve evet bu trajikomik bir gerçekti, teşekkürler anne.

"Majesteleri sizden o kadar çok bahsetti ki sizi görmek istedik umarım rahatsız etmemişizdir." diyen Almira ile gülümsedim.

"Aksine buraya geldiğim için mutluyum. Ayrıca iltifatlarınız için teşekkür ederim majesteleri." Kraliçe Adela kibar bir şekilde gülümserken Emilla bana döndü.

"Prens Leon ile nişanınızın atılmış olmasına rağmen burada olmanız şaşırtıcı. Gerçi Lord Aresle de yakın görünüyordunuz. Kim bilir prens Ethanla da yakın olabilirsiniz." dediğinde ima ettiği şeylerin çirkinliği ile ona döndüm ancak kibar bir ifade takınmadan.

"Düşündüğünüz çirkin imaların hiçbiri doğru olmadığından düşündüğünüzden daha rahat bir şekilde burada kalıyorum. Üstelik duymamış olabilirsiniz ancak Majestelerinin yardımcısı olarak oturuyorum burada, majestelerinin isteği üzerine." diyerek son kısımda gülümsediğimde sinirini gergin gülüşünün arkasına saklayarak Kraliçe Adeleye döndü.

"Majesteleri umarım Prens Leon ve Prens Ethan hatta Lord Ares adlarının Leydi Maria ile anıldıklarını bilmiyorlardır. Zira üçünün de isteyeceği bir şey olduğunu düşünmüyorum." evet sabrımı denemek istiyordu ancak onun gibi davranmayacaktım.

"Merak etmeyin, halk Prens Leon ve güzeller güzeli nişanlısı Prenses Almirayı destekliyorlar ve sevgiyle bahsediyorlar. Ancak siz ve Prens Ethan'ın uygun olup olmadığını konuşmaya cesaret edemiyorlar, sizi kızdıracak bir fikire sahip olduklarından olabilir veya Lord Ares'in ilgisini elde etmeye çalıştığınızı herkes fark ettiğinden de olabilir. Bu yüzden kızgınlığınızı bana aktarmanızı anlıyorum." söylediklerim karşısında Almira bana düşünceli bir şekilde bakıyorken arkamda biri olduğunu cesaretimi de buna bağladığını düşündüğünü fark edebiliyordum aksi olsa kardeşiyle bu şekilde konuşmama izin vermezdi. Emilla ise kızgın bir ifade ile bana bakıyordu.. Ne diyebilirdim ki o başlatmıştı.

Majesteleri Emillaya dönüp konuşmaya başladığında hepimiz ona dönmüştük.

"Aslında bakarsınız bu söylentileri ben de duydum Prenses Emilla. Ancak oğullarım hakkında konuşma tarzınızı da beğenmediğimi belirtmeliyim." Prens Leonu kendi oğlu gibi koruması bu kadının ne kadar da iyi bir Kraliçe olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyordu. Asil duruşu, kibarlığı, sahiplenici kişiliği ve daha bir çok şeyi anneme benziyordu ancak tek fark bu kadın her şeyi gülümsemesinin arkasına saklarken annem sertliğini gizlemeden yapardı her şeyi.

"Majesteleri, oğlunuz ile evlenmemi istiyorsunuz ancak henüz kendisi ile tanışmış bile değilim." diyen Emilla ile Kraliçe küçümser gibi gülümsedi ve kafasını iki yana salladı.

"Yanlışınız var küçük prenses oğlumla evlenmenizi hiçbir zaman istemedim. Bu Majesteleri Harold'un isteğiydi. Ben sizinle değil, ablanız Veliaht Prenses Valentina ile ilgileniyorum." dediğinde ismimi bu ses tonu ile söylemesi yüzünden kanımın donduğunu hissetmiştim.

Emilla eliyle ağzını örtüp güldüğünde Almira onu uyaran bakışlarla susturmaya başladı.,

"Siz bizim bile tanımadığımız ablamızla oğlunuz Prens Ethanın evlenebileceğini mi düşünüyorsunuz?" sorusu ile Kraliçe gülümsedi.

"Neden olmasın? Birbirlerine benziyorlar ve bu onları uyumlu yapar." Almira merakla sordu.

"Affedersiniz, ancak bir soru sormak istiyorum. Merakımı mazur görün tam olarak hangi açıdan benzediklerini merak ediyorum majesteleri?" Almiranın sorusu ile Almiraya dönen Kraliçe gülümsemesini bozmadan cevapladı.

"İki saklı kimlik, iki hasta insan ve iki güçlü insan bir araya gelirse neler olur biliyor musunuz? Ya yok olurlar ya da birbirlerinden güç alarak en güçlü krallıklara sahip olurlar. Kraliçe Fiona'nın en büyük kızının çocukluk zamanında bile yetenekleri konuşulurdu, benim istediğim de güçlü bir prenses. Alınmayın Prenses Emilla ancak hala toysunuz. Penses Almira ve Veliaht Prenses Valentina ise gerek yetenekleri gerek güzellikleri ile ün salmış muhteşem iki Prensestir. Takdir edersiniz ki oğullarım için en iyisini isterim." dediğinde Emilla sinirden kırmızı rengini almıştı Almira ise ayağa kalkıp reverans yapmıştı.

"Beni ve ablamı övmeniz gerçekten mutluluk verici ancak kabul edersiniz ki Emilla da kardeşim ve onun adının lekelenmesini izleyemem. İzninizle.." diyerek Emillayı da alıp odadan çıktı. Onlar çıktığında Kraliçe memnuniyetle arkasına yaslandı.

"Prenses Almirayı bu şekilde yetiştirdiği için Kraliçe Fionayı tebrik etmeliyim." dediğinde daha fazla kafam karışmadan kalkmak istiyordum.

"İzninizle majesteleri." reverans yapmış odadan çıkarken tekrar konuşmuştu.

"Yakında tekrar görüşeceğiz Leydi Maria.." pekala ne demek istediğine dair hiçbir fikrim yoktu.

Odama geçip dinlenmek istediğimden hızlıca odama varmış kafamdaki düşünceleri kovarak uyumaya çalışmıştım.

___________

Yataktan kalktığımda hava kararmıştı ve etrafa büyük bir sessizlik hakimdi. Birbirine karışmış saçlarımı taradım ve örüp arkaya attığımda önüme düşen ufak telleri boş verip üzerimi değiştirmek için dolabı açtım. Her zaman giydiğim şeyleri giyip aynaya baktım.

Evet gayet normaldim ancak henüz burnumun üstünde başlayan ve yüzümün her yerinde hafifçe belirgin olan yer yer görünen çilleri kapatamamıştım. Annem çillerimi sevmezdi beni çok yumuşak ve güçsüz gösterdiğini söylediği için çillerimi kapatmadan odamdan dışarı çıktığım bir zaman olmazdı.

Aynaya yaklaşırken kapının tıklatılmasıyla yönümü değiştirdim. Bir elimle çillerimi kapatmaya çalışırken diğer elimle de kapıyı açtım yavaşça.

"Gitmemiz gerek birazdan gün doğacak." Ares kapının arasında olan yüzüme yaklaşıp konuşurken cevap vermem gerektiğini fark ettim.

"Bir dakika bekle." tam itiraz edeceğim sırada gelen ayak sesleri ile elimi tutup merdivenlere ilerlemişti ki aşağıdan gelen elleri dolu hizmetlileri görünce geldiğimiz yolu hızlıca dönüp odasına girdi ve beni de içeri çekti.

Her şey hızla olurken yakalanma korkusuyla kalbim fazlasıyla hızlı atıyordu. Kapıyı kapattığında ben yeniden kapı ile onun arasında kalırken kapıya yaklaşıp dışarıyı dinliyordu. Ancak kapı ile arasında ezildiğimin farkında bile değildi.

"Uzaklaş!" sessiz fısıltım planladığımdan bir tık yüksek çıkınca dışardaki adım sesleri durdu ve Ares elini zaten yüzümü kapatmış olduğum elimin üzerine koyarak ağzımı kapatmamı sağladı.

Adımlar bu odaya yaklaştıkça yakalanma ihtimalinden korktum. Üstelik Ares ile geç saatte yakın durmamızı bile her yere yayarlardı.

Sırtımın arkasında kapıya tıklatıldığında Aresin gözlerinde olan gözlerimi çektim ve stresle kapının ardındakinin gitmesini bekledim.

"Ah sanırım yanlış duydum. Lord Ares uyuyor olmalı. Of Lil garip sesler duymaya mı başladın bu sefer?" adım sesleri uzaklaştıkça rahatladım ve Aresin elini elimin üzerinden çekip konuştum.

"Lil bu saate uyanık mı?" dediğimde Ares küçük bir gülümsemeyle bana bakmaya devam etti.

"Sence önemli olan bu mu?" söylediği ile kaşlarımı çattım.

"İlk defa haklısın sanırım." ben konuşurken o fazlasıyla yakından eğilmiş yüzümü inceliyordu.

"Çilleri olan birini daha önce görmemiştim."

"Kapatıyorlardır da ondan." dediğimde şaşırdı ve sanki daha da yakın olması mümkünmüş gibi eğilip parmağını kaşımın üstündeki çillerde gezdirdi.

"Herkeste sende durduğu gibi duruyorsa gizlemeleri saçma." dediğinde elini tutup yüzümden çektim.

"İnsanlara yakın olmayı sevmiyorum uzaklaşır mısın?" söylediğimle bir adım geriledi ama ben asla rahat değildim.

"Sen çillerini neden kapatıyordun?" sorduğu soru aklının hala çillerimde olduğunu açıklıyordu.

"Fikirlerine önem verdiğim biri beni savunmasız gösterdiğini söylemişti. Bana yakışmadığını bir kusur olduğunu." cevabımla beraber kaşları çatıldı.

"Fikirlerimin senin için bir önemi var mı bilmiyorum ama çok güzeller. Eğer bu çiller bir kusursa gördüğüm en güzel kusurlar. Üstelik seni güçlü gösterenin yüzünün değil gözlerinin olduğunu fark etmemiş olmalı bunu söyleyen kişi. Maria, bencillik yapıp sadece benim görmemi isteyeceğim kadar güzel çillerin var."

Gülümseyerek söyledikleri benim için bir anlam ifade ediyor muydu bilmiyorum ancak ortam fazlasıyla garipleştiğinden kapı ile arasından çıkıp kapıyı açtım.

"Güneş doğacak, gecikiyoruz." kapıyı açıp çıktığımda o da arkamdan geliyordu.

Hızlı adımlarla saraydan çıkmış ve onun ayarladığı at arabasına binmiştim.

"Şimdi anlatman gerekenleri anlatabilirsin?" karşısında oturmuş ona bakarken anlatmasını bekliyordum.

"Bak, seni buraya getirmemin nedeni seni korumaktı."

"Kimden? Neden?" dediğimde derin bir nefes verip ellerini önünde birleştirdi ve asıl konuya girdi.

"Mahkemeden sonra Prens Leon beni durdurdu ve sizin birbirinizi karşılıklı sevdiğinizi üstelik kaçmak istediğinizi söyledi." cümlesini bitirdiğinde güldüğümü fark edip durmuştu. Ağzımı elimle kapatıp kendimi durdurmaya çalıştım.

"Pardon, devam et lütfen." gülümseyerek elimi dudaklarımın üstünden çekti elimi de bırakmayarak konuşmaya devam etti. Pekala, şimdilik elimi tutabilirdi sanırım..

"Seni beraber gittiğimiz kulübeye götürmemi ve oradaki haritayı sana verip saraya tek dönmemi söyledi." dinlediklerim iyice saçmalığa dönüyordu.

"Senin ondan hoşlanmadığını biliyordum yani sen söylemiştin. Bu yüzden saraydan çıkabilmemiz ve haritayı alabilmemiz için seni de yanımda götürdüm sonrasında olanları biliyorsun zaten." dediğinde başımla onayladım.

"Şu an kulübeye gitme nedenimiz ne?"

"Haritayı almak, Prens Leon peşime bir adam taktığından haritayı kulübeye bırakmıştım. Şimdi ise oraya gidip başka ipucu var mı diye bakmamız gerek. Senin peşini bırakacağını sanmıyorum."

Derin bir nefes verdim. Cidden bu Leonu başıma nasıl sardım da kurtulamıyorum?!

"Peşimi bırakacak ancak bugünden sonra o ve benim aramdaki şeylere karışma olur mu? Bu küçük bir şeyi büyütmek gibi oluyor."

"Sizin aranıza girmemem gerektiğini mi söylüyorsun?" elimi tutan eli yavaşça çekilirken bende elimi çektim.

"Evet. Bu benim kurtulmam gereken bir mesele ve buna başkalarını katmak sadece işi zorlaştırır." dediğimde başını yana çevirip dışarıya baktı.

"Haklısın başkaları işi zorlaştırır." dediğinde sinirle baktım.

"Hey! Şu anki ruh halin Lord Aresle konuşuyormuşum gibi hissettirmiyor." tekrar bana döndü bu sefer ama yüzü daha yakındı.

"Peki, Lord Aresle konuşmak nasıl hissettiriyor?" gülümsedi, demek ondan bahsetmem onu gülümsetebiliyormuş.

"Farklı, çoğunlukla da ciddi hissettiriyor." dediğimde başını eğip gülümsemesini saklamaya çalıştı ancak başarısızdı sonra tekrar başını kaldırıp baktığında gülümsüyordu yine.

"Konuştuğumuz şeyler ciddi olduğundan olsa gerek. Bu ciddiyet." sonra ona daha da yaklaştım.

"Peki, sen ne hissediyorsun? Yani Leydi Maria ile konuştuğunda?" gülümsedi, tekrar..

"Farklı, hep devam etmesini istiyorum konuştuklarımızın. Bu konuşma tarzın bana özel olsun istiyorum kimse göremesin güzelliğini, zekanı yani böyle hissediyorum. Bu tür şeylerde kendimi tanıma fırsatım olmadığından bencil olduğumu da seni gördükçe daha çok anlıyorum."

"Yani ilklerin benim diyebilir miyiz?" kaşlarımı kaldırarak sorduğum soruyu başıyla onayladı.

"İlk hislerim, ilk bencilliğimsin diyebiliriz." dediğinde araba birden durmuştu ve başımı onun göğsüne çarpmıştım.

"Üzgünüm! Yağmur yağdığından yerler çamur olmuş atlar gitmekte zorlanıyorlar." arabacının yanımıza gelip söylediğinden sonra arabacı yerine geri dönmüştü ve yavaş yavaş gidebileceğimizi söylemişti.

Yağmur yağdığını fark etmediğime inanamıyordum. Gözlerimi dışarıdan çekip Arese döndüğümde o da dışarıya bakıyordu.

"Geri dönüşte zorlanmayacak mıyız?" sorduğum soruyla onun da düşünceli olduğunu anlamıştım.

"Geri dönsek olmaz mı?" arabacıya dönerek sorduğum soruyla arabacı başını iki yana salladı.

"Gideceğimiz yere çok daha yakınız geri dönmeye kalkarsak çamura batabiliriz." aldığım olumsuz cevapla geri döndüm.

"Ne yapacağız? İkimizin birden kaybolmasını tesadüf diye geçiştireceklerini sanmıyorum." dediğimde omzunu silkti.

"Döndüğümüzde beraber olduğumuzu söyleriz." verdiği fikir sinirlendirirken derin bir nefes aldım.

"Sonra da dedikodulara izin vermiş olalım öyle mi?" dediğimde başıyla onayladı.

"Önemli olan bizim ne düşündüğümüz değil mi?" öyle ama senin annen Kraliçe Fiona değil.

"Bak söylediklerine katılıyorum ama bu şekilde düşünmesini istemediğim insanlar var. Bu yüzden beraber olduğumuzu söylemeyeceğiz." kaşlarını çattı surat ifadesi ciddileşirken arkasına yaslandı.

"Thomas mı?" dediğinde kaşlarımı çattım.

"Ares!" ani bağırışımla şaşırırken yüzünü ellerimin arasına aldım. O hala şaşkınken gözlerimi kapatıp sinirimi atmaya çalıştım. Toparlandığımda gözlerimi açıp fısıldadım.

"Farklısın tamam mı? Ama bana Thomas veya Leondan bahsedersen diğerlerinden bir farkın olmaz anlıyor musun? İnkar etmiyorum aramızda garip bir şey var ama ben bunu istemiyorum benim buna vaktim yok. Benim zorunluluklarım var Ares üstelik sen Ethan'nın en yakın arkadaşısın. Üzgünüm.." söylediklerime hala şaşkınca bakarken arabacı yanımıza gelip vardığımızı söylemişti.

Yağmur durmamış aksine artmışken onu arabada bırakıp koşarak kulübeye girdim.

Arabacı ve ben kulübe de iken Ares hala gelmemişti.

"Leydi Maria, benim arabanın kırılan tekerleğini tamir edip atlara yem vermem gerekiyor. Sizin bir şeye ihtiyacınız var mı?" dediğinde gülümsedim.

"Teşekkür ederim." diyerek asılmış olan pelerinlerden birini verdim yağmurda ıslanmaması için. Arabacı çıkarken küçük şömineyi yakmaya çalışıyordum.

Bir kaç odun ısınmamıza yetmezdi ama biraz ısınsak bile yeterdi. Ateş yandığında kapı sesi ile dönüp gelene bakmıştım. Aresti.

Bir şey demeden etrafa baktığında ben de sandığa yöneldim ve içinden haritayı çıkarıp incelemeye çalıştım.

Omzuma bırakılan örtü ile arkama döndüğümde Areste haritaya bakıyordu ama durgundu.

"Harita bizde olduğuna göre bu yolları kullanmayı istemeyecektir. Artık başka yolları bulup elememiz gerek." dediğinde onu onayladım.

"Varmak isteyeceği yeri değiştirmez. Bu yüzden diğer yolları bulmak basit olacaktır." dediğimde başıyla onayladı.

"Maria?" ilk defa ismimi kullanıyordu. Ona döndüğümde omuzlarımdan tuttu.

"Eğer Prens Ethan'ı tanımıyor olsaydım bir şansımız olur muydu?" dediğinde gülümsedim ve istemsizce yanağını okşadım küçük çocuk gibi davranıyordu bugün neyi vardı bu adamın?

"Eğer Prens Ethanı tanımıyor olsaydın bir şansımız olurdu Ares."

"Güneş doğana kadar bizim gecemiz olsa olmaz mı?"

"O nasıl olacak?" Onunla savaşmadan, atışmadan içimizden geldiği gibi zaman geçirmek.. İlk defa birinin yanında kendimi bu kadar iyi hissediyorum. Hafiflemiş gibiyim sanki aklımın bir köşesinde sakladığım şeyler benden izinsiz gün yüzüne çıkıyor gibi..

"Güneş doğana kadar bir kasabadaki Maria ve Ares çifti olacağız." dediğinde gülümsedim. Ares ve Maria çifti.. Kendi halinde içinden geldiği gibi davranabilen bir çift..

"Emin misin? Güneşin doğmasına az kaldı."

"Eminim." dediğinde gülümseyerek elini tuttum. Sanırım elini tuttuğumda verdiği güven hissine alışıyordum..

Elinden çekip ikimizi de yaktığım ateşin karşısına oturtup omzumda ki örtüyü ona da örttüm. O da gülümsüyor iki elimi de ellerinin arasına almış ısıtıyordu.

"Peki Prens Ethan dan hoşlanmama sebebini sorabilir miyim?" dediğinde gerginleşmiştim.

"Soramazsın. Ares, hoşlanmıyor değilim aslında nefret ediyorum. Tahmin edemeyeceğin kadar ve bunun için sebeplerim var. Bu yüzden onu konuşarak gergin olmak istemiyorum." dediğimde yüzünde şaşkınlık vardı bir o kadar da merak.

"Korkuyor musun diğerleri gibi ya da sevdiğin birine zarar mı verdi?"

"Pekala, madem ısrar ediyorsun. İlk olarak ondan korkmuyorum ancak onun korkması gereken kişinin ben olduğumu biliyorum. Ayrıca sevdiğim veya sevmediğim birine zarar verme fikri sadece aklından geçerse bile ölümü elimden olur. Senin arkadaşın veya Generalin olması bunları saklamamı gerektirse de bunları sen sordun ben anlattım. Hatta yapabiliyorsan gidip ona yaşamak istiyorsa bana görünmemesini söyleyebilirsin." ellerimi çektiğimde tekrar tuttu ellerimi

"Özür dilerim bu konuyu açmamalıydım. Ayrıca sana zarar gelecek hiçbir şeyi yapmam." bir şey demedim. Onu kışkırtmıştım ama o fazlasıyla sakin tepki vermişti. Eğer gidip her şeyi Ethana söylerse işlerim kolaylaşırdı o adamı öldürebilirdim. Ama bunu yapacak gibi görünmüyordu.

"Ethan benim çok eskiden beri tanıdığım biri çoğunlukla çekilmez olabiliyor ayrıca kaç bin insanın ona olan nefretini dinlediğimi tahmin edemezsin. Sadece sebebini söylemeden nefret ettiğini söyleyen sensin sadece garip geldi yanlış anlama. Sen ve o arasında seçim yapmam gerekirse seninle olacağımı bil. Sadece seni kaybetmek istemiyorum."

"Ares, Ethanı terk etmen krallığa ihanet gibi bir şey değil mi?"

"Maria, Krallığıma hiçbir şey için ihanet etmem veya kimse için. Ancak biri ve sen arasında seçim yaparsam bu hep sen olursun sadece sen."

"Yani krallığa ihanet etmek yerine beni bırakabilirsin." dediğimde kaşlarını çattı.

"Neden? İhanet etme gibi bir düşüncen mi var?" dediğinde başımla reddettim.

"Hayır bahsettiğim şey bu değil. Eğer bir gün gidersem diye söyledim." dediğimde kaşlarını çattı yüzüme yaklaşıp yüzümü tutarken fısıldadı.

"Gitmeni düşünmeyi dahi istemiyorum.." öpmeden önce son söylediği buydu. Ona karşılık verdiğimde yüzümüze düşen Güneş ışınlarını hissedebiliyordum ondan ayrılmaya çalıştığımda örtüyü Güneş ışınlarını engelleyecek şekilde üzerimize bıraktı.

"Güneşin doğuşu biraz daha bekleyebilir." onun bu söylediğine gülerken tekrar öpmüştü..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.