İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 17 · 6 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 17

Kraliçenin Gelişi

Bazen güvendiğini tehlike anında anlarsınn..

****

Bölüm 16: Kraliçenin Gelişi

Kral duydukları ile kaşlarını çatıp hızla kapıya doğru ilerledi. Bizi hatırlamış olmalı ki birden bize döndü.

"Herkes dağılsın! Mahkeme kararını erteleyeceğim. O zamana kadar Lord Ares ve Lord Thomas Leydi Mariayı izleyecek, sorgulayacaktır!" sesini duyurmak için bağırıp çıktığında herkes gibi bende arkasından eğilmiştim.

Annem neden şimdi gelmişti? Erken değil miydi?

Lord Thomas hızla yanıma geldiğinde bana dönmüştü.

"Biraz dinlenmek ister misin?" her zaman ki gibi anlayışlıydı.

"Te-" sözümü bölen Lord Aresin sesiydi.

"Tek başına gezemez. Biz kraliçeyi selamlayacağımızda yanımızda olması gerekir." Thomas ile göz temasını ve sert yüzünü bozmadan konuşmuş sonrasında bana dönüp bir adım gerilemiş ve kolunu uzatıp geçmem için yer vermişti.

"Leydi Maria." bana bakmadan sadece seslenmiş ve önünden yürümem için beklemişti. Bir şey söylemeden Thomas'a dönüp gülümsedim ve Ares'in açtığı boşluktan ilerlemeye başladım.

Ben ilerlerken onlar bir şeyler konuşmuş sonrasında Thomas şövalyelerin yanına giderken Ares peşimden gelip çapraz arkamdan yürümeye başlamıştı.

Rahatsız hissetmiştim. Annem gelmişti ve beni görse bile burada iken karanlık ormandan başka bir yerde konuşamazdık.

Seslerin geldiği yere yani sarayın ana kapısına ulaşıp diğerleri ile aynı hizada durarak onlar gibi eğildim. Bir süre herkesin konuşma sesi gitmişti ve sadece sert adımlar atan annemin giydiği topukluların sesi yankılanıyordu. Sonrasında ise Kralın sesi duyulmuştu.

"Kraliçe Fiona, sizi burada görmek ne güzel." Kral Harold konuşsa bile Kraliçe Fiona bir şey dememiş ve sessizliğini korumuştu. Herkes kafasını kaldırırken bende selam verdiğim pozisyonu bırakıp dik durdum.

Kraliçe Fiona yani annem öylece durmuş bir şey söylemediği için Kral Harlod olduğu yerde sinirden morarıyordu.

Sonrasında merdivenlerden kırmızı ihtişamlı elbisesi ile inen Kraliçe Adelaya döndü bakışlarımız.

Acele etmeden merdivenlerden indi ve kibar gülüşü ile Kralın yanına gelip Kraliçe Fiona'nın önünde kısa bir selam verdiğinde annem siyah ihtişamlı elbisesinin eteklerini tutup aynı şekilde ona selam verdi. Evet annem böyle yetiştirilmişti. Kadınların üstün olduğu bir dünyada..

"Kraliçe Fiona geleceğinizi bilmiyorduk." Kraliçe Adela konuşurken Kral Harold o yokmuş gibi davranılmasına bozulmuş kırışık suratındaki büyük kaşlarını çatarak sadece olanları izliyordu.

"Evet, haber vermem gerekirdi ancak olanlar hakkında konuşmamız gerektiğini düşünüyorum Kraliçe Adela." İki zıt insandı onlar.. Kraliçe Fiona siyah ve fazlasıyla ihtişamlı görüntüsünün yanında kendinden emin duruşu ve gülüşü ile yanına yaklaşmaya korkacağınız biri gibi görünürken Kraliçe Adela ona yakışan kırmızı elbisesiyle ve gülüşüyle Kraliçe Fionaya göre daha az korkutucuydu.

"Yeni bir çay getirtmiştim onu denerken bana eşlik eder misiniz?" dediğinde Kraliçe Fiona onu onaylamış ve beraber Kralı burada bırakıp merdivenlerden çıkmışlardı.

Çoğu insan Krala yapılan saygısızlığı eleştirirken Prens Leon babasının yanına gidip konuşmaya başlamıştı ve beraber gitmişlerdi.

Nihayet her şey bittiğinde odama doğru ilerlemeye başlamıştım ki Aresin sesiyle irkilip ona döndüm.

"Nereye gidiyorsunuz Leydi Maria?"

"Lord Ares, odama gidip dinlenmek istiyorum. Tabi siz bu ağır elbiseleri giymediğiniz için beni anlayamıyorsunuz." söylediklerimle yüzünde bir mimik bile oynamamıştı.

"Rahatsız olduğunuz elbiseleri giymemeniz gerektiğini benim söylemem gerekmiyor sanırım?"

"Mecburen giydiğimi anlatmam gerekmiyor sanırım?" onun sesini taklit ederek sorduğum soru ile kararsızca baktı.

"Pekala, size eşlik edecek bir yardımcı çağırayım siz giyindikten sonra gitmemiz gereken bir yer var."

"Nereye?" soruma cevap verme gereği duymamış olmalı ki elinde büyük bir sepetle ilerleyen iki kadını durdurdu.

"Biriniz Leydi Mariaya yardım etsin." dediğinde hizmetlilerden eli boş olan başını eğip yanıma geldiğinde kaşlarımı çattım ve odama doğru ilerlemeye başladım. Yardımcı kadın ve o arkamdan gelirken odaya ulaşmıştık. Bana yardımcı olan kadın içeri girdiğinde kapının kolunu tutup kendi odasına geçen Arese göz devirerek kapıyı çarptım.

"Sana ne söyledi?" yardımcıya sorduğum sorudan sonra kadın bir şey demeden tahta dolabı açıp içerisinden pembe uzun bir etek ve beyaz kolları bol olan omuzları açıkta bırakan bir gömlek çıkarmıştı ki sinirle kıyafetleri elinden aldım. Bunlar benim bile değildi sürekli odama yeni kıyafetler bırakıyordu Kraliçe Adelanın yardımcıları.

Dolapta göz gezdirip uzun ve kabarık olmayan kahverengi eteğimle ondan daha koyu renkli deri kemerimi çıkardım ve üstüm için de beyaz bir gömlek çıkarıp yatağıma bıraktım.

Kadın tek tek eteğin katmanlarını çıkarmama yardım ederken bende saçımdaki tokaları çıkarmıştım.

Seçtiklerimi giydikten sonra saçlarımı sıkıca toplamıştım. Bunu yapanı burada görmemiştim ancak benim krallığımda bu normaldi, fazlasıyla.

"Saçınızı bu şekilde bağlamamalısınız." kadın beni vazgeçirmeye çalışırken onu odada bırakıp kapıyı açmıştım ki aynı anda karşımdaki odanın kapısı da açılmış ve Ares dışarıya çıkmıştı. Bu kadar tesadüf de fazlaydı artık!

Kapıyı arkamdan sertçe kapatıp ilerlediğimde o da yanımda yürümeye başlamıştı.

"Nereye gidiyoruz?"

"Arkadaşınızın yanına." kaşlarımı çatıp düşünsem de anlamamıştım.

"Arkadaşım mı?" aklıma gelen fikirle gülümsedim ve ona döndüm.

"Lord Thomas mı?" umarım odur. En azından Ares kadar germiyordu beni. Dinlenmeme izin verirdi o.

"Hayır. Prens Leon'un yanına."

"Biz arkadaş değiliz." bu son konuşmamızdı en azından saraydan çıkana kadar.

"Prens Leon nerde?" merdivenlerden inip bahçedeki atlara baktığımda şaşırmıştım. Birkaç gün önce üzerine bindiğim Lord Thomasın atı ve Aresin atı buradaydı.

"Buradan biraz uzakta. Ata binebilirsiniz leydim." söylediği şey ile Thomasın atının yanına gittim ve başını ellerimin arasına alıp tüylerini okşadım.

"Beni özlememişsindir ama yapacak bir şey yok. Bu nemrut suratlıya laf anlatamıyorum." kısık sesimle sanki beni anlayabilirmiş gibi ata derdimi anlatıyordum.

"Binmeyecek misiniz?" Ares atına binmiş bana bakarken sinirle soluyup ata bindim ve yavaşça ilerlemeye başladık.

Cidden prens Leon tam olarak neredeydi de ben onunla görüşeceğiz diye bu kadar zahmete giriyordum ki? Ayrıca niye onun yanına gidiyorduk?

Aklımdaki sorularla beraber benden bir iki adım önde giden Aresin atını takip ediyordum.

Üstelik Kraliçe Fiona saraya geldiğine ve prensesler de burada olduğuna göre krallığımız şu an ne yapıyordu? Ellen tüm her şeye yetişebiliyor muydu?

Uzun bir süre ilerledikten sonra Karanlık ormanın yakınlarında bir yere gelmiştik.

"Burası neresi? Prens Leon neden burada?" sorduğum sorulara cevap vermeden ilerlediğinde attan inerken kendimi yere atmıştım. El bileğim taşa çarpıp kanarken kulağımı hızlıca çimlere yasladım.

Ares beni fark ettiğinde ise hızla kafamı kaldırdım.

Burda bir terslik vardı!

Çimlere kulağımı yasladığımda bir ordu gibi gelen atların sesini duymuştum ve eğitilmiş biri olarak Ares toprağı dinlememişti, bu çok garipti.

Yanıma gelip bileğimi tutarak baktığında bana döndü.

"Attan inmeyi bilmiyor musunuz leydim?"

"Kaydım. Sırf bir kere düştüm diye bilmiyor değilim." beni dinlemeyi bırakıp kolumu tuttu ve kalkmama yardım ettikten sonra giydiği siyah takımın üzerindeki siyah pelerinin kumaşını yırtıp bileğimdeki kanı temizledi sonrasında bileğime siyah kumaşı bağlayıp bana döndü.

"Taş biraz kesmiş birazdan kanama durur. Hadi gidelim." o önüne döndüğünde soğuk havadan dolayı çıkarken verdikleri kahverengi pelerinin şapkasını takıp peşinden ilerledim.

Nihayet tahtadan küçük bir eve yetiştiğimizde aklımdaki sorulara engel olamayarak etrafa bakındım ancak bakabileceğim bir şey yoktu.

"Prens Leonun geleceğinden emin misiniz?" soruma cevap vermek yerine tahta bir dolabı açıp içerisindeki haritaları karıştırdı.

Evin içinde çatının sağlam kalması için tahtadan uzun bir kolon vardı. Kolonun önünde aşınmış ve düğümlü bir halat varken yerde kurumuş kan izleri vardı. Ares beni öldürecek miydi? Neden her şey bu kadar mantıksızdı ki? Büyük bir terslik vardı.

"Beni dışarıda bekle." kaşlarım çatık bir şekilde kanlara bakarken birden bana dönüp söylediği ile dışarı çıkıp tahta kapıyı ardımdan kapattım.

Hızlı adımlarla evden uzaklaşıp eğildim ve kulağımı toprağa bastırıp sesi dinledim. Ordu değildi eğer ki olsaydı atlar üstündeki zırh ve kılıçlarla daha sert basardı toprağa üstelik küçük bir grup gibiydiler belki on belki de on iki kişilik atlı gruptu ancak nedenini anlayamıyordum.

Neler oluyordu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.