Güç, bazen ihtiyaçtır hırs veya istek değil.
****
Bölüm 15: Mahkeme
Tabii ki kaçmamıştım. Sorunlarım ben kaçınca yok olmayacaktı üstelik kardeşlerimi ortada bırakmamam ve taht için savaşmam gerekiyordu. Çoğu insanın aksine sakinlik bana göre değildi. Bir kasabaya yerleşemezdim, ben sakinlik veya sadelik değil güç istiyordum. Bu bir hırs değildi, bu benim ihtiyacım olandı. Ben sade bir hayat değil, güçlü ve benim yönettiğim bir hayatı istiyordum. Hiçbir zaman da deniz kıyısında bir yere yerleşip sakin bir hayat sürmek istemezdim, istemeyecektim. Bu imkansızdı.
Hızlı adımlarla sarayın önüne geldiğimde Lil hızlıca kolumu tutup beni koşar adımlarla odama getirmişti. İçeri girdiğimizde aynı acele hareketlerle kapıyı kilitleyip dolabımı açtı.
"Kraliyet mahkemesine gireceksiniz Leydi Maria. Eğer oraya uygun bir şekilde giyinirseniz cezanız hafifler." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Ben bir suç işlemedim, üstelik kıyafetlerim yüzünden ceza azaltmak da nedir?" kaşlarımı çatmış kuralların saçmalığını düşünürken Lil elindeki beyaz ve katlı elbiseyi elime verip bana baktı.
"Diğer suçlular bunu kullanarak cezalarını hafifletebilirken sen de bunu kullanmalısın. Lütfen bunu giy ve konuşacaklarını önceden düşün."
O söyledikleri ile beraber saç tokaları hazırlarken aklımda çok fazla soru oluşmuştu.
Lil beni neden bu kadar önemsemişti? Üstelik sanırım haklıydı, suçlular bu hakkı kendinde bulurken ben neden aynı hakkı kendimde bulamayayım ki?
Dediği gibi kıyafeti giyerken arkası dönük olan Lil'e seslendim.
"Bunları yapmanı biri mi istedi?" söylediklerimle çekmeceleri arayan elleri duraksadı ancak hemen sonra devam etti.
"Hayır. Sadece size yardımcı olmak istiyorum." öyle olmadığı belliydi. Ancak bu konuyu tartışacak zamanım yoktu. Şimdi gidip düşman krallığımızın kralına kendimi kanıtlamaya çalışacak ve sorgulanacaktım. Evet, çok saçma bir hayatım vardı..
Lil elinde tuttuğu gümüş iğne tokalarla hemen arkama geçip saçımı söktü ve uzun saçlarım belime düşerken saçımın yarısını kulak hizamın biraz üzerinde topuz yaparak iğne ile tutturmuştu. Her şey bitiğinde beni iyice kontrol ettikten sonra çalan kapıyı açtı.
"Majestelerinin emri ile geldik." diyen dört şövalye yanıma gelip ikisi kolumu tutarak ilerlediğinde sinirli bir nefes verdim.
"Kendim gidebilirim." dediğimde ise emin olamayarak birbirlerine baktılar
"Ne yani benden mi korkuyorsunuz? Kaçacak olsam gece zaten kaçardım." dediğimde beni haklı bulmuş olmalılar ki kollarımı bıraktılar. Ben önden onlar arkamdan yürürken tarif ettikleri gibi ilerliyordum. Sonunda Saraydan çıkmış ve sarayın ilerisinde olan mahkeme binasına ilerlemiştik. İki şövalye önüme geçip büyük iki kapıyı açtığında uzun bir salon karşıladı bizi.
Salonun sonunda merdivenlerle ilerleyerek taht'a ulaşabiliyorduk. Kral olduğu yerden çatık kaşları ile kapıya bakarken aynı zamanda salonun içerisinde yaşlı ve genç karışık bir şekilde bir sürü devlet çalışanı vardı. Hepsi mahkemeye katılmak için gelmiş olmalıydı.
Herkes bakışlarını bana çevirdiğinde büyük salona emin adımlar ve dik duruşumla girdim. Gözlerimi Kralın bana diktiği gözlerden ayırmadan meydan okurcasına sert adımlarla ilerledim. Bana eşlik eden şövalyeler geri çekilip kapının arkasında kalırken herkes gibi bende eğilip Kral Harold'a reverans yaptım.
Salonda ki tek kadın bendim. Bu, çok garip geliyordu. Bu kadar farklılığımızın olması..
Üzerinde mavi bir elbise ile gelen adama döndüm. Reverans yapıp ortaya yani benim yanıma geldi ve Krala döndü. Ellerini önünde birleştirip izin alırken konuştu.
"Majesteleri, eğer izniniz olursa sorularımı sormak istiyorum." dediğinde Kral Harold elini salladı ve umursamaz tavrı ile tek kaşını kaldırarak bizi dinlemeye başladı ki bu yaptığı hareket yüzündeki kırışıklıkları arttırmıştı.
"Leydi Maria, bize en baştan neden orada olduğunuzu ve hain olması muhtemel olan Lord James'ı takip edip öldürdüğünüzü anlatır mısınız?" dediğinde aynı onun yaptığı gibi ellerimi yüzümün hizasında birleştirip selam verdikten sonra konuşmaya başladım.
"Ben buraya haberim dahi olmadan bir anda getirildim. Bunun şaşkınlığını üzerimden atamadığım zamanlarda burada gezip can sıkıntımı gidermeye çalışıyordum. Tahmin edersiniz ki burada tanıdığım bir kişi bile yok. Pazarda iken şans eseri Lord Thomas ile karşılaştım. Yolu karıştırdığım için ondan yardım istemiş ve kendimi borçlu hissetmiştim. Üç gün önce yani Lord James ile boğuşma yaşadığımız gün aslında oraya Lord Thomasa teşekkür etmek için gitmiştim. Sonrasında bir at ile kaçan adamı görünce borcumu ödeyebileceğimi düşünerek bir ata binip onu takip ettim. Bir uçuruma geldiğinde durmuş ve bana saldırmıştı. Ben ne yapacağımı şaşırırken o çoktan kılıcını koluma saplayıp bana yumruk atmıştı. Biz bir boğuşmaya girdiğimizde son kalan gücümle elinden düşürdüğü kılıcı ona sapladım.. Yaptığım şeyden korkup kılıcı çıkarmak istedim ama gücüm yetmedi sonra öldü.. Muhafızlar geldi ve bizi aldılar. Bu kadardı." dediğimde adam bana döndü.
"Yaralı kolunuzla boğuştunuz üstelik kılıç sapladınız. Daha önce eğitim mi aldınız?"
"Hayır, bildiğim tek şey iç güdü ile kendimi koruduğum. Bir tüccarın hayatı o kadar da kolay olmuyor maalesef. Üstelik daha önce eğitim görmedim öyle bir imkanım yoktu." sözlerimle beraber konuştuğum Lord, Kral Harold'a karşı reverans yapıp geri geri yürüyerek yerine geçti.
Başka bir yaşlı adam kırmızıya bürünmüş kıyafetleriyle bir halde yanıma gelip kral için selam verdi ve şüpheli gözlerini yüzümde gezdirdi.
"Leydi Maria, o gün ölen tek kişi Lord James mıydı?" senin soracağın soruya be adam! Eğer kusursuz bir şekilde ifademi korursam Kralın yanında tüm ciddiyeti ile bana bakan Ares'i şüphelendirebilirdim. Ancak yanlış bir mimik de beni zindana atmaya yeterdi onlar için.
"Anlamadım, ne demek istiyorsunuz?" soruya soruyla cevap vermek, hep işe yarardı..
"Aynı gün içerisinde iki kişi daha öldü." dediğinde kaşlarımı kaldırdım.
"Ariesli miydi?" dediğimde adam kaşlarını çatıp olumsuz anlamda başını salladı.
"Hayır ancak neden bunu düşündünüz?" dediğinde hafifçe gülümsedim.
"Bana bu iki kişiden bahsediyorsanız eğer tanıdığımdan emin olmalısınız. Bu yüzden Ariesli olduklarını düşünmüştüm." dediğimde homurdayan adamın yüzü üzerindekiler gibi kızarırken geri çekildi ve yerine geçti.
Başımı yere eğmiş birinin bir şey demesini beklerken gördüğüm ayaklar ve duyduğum adım sesleri ile kafamı kaldırdım. Aresti..
"Majesteleri, izninizle bende soru sormak istiyorum." dediğinde birden Krala dönmüş olumlu cevap aldığında ise bana bakmıştı.
Bana sessizlikle yaklaşırken ne yapmaya çalıştığını düşünüyordum. Burunlarımız değene kadar yaklaşmış ve öylece bakmıştı. Bu muydu soru? Geri adım atacağım sırada elini elimi tutmak için uzatmıştı ki hızlı bir hareketle bileğini kavradım. O bu hareketimle bileğini benden kurtarıp aramızdaki mesafeyi arttırdı. Artık karşımda değil yanımda, yüzü Kral Harold'u görebilecek bir şekilde duruyordu. Bir dakika! Refleks ve gücümü kontrol etmiş olabilir miydi bu anlamsız yakınlaşması..
"O gün ata binerken bir halat aldığınızı ve bağladığınızı hatırlıyorum, Leydi Maria. Ancak ormana baktığımızda o halat bulunamadı. Ne olduğunu anlatır mısınız?" yüzüme bakmadan karşısına bakarak konuşuyordu. Aynı onun gibi karşıma bakarak cevap verdim.
"Kesin bir cevap veremem. Giderken düşürmüş olabilirim veya bir şekilde ip uçurumdan düşmüş de olabilir." dediğimde sert ifadesini koruyordu..
"O halatı kullandınız mı?" bu soruyu sorarken yüzünü yan bir şekilde bana dönmüştü. Gözleri anlık olarak sargılı ellerime döndüğünde bir şeyler ima ettiği belliydi.
"Kullandım." söylediğimle beraber belli belirsiz gülümsedi.
"Ne için kullandınız?"
"Halatı ata bağladım kaçmaması için bağlarken de at beni zorladığı için avuçlarım yaralandı. Sonrasında at halat dan kurtulup gidince halata ne olduğunu bilmiyorum." söylediklerimi duyan herkes aklında tartıyor olmalıydı ki bir süre sessizlik olmuştu.
Sessizliği bozan Leon oldu. "Pekala, herkes aklında ki soruları sordu ve Leydi Maria kibarca herkesin sorusunu yanıtladı. Ben şüphe duymamız gerektiğini düşünmüyorum. Eğer diğerlerini o öldürmüş olsaydı bunu anlardık. Sonuçta aynı zaman diliminde her yerde bulunamaz değil mi?" ellerini arkasında birleştirmiş bir şekilde dik duruşuyla karşıma gelip gözlerime bakarak gülümsedi. Kırmızı giyinmiş taraf adalet bakanlarıydı. Mavi giyinmiş kısım ismi savunma bakanlığından gelmiş olmalıydı.
Sessizliği bozan ses kapıdan koşarak gelen telaşlı bir yardımcıydı.
"Majesteleri -" o reverans yaparken Kral Harold elini kaldırdı.
"Konuşabilirsin." kabaca sesiyle izin verdiğinde yardımcı telaşlı bir şekilde kıpırdanıp nefes nefese konuştu. Buraya kadar koşmuş olmalıydı.
"Kraliçe Fiona geldi!" başı eğik seslice söylediği şeyle parmaklarımın karıncalandığını hissetmiştim. Yutkunamadım..