İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 15 · 8 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 15

Susarak Anlaşmak

İhtiyaç duyduğunda tanırsın, insanı.

****

Bölüm 14: Susarak Anlaşmak

Gözlerimi yorgunlukla aralayıp doğrulmaya çalıştığım da kolumdaki ağrı buna izin vermemişti. Tekrar uzanıp etrafa baktım.

Dün hekimlerin verdiği ilaçla ölü gibi uyumuştum bunun yorgunluğumu kaybetmemi sağlamasını beklerken uyumak yorgunluğumu arttırmış ve beni güçsüz bir hâle getirmişti. Gece su içmek için uyandığımda Ares'in yanımda olduğunu görsem de sabah burada değildi.

Kolum ve avuç içim yeniden sarılmıştı. Boğazımdaki ıslaklık ise morluklarıma daha yeni merhem sürüldüğünün kanıtııydı.

Başımda ise garip bir ağrı vardı. İlaçlar yüzünden olmalıydı çünkü bu yaralanmalar daha öncesi gibi şimdi de beni etkilememeliydi.

Gıcırtıyla açılan kapı karanlık odadaki tek sesti. İçeri karanlık bir silüet girdiğinde kaşlarımı çatmış kim olduğunu anlamaya çalışırken kaşlarımı çattığıma başımın ağrısı yüzünden pişman olmuştum.

İçeri giren Leondu. Yanıma yaklaştığında parlayan sarı saçları onu ele veriyordu.

"Uyanmışsın." dediğinde boğazımdaki kuruluk yüzünden pek konuşmayı düşünmüyordum. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu ve yüzümün her ayrıntısını inceledi karanlıkta parlayan mavi gözleriyle. Karanlıkta hiçbir şeyin görünmediğini ama sizi delice inceleyen bir çift mavi göz olduğunu hayal edin. Korkunçtu..

"İki gündür uyuyordun. Bir sürü şey oldu." dediğinde bir şey demeyip konuşmaya devam etmesini bekledim zira benim bu kurumuş boğazımla konuşabilecek bir halim yoktu.

"Gerçekten Prenses Almira ile evlenirsem mutlu mu olacaksın?" kırgınlığı sorduğu sesinden belli olsa bile gözlerinde bir tehlike vardı.

Cevap veremeyip başımla onayladım.

"Pekala, o zaman bunu yapacağım. Peki sen ne yapacaksın? Yani, sanırım hoşlandığını biri var?" dediğinde ima yapıyordu ancak kimden bahsettiğini bilmiyordum. Cevap vermediğimden derin bir nefes verdi.

"Pekala anlaşılan benimle konuşmaya bile tenezzül etmeyeceksin." diyerek ayağa kalktığında sesli adımlarla odadan çıktı.

Uykulu ve uyuşmuş olduğum için elimi kaldırıp suyumu alamıyordum. Ancak o konuşmaya tenezzül etmediğimi sanmıştı. Ne sandığı pek ilgimi çekmiyordu ama su verse fena olmazdı.

Gözlerimi tekrar kapatacağım sırada yeniden kapı gıcırdamıştı. Bu sefer gelen karanlığın içinde kaybolduğu için göremiyordum. Sanırım odaya yansıyan azıcık ay ışığı bir tek gözlerini görmeme yardım edebilmişti.

Siyah gözler Ares'e aitti. Benimki gibi siyahın en koyusunu taşıyan gözleri karanlıkta kayboluyordu.

Yavaşça yanıma gelmiş yüzünü eğerek bana bakmıştı. Yakından baktıktan sonra uyanmış olduğumu anlayıp geri çekildi ve hızlıca yanımdaki bardağa su doldurdu.

Bardağı dudaklarıma getirirken diğer eli ile kafamı kaldırmama yardımcı olmuştu. O suyu bana yavaş yavaş içiriyordu ancak ben o bardağı hemen bitirmek bir daha içmek istiyordum. Elimi yavaşça kaldırmaya çalıştığım da başarısız olmuştum, bunu görmüştü.

"İki gün oldu seni buraya getireli yani ilaçlar yüzünden biraz yorgun olman normal ancak yakında geçer. Bu yüzden suyu azar azar içmen gerekiyor, boğazın zarar görmüş." dediğinde suyu bitirmiştim. Bir kaç damla su boynuma inerken bir mendil yardımıyla hızlıca silmiş ağzımı kurulamıştı. Kaldırmama yardım ettiği kafamı yavaşça yastığa bırakıp cebinden büyük bir kibrit çıkardı ve hâlâ bana yakın halde iken ateş yakıp yatağın yanındaki üç mumu yaktı.

Bu kadar yakınken yüzüne yansıyan ateşin rengi o kadar güzel göstermişti ki yüzünü. Sanırım ilk defa onun yüzünü incelemiştim. Kemikli hatları, zayıf suratı, karanlık gözleri, dolgun dudakları, kemerli burnu, düzenli kaşları ve gür kirpikleri.. Sanki biri hepsini özenle seçip oranlamış gibiydi..

Onu incelediğimi fark edip gülümsediğinde gözüm bu sefer yanağında ki çukurlara kaymıştı. Tanrım atmosfer yüzünden bu kadar etkilenmiş olmalıydım veya bir ilacın etkisi olmalıydı. Karşımdaki adam hep yakışıklıydı ancak şu an farklı gibiydi.

"Konuşamayacak kadar yorgun musun?" sorduğu soruyla dikkatim dağılmış ve gözlerine bakmıştım.

"Sanırım biraz konuşabilirim." sesim çok kısık çıksa da yakın olduğumuz için duymuştu. Sandalyeye oturup geriye yaslandı ve ellerini önünde birleştirip parmaklarıyla oyalanırken konuşmaya başladı.

"Uzun zamandır düzgün beslenmemişsin. Sonrasında yaralanıp güç harcayınca bedenin yorgun düştü bu yüzden hekimler iki gün uyutmak istediklerinde kabul ettim. Bundan sonra düzgün beslenmen gerek yoksa yine yorgun düşersin." dediğinde bir şey dememiştim. Nasıl olsa ben sustukça anlatırdı.

"Bir de.. Jamesın ölümünden sonra büyük bir karmaşa çıktı. Seni sorgulayacaklar, yarın kraliyet mahkemesinde. Her şeyi olduğu gibi anlatman lazım çünkü birçok karışıklık çıktı. O gün ölen tek kişi James değilmiş." dediğinde şaşkınlığım beni ele geçirmişti.

Nasıl ölen tek o değildi?

"Başka kim varmış?"

"Bert ve Jack. Tanıyor muydun?" şüpheyle yüzüme yaklaşıp her bir tepkimi yakalamak için öyle dikkatli bakıyordu ki sakin kalıp cevaplamakta zorlanmıştım.

"Tanımıyorum. Tanımam gereken birileri mi? Tüccar falan mı?" dediğimde bir süre daha dikkatlice bana bakmış sonrasında kendini geri çekip aramızda ki mesafeyi uzatmıştı.

Bert ve Jack onlar öldürmem gereken kişilerdi ve bunu benim yerime o gün içerisinde kim yapmıştı ki?! Bunu hemen öğrenmem gerekiyordu.

"Tanıman gereken insanlar değil ancak yarın kendini iyi savunmazsan hain olmakla suçlanacaksın veya casus olmakla." her söylediği kelime kulağıma iğne gibi batarken kanımın ısındığını hissetmiştim. Deşifre olamazdım!

"Neden böyle bir şey olsun ki?" dediğimde kısık çıkan sesimle öksürdüm.

"Bunu yarın anlarsın. Bir şeye ihtiyacın var mı? Benim gitmem gerekiyor." dediğinde başımı olumsuz anlamda sallayıp kendi düşüncelerime daldım.

"Pekala. İyi dinlen yarın enerjiye ihtiyacın olacak. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa kapının önündekilere söyle ben gelirim." bunları söylerken kalkmış elinin tersini anlıma yaslayıp ateşim olup olmadığını kontrol etmişti.

Baş selamı verip odadan çıktığında derin derin nefesler almaya çalıştım. Sakin olup plan yapmalıydım.

İlk önce neredeyse üç gündür benden cevap alamayan annem ne yapmış onu öğrenmeli ve buraya ben dışında birini gönderip göndermediğini sormalıydım. Biri üzerime suç atmaya çalışıyor olabilir miydi? Aynı gün içerisinde olması tesadüf olabilir miydi?

Kendimi zorlamam lazımdı ama şu anda kapanan göz kapaklarım bana hiç yardımcı olmuyordu.

_______

Sabaha doğru birkaç kuşun ötüşü yüzünden uyanırken yüzüme vuran yeni çıkmış olan Güneş ışınları gözlerimi kamaştırıyordu.

Yapmam gereken o kadar çok şey vardı ki hızlı olmalıydım. Hızlı olmasa da düne kıyasla çok daha iyi bir şekilde kalkmayı denedim. İlaçları kullanmadığım için üzerimdeki yorgunluk gitmiş yerini ateşler içinde kaynayan kanıma ve enerjime bırakmıştı.

İçime sığmayan bir merak ve heyecan ile odadan çıktım. Saatin daha çok erken olduğunu etrafta dolanan hizmetli sayısının az olmasından da anlamıştım. Hızlı adımlar atmaya çalışarak üst katlara çıktım ve nihayet odama varıp en hızlı şekilde üstümü değiştirdim. Saçlarımı sıkıca örmüş ve siyah elbisemle aynı renkte siyah bir kumaşla bağlamıştım.

Hazırlandıktan sonra Ares duymasın diye dikkatlice çıktım odadan. Karşımdaki odada o kalıyordu ve beni duyması planlarımı bitirirdi.

Tekrar merdivenlerden inmiştim. Sonrasında kendimi dışarı atıp sarayın arka kapısını tırmandım ve Karanlık ormana doğru ilerledim. O kadar hızlı olmaya çalışıyordum ki başımın döndüğünü hissetmiştim. Nihayet vardığımda etrafta kuş görmemiştim. Çatık kaşlarla daha da ilerlediğimde bir kütüğün üzerinde üç kuş konmuş beni görünce hızla yanıma uçmuşlardı.

Telaşla her bir parşömeni açıp sıraya dizdim ve okumaya başladım.

Roza;

Dün olanları öğrendim, James ölmüş. Dün rapor vermemenin sebebini yorgunluğuna veriyorum. Planları mahvetme ve rapor vermeyi unutma. Halk ve ordun senin bir hastalığa yakalanıp tedavi olmak için gizlendiğini sanıyor ancak James ve diğerleri her yeri araştırmış sonrada kontrolden çıkıp senin burada olmadığını öğrendiler. Neyse ki her şey düzeldi. Bunu okuduğunda rapor ver.

Okuduğum kısa mektuptan sonra bir diğerini açtım.

General Roza;

İşler mahkemeye taşındı üstelik dün Kraliçe Adela'dan aldığım bir mektup var. Tüm bunlar olurken nasıl rapor vermezsin? Şüphe çekmemek için oraya gönderdiklerime seni soramam. Prenses Valentina tehlikede Kraliçe Adela halkın bile unuttuğu prensesle tanışmak istediğini ve Ethan ile tanışabileceğini söyledi. Prensesi senin koruman lazım Roza! Sakın unutma, unutmamak için tekrar tekrar oku.

Kaşlarımı çattım ve düşünmeye başladım. Annem Valentina başka biriymiş gibi yazmıştı, eğer öyleyse ormana girebilen ve şüphelendiği biri mi vardı yani? Mektuplarda özellikle artık yazarken daha dikkatli yazmam için uyarmış gibiydi beni. Peki kimdi bu şüphe ettiği kişi? Üstelik Kraliçe Adela neden birden Valentina ile görüşmek ve Ethan ile tanışmasını sağlamak istiyordu? Kafam karmakarışık bir halde iken son parşömeni de açtım.

General Roza;

Cevap vermemen beni şüphelendiriyor. Oraya geleceğim! Kraliçe ve kralın amacını anlamam gerek. Sende bu zaman içerisinde bana bir açıklama yapmak için düşünsen iyi olur.

Kısa ve netti. Eğer buraya geldiğini yazdığı tarih doğru ise bugün ve ya dün gelmiş olmalıydı. Mektupları her zaman ki gibi yok edip dikkatle çıktım ormandan.

Saraya doğru gizlice yürürken her olasılığı aklımda tartmaya başlamıştım.

Eğer Valentina başka biriymiş gibi davranmamı istiyorsa bizim kanımızdan olan ve ormana girdiğinde ölmeyeceğini bilen biri olmalıydı. Yani Almira ve Emilla.. Hangisiydi ve nedenleri neydi üstelik annem nerden biliyordu ki onların ormana gelip de mektupları bulacağını? Emilla on yedi yaşında ve ciddi konulara gelemeyen bir kızdı, en azından Carrol'un anlattığı kadarıyla..

Majestelerinin şüphelendiği kişi kesinllikle Almiraydı. Üstelik Almiranın kişiliğini çözmek çok zordu bu yüzden bunu neden yaptığını veya yapabileceğini bulmak çok zor olacaktı.

Diğer konu ise Ethan ve Valentinaydı. Kraliçe Adela neden bunu istemişti? Belki de yaşlı oğlu ile küçük bir kızı evlendirmenin saçma bir fikir olduğunu düşünmüştü, hadi ama şaka yapıyorum tabi ki! Kraliçe sırf bu yüzden bunu yapmazdı başka bir planı olmalıydı..

Herkes Valentiayı ölümcül bir hastalıkla savaşıyor sanıyordu bebekliğinden beri. Evet, eskiden kan kustuğum ve beni berbat eden bir hastalığım vardı ama çok uzun zaman önce bu hastalıktan kurtulmuştum. Annem ise bu hastalığı fırsat bilip bir yalana herkesi inandırmıştı. Güya ben benim için özel yapılan bir kale de tedavi görüyordum ancak ölmem yakındı..

Bir dakika!

Yürümeyi bırakıp aklıma gelen fikirle elimi çeneme koydum ve kaşlarımı çatıp çimenlere odaklandım.

Ya Kraliçe Adela Valentinayı ölmek üzere olduğu için istiyorsa? Sonuçta Emilla gayet sağlıklı ve gençti, dış etken olmadan ölmesi pek mümkün değildi. Üstelik Ethan onunla konuşmayarak evlenmek istemediğini ve krallığımıza olan nefretini kanıtlamıştı yeniden.. Valentina ile evlenecek sonrasında öldürüp herkesin hastalığı yüzünden öldüğünü sanmasını sağlayacaktı.. Ancak bu plan ciddi bir işti ve bunun detaylarını bir şekilde öğrenmem gerekiyordu.

Eğer Ethana sahte bir Valentina verirsek kimliğini deşifre olur ve ondan kurtulmamız kolaylaşırdı işte tam da burada tıkanıyordum. Kraliçe bunu göze alamazdı peki ne yapacaktı bunun için? Sahte bir Ethan mı? ya da daha ince düşünülmüş bir şey mi? Belki gizli bir evlilik?

Kahretsin ki durumlar çok karışmıştı ve ben birazdan kraliyet mahkemesine girecektim. Bu da yetmezmiş gibi anneme rapor vermem gerekiyordu.

Arkama dönüp uzaklaştığım ormana baktım. Şimdi geri dönsem, kaçsam? Herkesten, her şeyden.. Kim ne yapabilirdi ki? Belki küçük bir kasabaya yerleşir sakin ve kaçak bir hayat sürerdim?

..........

Yorum yapmayı unutmayın fikirleriniz önemli. Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi de unutmayın lütfen.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.