İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 10

Kibar Prens

****
"Sometimes just think for yourself, you need it.."

****

Bölüm 9: Kibar Prens

Sarmaşıklar belime kadar bedenimi sıkıca kavramış iken kadına döndüm zor çıkan sesimle.

"Prens Ethan kim?!" zor çıkan sesime karşın nefessiz kalmış olan mor yüzü ile gülümsemeye çalıştı.

"Ölüyorsun derdin bu mu? O-o.." mosmor yüzü ile şişmiş gözleri kapandığında öldüğünü anlamıştım.

Beni saran sarmaşıklar ok yüzünden kanayan koluma yetişince beni sıkan sarmaşıklar aniden vücudumu terk etmiş ve bedenimi serbest bırakmışlardı.

Şaşkınlığımı ile ellerimi boğazıma giderken nefes almaya çalışıyordum. Ölümün kıyısından dönmüştüm.

Öksürük krizleri eşliğinde yere çöküp boğazımdaki baskıyı azaltmaya çalışan ellerimle nefes almaya çalışıyordum.

Nihayet nefes almaya başladığımda her nefesimde ciğerlerimin sızladığını hissediyordum.

Toparlanarak kadınının cesedini orda bırakıp dün akşama doğru mektubu almaya gittiğim yere yani ormanın ortasında doğru koştum.

Benim oraya yetişmemle ağaca konmuş olan kuş omzuma konup ayaklarına bağlanmış olan küçük rulo halinde bağlı olan parşömeni ayaklarından atmaya çalıştı.

Parşömeni alıp açtığımda küçük küçük yazılanları okumaya başladım.

Sevgili Roza;

Bazı sorunlar çıktı.

Karanlık ormanın laneti seni etkilemez. Sen benim kızımsın, her kim Kraliçe Heranın kanını taşıyorsa o ormanda ölmesi imkansızdır. Bunun için sadece kanının seni öldürmeye çalışan ormanın parçasına değmesi gerek. Sebebi ise bu laneti yapan büyücü bizim kanımızı taşıyan biriydi. Bu konu hakkında daha fazla detay veremem. Az bilgi seni hayatta tutar.

Prens Leon Kraliçenin öz oğlu değil. Prens Ethan ise Kralının öz oğlu değil. Eğer Ethan'ın kimliğini bulursan işimiz kolaylaşır. Prens Leon'un taht için uygun olmadığı ile alâkalı bir sürü dedikodu çıktı ve bunu anlayabiliyorum. Kraliçe kendi oğlunu taht'a çıkaracaktır. Senden Ethanı bulup prenses olmanı istiyorum. Bundan sonra Leon yok!

Eğer yaralanırsan orman seni kutsar, sadece otları yaralarına sür. Unutma ki otlar sadece kanımızı taşıyanları kutsar. Başkalarını öldürür.

Raporlarını bekliyorum..

Mektubu okumayı bitirip Arka tarafına bugün olan her şeyi yazıp Prens Ethan'ın şüpheleri olduğunu yazmıştım. Hepsi bittiğinde ise Carrol'un nasıl olduğunu sorup parşömeni rulo haline getirmiştim. Kuşun ayağına dolanmış ip yardımıyla ayağına tekrar bağlayıp mürekkep ve kalemi dünkü gibi ağacın dibine gömmüştüm.

Kuş avucumdan kanatlanıp giderken ayakta zor duruyordum.

Dizlerimin üzerine oturup kolumdan akan kana baktım. Fazlasıyla kan kaybetmiştim ve bunun sonucu olan baş dönmem şiddetleniyordu.

Kolumdaki okun ucunun kolumda kalacak şekilde uzun kısmını kırdım. Kanama şiddetlenirken oturduğum yerden işe yaramasını umarak otlar koparıp koluma bastırdım. Koluma giren acıyla dişlerimi sıkarak ağlamama engel olmaya çalıştım.

Ben ağlamazdım. Savaş için kendimi eğitirken, savaşta yaralandığımda.. Ağlayamazdım eğer ben ağlarsam kendime olan inancım sarsılırdı. Eğer ağlarsam güçsüz olduğumu kabul ederdim.. Ailem olmadan kendimi yetiştirirken bile ağlamamıştım.

Ani gelen sinirle otları daha sıkı bastırıp çıkardım. Az önce okun kırdığım uzun kısmını koluma geçirip ucunu çıkarmak için açtım. Yara gittikçe açılıp kan dökerken okun uç kısmı da çıkmıştı kolumdan.

Dolu olan gözlerimdeki yaşları hırsla yok edip tekrar bir sürü ot kopardım ve koluma bastırdım. Sıkıca bastırırken tekrar kanla dolan otları yere atıp yeni otlar kopardım. Otları her yenileyişimde canım daha çok yanıyordu..

Bir süre aynı şeyleri yaptıktan sonra gerçekten de lanetlenmiş olan otlar koluma iyi gelmişti ve yara yavaşça kabuk tutuyordu. Kabuk tutma hızının büyü yüzünden olduğunu bilsem bile şaşırmamak elde değildi.

Yorgun düşen bedenim yüzünden hava karardığında ormanda yatmak istemiştim. Gözlerim yorgunlukla kapanırken hiçbir şey düşünemiyordum.

____________

Üzerimde hissettiğim ağırlık ile uyandığımda bedenimin üzerine yatmış iki tane kurt görmüştüm. Sakin olmalısın Roza! Kalkmaya çalışırken kolumun ağrısı kendini hatırlatıyordu.

İki kurt bacaklarımı ve bedenimi örtmüş bir battaniye gibiydi. Kış ayında olmamıza rağmen terlemiştim.

Sanırım karanlık orman normal bir ormandı tek farkı insanların girmesi durumunda yapılan lanet.

Kalkmaya çalışırken iki kurt da uyanmış ben onlara şüphe ile bakarken önümde eğilmişlerdi.

"Şaka yapıyor olmalısınız!" şaşkınlığımı artarken önümde eğildikten sonra asaleti ile uzaklaşan beyaz ve gri kurta baktım bir süre. Bu ne demek oluyordu? Lil bana hayvanlar için neler olduğunu söylememişti.

Terleyerek yerimden kalkıp yeni doğan Güneşle ertesi güne girdiğimizi anlamıştım.

Hızlıca kalkıp ormanın etrafında gizlice gezmeye başladım. Eğer biri varsa büyük bir sorun yaşayabilirdim.

Dün beni vuran kişi prens Ethan olmalıydı veya onun görevlendirdiği biri de olabilirdi.

Etraf sakin gözüküyordu üstelik kimse de yoktu. Ağaçların arkalarından ilerleyerek kendimi gizliyordum bu şekilde gizlice ormandan çıkmayı başarmıştım. Üstüm başım kan iken saraya giremezdim.

Dar yollardan ilerleyerek gezdiğimde evlerin elbiseleri astığı iplere bakıyordum.

Bütün yol boyunca sadece bir erkek kıyafeti bulunca hızlıca alıp dar bir köşeye geçtim ve kimsenin olmadığından emin olarak kıyafetleri üzerime geçirdim. Üzerimde siyah ve uzun bir şapka, siyah pantolon, beyaz gömlek ile siyah yelek vardı.

Ayakkabı olarak da siyah ayakkabıları giydiğimde saçlarımı şapkanın altında erkek gibi gözükecek şekilde bağladım ve yürüyüşümü değiştirerek çarşıya doğru ilerledim. Kendi kıyafetlerimi ise toprağa gömmüştüm yoksa bulunması kısa zaman alırdı.

Tezgahlarda gezerken eşime elbise alacağım bahanesi ile düz bir elbise arıyordum. Nihayet beyaz bir elbise bulduğumda hemen satın alıp bu elbiseyi giyecek bir yer aradım. Nihayet halk için olan bir tuvalet bulunca gizlice içerip girip kapıyı kilitledikten sonra kıyafetleri değiştirip saçlarımı ellerimle taradım ve erkek kıyafetinden bir parça yırtıp yaramın üzerine bağladım.

Hazır olduğumda aynı sessizlik ve gizlilikle oradan çıkıp hızlıca uzaklaştım.

Bir bahane bulmam gerekiyordu.. Saraya gidince soranlara kayboldum diyebilirdim. Bir tüccar iken buraya daha önce gelmediğimi sabah yürüyüşüne çıktığımda ise kaybolduğumu söyleyebilirdim.

Geriye bir tek prens Ethanı bulmak kalmıştı. O beni bulacaktı fark etmeden. Karanlık ormana girince ölmüş olduğumu düşünse bile emin olmak isteyecektir. İnsanların koluna dokunup sıkarak kanamasını bile sağlayabilirdi. Eğer bunları yaparsa onu bulmam kolaylaşırdı.

Saraya geldiğimde sabah saatleri oluyordu. Kapının önündeki şövalyeler ile kaşları çatık bir şekilde konuşan Leon beni görmesiyle yanıma doğru adımlamıştı. Büyük iki kapı onun geçmesi için açılırken hızlı adımlarla yanıma gelip kollarımı sıkıca kavradı. Bu yaramı acıtırken tepki vermemeye çalışarak ellerinin arasından çıktım.

"Nerelerdeydin? İyi misin?" sorduğu sorulardan önce reverans yapıp başımı eğerek cevap verdim. Annemin istediği Leondan uzaklaşma emrini memnuniyetle yapacaktım.

"Prens Leon, ben iyiyim. Yalnızca sabah yürüyüşüne çıkmıştım." dediğimde beni onaylanmasını bekledim. Eğer beni onaylarsa dün burada olmadığımı kimse bilmiyor demektir.

"Sabah seni bulamayınca biraz endişelendim. Lil de dünden beri seni görmemiş. Odan kilitliymiş sanırım."

"Kendimi biraz rahatsız hissettiğim için uyumuştum. Uzun zamandır yollardaydım bu yüzden yorulmuş olmalıyım." dediğimde anlayışla gülümsedi ve eli ile sarayı gösterip içeri girmem için bekledi.

Şövalyeler onun yaptığına ve benim ne tepki vereceğime bakarken ben de şaşırmıştım sanırım. Onların krallığında değil bir prens bir erkek dahi her zaman bir kadından önde ilerlemeliydi. Bu bütün krallıkta böyleydi. Sadece Kral ile Kraliçe beraber yürüyorlardı.

Eteklerimi kaldırarak önde yürümeye başladığımda o ellerini arkasında birleştirerek arkamda yürümeye başlamıştı. Bu duruma şaşıran şövalyeler biz girince kapıyı tekrardan kapatmış büyük bahçede saraya doğru yürüyen bizi izliyorlardı.

Eşitlik olmayan bir yerde barınmaya alışmak zorunda bırakılmıştım. Ben kadınların üstün olduğu veya erkeklerin üstün olduğu bir yerde değil eşit olduğu bir yerde yaşamak istiyordum..

Saraya girip üst katlara çıkarken kolumdan tutmuş merdivenlerde durmamızı sağlamıştı.

"Majesteleri bir yemek düzenledi. Seni biriyle tanıştırmak istiyoruz, onlar için önemli biri. Sen hazırlan beraber gidelim." dediğinde kaşlarımı çatmamak için büyük bir çaba sarf etmiş ve merakımı gizlemeye çalışırken odama yönelmiştim.

Odama geçerek etrafa baktığımda kilitli olduğu için her şey yerli yerindeydi. Arada ses çıkarması için yaptığım bir düzenek vardı. Kapı her tıklatıldığın da titreşim ile bağladığım ip sallanıyor ve diğer ucundaki tekerlekli kutu itiyordu. Kutu ise duvara çarpıp sanki bir şeyler karıştırıyormuş gibi ses çıkarıyordu. Eskiden saraydan kaçarken annemi kızdırmamak için bir usta'dan öğrenmiştim bunu.

Düzeneği dolaba kaldırırken çalan kapı ile hemen kapıyı açmıştım. Lil elime koyu kırmızı uzun bir elbise verirken büyük bir siyah kemer de vermişti. Bu kemerler daha çok korse gibiydi.

"Kraliçe sizin için bu elbiseyi gönderdi. Yemeğe giymeniz için." dediğinde başımla onaylayıp elbiseyi elime aldım ve kapıyı kilitleyip hızla yatağıma oturdum.

Bu elbise çok güzeldi.. Üstelik nişandaki elbiseden daha çok özenilmiş bir elbise olduğu belliydi. Peki bu hazırlık kim içindi? Neden herkes bu yemeği önemsiyordu? Gerçi Leon önemsiyor gibi değildi ama..

Beni aile üyeleriyle mi tanıştıracaklardı?

Prens Ethan olabilir miydi?

Sizce gidişat nasıl? Üstelik neler düşündüğünüzü çok merak ediyorum!
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.