İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 9 · 15 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 9

Dokuz

Sahne- Sanrıların Gerçeklerden Ayrıldığının Sanılması

Mekan-Değişmez Kaderin Sabitlediği Yer

Kişiler-Bilinenle, Bilinmeyen Kabiller

Zaman-Yenilmiş Yenilenmişin Vakti

BÖLÜM: Dokuz

Kafasındaki keskin acı gözlerini açmasını sağlarken genç kız yüzünü buruşturmasına da neden oldu. Etrafa bakındı babasını bağladığı sandalyede şimdi o bağlıydı. Bedeninde bilinçsizliğin yumuşaklığı vardı, başını bile dikleştiremiyordu. Bayılmadan önce neler olduğu kare kare gözünün önüne geldi. Alex'i vuruluşu, babasının kahkahaları ve tanımadığı adamın sesi.

Yabancının sesi...

Bir müddet sonra baygınlıktan dolayı hissettiği dinginliği kaybetti. Dinçleşti ve sandalyede kıpranarak salona baktı. Göz hizasında görebildiği hiçbir şey yoktu. Ama bakışlarını yere indirdiğinde Alex'in kanlar içindeki cansız bedeni ve ona bakan gözleriyle karşılaştı. Bilincin yanı sıra bu görüntü onu oturduğu yerden korkuyla sıçrattı.

Mavi gözlerini onun kahverengi gözlerinden ayırmak istiyordu. Ama bunu yapamıyor, kafasını istediği halde başka tarafa çeviremiyordu. Alex ona bakarak sanki neden yardım etmedin der gibiydi. Cevabını biliyordu ama söylemek daha da korkutuyordu onu. Jason'ın onu öldürmesinden korktuğunu söylemesi cesurum diyen bu kız için çok daha korkunç bir olaydı. Yine kendi ölüm sırasını başkasına vermesi, babasına kendi yerine bir başkasını hediye etmesi; Jason gibi bir vahşinin kızı olduğunu gösteriyordu.

Artık Jason’ı öldürmek istiyordu. Kendinin ne olduğunun bir önemi yoktu onu kesinlikle öldürecekti. Gözlerindeki kin ve intikam isteği ile ellerini bağlayan ipleri gevşetmeye çalıştı.

“Bahçedeki çukur ne için?” duyduğu ses ile ürperip o yöne doğru baktı. Yabancı kırık camları umursamadan adımlarını atarak bahçe kapısından salona girdi.

Adreanna onu böyle rahat bir tavırla görünce şaşırdı bir an korkusunu bile unuttu. Babası aklına geldi, nerede olabileceğini düşünmeye başladı. Bu adamın babasının arkadaşı olduğunu ve onu kurtardığını bile düşündü. Bir umudun cılız kıpırtısı ise duyduğu silah sesinde Jason’ın ölmüş olmasıydı. Bu öyle bir ihtimaldi ki kozasında ölen kelebeğin kanadı kadar cılızdı.

Babasının serbest kalması onu acı ölüme götürürdü. Acısız bir ölüm isteği ile içinden dua etmeye, annesinin kurtulması için tanrıya yalvarmaya başladı.

Yabancı, genç kızda olan bakışlarını alıp uzaklaşmaya başladığında işe koyuldu. Yerde yatan Alex’in ayak bileklerinden tutup bahçeye doğru sürüklemeye başladı. Alex'in cesedi kırık camlar üzerinde sürüklenirken kimisi cansız bedenine saplanıyordu. Ama artık bir önemi yoktu.

Kanı zeminde izini bırakıp tarihin tekrarı gibi Adreanna’ya kandan yol yapıyordu. Genç kızın mavi gözleri doldu. Hayatındaki ilk ortağını, ilk kez sohbet ettiği adamı kaybetti ve sorumlusunun kendi olduğunu biliyordu.

Babasının cam parçasını Alex'e sapladıktan sonra kaybettiğini düşünmüştü. Yine kazanan taraf babası olacaktı. Onu öldürmek yapabileceği en iyi şeydi. Babasından öğrenerek iyi bir nişancı haline gelmesine rağmen Jason'dan o kadar korkuyordu ki namluyu ona çevirince eli zangır zangır titremişti.

Sonra Alex'i vurulmasına neden olmuştu. Daha sonrası teslimiyet gibi; yalvarırcasına babasına engel olmayarak, sessizce bir köşede oturup af diledi. Bir daha yapmayacağım baba der gibi. Çocukluğundan beri cezaların revalığına karşı isyan ve asilikten kabule geçmişti.

Bileklerindeki acıyı gidermek için ellerini oynatıp ipleri gevşetmek istedi ama çok sıkı bağlanmıştı. Açmasına değil gevşetmesine bile imkan yoktu. Tekrar içeriye giren adamın ayak seslerini duyunca hareket etmeyi bıraktı. Başını kaldırıp ona baktı. Kaçmayı planladığını düşünüp onu sinirlendirmek istemezdi. Yabancı yavaş adımlarla tam karşısına dikildi.

Elleri ve kıyafetleri kan içindeydi ama bunu hiç umursar gibi bir hâli yoktu. Kana alışkın olduğunu düşünmemek imkansızdı. Yabancı uzun ve hacimli saçlarını kanlı eliyle düzeltip ona dönerek “Seninle bir işim kalmadı.” deyince öleceğini anladı, hatta iyimser olup acıyla ölmeyeceği için sevindi. Yabancı eğilip ayaklarını sonrada arkasına geçerek ellerini çözdüğünde her şey rüya olmayacak kadar tuhaf olmuştu.

Adreanna direk bileklerini ovuşturup acılarını azaltmaya başladığında. Biraz sonra öleceğini bilmesine rağmen bu yaptığını saçma olduğunu fark etti. Ellerini indirip yerinden kıpırdamadan yabancıya baktı. Yaşamın hevesli kızın öleceğini düşünürken fazla sakindi.

Yabancı “Şimdi buradan gideceksin ve burada gördüğün her şeyi unutacaksın. Anladın mı? Eğer dediğimi yapmazsan başına neler gelebileceğini hakkında bir fikre sahip olmuşsundur.” dediğinde şaşkına döndü. Oyun oynadığını düşündü. Kaçmasına izin veriyormuş gibi yapacak ve yakalamaya koyulup öldüreceğinde korktu. Jason’ın buna benzer çok oyunu vardı. Ama genç adam gayet ciddi duruyordu. O an bu adamın Jason’ın düşmanı olabileceği aklına geldi. Bekli kurbanlardan birinin yakınıydı ve intikam istiyordu.

Onu serbest bırakıyor ve gitmesine izin veriyordu. Ölmeye hazırken hemde. Heyecanlandı, gözlerinde sönen yaşam ışığı tekrar bir parıltıya kavuştu. Aklına Jason geldi. Ona babasının yerini sormak istiyordu ama bu yapacağının doğru olamayacağını düşündü. Belki adam bırakmaktan vazgeçer diye risk almadı. Hem zaten baştan beri babasından kurtulmak istiyordu. Tekrar ortaya çıkmazsa bu adama minnettar kalırdı.

“Gidebilirsin. Anladın mı? Beni duyabiliyor musun?”

Onun sağır olduğu düşüncesini kapılan yabancıya karşı kafasını salladı, anladım der gibi. Bir an bile kaybetmeyip ayağa kalktı, sonra yerdeki kandan oluşan yoldan bahçe kapısına doğru yürüdü. Arkasına dönüp adama tekrar bakarak hafızasında yer etmesini istemiyordu. Alex'in kanından oluşan yolda hızlı adımlarla bahçeye çıktı. İlk kez bu kan yolu onu ölüme değilde hayata götürecekti.

Çukur gözüne çarptı... Kısa çimler ona giden bir yol açarcasına kan izleri ve ezilmiş otlarla varlığını hatırlatıyordu. Gidip oraya bakmak, içinde Jason olup olmadığını bilmek gibi bir arzuya sahipti. Onun yaşamına ait şüphesi kalmasın istiyordu. Ama yabancı hareketlerini izlediği için yapamazdı.

Derin bir nefes aldı, her şeyi ardında bırakırcasına bahçe kapısına doğru koşmaya başladı. Saçları geriye doğru uçarken kanın kokusunun yapıştığı yüzüne rüzgâr vurdu. Ardına bakmadan buradan gidecek ve tüm olanları unutup yeni bir hayata başlamayacaktı. Şeytan hep bu kadar basit olacağı yalanıyla kandırıyordu. Kapıya ulaşmasına bir kaç adımı kalmışken kulağına onu durduracak bir ses geldi.

“Adreanna!”

Olduğu yerde çakıldı, ayakları zemine çivilenmiş gibi kalakaldı.. Hayretle gözlerini irileştirip sesin geldiği yere, garaja doğru dönüverdi. Bu sesin sahibini biliyordu. Sadece onun değil yabancınında yüzünde aynı şaşkın ifade vardı.

“Adreanna! Kurtar beni!”

Jason tekrar seslenince gençlerin şaşkınlığını zihinlerine yavaşça sokmak için durulan zaman normale döndü. Garaja giren gün ışığı Adreanna’nın babasını görmesini sağlıyordu. Onu bugün oraya tıkmak pahasına bir adamın can verdiği yerdeydi. Kafeste...

Çaresizliği ilk kez tadıyormuşçasına ondan yardım istiyordu. Onu oraya koyan adamdan korkuyor olmalıydı çünkü sesindeki yalvarmayla yardım istemişti ondan "Kurtar beni" diye.

Adreanna saçlarını savuracak bir hızla yabancıya döndü. Onunda yüzünde bir şaşkınlık vardı. Ama babasının yaşadığı öğrendiğinde Adreanna'nın şaşırdığı gibi değil. Yabancı kendine gelip aralarındaki mesafe nedeniyle bağırarak seslendi.

“Sen Adreanna mısın?!”

Genç kız buna cevap vermekten korkuyordu. Babasının bile bu kadar korktuğu, bir vahşiyi zaptedebilecek potansiyele sahip olan adamdan korktu. Cevap vermedi. Kapıya az kalmıştı, aklında hâlâ kaçıp gitmek vardı. Eğer adam silahına davranmazsa bunu başarabilirdi. Yabancıya bakarak geri geri adım atmaya fark ettirmeden kapıya yaklaşmaya başladı.

Jason tüm gücüyle kızının yaptığını fark ederek ona destek olur gibi "ADREANNA KAÇ!" diye bağırdı. Hayatında ilk kez babasının onu korumak istediğini düşündü. Bu adama olan korkusunu daha da artırdı. Nasıl bir adamdı, kimdi?

Yabancının ona doğru koştuğunu görünce vakit kaybetmeden arkasını dönüp demir kapıya ulaştı. Yabancı ona "Dur!" diye bağırsada aldırış etmeden cebinden kapının anahtarlarını çıkardı. Titreyen eliyle deliğe takmaya çalışıyordu, yabancı adımlarını yavaşlattı. Belinden silahı çıkarıp garaja doğrultarak tehdit savurdu. "Babanı vururum!" Adreanna için hediye sayılabilecek bir hareketti, durmayıp doğru anahtarı buldu. Hızla anahtarı deliğe oturtup çevirdiğinde kapı açıldı.

“Seni ve anneni öldürürüm.”

Boş tehdit savurmayacak gibi duran adamdan bunu duymasıyla olduğu yerde durdu. Yinede kaçmak için şansı vardı. Adam uzaktaydı, silahını ateşlemek istese kapıyı kendine siper ederek dışarı çıkabilirdi ama annesi bahisti. Ona bakan yabancıya döndü, hiçte Jason'ı bırakacak gibi durmuyordu. Kendininde sahip olduğu bedel isteyen arzuyu tanıyordu.

Eski bir düşmanlık ya da Jason'ın öldürdüğü birinin gecikmiş bir intikamı için burada olduğunu düşünüyordu. Annesiyle bir ilgisi olmaz diyerek iyimser olmaya çalışsada beceremedi. Kaçmaktan vazgeçse belki adam ikisinide öldürürdü ama annesi yaşardı.

Adreanna doğru bir karar verdiğini düşünerek demir kapıyı kapatıp umutsuzca yabancıya doğru döndü. Kaçmasada içinde hâlâ yaşam için umut barındırıyordu. Yabancının sinirle yaklaşmasını izledi. Yanına gelip kolundan tutarak eve doğru çekiştirmeye başladığında babasına baktı. Ümitsizliğe bulanmış yüz ifadesi açıkça belli oluyordu.

Adam salona geldiklerinde onu fırlatırcasına öne savurup “Sen Jason'ın çocuğu musun? Yani ondan mısın? Adreanna sen misin?” diye sinirle ardı ardına sordu. Adrenanna cevap vermeyip sadece ona baktı. Bu yabancıyı daha çok sinirlendirdi, bedenini kontrol edemediği bir heyecana kapılmış gibiydi. Öne doğru adım attığı sırada genç kız onun bacağına tekme attı.

Kendini savunmak istemişti fakat bu tekmeden etkilenmeyen adam onu dehşete düşürmüştü. İster istemez adamın gücünü hesaplamaya çalışınca kendi güçsüzlüğü ortaya çıktı. Yabancı sorduğu sorularla öyle odaklanmıştıki tekmeyi göz ardı etti. Yeniden Adreanna’nın koluna yapışıp koltuğa oturttu. Kendide üstünde oturanları kötü kaderlere çeken sandalyeyi karşına çekip oturdu.

Adreanna’nın kıpranması ve her an kaçmak için fırsat kollarmışçasına olan bakışlarını durdurmak için silahı ona doğrulttu. Sorusunu tekrarladı. "Sen onun kızı mısın?"

Adreanna inatla konuşmuyor, tepkisizce yabancıya bakıyordu. Onu baştan aşağıya iyice süzen yabancı, silahı dizine koyup "Adreanna Adler! Bence sen dilsiz değilsin, bundan daha iyisi benim istediklerimi söyleyebilirsin. Değil mi?!" dedi.

Adreanna yine sessizdi bakışlarını ara ara silaha çevirdi. Bu adam Jason'ı neden öldürmedi diye düşünmekten kendini alamadı. Aralarında ne gibi bir bağ vardı? Yabancı sinirle “Şimdi şöyle yapıyoruz. Ben soruyorum sen cevaplıyorsun. Anlaşıldı mı?" dediğinde istediğini alamadı. Karşısında yine söylediklerine tepki vermeyen kızı görünce silahı onun kafasına doğrulttu. Namluyu Adreanna’nın kafasına değdirip başını geriye doğru ittirdikten sonra daha sert bir sesle tekrarladı.

"Anlaşıldı mı?"

Adreanna tepkisizliği daha fazla devam ettiremedi. Kafasını yukarı aşağı salladı. Adamı kızdırmak istemiyordu. Yabancı bundan memnun bir şekilde silahı indirip tekrar dizine dayadı. Elinde silah olduğu sürece beklediği bir sohbet olacağından emindi. Silah ile dediğini yaptırabileceği bir kız varken basit sorulardan başlamak istedi. Acele etmesini gerektirecek bir durum yoktu. İlk sorusu "Sen kimsin?" oldu.

Adreanna titreyen sesiyle "Linda Adler." dedi. Yabancı adam babasının ona Adreanna diye seslendiğini gayet iyi duyduğuna emindi. İlk sorusuna verdiği yanlış cevap karşısında ayağıyla sert bir şekilde genç kızın ayak bileğine tekme attı. Korkuyla yerinden sıçrayan Adreanna bileğindeki acıyla sızlandı.

Yabancıyı yılmayıp doğru cevabı verene kadar soru soramaya devam edecekti. İkinci sorusuna geçti ve "Onun kızı mısın, ondan mısın?" diye sordu. Eğer hayır derse onu vuracaktı. Çünkü hayır diyerek yalan söylemiş olacaktı ve genç kızın yalan hakkını az önce kullandığını düşünüyordu. Onun kızı olduğu gözlerinin maviliğinden, yüzünden bile belliydi.

Adreanna yabancını ona bu denli öfke duymasını ve Jason'ın kızı olup olmadığını öğrenmek istemesini iyiye yormaya çalıştı. ‘Belki ikimizde aynı taraftayızdır’ diye düşündü. Adamı sinirlendirmeyip soracaklarına cevaplayacaktı. Tekrar bir ümitle sesi canladı.

"Bildiğim kadarı ile, evet. Onun çocuğuyum."

Doğru gelen cevap, yabancıyı yeni sorular sorması için teşvik etti. Onun yüzündeki ifadeyi merak ederek "Babanın neler yaptığına ilk kez mi şahit oldun?" diye sordu. Adreanna gözlerini kaçırarak "Evet." dedi karşılığında ise şüpheci bakışlar aldı. Belki masum olduğunu zannederse tekrar serbest bırakır diye düşünmüştü. Ama adamı buna inadıramamıştı. Yabanc,ı sabır çekercesine derin bir nefes alıp bir şey söyleyecekken Adreanna ondan önce davranıp "Sen kimsin?" diye sordu. Genç kız cevaptan ümitli değildi sadece kendisinin kolay bir lokma olmadığını anlamasını istedi. Hâlbuki ölmemek için her şey yapabileceğini kendisi biliyordu.

Yabancı kaşını kaldırıp onun bu cürretine kinayeli bir bakış attı. Silahı havaya kaldırıp ona doğrultarak "Ben soruyorum, sen cevaplıyorsun. Eğer yalan söylersen seni öldürürüm." diyerek açıkça belli etti.

Adreanna ölümün bir kurtuluş olduğunu kendine inandırıp adamdan korkmamaya çalıştı. Dik bir şekilde oturup koltuğun ucuna gelerek silaha yaklaştı "Daha önce de şahit oldum." dedi ve hareketiyle de silahtan korkmuyor mesajı verdi. Yabancı ayağa kalkıp "Şimdi anlat bakalım, burada neler dönüyordu. Bahçede kazılı olan çukuru, bu sandalyeye kimi bağladığınızı? Garaja hayvan koyacağım diye aldığınız kafese kimi koymayı düşündünüz? Jasonla tüm bunları niye yaptınız?" diyerek tüm merak ettiklerini sıraladı.

Adreanna sözün kafese gelmesi ile bu adamın kefesi kurmaya gelen adamlardan bir olduğunu anımsadı. Taktığı kepi fazlaca yere doğru indirdiğinde onu kendine benzetmişti fakat bunu önemli görmemişti. Kendine sinirlendi.

Genç kız babası ile aynı kefeye koyulmanın, ortak sayılmanın tuhaflığını yaşarken yabancı sinirlenip bağırarak silahı doğrulttu. "İlla silahı mı doğrultmam lazım?!" Adreanna korkuyla yutkundu.

"Jason. Tüm bunlar; Jason içindi. Çukur, ipler, kafes..."

Yabancı bunun yalan olduğunu düşündü. Bir yalana daha katlanamayıp genç kıza sert bir tokat attı. Kendinden güçsüz ve zayıf olan kızı yere serdi. Adreanna yanağında hissettiğini yanma ve acıyla yerden doğrulmak için ellerini kullandı. ‘Bu adama karşı koyabilir miyim?’ diye düşünüyordu. Gözüne bir şey çarptı. Bacakları yabancıyı her şekilde ayakta tutabilecek kadar kuvvetliydi ama ayak bilekleri inceydi.

Yerden kalkmadan hızla yabancının bileğine tekme atıp ayağını kaydırdı. Yabancı diz çöker gibi yere düştü ama yüzünde acı yerine sinirden parlayan gözleri vardı. Adreanna'nın ayaklanmasına izin vermedi, ayağından tutup onu kendine doğru çekti.

Adreanna'nın kıpranması diğer ayağıyla ona tekme savurması hiç işlemiyordu. Dizlerinin üzerinde durmuş genç kızı kendine doğru çekiyordu.

Onu kendine yaklaştırınca üzerine eğilip tek eliyle boğazını sıkmaya diğeriylede Adreanna'nın yüzüne doğru savurduğu ellerden kurtulmaya başladı. Yabancının gözlerinde güç yoktu ellerinde bir acelecilik ve bellii etmekten korktuğu bir telaş vardı. Genç kız nefes alamayıp halsizleşmeye başladığında direnmeyi bıraktı, artık yabancıya karşı koymuyordu. Boğazındaki kemiklerin birbiri arasına girdiğini hissederken bu acının yanına nefessiz kalmayı ekliyordu. Nefe almaya çalışırken sesi dışarıya hırıltılı çıkıyordu.

Aklına gelen tek şeyle elini cebine soktu ve güçsüzlükle şişeyi çıkardı. Adamı net bir şekilde göremiyordu, etraf onun için bulanıklaşmıştı. Nefes almak için son bir kez direnirken elini de havaya kaldırdı. Ama nefes alamadığı gibi şişeyi adama gösteremeden eli yere düştü.

Onun kurtulamayacağını, sonunun geldiğini düşünen yabancı büyük ellerini onun cılız boynundan çekti. Adreanna birkaç saniye boynundaki el çekilmesine rağmen nefes alamadı. Beynindeki kan baskı yapıyordu. Artık sesleri duymuyordu. Hissizleşmişti. Bu ölüm meleğinin göz hisasına gelmekti, daha önce yaşadığı için biliyordu. Yine telaşsız ve sakin gözüküyordu.

Kendinden ve bedeninden habersizken aniden ciğerine dolan havaya diriltici oldu, birden gözlerini açtı. Üzerine eğilmiş ona bakan yabancıyı görünce de korkuyla sıçradı. Bu hareket yabancıyı uzaklaştırmıştı.

Doğrulup oturduğunda bir müddet öksürdü ve nefesinin düzene girmesiyle rahatladı. Elleriyle acısını savurmak ister gibi boynunu sıvazladı. Yabancı şişenin kapağını açıp şişeyi yüzüne doğru götürdü. Adreanna içmesini ümit etti ama adam sadece koklayıp "Bu ne?" diye sordu.

Genç kız bu adamın şakası olmadığını anlamıştı. Direnecek gücü yoktu. "İlaç. Suya katılan bir damlası insanı on sekiz saat felç ediyor. Bunu Jason’a içiriyorum, kimseye zarar vermesin diye." Her şeyi açıklamak onu rahatlatmıştı. Yabancı yere oturup bir ayağını uzattıktan sonra masadaki sürahiyi işaret etti "Su ver." dedi. Sesinin tonu bile emirlerinin baskıcı olmasına yarıyordu.

Yabancı söylediklerinin doğruluğunu denemek ve test etmek istiyordu. Adreanna zorlukla ayağıya kalkıp onun dediğini yaparken ilacı onun üzerinde deneteceğinden emindi. Ilaçla ilk karşılaşmasında ne düşündüyse yabancıda öyle düşünüyordu. Boğazının acı ve ciğerlerinin sızısı ile birlikte sürahiden bardağa su doldurdu. Merakla şişeyi inceleyen yabancının bu anından faydalanmak istedi sürahiyi yabancının kafasına vurmak için kaldırdı. Yabancı "Koy onu yerine!" deyince afalladı.

Arkasını dönmeden nereden bildi diye düşünürken şişede kendi yansımasını gördü. Küçücük şişede silueti belli oluyordu. Sürahiyi yerine koyup bardağı adama uzattı. Adam dikkatle bardağa bir damla ilaç damlattıktan sonra tekrar Adreanna'ya uzattı. "İç bunu!"

Adreanna bunu yapmamakta kararlıydı. Ne olursa olsun ihtimaller; ölüm ve acizlikti. İçmeyecekti, bunu kabul etmeyecekti. Öleceksede son anında kendini savunmak istiyordu, çaresizce kıpırdayamadan durmak değil. Yabancı, tekrar silahına güvendiğinde Adreanna cesur bir kız olup "Bu benim için değil Jason için." dedi.

Yabancı onun bu sözleri ile söylediklerinin doğru olma ihtimalini düşünerek baktı. Adreanna bu boşluktan faydalanıp onu ikna etmek istedi. "Onu Jason'a içirmelisin. En azından ben öyle yapıyorum." dedi.

Yabancı adam, silahı indirip ilk kez onu ciddiyetle dinlemeye başlayarak "Niye?" diye sordu. Cevabı diğer cevaplar gibi uzun bir süre beklemedi bile.

"Onu durdurmak için. Kimseye zarar vermesin diye. Sen neden onu öldürmedin?" suçluyor gibiydi. Gizlideki isteğini belli etmişti. Adam imâyla "Öldürse miydim?" diye sordu.

Adrenanna utanarak konuşmalarındaki harareti bırakıp sakince konuştu. "Ben sadece silah sesi duyduğumda onu öldürmüşsündür, diye düşündüm."

Adam sakinlikle onu süzüp "Yerde yatan adamı vurdum. Hani şu babanın yere yatırdığı adam." Adreanan yeni bir katil karşısında duyduğu korku yinelendi. Cevabından korkarak titreyen bir sesle "Neden?" dedi. Adamın gözlerine bakamıyordu. Bu hali yabancının dikkatini çekmişti ve onun endişesinden faydalanabileceğini anladı.

Adreanna’yı daha çok etkisine almak, sindirmek istedi. "Cevap vermeyeceğime göre soru sorma sırası bana geldi." dedi. Adreanna kurtuluş için cesur olması gerektiğini biliyordu. Bu genç adama karşı koymalı ve kendini cesaretlendirecek şeyler yapmalıydı. İşe, onun sözleri ile karşılık vermeye başladı.

"Ha yani bir sıra vardı."diye çıkıştı.

Yabancı kaşını kaldırıp ona doğru baktı. Yapmaya çalıştığı şeyi anlamıştı. Onun çabasını boş verip umursamadan bardağı tekrar uzattı. Sonra sakin bir sesle "Hayır yoktu. Şimdi bu suyu içte doğru söylediğini kanıtla." deyip emir verdi. Ellerinin içi terleyen ve mavi göz bebeklerinin hareketleri içinde korkusunu belli eden Adreanna içindeki son cesaret kırıntısıyla "İnan, kanıtlamaya gerek duymuyorum." diye savunmaya geçti.

Yabancı yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle "Ama ben nedense silaha gerek duyuyorum." dedikten sonra silahın namlusunu ona doğrulttu. Diğer eliylede bardağı uzattı...

Adreanna bardağın tereddütle alırken zamanı geçirip onu oyalamaya çalışıyordu. Gözleriyle etrafı süzdü hiçbir kaçış noktası yok diye düşünürken dışarıdan büyük bir gürültü geldi. Genç kız bunu fırsat bilip bahçeye doğru bakan yabancının kafasına doğru bardağı fırlattı.

Bardak havada süzülürken içindeki su etrafa saçıldı. Bardağın ulaştığı son nokta yabancının kafası oldu ve sonra izini kanla belirtip kırıldı. Adreanna zaman kaybetmeyip hızla dışarıya koştu. Uzun saçları sallanırken daha sonra böyle bir şans yakalayamayacağını, yaşamak için koşması gerektiğini biliyordu. Tüm gücüyle koştu. Fakat ciğerleri daha tam olarak büyük yudumlu nefeslere alışamamıştı. Arada yalpalıyordu.

Süratiyle hava rüzgâr olup kulağında yankılanırken yabancının bağırışını da duyuyordu. Ama en fazla kalp atışlarının sesi vardı. Sanki koşması için ona bağırıyordu. Soluksuz koşarken dış kapıya yöneldiğinde başını çevirip garaja baktı. Az önce onun kurtuluşunu sağlayan ses buradan gelmişti.

Babasından...

İlk kez onun sayesinde kurtulacakken ona baktığı için göremediği taşla yere düştü. Ellerini son anda ilerde tutsa bile yanağının çimenlere sertçe değmesini engel olamamıştı. Bu düşüş onu sersemletti çünkü içinde dolanan adrenalin çıkamıyordu. Artık hiçbir ses duymuyordu. Sanki derin bir sessizlik dünyayı kaplamıştı.

Yinede yaşam için pes etmeyip yerden kalkmak için ellerini kullandı. Avuçlarını kısa çimenlere bastırıp biraz doğrulduğunda arkasından ona bağıran yabancıya baktı. Evin kapından tutmuş dışarıya destekle çıkarken bir elinden doğru dürüst tutmadığı, sürekli sallanan silah vardı. Başından akan kan yüzüne doğru süzülüyordu.

Adreanna'nın kulakları tekrar ses bulduğunda yabancı yere serildi. Bayılmış olmalıydı, genç kız doğrulmasını sağlayan kolları titremeye başladı ve onu daha fazla tutamadı. Kafası tekrar çimenlere düştü. Tek yapabildiği bakmaktı, hiçbir uzvunu hareket ettiremiyordu.

Olduğu yerden kımıldamadan kafesten çıkmaya çalışan babasını ve yerde yatan yabancıyı görüyordu. Kalkmak istiyordu ama zihninin bulanıklığı ile hareket dahi edemiyordu. Yanağında hissetiği sıcaklık yüzünü kapladığında kendini bu yumuşaklığa bıraktı. Mavi gözlerini yavaşça uykuya teslim olurmuş gibi kapattı.

Bölüm sonu

8 yorum