İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 10 · 10 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 10

On

Sahne-Gerçeklerin Yanılgısız Sanılması

Mekan- Kaderi Taşıyıp Sabitlendiği Yer

Kişiler-Ansız ve Arsız Kalmışlar

Zaman- Hep Varolan Yeninin Vakti

BÖLÜM: On

Gözlerini yavaşça araladı. Yabancı, kafasında hissettiği zonklama ile başını kaldırdı. Acıyla yüzünü buruşturduğunda yüzündeki kurumuş kanları hissedebiliyordu. Eliyle silmek istedi ama bir şey fark etti. Elleri bağlıydı ve son hatırladığı yerde değildi. Gözleri yeni bir görünürlük kazandı, sanki gözlerini yeni açmıştı. Bayıltıp bağladığı kızın yerinde, sandalyedeydi.

O sandalye zaman içerisinde üç kişiyi ağırladı. Kaderleri iyi olmasada nefes alan kişileri tuttu ahşap gövdesinde. Kim birini bağlıyorsa bir sonraki sefer o geçiyordu bu sandalyeye. Tutmayı bilmeyen kara bir lanet gibiydi.

Yabancı iplerden kurtulmak için ellerini hareket ettirdi. İpinin bağlanış şeklini kafasına oturtup çözmek isterken odadaki kişiyi fark etti. Arkasında biri vardı, yavaşça hareket etmeyi bırakıp kimin olduğunu anlamaya çalıştı.

Zemindeki ona yaklaşan ayak seslerini endişe içinde dinledi. Temkinli davranmak isterken, aniden karşısına Adreanna çıktı. Bunu beklemiyordu yüzündeki ifadeler hep aynıydı. İçindeki endişeden hiçbir şey yüzüne yansımıyordu. Ama korktuğu bir küçük belli olmuştu.

Adreanna'yı gördüğüne endişesini azaltıp aklını kullanmaya başladı. Genç kızı korkutabileceğine ve bu yaptığından vazgeçmesini sağlayacağına inanıyordu. Gür çıkan sesiyle "Bak küçük kız inan seninle uğraşmam. Hemen ellerimi çöz, ben açarsam senin için hiçte iyi olmaz." deyip üstü kapalı bir tehdit savurdu.

Adreanna'dan bu tehtide ses çıkmadı ve karşısına geçip ellerini arkasında birleştirerek yabancıyı süzdü. "O hiç belli olmaz. Şimdi bu küçük kızın sana soruları var."

Yaşanılan her şey bir yansıma ile geri dönüyor gördüğünü gösteriyordu. Şimdi Adreanna’nın zamanıydı ve korku duymuyordu. Çünkü artık yaşamın ve ölümün arasında durmak istemiyordu. Ölmek ya da hayatını yaşamak istiyordu. Korkunun onu hayatta tutmasını şu ana kadar şanstı. Bundan sonra bir şansı vardı: Cesur olmak...

Kaybedecek kadar değerli bir hayatı yoktu. Yirmi yaşında olmasına rağmen hayatı yaşamamıştı. Hiçbir zaman diğer insanlar gibi olamamıştı. Kaybedebileceği tek şey annesiydi. Kazanabileceği ise yaşamdı. Annesini bu uğurda ortaya koymaya vardı. Çünkü kendini kurtuluşu annesininde kurtuluşu olurdu. Denemeye değer, nefes alıp mutlu yaşamaya değerdi.

Yabancı onu küçümseyerek güldü, baştan beri korku salan yüzü kaybolmuştu. Yerini aşağılayıcı bir gülümseme almıştı. Başını geriye atıp "Gerçekten mi? Küçük kızımız nasılda cesurmuş." dedi. Adreanna cesaretinin kırılmasına izin vermeyecekti. Belinden silahı çıkarıp yabancıya doğrularak gülümseme sırasını aldı "Bence şimdi daha iyi anlaşabiliriz." dedi ve göz kırptı.

Yabancının gülümsemesi yavaşça yüzünden aşağı düştü. Kaşlarını çattı ve bu genç kızı keyiflendirdi. İlk sorusunu sordu diğerleri için hiç acele etmeden "Adın ne?" kendini kontrol ederek sesinin titremesini engellemişti.

Yüzü her zamanki sertliğinde olan yabancı kaygısızca karşısındaki kızı sinirlendirmek için "Jason Adler." dedi. Daha çok ciddiye alınmak isteyen Adreanna silahın emniyetini indirip ona doğru eğildi, yüzleri hizalandı.

"Neden buradasın?"

Alaycı tavrını sert yüzüyle devam ettiren yabancı "Bu evde yaşıyorum ya ben." dediğinde herhangi bir korkusu yoktu. Bir şey yapamayacağından emindi bu nedenle kinaye içinde Jason rolü oynuyordu. Adreanna’nın elindeki silahtan kormuyordu çünkü katillerin gözlerinde olan soğuk bakışı bilirdi. Bu kızın bakışları olsa olsa hayat için ısı verirdi.

Sinirine yenik düşen Adrenanna silahı hızla arkasına sokup yabancının yanağına sert bir yumruk attı. Ciddiye alması içinde daha fazlasını yapmaya hazırdı. İyi niyetli bir temenni içinde konuşması için bir yumruk yeterli gelsin diyordu. Fakat bir yanıda sıktığı boğazının intikamını istiyordu.

Oysa genç adam kızaran yanağını acısını kolayca göz ardı edip sinirleriyle oynamaya devam etti. "Bu ne ya, kız gibi vuruyorsun. Ha pardon sen kızdı değil mi? Neyse sadistin kızı olduğuna göre birkaç şey kapmışsındır babandan. Devam et."

Haklı mıydı? Sadistten öğrendiği şeyleri mi uyguluyordu ona. Sadistin kızı demesi babasının işte benim kızım lafının beyninde yankılanmasına neden oldu. Onun gibi olmaya başlıyorum diye düşünerek hazırda yumruk atmak için sıktığı elini indirdi. Jason'ın yolundan gitmeyecekti. Bunu kendi gibi halledecekti.

Onun durgunluğunundan faydalanmak isteyen yabancı "Ne düşünüyorsun?" diye sordu, alaycıda olsa Adreanna için yerinde bir soruydu. Kendini toparlayan genç kız ona yumuşak bir geçiş yaptı. "Jason ve seni?" Yabancıyı bağladığı sandalyenin etrafında yürümeye başladı.

Gerçekten ne gibi bir alakaları olabilirdi? Adreanna düşüncelerini toparlamak için bir süre sessiz kaldı. Yabancı adamla ilgili birçok şey merak ediyordu fakat onun hakkında bir fikre sahip olması için önce yaptıklarını tarttı.

Alex'i çukura atıp Jason'ı da kafese kapatmıştı. Sıradan bir kız olduğunu düşündüğünde onu serbest bırakmıştı. Peki ya ama neden? "Sen Jason'ı neden kafese koydun?" aklından geçen soruyu direk sordu. Olduğu yerde durup yabancıya baktı. Gerçekten onu neden oraya koymuştu ki? Adreanna gibi onu da sandalyeye bağlayabilirdi. Nerden aklına gelmişti, Jason'ı kafese tıkmak?..

Yabancı, kafasını yukarı kaldırıp Adreanna'nın gözlerinin içine baktı, bu soruyu beklemiyordu. Sorması gereken daha farklı sorular varken onun neden bunda takılı kaldığını aklından geçenleri merak etti. Adreanna kaşlarını kaldırıp "Söylemeyecek misin? Neden? Hâlbuki 'Kim olsa aynı şeyi yapardı' diyebilirsin. İyi bir yalan olurdu. Bende evet yabancı haklı Jason'ı benim gibi sandalyeye neden bağlasın ki, garajda kafes var oraya koyması çok akıllıca derdim." deyip imayla ona baktı.

Yabancı ne diyeceğini bilemiyordu. Konuyu değiştirmek için "Söyledim say." dedi sonra da kendi merak ettiği şeyi sordu. "Peki ya sen neden babanı çıkarmayıp beni buraya bağladın?" sahte bir gülümseme ile baktı. Bu sorunun cevabını almak niyetinde değildi sadece kızın kafasını sorularla karıştırmak istedi.

Adreanna ona doğru yaklaşıp gülümseyerek "Öyle yapmadığımı kim söyledi!?" deyince yabancının gülümsemesi silindi ve telaş içinde etrafa bakmaya başladı. Etrafta Jason'ı arıyordu bu sefer endişesi yüzünde net bir şekilde okunuyordu.

Bu durumuna şaşırmıştı, korkusunun gerekmediğini düşündürdü. Yabancının telaşına güldükten sonra yerde masanın etrafında düşmüş sandalyelerden birini kaldırıp onun karşısına çekti. Yabancının takip ettiği bakışlar ile sandalyeye oturup sakin bir ses tonuyla konuştu.

"Merak etme Jason hâlâ kafeste."

Adreanna akıllı davranıp "Gereken soru neden kaçıp gitmedin de beni buraya bağladın olacaktı yabancı." Söylediği yabancının aklını karıştırdı. Düşüncelerini bir sonuca ulaştırmak isterken Adreanna yeni bir belirsizlik açtı fikirlerinde.

"Seni elbette çözeceğim. Fakat ne zaman çözeceğime soruma verdiğin cevapla karar vereceğin."

Yabancı bu ukalalığa gülüp güç gösterir gibi vücudunu dikleştirdi. "Sence bu ipler beni ne zamana kadar tutar." Sonra onu korkutmak istercesine baştan aşağı süzüp dik dik baktı."Ben kurtulduktan sonra neler olacak sen düşün..."

Adreanna bunu düşünmek istemedi bu kazamayacağı olasılıklarla dolu bir ihtimaldi. Onu anca bir anlaşma kurtarırdı. Derin bir nefes alıp "Ben Jason'ı öldürmek istemiyorum. Sadece durdurmak istiyorum. Kimseye zarar vermesini engelliyorum."

"O zaman onu öldür gitsin." dedi soğuk bir sesle yabancı. Söylediğine kendi inanıyordu, en kolayı varken zoru seçmek niyeydi? Bu kızın çabasına anlam veremediği için yalan söylediğini düşünüyordu.

Adreanna, şeytanın aklına girmesine izin vermeyip bu seçeneği her zaman yok saymıştı. Gerçi denese de becerememişti. Yabancının katil olmayı hafife alan kahverengi gözlerine bakıp "Eğer onu öldürsem aramızdaki fark olmayacak. Ben asla onun gibi olmayacağım, ben katil değilim. Ne sen, ne de babam gibi değilim ben."

Yabancının keskin bakışları yumuşadı. "Söylediklerin, ilaç hakkında söylediklerin doğru muydu?" diye sorduğunda genç kızın umudunu yeşertti. Tüm samimiyeti ile doğru söylediğini anlamasını istiyordu. Mavi gözlerini ondan ayırmadan "Doğruydu. Yalan söylemedim. Senin Jason ile ne işin var bilmiyorum ama ben sadece caniliğini durdurmak istiyorum."

"Niye?" Yabancının sorusu Adreanna'yı afallattı. Bunu durdurmak istemesi normal değil miydi? Bunca yıl ses çıkarmaması ve göz yumması sorun olmalıydı. Şimdi ona karşı çıkması nasıl sorgulana bilirdi ki?

"Çünkü ben insanım. Vahşi değil... Çevremde insanların işkenceyle ölmeleri, bahçemizin altında yatan cesetler. Bunlar normal mi? Bence değil..." deyip duraksadı. Fazla ileri gitmek istemiyordu eğer adam haklarında pek bir şey bilmiyorsa boşuna ele vermiş olabilirdi.

Kana aşina ve ölüme rahat adamı inceledikten sonra "Peki sen Jason'dan ne istiyorsun?" diye sordu. Yabancı cevabı düşünmedi bile cevap vermeyeceğini gözlerini devirerek belirtti. Gizemli olmak bir yana adam cevapsızdı, kendi hakkında herhangi bir şey belirtmiyordu bile. Adreanna sorusunu yineledi.

"Ne yapacaksın ona?"

Yabancı bakışlarını kaçırıp omuzlarını silkti. Garip bir şekilde alayı ve umursamazlığı Jason’la benzerlik gösteriyordu. Adreanna ayağı kalkıp "Tamam." dedi, yılgınlıkla başını salladıktan sonra sözüne devam etti. Çaresiz ve kadere sadık bir insan gibi konuştu. "Seni çözeceğim. Ben sadece Jason dursun istiyorum. Seni burada ne kadar tutabilirim ki!? Hem seni hem Jason'ı aynı anda zapt edemem. Yapacak bir şey yok seni çözeceğim. Belki sen Jason'ı durmasını sağlarsın, bu benim için zaten istediğim bir şey."

Yabancının ayaklarındaki ipleri açmak için eğildi. Genç adam şaşkınca ona bakarken ne diyeceğini bilmiyordu, bunu yapacağını düşünmezdi. Ne yapmalıydı? Bilindik nasıl bozulup saklı gerçekliğini sunmuştu ki ona... Bu kız sadistin kızıydı... Babası gibi olmamıştı ama. Nasıl? Derin bir çığlık beyninde bu soruyu seslendirdiğinde Adreanna'da onun ayaklarını çözmüştü.

Sonra ellerini çözmek için arkasına geçti. Adreanna ne yaptığını biliyor gibiydi ama parmakları korkudan titriyordu. Belindeki silahın eğilirken beline batması canını acıtsada gücün elinde olduğunu hissettiriyordu. Belki de güvenceydi?

İpler yabancının kalın bileklerinden sıyrıldığında geri dönülmez bir yola gittiğini biliyordu. İki varışı olan bu yola bir an önce koşmak istiyor. Bu korku ve endişe dolu anlardan kurtulup sonucu görmeyi arzuladı.

Yabancı iplerden kurtulmasına rağmen herhangi bir hareket yoktu. Sandalyeden kalkmamıştı- donup kalmıştı sanki. Ne yapacağı belli değildi, içinden geçen düşüncelerin ne olduğu merak konusuydu. Adreanna ürkek adımlarla onun karşısına geçti. Yabancının yüzüne bakamıyordu. Belki korkudan, belki aldığı riskten. Zamanı akışına çözen şey Adreanna’nın silahı çıkarmak için elini arkasına götürmesiyle oldu. Yabancı düşüncelerinin gömmeye çalıştığı çukurdan çıkıp hızla ayağı kalktı ve onun karşısına dikildi.

Adreanna o an kafasını kaldırıp yabancıya baktı, kaşlarını kaldırmış yapma der gibi bakıyordu. Onu öldürmek için ilahı kullanacağını düşünüyordu. Adrenanna dudaklarını milim hareketle yana doğru kaydırırken gözlerindeki masumluğu belirtiyordu. Karşısında ondan uzun boylu ve yapılı adama bakarak yere çömeldi. İki ayağını üzerinde dizlerini kırarak oturması itaat eden bir köleyi andırsa da Adreanna arkasına uzanan elinin görevini devam ettirdi. Silahı çıkarıp ikisinin ortasında bir kaç kurumuş kan damlası ve cam kırıklarının üzerine koydu. Sonra yavaşça ayağa kalktı...

Adama son kez bakıp arkasını döndü. Yavaşça kapıya doğru ilerlerken nabzı yok gibiydi. Adam silahı alıp ateş eder mi yoksa gitmesine izin verir mi diye düşünüyordu. Bunu yapmaktan başka çaresi yoktu. Savaşamayacaksa yandaş olmalıydı. Yoksa katil olmayıp, katillerin yanında katledilen olacaktı. Hiç değilse böylece kendine bir şans gidebilmek için vermişti. Son nefesini verirken en azından gitmek için bir şey yaptım, özgürce iki adım atıp uzaklaştım diyecekti.

"Dur!"

Havada kalan ayağını yere koymaya bile tereddüt ettirecek bu ses sonrası sona geldim diye geçirdi içinde. Gözleri kapının yanındaki kutulara çevirdi. Oraya sakladığı diğer silaha bakıp teminatından emin oldu.

Ciğerine bir ılık nefes doldurdu, sona geldi diye. Yavaşça arasına döndü. Adama baktı, katil kahvelerine ve iri cüssesine. Silah hâlâ yerdeydi ona doğrulmamıştı fakat buna şaşıracak değildi adamın onu öldürebilmesi için silaha gerektirmiyordu. Silah burada temsili bir figürdü, önemsiz bir yan karakter.

Kararsız bir sesle "Gidemezsin." dedi yabancı. Daha sonra boğazına kelimeler tıkanırcasına devam etti.

"Sen gidersen ben ilacı nasıl temin edeceğim? Burada kalıyorsun. Ne yapacağıma karar verene kadar senin yolundan ilerliyoruz. Bana ihanete edersen seni öldürürüm."

Adreanna'nın vücudunu şok dalgası kapladı. İlaca neden gerek duyduğunu düşünürken yabancı ona doğru iyice yaklaşıp "İkimizinde amacı aynı. Jason dursun istiyoruz. Bunu senin istediğin gibi yapacağız. Ama bana yanlış yapacak olursan seni öldürürüm, Adreanna." dediğinde tüyleri diken diken olmuş içi ürpermişti.

Yabancı ona son bir bakış atıp yanından geçip gittiğinde şaşkınlığını saklayamadı, yüzüne aptalca bir gülümseme yerleştirdi. Salonda tek kalıncada katılaşmış vücuduna gelen gevşeklik ve zor geçen günün yorgunluğu ile yere çömelip oturdu. Yüzündeki gülümsemeyi istese dahi silemiyordu. Başardım diyordu içinden. Başardım...

Biraz ilerde duran silaha uzanıp yere bıraktığı soğuk metali elinde tuttu. Silahın şarjörünü çıkarıp boş şarjöre baktı. Daha yayıldı gülümsemesi...

"Korkağım yabancı. Aptal değil." diye mırıldanıp boş şarjörü taktı. Sonra elini kurşunların ve ilaç şişesinin olduğu cebine soktu. Hepsini avucuna alıp çıkardığında kurşunlar ve şişenin tek gücü olduğunu kendine hatırlattı. Gözlerini avucundan çekip salona baktı. İki karşılıklı duran sandalyenin ayakta duruşu haricinde güç bulduğu şey yoktu. Yerde duran kırık cam parçaları, etrafa serpilen kanların yanı sıra bahçeye doğru uzanan kandan yol... Bunların hiçbir hayatı belirtmiyordu.

Silahı diğer eline alıp ayağa kalktı. Yabancının daha önceden babasının yaptığı ve çocukken çıplak ayak yürüdüğü gibi kandan oluşturduğu yolda yürümeye başladı siyah botlarıyla ve bahçeye çıktı. Bir elinde kurşunlar ve ilaç, diğer elinde silahla dışarıya bakarken baharın yağmur öncesi rüzgârı yüzüne vurmaya başladı.

Son dediği yaşama yeni bir başlangıç yapmış olabilirdi. Gözlerini etrafta gezdirirken dışarıya çıkmış bahçe duvarına sırtını vererek oturan yabancıyı gördü. Ona bakarken "Sana güvenebilir miyim?" diye mırıldandı sonra gözlerini ondan çekip gürleyen, yağmur için feryat eden gökyüzüne dikti.

Nefes bir yudum soluktur. Kansa vücudunuzun saniyeler içinde dolaşan oluklardaki nefestir. İnsan bu iki nefessiz yaşayamaz... Soluk alıp vermen gerek, nefes alıp vermen gerek...

Bölüm sonu

6 yorum