İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 11 · 7 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 11

On Bir

Sahne- Yanılgı Sonda Bekletildiğinin Sanılması

Mekan- Yeni Düzen içinde Düzensizliğin Yeri

Kişiler- Doğmuş ve Ölecek Olanlar

Zaman- Akıp Gittiğinde Önemsizler Vakti

BÖLÜM: On Bir

Bazı insanlar hiçliğin sevmemekle olduğunu zanneder...

Bu insanlar çoğu zaman bir başkası tarafından hiç olmuş insanlardır...

Epeyce Gün Sonra

'Zaman takvimin değiştiği ya da ayın güneşi kovalayarak geceleri geçirdiği bir şey değildi. Zaman değişimdi. Zaman; eskiden kopmak ve yeniyi eskiltmekti. Burada zaman geçti.'

Sözler aklında uçuşup kalbinin derinliğine hissiyatla kavuşurken Adreanna, kahvesini yudumlayarak pencereden dışarıya bakıyordu. Sarı çiçeklerin düzen içinde sıralandığı, çimlerin ve yaprakların parlayan yeşil rengiyle tonlarını yansıttığı bahçeye bakıyordu.

Ama çoğu zaman gözleri aynı yere takılıyordu; buraya geldiği zaman babasını öldürüp içine gömmeyi bile düşündüğü, boylu boyuna uzandığı ve en sonunda ölümüne sebebiyet verdiği kişinin üzerini toprakla örtüp birde üstüne çiçek diktiği çukurdaydı.

Derin bir nefes alıp arkasını döndü. Artık evin göze çarpan koyu ahşap rengi yoktu, her tarafta bulunan farklı renkteki objeler eve renk katmıştı. Artık boş odanın soğukluğu değilde eşyaların yüze gülümseyen sıcaklığı vardı. Dediği gibi zaman geçmişti ve çok şey değişmişti. Salona her zamanki ağır ve donuk adımlarıyla geleni görünce tebessüm eksiltmeden "Günaydın Chris." dedi. Geçen zaman ona yabancıyla bir şeyler paylaşma fırsatı vermişti. Birbirlerinin isimlerini ve başka şeyleri biliyorlardı ama hâlâ ikisi de yabancıydılar. Fakat ikiside insanlara her daim yabancılık çektikleri için bu mesefe aslında onları birbirlerine yakın hissettiriyordu.

Yaşadığı kişi hakkında hiçbir şey öğrenememek Adreanna'yı çılgına çevirse de sürekli sabretmesi gerektiğini kendine hatırlatıyordu. Sabırla Chris'i beynini işliyordu. Huylarını, hareketlerini ve düşüncelerini kaydediyordu. Sert adamı bunlarla çözmeye çalışıyordu. Yavaş yavaş başlamıştı ve işin iyi gittiğide söylenebilirdi. İlk zamanlarda korku nedeniyle uyuyamazken Bradley'in, babası hakkında günlük tutar gibi rapor yazmasını hatırladı. Adından başka bir şey söylemeyen Chris aynı leyi yaptı . Bir defterde toplanan bu kısa yazılar, güzel el yazısıyla kağıdı zarif bir tabloya dönüştürüyordu:

“İlacın gerçek olduğunu öğrenince sanki bana karşı içinde bir inanç besledi. Doğru söylediğimi öğrenmek Jason'ın saatlerce hareketsiz kaldığını bilmek gibi rahatlattı içini. Gözlerinden bunu anladım.”

“Her yiyeceği ilk olarak bana tattırıp sonra yiyor. İlaç onda olmasına rağmen ona içirmemden korkuyor.”

“Ben her hareketini inceleyip onu tanımaya çalışırken o bana dikkat etmiyor. Sanki benim hakkımda bir şeyler bilmek istemiyor gibi. Bundan kaçınıyor ve bana karşı çekingen olabilir.”

“Bana güçsüz olduğumu söylerken küçümsemek için değilde sanki dikkat etmem için söyledi. Uyarır gibi. Artık onu gaddar olarak görmüyorum, galiba.”

“Acı sevmiyor. Yemeği tattığındaki yüz ifadesi çok komikti. Küçük bir çocuk gibi ağlamadığı kaldı. Hiçbir şekilde yenilmez duran adam acı biber yüzünden sızlanıp durdu.”

“Spor yaparken bana katıldı. Başta ukalaca beni küçümsedi. Sözle değilde bakışlarla iddiaya girişip barfiks çektiğimizde yenildim. Gücüm ona asla yetmeyecektir!”

“Belki tesadüftü, bilmiyorum ya da o bile farkında değil ama sinirlenince serçe parmağını katlıyor. Tuhaf bir alışkanlık!?”

“Ben hep kep tercih ediyorum o güneş gözlüğü takıyor. Ben kepi kafama geçirip iyice indirerek yüzümü saklamak isterken o açıkta kalmayı seviyor. Ben kendi babamdan utanıp görünmez olmak isterken o kendinden utanmıyor ya da katil oluşundan çekinmiyordu.”

“Daha önce nerede yaşadığını merak ediyorum. Tahminim şehir. Çünkü ne araba tamir etmesini ne de bahçe işlerinden anlıyor. Doğayla da pek işi yok gibi. Kaç yaşında olduğunu da merak ediyorum. Bu konudaki tahminde benden beş altı yaş büyük olduğu konusunda.”

***

Daisi oturmaktan sıkılıp evi gezmekte sakınca görmeyerek odalarda gezinmeye başlamıştı. Burada uzun süredir kalıyordu ama ilk defa üst kata çıkıp koridordaki duvara asılı fotoğraflara baktı. Büyük Adler'ın politikacıların yapma duran güven vermek ister gibi sırıtışı resimde odak noktası olurken yanında oturan kadının zoraki güldüğü her haliyle belli oluyordu. Daisi gözleri gülmeyen, acı çeken kadını anlayabilirdi. Çünkü insan en çok kendi gibi olanları iyi bilirdi. Koridorun ucundaki odaya girdi. Değişip bir havası vardı, baskın kokusu ve kasvetiyle evlerini andırıyordu. Odada biraz gezinmek istediğinde arkadan yargılamasa dahi bundan hoşnut olmamış bir ses duydu.

"Bu odaya girerken kimden cesaret aldın."

Arkasını dönüp baktığında Büyük Adler’ı ve kelimeleri yumuşaklaştırmak için sergilediği sahte bir gülüşü gördü. İster istemez odaya izinsiz girdiği için mahcup oldu, zaten çok bakmadığı yüze bu seferde utançla bakamadı. Bu adamın her şeyi biliyorum havası insana ürperti veriyordu, Daisi ondan çekiniyordu.

"Özür dilerim. Sadece odayı merak etmiştim." deyip mazeret sunarken gözleriyle fazla kasvet hissiyatına göre normal olan odaya baktı. Jason’ın odası olduğuna eminken aslında eşi olarakta utanmamaya gayret gösterdi.

Jason'ın odası bir bürokratın evindeki ihtişamından nasibini almış şık ve sade bir odaydı. Daisi ne beklediğini bilmese bu odanın normalliğine şaşırmıştı. Sanki bu odada Jason'ın böyle olmasını tetikleyen bir neden bulur zannetmişti. Büyük Adler elindeki viski bardağını komodinin üzerine bırakıp derin bir nefes alarak "Burası onun odası değil." dedi.

Artık Alex’in telefonunden gelen mesajlar kandırmıyordu, bir şeylerin ters gittiğine emindi. Torunu oğlunu öldürmüştü ya da oğlu ikisinide öldürüp sıraya onu eklemişti. Sadece eşyaların yaşadığı yapmacık gelen odaya bakıp "Jason burada hiç kalmazdı ki." dediğinde Daisi çekinerek merakını gidermek için "Peki ya nerede kalıyordu?" diye sordu.

Büyük Adler farklı gözükmesine rağmen birde insana acısını hissettiren bir gülümseme ile yatağa doğru ilerledi. Kırışmış ve damarları belli olan yıpranmış elleri ile yatağın üzerini kaplayıp zemine değen örtüyü tuttu. Geri adım atmaya başladığında yatağın üzerinden sıyrılan örtü saklı bir görüntüyü yavaş yavaş aşikâr etti.

Daisi hayret ve korku içinde gerilerken gördüğüne anlam vermediği. Tek bir şey belliydi gördüğü korkunçtu. Bu bir yatak değildi.

Kurumuş kanların soluk renklerde fazla belli olmadığı, bir döşek görevi yaparak üzerindekini havada tutan saçlarla doluydu. Farklı renklerde, farklı uzunlukta. Kimisi temiz ve düzgün kimisi ise dolaşıp bir koyun yünü halini almış saçlardı. Bu bir sadistin yatağıysa bu saçlar insanlara aitti. Ve onların üzerinde duran Daisi'yi, aslında en çok korkutandı...

Bilim kurgu filmlerinden çıkmış jeatinimsi maddenin, katı bir halde olduğu belliydi. Şeffaflığı ise korkunçluğu gösteriyordu. İçinde tuttuğu yarısı çürümüş yarısında ise kemikten sıyrılmak üzere olan etleri ve çürük kemikleri belli olan kadın cesedini tutuyordu.

Daisi midesinden yukarı hücum eden keskin sıvıyı engellemek için elini ağzına kapatıp koşarak odadan çıktı. Büyük Adler ise cesede bakarak "Bu odada kalmaz, çünkü bu odayı annesine ayrıldım." dedi. Sonra kaçan kadının ardından söylendi.

“Sana da bir oda ayırmamızı ister misin?”

***

Daisi tedirginlik içinde dikiz aynasından onu takip eden biri var mı diye bakıp duruyordu. Az kalmıştı bir kaç dakika sonra kızının yanındaydı. Son virajıda döndükten sonra toprak zemin hızını düşürmesine neden olmuş ve süresini uzatmıştı. Sadece bir iki gün kaldığı evin bahçe kapısına geldiğinde arabayı durdurup motoru çalışır halde bırakarak aşağıya indi. Tüm gücüyle demir kapıya vurmaya başladı, yumrukları soğuk demiri dövüyordu. Aracı kullanmasına rağmen sanki koşarak gelmiş gibi nefes nefese kalmıştı.

Onun kapıyı bu denli sert bir şekilde vurması bahçede oturan Adreanna'nın irkilmesine neden oldu. Kalbi bir anda hızlanıp fazla pompaladığı kan yüzünde Adreanna'nın ayağıya fırlamasıyla başını döndürdü.

Gözleri karardığında yumup açtı ve burun kemerini sıkıp karartının geçmesini bekledi. Chris ise salondaki bahçe kapısından çıkıp genç kıza doğru ilerledi. Daha harekete geçmeyip kendine gelmeye çalışan kızın korktuğu biliyordu. İlerlerken Adreanna'nın pantolonun arka tarafına sıkıştırdığı silahı fark etti. Yürürkenki hızını kesmeyip Adreanna'nın yanından geçerken genç kızın belindeki silahı çekip aldı.

Genç kız ikinci bir dalga ile tekrar ne yapacağını şaşırmıştı. Chris'in kendinden emin adımlarını görmenin yanı sıra elinde sıkı sıkıya tutuğu silahı görme korkutuyordu. Daisi kapıyı her bir çalışında daha da ümitsizliğe kapıldı. Aklına gelen şeyler gözlerinden yaşların akmasına sebep oluyordu. Son bir güçle demir kapıya yumruğunu vurduktan sonra yere çöktü. Bıçak yarası olan dudaklarından haykırışlarla kızının ismini bağırmaya başladı.

"Linda! Linda!"

Anneydi, nefes alırken Jason'ın ona yaptığı işkencelere dayanıp aldığı her nefeste kızım için diyordu. Şimdi onun yok olduğunu düşünmek katlanılmaz bir acıyla kalbine saplanırken çıkabilecek tüm sesiyle kızının ismini bağırdı.

Adreanna annesinin sesini işitir işitmez koşmaya başladı. Artık boyalarından arınmış kendi rengine kavuşan uzun, kahverengi saçları savururken Chris'i geçip kapıya ulaştı. Cebindeki anahtarı deliğe sokmaya çalışırken titreyen elleri buna imkan sağlamıyordu. Annesinin ağladığını duyuyordu, bir anlığına anahtarı deliğe sokmayı bırakıp elini demir kapıya koydu. "Anne!" diye seslendi onu merak etmesini ve ağlamasını istemiyordu.

Kızının sesiyle içine umut dolan Daisi başını yerden kaldırıp kapıya baktı. Sendeleyerekde olsa ayağıya kalkıp avucunu demir kapıya yaslayarak kapının arkasındaki kızına seslendi.

"Kızım, iyi misin? Linda?"

Adreanna annesinin ağlamaklı sesi ve ayrılıkları nedeniyle ona olan özleminden dolayı gözleri doldu. Dolan gözlerine rağmen anahtarı deliğine geçirmeyi becerip hızla kapıyı açtı. Açılan kapı anne ve kızı birbirine görünür kıldığında. İlk olarak yaşlı gözlerle birbirlerini süzdüler daha sonra hızla sarıldılar.

Adreanna kendinden izinsiz akan göz yaşlarına kızarken annesinin hıçkıra hıçkıra ağlamasından sonra bunu önemsiz saydı. Sıkıca annesine sarılıp kokusunu içine çekti. Daisi'de kızını sağ salim karşısında görünce içine serpilen su gözlerindeki yaşlarla kutlama yapar gibi yanaklarına akıyordu. Gözlerini sımsıkı yummuş, kızına sardığı kollarla sadece onun varlığını hissetmek istiyordu.

Bir kaç dakika böyle kaldıktan sonra Daisi gözlerini açtı. Gördüğü şey karşında güzel bir rüyadan kabusa uyanır gibi korkuyla irkildi. Hızlı bir hareketle kızını arkasına almaya çalışırken "Linda dikkat et!" diye bağırdı. Adreanna annesinin neden bahsettiğini Chris'in onlara doğrulttuğu silahla anladı.

Aslında asıl diye bir şey var. Her şeyin bir aslı, taklit edilmeden önceki gerçek hali var. İlk gibi, başta o gelir sonra sıra sıra benzerleri. İnsanlar katil olmayı da, kötü olmayı da asıldan öğrenip sıra sıra dizilmişler peşine. Tüm taklitler esas olabilmiş aslında.

Bölüm sonu

4 yorum