Sahne- Sonundan Çıkanın Baştan Gizlenildiğinin Sanılması
Mekan- Karıştırılıp Düzelmesi Gerekenin Yeri
Kişiler- Şeytanı Atadan Sayanlar
Zaman- Sona Yakın ve Sıcaklığın Vakti
BÖLÜM: On İki
Adreanna yutkunduğunda sonra risk alarak gönderdiği annesinin ona siper olmasını kendine yediremedi. Öne geçti ve Chris’in merhametli davranmasını arzuladı. Onunla konuşulmuş bir anlaşmaları yoktu, kendi bile onun gölgesi altındaydı. Şimdi annesine ne tepki verecek diye merak ediyordu.
Arkasına aldığı telaşlı annesini sakinleştirmek için “Anne korkmana gerek yok. Bu Chris ve bize zarar vermez. Değil mi?” diyerek genç adamın gözlerinin içine baktı. Eğer içinde biraz da olsa iyilik varsa ona ulaşmak istiyordu. Chris’in hiçbir ifade barındırmayan yüzünde haraket yoktu. Adreanna ona karşı kendinden çok annesi için savaşabilirdi. Fakat bu onun yenilgiye mahkum olduğu bir dövüştü. Ümidini can vermeden sorusunu yeniledi.
“Değil mi Chris?”
Aldığı bir cevap oldu fakat bu sözle değil, silahın yere doğru inmesi ile oldu. Genç kız. ona korku duymasa içindeki sevinçle sarılabilirdi. Genç adam silahı doğrultma konusunda parmağını tetikte bekletecek kadar kararsızdı. Kalın sesiyle "İçeriye girin, kapıyı kapatın." deyip emir verdi.
Adreanna mavi gözlerinin büyüterek bir ay kadar birlikte yaşamalarına rağmen aralarında hiçbir bağ kurduğunu düşünmediği adama hayretle bakıyordu. Daisi, herkesi şaşırtan bir cesaretle kapıyı kapatıp kızının yanına gelerek "Korkma kızım. Bu Adler'ın köpeği ve ondan izinsiz bize bir şey yapamaz." dedi.
Adreanna annesine onun korumalardan biri değil de yabancı olduğu söylemek için ağzını açtığında Daisi onun konuşmasına fırsat vermeden Chris'e dönüp "Jason nerede?" diye sert bir sesle sordu.
Chris hiçbir tepki vermeden elindeki silahla garajı gösterdiğinde Adrenanna şaşırıp bir an onun koruma olup olmadığını düşünsede annesi garaja yöneldikten sonra Chris'in yüzüne yerleştirdiği sırıtma bu düşünceyi silip attı. Onun yüzündeki sırıtış Adreanna'nın bir aydır görmediği bir gülüştü. Daha öncesinden babasından çokça görmüştü bu gülüşü. Küçümsüyor ve alay ediyordu bu gülümsemeyle.
Daisi koşar adım garaja giderken Chris'in baş işaretiyle genç kız da annesinin arkasından ilerlemeye başladı. Daisi buraya gelmeden birçok şeyi öğrenmişken burada olan bitenden habersiz olması onu saf konumuna düşürüyordu.
Daisi sıklaştırdığı adımları ile garaja ulaştığında gördüğü şey karşısında donup kaldı. Jason'ı, yıllardır ona zulüm eden adamı zayıflıktan çökmüş hareketsiz bir şekilde kafesin içinde görünce ne hissedeceğini bilemedi. Ama ne yapacağını hâlâ iyi bir şekilde hatırlıyordu.
Parmaklıklara yaklaşıp onları sıkıca kavrayarak gözleri açık hareketsizce yatan kocasına seslendi. "Jason! Jason beni duyuyor musun?" Sonra tekrar dolan gözleri yanaklarına akmaya başlarken yavaşça yere çöktü. Jason'ın onu duyduğunu bilerek ağlamaktan titrek çıkan sesiyle konuştu. "Ben her şeyi öğrendim. Biz sadece seni suçladık. Bilemezdik. Nereden bilebilirdik ki?! Sana yalvarıyorum Jason! Yalvarırım, kızımı azat et! O sesin istediğin gibi biri olamaz. Vazgeç bundan. Sana yardım edebiliriz."
Adreanna ve Chris aynı şaşkınla ona bakıyordular. Chris silahı beline sokup neden bahsettiğini odaklanmıştı. Adreanna'da olan bitene anlam verememişti. Annesinin yanına gidip yanına çöktü. Kafasını parmaklıklara dayamış hıçkırarak ağlayan annesinin omuzuna elini koyarak yumuşak bir sesle seslendi. "Anne ne yapıyorsun?"
Daisi başını demirlerden kaldırıp kızına bakarak "Sen haklıydın." dedi güçsüz sesiyle. Sonra kızının ellerinden tutup farkında olmadan sıkarak hararetle konuştu. "Sen haklıydın kızım. Jason seni kendine benzetmeye çalışıyor. Çünkü, çünkü... Çünkü o zaman kurtulur. Biz bunca zaman tek sadistin Jason olduğunu zannediyorduk. Oysa gerçek sadist Büyük Adler'mış." dediğinde Adreanna şaşkınlıkla "Ne!?" diye soru verdi. İnanmıyor ve anlamamış gibi bir hali vardı. Dünyadaki tek katilin babası olduğunu düşünürken ona eş biri olduğunu daha önce hiç düşünmemişti.
Daisi derin bir nefes alıp burnunu koluna silerek kızına döndü, daha iyi anlaması için tane tane konuşmaya başladı "Aslında babanın bu hale gelmesinin yani katil olmasının nedeni babasıymış. Bana Jason'ın yatağını gösterdi içinde ölü bir kadın vardı. Ben Jason'ın işi zannetmiştim ama deden yapmış.”
O anları korkuyla tekrar yaşardığı gözlerinden okunuyordu.
Büyük Adler "İnsan nasıl bir şey Daisi biliyor musun?" deyip gördükleri karşısında midesi bulanan kadına su uzattı. Daisi titreyen eliyle su dolu bardağı alırken istemsizce dinledi. Büyük Adler bir kaç adım öteye gidip sözlerine devam etti. "Senin görünce midenin bulandığı kadın yıllar önce herkesi cezbeden güzelliğe sahipti. Allison..." ismi andığında gözlerinin içi parlamış ve yüzüne Adler ailesinin denebilir bir seçkinliğe sahip gülümsemesini yerleştirdi.
Yavaş adımlarla balkonun iki kanatlı kapısını açıp gün batımının tatlı edasının içeriye girmesini sağladı. Sonra sözlerine devam etti.
"Canlı sıcak teni vardı, güzelliği karşısında herkes deliye dönerdi. Tabii bende... Ama Allison öyle herkesi beğenmezdi, yanından geçtiği erkeklere yürüyüşüyle cilve yapardı. Peşine takılan çok olurdu ama o sadece cezbetmeyi severdi. Kimsenin onu öpmesini ve dokunmasını istemezdi. O kimse içerisinde bende vardım biliyor musun Daisi?"
Daisi onun ne anlatmak istediğini anlayamamıştı, sürekli boş konuşan bir insanda değildi ki sözlerini kulak ardı edecek kadar önemsemeden geçsin. Sarhoş olduğu için mi diye düşündü. Çünkü yüzünde alkolün verdiği gibi bir rahatlama hissi vardı.
"Herkesi itmesini anlıyordum ama beni itmesine dayanamıyordum. Biz kasabanın en zenginiydik."
Daisi onun kibrine karşı gözlerini devirip ileriye doğru eğilerek bardağı iki elinde tutmaya başladı. Bu adamda Joson'ın bir kaç huyunu görebiliyordu. Büyük Adler yüzüne vuran yumuşak esinti ile konuşmaya devam ediyordu.
"Tüm kızlara sahip olabiliyorken onu bir türlü elde edemiyordum. Beni çoğu zamanda aşağılıyordu, erkekliğimle. Sert sözleri, kimseden esirgemediği lafları vardı. Benden de esirgemezdi. Bana kasabadaki kızların para için altıma yattıklarını erkekliğimden şüphesi olan babamın daha sonra onlara para verdiğini söyledi."
Daisi bu anlamsız konuşmadan utanarak kafasını çevirdi. İçinden banane bundan diye geçiriyordu, hâlâ daha gördüğü şeyi sindirememişti aklı sadece bundaydı. Büyük Adler'ın susmasını bekliyordu ama adam devam ediyordu.
"O gün ona sadece sinirlenmiştim ama daha sonra söylediklerinin doğru olduğunu öğrendim. Herkesten çok onu istiyordum hem sahip olmak hemde acı çektirmek için. Ona diğer kızların saçlarından yatak yaptım. Sayısız kızın saçlarından... Ne de olsa onlara daha sonra para verecektik, saçlarını almamda sorun görmedim."
Daisi hızla kafasını ona doğru çevirdi. Yataktaki saçlar gözünün önüne geldi. Jason yaptığı vahşilik diye düşünmüştü. Ama şimdi hiç beklemediği biri o saçları sahiplendi. Dehşet içinde yaşlı adamın sırtına bakarken elleri titremeye başladı. Elindeki bardağın içindeki su dalgalanıyordu. Kalbi hızla atarken bu söylediklerinin gerçek olup olmadığını düşündü. 'Hayır bu olamaz!' diye geçirdi içinden.
"Bir gün babamdan para alan kızın birini eve getirdim. Hâlâ dinmeyen bir öfke vardı içimde. Lakin bu beni manasız yere güldürüyordu. İlk kızın saçlarını kesince ne kadar korkup ağlayacağını düşünerek gülümsedim. Sadece bunu istemiştim, hani kadınlar saçlarına çok önem verir ya ondan dolayı. Saçlarını kesip intikam alacaktım. Fakat sonrası geldi zaten... Bir çok kız saçıyla birlikte kaybetti hayatını. Bense ne olduğunu bile anlayamadım."
Daisi söylenenlerin gerçek olduğunu anladığında ses etmeden ayaklandı.
"Sonra babam kızları öldürüp gömdüğümü öğrenince beni evlendirmek istedi. Bir an önce kurtulmak için çözüm gibi geldi... Bende Allison ile evlenmek istediğimi söyleyip bunun için ikna ettim. Allison'ın ailesini ikna etmekse babam için çocuk oyuncağı olmuştu." ellerini ceplerine koyup yine dışarıyı seyrederek yumuşak sesiyle kelimeleri dışa vuruyordu.
Daisi ise kalp atışları hızlanmış ve korkuyla vücudunun dinçliğini kaybetmişti. Bacakları titriyor ve avuçları içinde sıkı sıkıya tuttuğu bardağı unutmuştu bile.
"Görkemli bir düğün oldu. Her şey normaldi tabii bizi dışarıdan görenler için. Gece odaya kapandığımızdaysa çok daha farklı. Allison ilk gece onu zorladığım için benle aynı yatakta yatmıyordu ki bende gidip bir kadın buluyordum. Günün sonunda elimde o kadının saçıyla dönüyordum eve. Allison yatmadığı tarafa koyuyordum. Ama Allison'a dokunamazdım, babam beni mahvederdi. Hele hamile kaldığını öğrendikten sonra daha çok kıymet verdi Allison'a. Ben bir şeye hiç anlam veremezdim. Allison tüm olanları bilmesine rağmen beni kimseye ispiyonlamadı, kaçıp gitmedi de. Benim ona bir şey yapmayacağımdan emindi. Ama niye bilmiyorum? Hâlbuki babam öldükten sonra ona dokunmaya başladım. Jason doğdu ve büyüdü. Sonu neydi biliyor musun? Ben yanımda bir cesetle otururken ne zaman son bulacak diye düşünüyordum. Beni ne durdurdu? Jason...
Annesine gözünün önünde işkence yaparken ona hep ‘Annen susmazsa daha çok yaparım hem ona hem sana.’ derdim. İşaret parmağını dudaklarına bastırıp sus derdi annesine. Bir gün Allison çığlık çığlığa bağırıyordu, bense ne yaptığımı bilmiyordum bile o günden sonra yaptıklarımı sorgulayabildim. Jason o gün annesini sus diye yalvarmıştı, ama osusmadı, acı içinde sesini başkalarına duyurabilmek için avazı çıktığı kadar bağırdı. Jason dayanamadı, şöminedeki demiri alıp annesinin ağzına doğru savurdu. Kızgın demir Allison'ın dudaklarında iz bırakmıştı. Onun kadar ben de şaşırmıştım. Çünkü Jason hep korku duyan zavallı bir çocuktu. O öyle yapamazdı. Ben öyle zannettim...
Jason böyle olmasına sebep olan bendim. Ama Jason böyle olmaya başladığı zaman ben duruldum. Sıra Jason'da... O da durulmak istiyor. O yüzden kızını yaşatıyor. O manyak kızını kendi gibi yapacak ve ilk kendini öldürtecek. Adreanna babasına benziyor, onun gibi olacağı gözlerinden belli. Jason'dan sonra onu durduramayacaksın. Sana tavsiyem arkana bakmadan çekip git buradan. Kız sıraya beni de, seni de koyacak. Emin ol."
Daisi geriye doğru bir adım attığında bardağı serbest bıraktı. Elinden kayan bardak beyaz parlak zemine düşerken kırıldığında Daisi gözlerinden yanağına süzülen yaşlarla ağzını aralayıp acı dolu bir çığlık attı. Kızı, hayatındaki yaşama sebebi çokta elinden kayıp gitmiş olabilirdi.
Daisi başından geçenleri anlattıktan sonra duyduklarına inanamayan kızına "Jason kendi yerine geçecek birini arıyor. O sensin düşündüğü kişi sensin. Sırf bunun için her şey, seni kullanmak istiyor." dediğinde arkalarından gelen sesle ikisi de irkildi.
Sesin geldiği yöne baktılar. Chris elindeki silahı yere düşürmüştü. Yüzüne his veya düşüncelerini yansıtmayan adamın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Gözlerini şaşkınlıkla açmışken kahvelerinden ard arda gelen yaşlarla küçük bir oğlan çocuğuna dönüştürmüştü. Geçmişi hatırlamak ona dönmek bu hale getirmişti, Chris'i.
-Yıllar önce- Ruh ve Sinir Hastalıkları-
"Cyrus..."
Oğlan ne yapacağını bilemeden kendine seslenen tanımadığı adama baktı. Adam için fikirde bulunmak istediğinde her zamanki gibi beynine ağrılar girdi. Ve kafatasında yaşadığını düşündüğü kişilerin sesi birbirine karıştı.
"Merhaba desene Cyrus."
"Kim bu Cyrus, tanıyor musun?"
"O adama ne yapmak istersin Cyrus."
Kahverengi saçlı adam eğilip boylarını eşitledikten sonra şeytani bir gülümsemeyle mavi gözlerini parlatıp elini uzatarak "Ben Jason." dedi. Cyrus'ta sesler yine birbirine karıştı.
"Cyrus, hemen içeri gir. Hemşirelerin yanına git."
"Cyrus. Elini sık adamın."
"Gülüşüne baksana Cyrus. Aynı senin ki gibi şeytani. Bu adamı sevdim."
Jason oğlanın durumunu biliyordu. Elinin havada kalmasını umursamadan heyecanla söze başladı. "Ne diyorlar sana, duyabiliyor musun?" Cyrus neden bahsettiğini anlayamayınca Jason işaret parmağını onun şakağına koydu. "Buradakilerden bahsediyorum. Onlar, hâlâ oradalar değil mi? Burada, yani hastanede olman onları silip atmanı sağlamadı, değil mi?" Parmağını ondan çekip kendi şakağına koydu. "Ama ben buradakileri susturabildim." dedi.
Çocuk ne diyeceğini bilemeden adama bakarken kafasında yine sesler karıştı. Bunun acı vermesi dayanılmazken bundan kurtulan bir adamın karşısında durması ümitlendirdi.
"Cyrus, dinleme onu o bir şeytan."
"Cyrus, bizden kurtulamazsın."
"O adama nasıl yaptığını sor, Cyrus."
Etrafı kolaçan ettikten sonra titrek bir sesle, "Nasıl sustular?" diye sordu. Jason bu soruyla oğlanın üzerindeki etkisinin arttığını fark ederek "Susmak da ne gittiler Cyrus. İstersen sana yardım edebilirim, sorununu çözebilirim." yardım sever gibi gözüküyordu. Elini ona doğru uzatıp "Sana yardım etmemi ister misin?" diye sordu. Oğlanın kafasına dolan sesler ve acısı sadece iki saniyede karar vermesine neden olmuştu ve adamın elini tuttmuştu.
***
Ormanın ortasındaki ahşap eve girmekte tereddüt eden Cyrus’u içeriye sokan tek şey yine başlayan seslerdi. Jason yardım sever görünüyordu, ona inanmak isteyen bir yanı vardı elbet.
"Burada ne işin var, hemen hastaneye git."
"Dinleme bunlara Cyrus. O adama güvenebilirsin."
"Sen bir iblisin Cyrus, hastaneden kaçtın. Şimdi bizi yok etmek istiyorsun. Şeytan!"
Adım attığında içeriye girdi ve ilerlediğinde gördüğü şeyle olduğu yerden kaldı. Tüm sesler sustu... Odanın ortasında ahşap bir masanın üzerinde kolu dirseğinden kesilmiş bir kadın vardı. Kanı zeminde kırmızı bir göl oluşturmuştu. Şaşkınlığı ve korkusu o anı Jason'a hediye etti. Fırsatın tamda bu olduğunu bilen Jason ona doğru yaklaştı. Korkuyla irkilen Cyrus gerilediğinde "Hayır Cyrus, korkma benden. Sana bir şey soracağım. Onlar sustular değil mi? Şimdi konuşmuyorlar. Neden biliyor musun?" dedikten sonra hızla ona yaklaşıp kolundan tuttu. Oğlan kolunu kurtarmak için kıvranırken korkuyla ağlamaya başladı. Kendinden daha beteri mi yoksa onun gibi mi biri olduğunu bilmiyordu. Adamın ona zarar vermesinden, öldürmesinden korkuyordu.
Jason onu ağlamaktan gözleri, yalvarmaktanda dili kuruyan ama hâlâ kurtulacağına dair küçükte olsa bir ümit taşıyan, vücudu kan ve kesiklerle dolu kadına doğru götürdü. Heyecanla zavallı kadınları gösterip "Bu susturuyor onları. Sana yardımcı olabilirim al şunu." deyip kenardan bir jileti tutuşturdu eline. "Kes gırtlağını!" dedi. Cyrus can havliyle Jason'ın itip arkasına bakmadan koşmaya başladı. Arkasından gelen Jason evin kapısından ormana doğru koşan oğlana "Düşün Cyrus, iyi düşün. Seni burada bekleyeceğim." diye bağırdı.
***
Jason gecenin yarısı kızının asiliğine sinirlenip ona zarar verememenin öfkesiyle evden çıktı. Gizli sığınağı ve vahşiliğini doyurduğu, taşınmalarıyla yeri değişse dahi içindekilerle ruhu değişmeyen evin kapısını açıp girdi. Bu günü boşa geçirmenin mutsuzluğuyla dip odaya gittiğinde kapıyı açar açmaz odanın içindeki karartıyı fark etti. Kim olursa her hâlükârda onu mutlu edeceğini bildiği için gülümsedi. Odanın ışığı açtığında gördüğü kişiyle mutluluğunu bastıramadı histerik gülmesini ortaya sundu. Odanın içinde Jason'ın cinayetlerinin belgesi olan resimlerle dolu duvara bakan Cyrus ona doğru döndü ve "Bunların hepsini sen mi öldürdün?" diye sordu. Hâlâ içinde korku vardı.
Jason ona doğru yürüyüp elini dostça omzuna koyarak duvara bakmaya başladı. "Evet, Cyrus. Korkuttu mu bu seni?" daha farklı şey düşünmek isteyen oğlan "Benimde bu kadar öldürmem gerekli mi?" diye sordu. Jason gülümseyerek kafasını iki yana salladı, bu kadar kolay olmasına mutlu olmuştu. Sonra diğer resimlerle dolu duvara gitti. Hızlı hareketlerle hepsini duvardan söküp yere attı. Sonra avucunu duvara vurup "Burası da senin." dedi. Bu Cyrus korkutmuştu o cani olmak istemezdi sadece sesler sussun, kafasındakiler kaybolsun istiyordu. Eğer bunun olması için birileri ölecekse ne yapabilirim ki!? İki türlüsü de ölümdü diye düşünüyordu.
Jason hızla odanın köşesindeki dolabın yanına gidip çekmeceyi açtı. İçinde sadece bir fotoğraf olan çekmecede aranmadı bile. Fotoğrafı ve dolabın üzerindeki bandı alıp duvarın karşısına geçti. Hızla bir parça aldığı bant ile fotoğrafı duvara yapıştırdı. Mutlulukla Cyrus'a dönüp "Sen sadece bu kızı öldürsen yeterli. Tek bir kişi yeterli. Katil bile sayılmazsın." dedi.
Cyrus hâlâ daha korksa da ona doğru yaklaşıp resime baktı. Kendinden beş-altı yaş küçük mavi gözlü bir kızı gördü. Merakla "Kim bu?" diye sordu. Jason derin bir nefes alıp huzurla "Adreanna... Karanlık." dedi. Cyrus resme bakarken aklına gelen şeyle gözlerini çevirip kararlılığı bildirmek için "Nasıl yapacağım?" dedi.Jason ustalığından gururla "Ben öğretirim sana." dediğinde Cyrus yerde gördüğü siyah tebeşiri görünce hiç düşünmeden eline aldı. Bu kararı neye kıyasla verdiğini anlatan iki ölü kelime yazdı.
"Anne& Baba"
Genç adam olduğu yerde derin nefesler alırken on üç yaşındaki haline geri döndü. Gözlerinden süzülen yaşlarla gerçeği yeni kavradı. Jason onu seçmişti, kendi yerine, tahtına. Kızına kıyamamış mıydı? Ama öğle olsa neden onun resmini verip öldür demişti. Niye öldür demişti?
Yazgı senin için yazılmış olandı, kader ise değiştirebileceğin yazgıydı. Yaşar, nefes alır, karar verirsin. Bazen gidişatı bile değiştirirsin.


