İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 13 · 8 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 13

On Üç

Sahne- Çıkan Teslimiyetin İtirazsız Sanılması

Mekan- Düzenin İçim Ayrılanların Yeri

Kişiler- Olmuş Ölmek Bilmez, Dinmiş Sönmek Bilmezler

Zaman- Yığılmış Yılgınlınlığın Vakti

BÖLÜM: On Üç

“Nasıl bir oyundu bu içine doğduğum?

Nasıl bir azap çektiğim?

Hangi insanın evladına öğrettiği şey bu olur?

Kim cani olmak istemese de olur ki?

Yada kim yarattığı vahşi sonrası durulur?

Ne istiyorlar, ne istiyorlar insanlardan, benden...

İnsan ölmeyince yaşamış mı oluyor?

Babam beni böyle mi yaşatıyor?

Sanırım ölmeliyim...

Adreanna Linda Adler”

Yavaşça defterin sayfasını değiştirdi yeni bir sayfaya başka birinden bahsedecekti. Chris'ten adının hâlâ bu olduğunu düşündüğü genç adamdan yazaktı.

“Bugün daha iyi, olayın üzerinden iki gün geçti. Garajda yığılıp kaldığında ne yapacağımı bilememiştim. Aslında annemi de alıp çekip gitmek istedim. Beni bağlamaz diye düşünüyordum, fakat onda bulmak istediğim merhameti esirgemeye çekindiğimde ‘Babanın yerine koyduğu kişi benim.’ diye sayıkladığını duyana kadar... Neler olduğunu anlayamadım, başta. Babam bu durumundan kurtulabilmek için yerine birini koyması gerektiğini düşünüyormuş. Yani bu kadar sadeydi düşüncesi öyle mi? Sonra babam durulacaktı. Meğerse öyle değilmiş yeni yeni kavradım. Babam durulması için ölmeyi istiyormuş. Benim yapacağıma inancı olmamalı ki Chris'i bulmuş. Nasıl bulduğunu hâlâ merak ediyorum ve onu buna nasıl ikna ettiğini. Kim cani olmayı kabul eder ki? Nasıl eder?

Linda...”

Defteri kapatıp, kalemin kapağını taktı. Ama masanın başından kalkmakta kararsızdı. Aşağıya inmek istemiyordu. Saat dörttü ve ilaç vakti gelmişti. Eskiden babasını durdurmak adına derin bir kuvvetle savaşırdı şimdi ise bunun için isteksizdi. Nedeni belliydi? Zaten Jason baştan beri sonunu istiyordu. Masadan kalkıp ayaklarını yere sürterek odadan çıktı. Kapı sesini duyan annesi sese kulak kabarttıktan sonra mutfaktan elinde kahvaltı dolu tepsiyle çıktı. Yukarı kata doğru bakarak "Linda uyandın mı?" diye seslendi. Adreanna merdivenlerin başına gelince annesine isteksizce karşılık verdi. "Evet, anne. Hazır mı?" diye sordu, Jason'ın yemeğinden bahsederek.

Daisi kafasını sallayıp "Hazır, istersen ben vereyim." diye kızına yardım teklifinde bulundu. Adreanna cevap vermeden merdivenleri indikten sonra annesinin elindeki tepsiyi aldı. "Gerek yok anne. Biliyorsun zaten, zorluk çıkarmıyor."

Kapıya doğru ilerledi geçmesi için annesi dış kapıyıda açmıştı. Genç kız dışarıya çıkınca yazın sabah soğuğunu hissetti, alacakaranlık yok olmaya yakındı. Tatlı bir sıcaklık olsa dahi güneşin yokluğu üşütüyordu. Tepsideki suyun dökülmemesi için dikkatli bir şekilde yürüyüp garaja girdi. Jason sandalyede bağlı sakin bir şekilde duruyordu. İlacın etkisinde değildi ama yinede hiçbir şey yapmıyordu, öylece oturup karşıya bakıyordu. Buradan nefret ediyordu.

Cyrus başını dizlerinin arasına almış ellerini kulaklarına kapatarak kafesin bir köşesinde duruyordu. Kocaman iri kalıplı adam bir çocuk gibi gözüküyordu. Adreanna onun orada olduğunu gördüğü her zaman tanrıya dua ediyordu. Daisi'nin anlattıkları duyduktan sonra travma geçirmesi büyük bir şanstı. Kendine gelememiş, bu durumun içinde ızdırap çekiyordu.

Annesiyle Jason'ı çıkarıp kafese onu koymuşlardı. Jason bile artık onlara zaptedilebilir geliyordu. Çünkü babasının ne yapacağını biliyordu ama yabancının neler yapabileceği konusunda hiçbir şey bilmiyordu. Bu bilinmezlik korku doluydu. Babasının yanına gidip, tepsiyi onun sağındaki eski ve tozlu ahşap küçük sehpaya koydu. Sanki sıradan bir karşılaşma veya olağan bir görüşme gibi "Merhaba Jason." dedi. Jason hâlâ tepkisiz karşıya bakıyordu. Hayatında hiçbir zaman onunla sohbet etmemiş kızına yine konuşması için sebep bulamıyordu. Tepsinin içinde ilaçlı suyu alıp babasına içirmeye başlayarak "Çok zayıfladın, Jason. Elli sekiz ya da elli yedi kilo olmuş olabilirsin. Gerçi böyle kalman normal, yirmi dört saati tek bir öğün yemekle geçirmek zorundasın."

Jason hiçbir zorluk çıkarmadan tüm bardağı içti. Artık ilacı kendide içmek istiyor gibi buna karşı gelmiyordu. Bardağı tepsiye koyan Adreanna aldığı yiyecekleri yavaş yavaş babasına yedirmeye başladı. Jason ağzındaki ekşi tat gidip birazda mecal kazanacak kadar yedikten sonra kızının uzattığı lokmayı yememek için yüzünü sola çevirdi. Kafesteki Chris'i görünce ona uzun uzun baktı.

Genç kız sanki babasıyla derdini paylaşırmış gibi, kafesin içindeki koca cüsseli fakat hâli küçük genç adama baktı. "İki gündür, ne yiyip ne içiyor. Sesleniyorum ona bile cevap vermiyor." Belki bu sefer karşılık verir diye bir ümit tekrar seslendi. "Chris!" yine genç adamdan ses yoktu.

Bir şeyler mırıldanarak kafasını ellerinin arasına almış öylece oturuyor. Adreanna onun bu sessizliğine içten içe üzülüyordu... Fakat bu durgunluğun daha önce Jason'da görülmüş olması, sonrasında vahşi bir uyanışla Alex'in ölmesini hatırladığı zaman ondan uzak durmanın daha iyi olacağını düşündü.

Onları burada bırakıp gitmek istemişti fakat gelmesi beklenen Büyük Adler'ın onları bulup serbest bırakması halinde Jason’ın ilk yapacağı şey peşlerine düşmek olacaktı. Bunu tahmin edebiliyordu. Diğer seçenek aklına gelince kendine sinirlenip nefret etmesine neden oluyordu. Bazen onlardan bir an önce kurtulup bir daha annesine ve ona bulaşmasınlar diye öldürmek istiyordu. Fakat bunu her düşündüğünde sanki onu tebrik eder gibi gurur dolu ses tonuyla Jason'ın 'İşte benim kızım.' dediğini duyar gibi oluyordu.

Tepsiye uzandığında Jason hâlâ baktığı yönü değiştirmeden "Cyrus!" diye seslendi. Adrenanna buna anlam veremeyerek yüzünü buruşturup döndü. Chris'in kafasını kaldırıp onlara baktığını görünce şaşkınlıktan gözleri büyüdü. Bunu nasıl yaptığını merak ederken Jason yine kucağına bakmaya devam ederek yorgun sesiyle "Onun adı Cyrus." dedi. Genç kız buna şaşırsada anlamsız ve komik geldi, isminin sahte gelmesi bu durum kadar trajıkomik değildi. İçten içe kullanılmış olduğunu düşündüğü için kafese gitti.

Garajın tüm lambaları yanıyordu. Ama yine de Cyrus'un yüzüne gölge düşüyordu. Adreanna hâlâ daha ismine bu denli hızla tepki vermesine olan şaşkınlığı üzerinden atamamıştı. Kafesin yanına gelip ona bakmaya başladığında genç adama karşı içinde duyduğu korkuyu hissediyordu.Ellerinin içi terlemiş ve kalbi hızla atıyordu.

Demir parmaklıklardan tutup "Cyrus?" diye mırıldandı Adreanna. Onun gözlerinden süzülen yaşları görebiliyordu ve bu katilin göz yaşları onun içini acıtıyordu. Onunla ne zaman bu denli bağ kurdu bilmiyordu. Ansızın çıkıp hayatına gelmiş, babasını zaptetmesine yardım edip istediği yaşama köprü olmuştu. Onu korkunç biri olarak görmek ağlarken görmekten daha az sarsıcı olurdu. Cyrus elini dizinden çekip genç kıza doğru uzatarak çaresizliği kalbe hissettiren sesiyle konuştu.

"Sustur onları, Adreanna."

Neden bahsettiğini bilmiyordu ve öğrenmek için "Kimi susturayım?" diye sorduğunda Cyrus hızla ona doğru sürüklenerek geldi. "Yalvarırım izin ver susturayım." diye diretti. Adreanna geriye doğru çekilip korkudan titreyen sesiyle "Ben anlamadım. Sana nasıl yardım edebilirim bilmiyorum." dedi.

Jason'ın "Öl." demesi her zaman ölümü rahat karşılan alaycı tonda değilde bu sefer ölümü kabullenen soğuk bir tınıyla çıkmıştı sesinden. Adreanna irkilerek arkasını dönüp baktığında babasının ayakta durduğunu gördü. Onu bağladıkları iplerden kurtulmayı yine becermişti. Genç kızın nefesi Jason’ı yakınında görünmez bir yumruk ile ciğerinde sıkışırken ne yapacağını bilemedi. Sabahın hafif soğuğu tüylerini dikeltmişken şimdi içini kaplayan ürperti soğuk terler döktürmüştü. Önünde mecalsiz duran babasına karşı koyması aklına gelmeyecek kadar korku içindeydi. Bunu beklemediği apaçık belliydi.

Ondan uzaklaşmak isterken sırtını kafesin soğuk demirlerine verdi. Jason'ın nefes aldığı belli bile olmuyordu, durgunluk içerisinde kızının mavi gözlerine bakıyordu. Sadece bakıyordu göremiyordu.

Adreanna, gözlerini büyütmüş elinden gelebileceklere ihtimal dahi vermiyordu. Yaşlar ondan izinsiz mavilerinden akmaya başladı. Habersiz, ansız... Jason tüm ağırlığını yere doğru ve önemsiz bir çuval gibi bıraktı. Adreanna irkildi, Cyrus uzattığı elini kendine çekti.

Jason ondan beklenmeyecek bir hızla elini kızına doğru uzattı. Kızı onunla arasındaki mesafeyi açmak için kafesin demirlerini aşmak istiyordu. Sırtına değen soğuk demir eti ve kemiklerinin geçmesini dileyebilirdi. Jason uzattığı elinin parmaklarını oynattı yavaşça. Yavaşça uzatıp, renksiz soluk parmaklarını kızının dalgalı kahverengi saçlarına geçirdi. Adreanna böyle bir tınıya sahip olduğunu bilmediği sesiyle "Bırak beni." derken yaşları korkudan akıyordu.

"Bırak beni!"

Küçük kızın sesi ve yalvarışı ortalığı inletiyordu ama babası durmuyordu. Onun ince bileklerini kalım bir iple bağlamaya koyulmuştu. Kızın uzun açık kahverengi saçları debelenirken sürekli gözünün önüne geliyordu ve yardım çığlıkları sadece bahçelerinde kalıyordu.

"Bırak beni! Anne yardım et! Anne!"

Jason bir ayağını küçük kızın gövdesine koymuş onu ezerken bir yandanda bağlamayı tamamlamaya çabalıyordu. Adreanna kıpırdandıkça kolunu daha yukarı çekiyor ve ayağıyla daha çok bastırıyordu. Ona inat küçük kız direnmeyi bırakmıyor ağlarken ona karşı savaşıyordu. Jason sonunda ellerini iple bağladığında kızını saçlarından tutup ayağa kaldırdı. Bundan fazlasıyla zevk alarak eğleniyordu. Gözlerinin mavisindeki neşeli dalga dudaklarının kıvrımına bir dala gibi vuruyordu.

Adreanna altı yaşındaki bir kıza göre daha az ağlıyordu bu yaşadığı duruma. Ama kendisinden fazlaca güçlü olan babasından kurtulmak için debelenmek bir işe yaramıyordu. Babası onu yaka paça bir bisikletin üzerine oturttu. Bu onun için büyük bir bisikletti, neredeyse boyu kadardı ve ayakları pedallara ulaşmıyordu.

Jason sırıtarak "Şimdi, sana bisiklet sürmeyi öğreteceğim. Tamam mı?" dedi. Dengesinin sadece onun tutmasıyla sağladığını bilen küçük kız kafasını iki yana salladı.

"Hayır baba! Nolur bırakma, yoksa düşerim! Yalvarırım baba! Baba bırakma beni..."

Üzerideki eller çekilmişti, hatta daha iyi düşmesi için alan bırakarak kenara çıkılmıştı. Küçük kız bisikletle birlikte sağa doğru devrildi. Bisikletin ağırlığı onun cüssesine fazlaydı. Tekerleğin altında kalan bacağına sızı saplanırken elleriyle koruyamadığı başı çimenlerin üzerine sertçe çarpmış zonkluyordu.

"Bırak beni! Nolur!" Acıyla bağırmıyordu artık hıçkırıklarıyla ağlıyordu. Babası ikinci kez koydu bisikletin üzerine kızı. Bu sefer düşmek onun için daha tehlikeliydi çünkü düşeceği yer çimeni aratacaktı. Artık az önce düştüğü yeşil çimenler irili ufaklı taşları tutuyordu üzerinde. Jason onları koyaraken ne eğlenmişti!? Adreanna onun neyin intikmanını aldığını bir türlü çözememişti. Nefret için bir sebep gerekiyorsa her zaman uslu bir kız oluyordu. Yapmak istemediğinde ya da yavaş yaptığında minik bedenine sadist adamın sert tekmesini yiyordu. Hâlbuki küçük kız yolda kendi yaşlarındaki çocukların bisiklet sürüşünü camdan seyrediyordu. Sadece o kadar...

Jason elini kızın ensesinden çektiğinde Adreanna düşmeyi bekliyordu ama tekrar tuttu. Buna sevinemedi çünkü onunla oyun oynandığını biliyordu. O ağlarken Jason gülüyordu. Küçük kızı tekrar düzelten vahşi, onu bisikletin üstündeyken süzdü sonra içine girdiği derin ve garip duyguyla "Bisiklet sürmeyi düşe kalka öğreneceksin." dedi. Ve elini çekti.

Küçük kız, çığlıkla yere düştüğünde taşlar vücudunu saplandı. Etini ezdi ve yanağına denk gelen taşın soğukluğunu hissettirmesi kısa sürdü. Çünkü kızın ağzından gelen kan, taşı ısıtmıştı. Çok geçmedi farklı bir hülyanın eşiğinden geçip bayıldı.

Çektiği azapların büyük bir vahşetle son bulacağından emindi. Derin nefesi bile kendine gereksiz gören Adreanna. Çekeceği azap için beklemekten başka yapacağı bir şey olmadığını küçük yaşında dahi biliyordu ama kabul etmiyordu.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

14. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

4 yorum