İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 8 · 24 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 8

Sekiz

Sahne- Aynıların Sanrılarda Ayrı Sanılması

Mekan- Sancıların Savunmasının Olmadığı Yer

Kişiler- Masaldan Öğrenmiş Habil Kabiller

Zaman- Bitmişi Tüketmeye Başlanılan Vakti

BÖLÜM: Sekiz

İnsanoğlunun içi, dünyanın dışı kadardır. Bilindik ile, görünmezliği saklar, saklar, saklar. Ama bilinir ki insanoğlunu içi beklentisiz dışa vurulur. Gerçek ruh ortaya çıkar...

Beklediği anın geldiğinden emindi. Adam ayaklarının eğilmiş son düğümüde açarak ipi bileklerinde sıyırdı. Jason artık rol yapmayıp işe koyuldu. Önceden açtığı elleriyle vahşetine sarıldı. Hızlı bir hareketle genç adamın kafasını kavrayıp ona fırsat vermeden diz kapağını yüzüne geçirdi.

İki gençte bunu beklemiyordu. Jason’ın diz kapağı genç adamın yüzünde sarsıcı bir etki bıraktı. Burnunda derin bir yanma hissederken darbe ile geriye sarvuldu. Adreanna panik içinde az önce bıraktığı silaha doğru yöneldi. Dengeleri değiştirecek güç silahtı. Jason’da ayaklanıp ona ulaşmaya çalıştı.

Baba-kız, gücün yırtıcı isteğine dalmışlardı. Darbeyle başı dönen Alex burnundan kanlar akarken genç kıza yardım etti. Jason’ı kolundan tutup silaha ulaşmasın diye geriye çekti. Bunun sayesinde silah genç kızın elleri arasındaydı.

Adreanna’nın parmağı direk soğuk tetiğe ulaşsada onu öldürmemesi gerektiğini hatırladı. Elindeki güç siliniyordu ama varlığı arzu doluydu. Kullanmayacağı bir güce sahip olmak onu çaresizliğin en dibine gömüyordu. İçinde bunu yapması gerekeni söyleyen güçse parmağını tetiğe sürtüyordu. Onu öldürmemesi gerekiyordu ama öldürebilirdi.

Jason onu engelleyen genç adama döndü. Burnundan akan kanlar ince dudaklarının üzerinde bir iz bırakarak çenesine iniyordu. Kan itaat edip onun işaretini genç adamının yüzünde belli ederken karşısında ona direnmesine katlanamadı.

Yanındaki sandalyenin sırt kısmından tutup Alex’e doğru savurdu. İkinci bir darbeyle Alex yere serildiysede gücünü toparlayabilirdi. Adreanna titreyen eliyle silahın namlusunu babasına çevirdi. Elleri heyecanla titrerken gür çıkacağını düşündüğü titrek sesiyle bağırdı. “Jason! Dur!”

“Baba! Yalvarırım dur, lütfen beni bırak.”

Küçük kızın yalvarışı işlemiyordu, kalpsiz adama. Odağı başkaydı... Ayağıyla kuyruğuna bastığı yılanda. Pul derisi kahverengini parlatıyor, boyu ve kalınlığı yetişkin bir yılan olduğunu belli ediyordu. Zavallı hayvan gözleri tek çizgi, korku içinde kendini kurtarabilmek için çalışıyordu. Üzerine basan ayaktan bacağa doğru çıkmaya çabalıyordu. Arada sivri ön dişini Jason'ın kot pantoluna saplıyordu ama ne çare.

Küçük kızsa korku ile uzaklaşmak isterken babasının onu bileğinden tutması nedeniyle gidemiyordu. Cezası yine ormanda kesilecekken şanş(!) eseri bu yılana rastlamışlardı. Sinirden nefes almayı bile düşünmeyen Jason, kızının saçından kavrayıp onu aşağıya bacağına doğru eğmeye başladı. Yılana yaklaştırarak “Bir daha yapacak mısın?” diye bağırdı, gücünü bilsin istiyordu.

Kızına karşı her zaman güçlü olduğunu bildiriyordu. Yüzüne atılan ve tenine değen yılan ile gözlerini kapattı küçük kız. Boğazını parçalarcasına ormanı inletecek bir çığlık salıverdi etrafa.

Adreanna odaklanmak için gözlerini kapatıp açtı. Fakat onun gibi kurban olan ama saldırmak için atılan yılan gözlerinin önünde beliyordu. Çocukluğundaki anıda saplanıp kalmıştı. Jason ise paraların yerini öğrenmeden babası tarafında dokunmaz olduğunu biliyordu. Zaten kızının ona bir şey yapmayacağını, ortalarda gözükmeyen Daisi ile de olası ihtimalleri düünüyordu. Babasının ve kızının ortaklığı nasıl ileriyor diye ilacın etkisindeyken düşünmüştü. Eğer onu öldürmeyecekseler her zamanki gibi gücü elindeydi.

Adreanna’yı sona bırakıp, içinde bin nehrin uğramadığı kurak toprak gibi susadığı kana yöneldi. İlk olarak korumaya döndü, yerden kalmaya çalışırken sırtına bastırdı. Ayağını öyle sert koymuştuki Alex yere yapıştı. Koruma çelimsiz gözüken adamın bu kadar güce sahip olmasına şaşırıyordu.

Alex kendi gibi duruma adapta olamayan Adreanna’ya baktı; yerine çakılmıştı. Buna bir son vermesi gerekiyordu. Sırtındaki ayaktan kurtulmak için hızla dönüp onu sendeleterek tekme attı. Loş ışığın içinde pencereden sızan ışıklara denk gelen tozlar korkularını sislerini saçıyordu.

Adreanna derin bir nefesle içine giren havanın serinliğini terlemeye başlayan bedeninde hissetti. Sabit tutamadığı silahı beline sokup Alex’e yardım etmek için ilerledi. Öylece durup bakamazdı. Elbette Jason zorluk çıkaracaktı.

Kim hayatına parçalanmış tırnaklarının çiziklerini bırakmadan bir başkasına verirdi ki...

Adreanna’ya düşen, istediğini almak için duraksamamak ve babasına karşı hissettiği korkudan bir anda kurtulmak yerine savaşarak içinde atmaktı. Jason yediği tekmeden etkilememiş gibi hızla doğrulduğunda gözlerini kızına çevirdi. Tüm kini ve öfkesinin bir ejderhanın alevi kusup kendini yakması gibi kızına seslendi. “Seni öldürmediğim için pişman olacaksın Adreanna. Unutma ben her zaman kazanırım.”

Son cümle zihnine çarpan bir yel gibi Adreanna’nın içindekileri geriye itti. Fakat bedenini itemedi, babasının üzerine yürüdü ve yerden kalkan Alex ile birlikte köşeye sıkıştırmaya başladı. Jason onlarla arasında mesafe tutmaya çalışırken geriye adımlar atıyordu. Sonunda sırtı bir yere çarptı. Bahçe kapısına kadar çekildiğini fark edememişti.

Evdeki ilk günlerinde kızını korkutup yapışmasına neden olduğu kapıda şimdi kendi vardı. Kader onun etrafında dolanıyordu ve o yapacak hiçbir şey bulamıyordu. Buna deli olurken karanlık etsin diye kapıya astıkları koyu renkteki kumaşı çekip indirdi. Vahşiye reva görülen yere vahşi kendi ışığını soktu. İlk saniyeler sinirli güneşin ışıkları tarafından gözbebekleri dövüldü. Gözlerini kıstılar ama hemencecik alıştılar.

İnsanoğlu doğasında bu vardır, etini koparırsınız etsiz yaşar, dilini kesersiniz yaptıkları ile konuşur. İnsanlar doğduktan sonra her türlü yaşamayı becerir.

Üçününde nefesleri göğüslerini parçalayacakmış gibi dışarı çıkmak için acele ediyordu. Adreanna babasının köşeye sıkıştığını ve yapacak bir şeyi kalmadığını beyninde oturtamıyordu. Bu nedenle ona öylece bakarken Alex, Jason’ı avucuna düşürdüğünü zannetti.

Onu almak ve etkisiz kılmak için adım attı. Yeri izafe edilemeyen silik ruhlarında korku, telaş, endişe ve intikam vardı. Hangi duygu bir diğerinin üzerine basıp göğe yükselecek, hangisi ölüp yok olacak ya da doğumla çoğalacak belli olmuyordu. Jason önünü kesenlerin acıdan kaçınacağını biliyordu. Bedenlerinin sızısı onlara baş eğdirirdi. Ama bu acılar onu asla itaat ettirmezdi, bu acılar için tanrıya baş eğmemişti.

Bu ikisi onun için küçük bir engeldi. Jason cesaret ve yenilmezliği bağışlayanının aslında korkusuzluk ve acımasızlık olduğunu gösterdi. Kendine acımadı ve dirseğini daha çok ortaya çıkararak kolunu büküp mızrak gibi cam kapıya indirdi.

Sağlam olmadığını ilk gününde kızına itiraf etmiş kapı babasına döküldü. Kimi parçaları hesap sorar gibi etine saplansada çoğu çığlıklarla yeri kapladı. Adreanna direk geriye çekildi, koruma ise yerini korudu. Kaçmak isterse onu yakalamalıydı. Geriye değil aksine ileriye yürümeliydi.

Jason kızının mavilerindeki tedirgenlikle gerilemesine gülümseyerek karşılık verdi. Adreanna onun kızıydı bunca yıl onu nasıl avucunda tuttuğunu biliyordu. Kolunun acısı ya da boşalan kanı bile keyfini bozmadı. Parmakları arasından başını çıkarınca avucunda olduğunu unutan kızına konuştu.

“Seni bağışlayabilirim?”

Adreanna dikeni boğazına asılmış bir yumruyu yutkunmaya çalıştı ama nafileydi. Babasının ne demek istediğini anlamıştı. Karşılığında ise isteyebileceği şeyi kavrayabilmişti. Can istiyordu, onunkini bağışlamak için bir başkasınının canını...

Adreanna arkasında kaldığı korumaya baktı. Hayatına ilk kez biri girmişti. Ortak, arkadaş ve insan... Korkuya teslim olup ondan vazgeçmek isteyemezdi. Jason'ın yüzündeki gülümseme bozulmadı. Acımasızlık tadılmadan tattırılmazdı. İnsanlardan acıları söküp alırken bunu nasıl hissettirdiğini çoktan öğrenmişti. Onun artık acıyan hiçbir yarası, boşalırken güçsüz hissedeceği bir damla kanı yoktu. Kızına da bunu öğretiyordu.

Eğilip yerden büyük bir cam parçası alarak yavaşça onlara döndü. Kaçmaya niyeti yoktu, her zaman olduğu gibi kazanacağını düşünüyordu. Karşısında gözbebeklerini titreme alan kızını görünce sonu getirmek istedi. Gücünü bildirmeliydi. Genç korumaya doğru kana susamış bir şekilde ilerledi.

Alex daha fazla dayanamayıp geriye çekilerek Adreanna'nın belindeki silaha uzandı. Onu alıp kafasına dayamak belki durdurur diye düşünüyordu. Durdurmasada öldürmesi gerekirse kendini bundan mahrum bırakmazdı. Alex’in yüzündeki acının ateşi, gözlerini yakıyordu ve canı acıyordu. Çözdüğüne pişman olacakken aslında dikkatli olmadığı için kendine küçük bir öfke büyüttü.

Silahı almak istediğini anlayan Adreanna çekinerek uzaklaştı. Diğerleri bunu affedilmesi için yaptığını zannetti. Jason kızını kendi safına almanının mutluluğunu kısada olsa yaşadı. Ama Adreanna silahı belinden aldıktan sonra şarjörünü çıkarıp cebine koydu. Sonra vakit kaybetmeden şarjörsüz silahı odanın köşesine fırlattı. Her zamanki gibi ilk yaptığı daha fazla nefes için kendini sağlama almaktı. Sonra nefesi için savaşmaya döndü.

Savaşmak ilk kez fiiliyata dönüşecekti ve bunu yapmak güç bildirmek işine dönecekti. Artık sadistin eseri olmadığını göstermek istiyordu. Jason’a gerçekten karşı koyabileceğini yine ona ispatlamaya çalıştı.

Savaşmanın güzel yanı neticesinin belli olmasıdır. Kazanır ya da kaybedersiniz. Ama savaştan kaçınmanın ertelediği iki şey yoktur. Savaşmazsan sadece yok olursun.

Babasının elinde tuttuğu cam parçasından tedirgin olsa da öz güvenle öne atıldı. Kulak vermeyip gözlerini kapatsada içindeki korkuda diğer duygularla ayaklanmıştı. Jason ona doğru bıçak olarak kullandığı cam parçasını savurdu. Adreanna kaçabildi ama karşısındaki pes etmedi tekrar savurmaya başladı.

Durmayacaktı... Genç kız karşı koymak istesede her seferinde uygun bir an olmadığını düşünüp hep kendini savunuyordu. Hücuma geçemiyordu. Alex dünkü sohbetten sonra karşısındakinin neler yapabileceğini biliyordu, bir an önce durdurmak gerektiğini de biliyordu. Eğer işler ters giderse onu öldürmekten çekinmeyecekti. Bu durumu hallebilirdi ve ayrıca Adreanna'nın babasının karşısında oyalandığını düşünüyordu.

Jason’ın dikkati kızındayken yaklaşmaya başladı ama kırdığı cam kapıdan kaçar diye endişe ediyordu. Normal biri olsa ilk yapacağı kaçmakken sadist adam öfkesinin peşine düşmüştü.

Alex, gözü kızında olan caniye atılıp bileğinden kavradı. Kocaman eliyle cam parçasını tutan sadistin bileğini sıkmaya başladı. Cam parçasını düşürmek için onu tutan eli güçsüzleştiriyordu. Jason kesikler yüzünden güçsüz olan elini yine de bir an olsun gevşetmedi. Saldırmak istedi ama bu sefer diğer kolunuda kızı kavradı. Cam avucunda sabitlenir gibi açtığı kesiklerde oturmaya çalışıyordu.

Ne kadar hareket ederse etsin iki yanından onu tutan kız ve oğlan bırakmıyorlardı. Kafa atmaya, ısırmaya ve tekmelemeye çalıştı ama yine de kurtulamadı. Sonunda parmakları arasındaki silahı olan cam parçasını düşürdü.

Alex bu sefer onun kolunu arkasına doğru büktüğünde mağlubiyeti kabullenmiş hızla nefes alıp veren Jason dizlerinin üstüne çöktü. Kollarını arkada tutup onu kapana alan koruma kontrollü hareket ediyordu. Bu adamı bir an olsun boş bırakmaya gelmezdi. Sonsuz bir enerjiye sahipmiş gibi hiç durulacağa benzemiyordu.

Jason zemindeki bakışlarını kızına doğru kaldırdı. Onun rahatlamış görüntüsü komik geldi. Onu büyütürken bir çok kez ders vermişti, anlaşılan hiçbirini anlamamıştı. Adreanna silahı gidip aldı ve şarjorü ait olduğu yere taktı. Silahın babasının eline geçeceğini düşünerek ikiye ayırmıştı, ama gerek kalmamıştı. Neden bu kadar mağlup olmaya hevesli bir şekilde bunu yaptığını çözemedi. Babasının iki kişiyi yere sererek ona ulaşabileceğini düşünmesi onun gücüne boyun eğmekten mi bilemedi.

Adreanna babasının yaşamının elinde olduğunu, hayatını isterse bitirip istemezse onu yaşatacağını kestirebiliyordu. Babasını yıllardır baştan çıkaran hazzı ilk kez anladı. Her şey ona bağlı... Yaşam onun ellerindeydi.

Genç koruma, Jason'ı ayağı kaldırmak için kolunu yukarı çektiğinde güçsüz adamdan beklediklerinden daha hızlı kalktı. Hiç pes etmiyordu, gözlerini ondan bir an bile ayırmaması gerektiğini biliyordu. Jason dinlenip aldığı her nefesi onları öldürmek için kullanıyordu.

Adreanna kıpranan babasına silahı doğrulttu, bu sefer elinde titreme yoktu. Mavi gözlerinde küstah bir cesaretin koyuluğu hissediliyordu. Jason için bu gözlere bakmak aynaya bakmaktı. Ama yakın bir tarihte karşılaştığı bir yansıma değildi, en son yıllar önce çocukken görmüştü.

Çocukluğu gözünün önünde canlanırken elini kanlarla yıkayan büyüklüğüde boy gösterdi. Ve sonra gücünü geri istedi çünkü kızına vermesi gereken bir ders vardı. Hızla kafasını geriye atıp arkasında duran Alex’e değdirdi. Kanayan burnuna bir darbe daha almak genç adamın bu sefer kemiğini kırmıştı. Jason onun saniyelik sızısından faydalanıp kollarını kurtardı.

Adreanna silahın emniyetini indirirken Jason yerden büyük bir cam parçası aldı. Alex, burnundan yüzüne ve bir zonklama olarak beynine balyoz darbeleri indiren acıyla inlemişti. Gözlerinde oluşan nem ile de saniyeler içinde elinden kaçırdığı sadistin geri dönmesini sezemedi. Her şey öyle hızlı ve kavraması öyle zor olmuştu ki... Jason’ın ne ara yerden cam parçasını aldığını anlamayan genç adam karnında saplandıktan bir iki saniye kadar sonra fark etti.

Genç adamın karnına giren cam parçası kaslarını yırtmış sonra yakmıştı. Karnında kavruk bir acı, kopan kaslarından başlayarak tüm bedenini sarıyordu. Cam parçası girerken ciğerinde gezinen hava onunla birlikte çıktı. Gözlerinin büyümesi ve adımlarının geri çekmesiyle sendeleyecek gibi oldu. Yüzündeki kanın kokusunu yeni fark edebildi, daha önceden önemsememişti.

Adreanna diğer elinide silaha koyup mavi gözlerindeki keskinlikle babasına direterek doğrultu. Jason’ın bu seferde birini alamasına izin vermeyecekti, bu sefer altı yaşında değildi ve arkadaşını elinden alamayacaktı. Bu sefer kurabileceği bağları makaslanamayacaktı.

Babası elindeki camla geriye çekildiğinde “Sana geri döneceğim.” diyerek genç adamdan uzaklaştı. Onu bu kadar diri bırakmasının ve randevu vermesinin nedeni bunca zaman olanların acısını yavaşça çıkarmak istemesiydi. Kızına doğru döndü. Elinde kullanmaktan çekineceği silaha can havliyle sarılmış olmasını tuhaf buldu. Başını hafif sağ omzuna doğru yatırıp baktı.

“İndir onu Adreanna. Seninle görülecek bir hesabım var. İşleri neden bu hale getirdin onu soracağım.”

Yaklaşmaya başladığında aralarındaki mesafe on adımdan geriye düşenler olarak adlandırılabilirdi. Adreanna yuktundu ve hiç düşünmeden tetiği çekti. Odaya düşen ilk çığlık koparan kimseden ses çıkartmadı. Jason fark edip kendini diğer tarafa atmıştı. Bu silah sesi onu hayrete düşürdü, doğrusu beklemiyordu. Eğer kaçmasaydı vurulmuş olacaktı.

Adreanna düşünmeden silahı sıkmıştı. Korkusunu değil annesini düşünmeden sıkmıştı. Aklında alt etmek ve kaybetmemek varken daha ne düşünebilirdi bilinmez. Genç kız elindeki silahın namlusuyla babasını tekrar buluşturdu. Jason, kızının parmağı yeniden gitmeden durdurmak için teslim oldu.

“Dur sakın yapma!”

Bu teslimiyet kızın rüyalarına dahi sokulmayacak kadar imkansız geliyordu. Babasını böyle korku dolu gördüğünde kesin olarak kendi gücüne inandı. Sanki, Jason ile yerden daha fazlasını yani hayatlarını değiştirmişlerdi. Ne yaptığını bilmiyordu, sadece Jason’ın nasıl yapacağını çokça deneyimleyip öğrenmişti.

“Yalvar.”

Jason bunu duyar duymaz hayretinden kahkahalara geçiş yaptı. Karşısında sadistin kızı değil sadistin rolcüsü duruyordu. Adreanna, babasını taklit eden küçük kız çocuğu gibi görünüyordu ve bu onu çok güldürdü. Hatta Adreanna olsa bu gülüşlere sinirlenip haykıracakken kendi taklidi donuk bir şekilde bakıyordu. Adreanna kazananı değil kazanmışı oynuyordu.

“Öldür gitsin.”

Üslubu ve ölçüsü belli olmayan muhabbetlerinin arasına sesinin her titreşiminde karnına ağrılar saplanan Alex girdi. Öldürmesini söylüyordu, doğru olanın bu olduğundan çok emindi. Sırtını duvara yaslayıp yavaşça çöktü. Toplayamadığı gücünü kullanmamıştı ve şimdi bu haldeydi. Kurtulan adam, Jason’ın elinde kurtulunmayacağını az çok tahmin ediyordu. Silahın zoruyla kuzu kuzu boyun eğmezdi, bu durum içerisinde bile kahkaha atabiliyordu.

Alex’in bunu demesine yüzünü buruşturarak tepki veren Jason sözlerini önemsemedi bile. Sadece kızını kostümünden soyundurmak için onun kelimelerinden ilham aldı.

“Daisi’ye sık gitsin.”

Adreanna, donukluğunda bir kaç mimiğiyle ayrıldı. Gözleri ayırmadığı babasında uzaklara gidemiyordu. Düşünürken bile anısına vahşi adam sokulmuştu. Kızının kaderini çizerek tanrılık konusunda bu işi üstlenen Jason geçmişiyle gölge etti.

Boyu her geçen yıl biraz daha uzanmıştı, çocukluğundaki bodurluğu gitmişti. Saçlarıysa; sarılığını bırakıp kahverengiye doğru renk değiştirken beline kadar uzamıştı. Saçlarını savrulmaktan büyük keyif alıyordu, çoğu zaman geceleri uyumayıp penceresinin önüne geçerek esen rüzgar ile dalgandırıyordu. Gizlice...

Annesi bu yaptığını biliyordu ama yine de uyuyormuş numarası yapıyordu. Ona verebileceği tek mutluluk buyken karışmıyordu. Ama babası bunu öğrense kesin bir şeyler yapardı. Kızın her sevdiğine, sevmek istediğine el koyuyordu.

Bunu anlayabilecek yaşta olan Adreanna her zaman saçlarını toplayıp saklarcasına hırkasının altına koyuyordu. Çoğu zaman babası, saçlarını eline dolayıp dövsede bu durumu bilmiyordu. Ona göre anlamı yoktu, ama Adreanna için vardı.

Yeni taşındıkları yer, bir köydü. Sessiz sakin kendi halinde çiftçilikle geçinen bir köy. Fazlaca doğaldı, insanlar kirli gezmekten utanmıyordu. Adreanna arabayla yeni evlerine doğru giderken bir kaç kız çocuğunu görmüştü. İçindeki tuhaf sevinçle onlara baktı. Biri diğerine saçlarını gösteriyor yüksek ihtimallede uzunluğuyla hava atıyordu.

Adreanna onları gözden kaybedene kadar baktı, eli istemsizce kendi saçlarına gitti. Gördüğü kızın saçlarından uzundu. İçi mutluluk hayallerinin fısıltısıyla dolmuştu, bir hülya onlarlarla arkadaş olup saçlarını gösterebileceğini söylemişti. Yüzünde oluşan gülümseme arttığında önüne döndü, burayı sevmek istiyordu. Onca yer değiştirdikten sonra burada kalmak istiyordu. Umutla etrafı incelerken arabanın içinde babasının keskin sesi yankılandı.

“Aptal aptal, etrafa bakmayı kes. Başını sakın kaldırma!”

Tüm duyguları yıkılıp gitmişti, sadece hayalleri ve ümitleri kalmıştı. O kızları birkaç sefer de pencereden bakarken görmüştü. Hatta öyle heyecanlanmıştı ki daha önceden onları görürsem el sallayacağım diye kendine tembihlediğini unuttu. Sadece gülümseyerek baktı kızlara.

Bir diğer karşılaşmada daha cesurdu, kızları görür görmez saçlarını hırkasının altından çıkarıp tokasını açarak savurdu. Heyecanla onu fark etmelerini bekledi, kızlar onu fark ettiğinde ise parlayan mavi gözleriyle el salladı. Kızlarda cömertlikle ona bolca el salladılar. İlk defa arkadaşları olmuştu.

İlk defa kendinde sevecek bir taraf bulmuştu, upuzun saçları. Geceleri pencerinin önüne geçip saçlarını savururken içinde yeni arkadaşlarının olduğu hayaller kuruyordu. Babasını farkında varmadığı içinde Tanrı’ya şükrediyordu ediyordu.

Fakat babası her gece verandada oturup kızının odasından gelen ışık sayesinde toprağa düşen gölgesini izliyordu. Havalandırdığı dalga dalga saçlar gölgede bir izdiham gibi görünüyordu. Bir yandan içkisini yudumlarken bir yandanda kızının gölgesine bakıyor. Sakin ve sessizce izliyordu. Neden yaptığını bilmesede bunu yapmayı sevdiğini anlamıştı. Ne denli bir hayal içinde olduğunu bilemezken kısa süreceğine, kısa sürdüreceğine emindi.

Köyde vakit geçirdikçe insanlar Jason'ı cömert yardımları ve kibarlığı ile sevmeye başlamıştı. Onu bilgili ve kültürlü oluşundan dolayı hep önde tutmaya ve yakınlarında olmaya başladılar. Bir aile dostluğu olsun diyede bir köylü evine ziyarete gelmek istediğini söyledi.

Kibar Jason kabul etti fakat yüzündeki mahcubiyet adamı ikileme düşürdü ve “Müsait değilseniz, başka zaman gelelim." dedirtti. Fakat Jason büyük bir üzüntü ve kederi yüzünde yansıtarak "Aslında bakarsanız belkide biz sizin için hiçbir zaman müsait olamayacağız. Benim kızım hastada, sizinde çocuklarınız olduğunu duydum. Onlara zarar vermesinden korkuyorum." Adam nasıl bir hastalık olduğunu merak ederken sormaya çekindi, Jason’ın üzüldüğünü görünce kabalık etmek istemedi. Ama yine de merakına yenik düşüp mahcubiyetle "Nasıl bir hastalık efendim? Umarım ciddi değildir." dedi.

Jason kızı için üzülen bir baba rolünü o kadar iyi oynuyordu ki sanki cevap vermeye kalbi yetmezmiş gibi kafasını başka yöne çevirdi. Adamsa bu üzüntüsünü(!) azaltmak için gülümseyerek "Ne önemi var efendim. Çocuk bu, anlaşırlar." dedi.

Bunu bekleyen Jason içindeki şeytani gülümsemeyi şefkat dolu bir gülümsemeye çevirerek adama dönüp minnet içinde baktı. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz!? Ben çok mutlu oldum, belki kızım arkadaş edinebilir ne güzel."

Akşam yemeği hazırlanırken Adreanna kapının arkasına geçmiş salondaki babasının onu görmemesini sağlayarak annesini izliyordu. Anne kız bu duruma şaşırmıştı ve yabancı kalmışlardı. Daha önce kimseyi evlerinde ağırlamamışlardı. Daisi korku içinde yemek yaparken akşam yemeğinin neyle sonuçlanacağını merak ediyordu. Jason'ın bir şeyler çevirdiğine inanıyordu.

Adreanna ise dün babasıyla yaşadıkları kavgadan sonra ortada dolanmıyordu. Akşam misafir geleceğini biliyordu, kim olduğunu ise merak ediyordu. Kısık sesle annesine "Akşam yemeğine kim gelecek anne?" diye sordu.

Annesi şefkatle bu soruyu cevaplamak için döndüğünde kapının diğer tarafında duran Jason'ı gördü. Tedirginlikle elini kızına doğru uzatıp "Gel yanıma, Adreanna." dedi. Annesinin yüzünden ve Adreanna diye seslenişinden babasını geldiğini anladı. İçindeki korku inada dönüştü babasını görmediği için kafasını iki yana sallayıp annesine omzunu silkti.

Babasının gözüne gözükmek istemiyordu, kapının arkasında ayrılmadı. Jason ise onun bu korkusuna sevinerek çıkan şen sesiyle "Adreanna gel yanıma." dedi. Kızı korkuyla yutkunduktan sonra kapının arkasından çıkıp yavaşça babasının önüne geçti, ikiletmedi. Hiçbir zaman başını eğmeyi akıl edip babasının korkunç gözlerinden kurtulmayı denemedi.

Yine babasının gözlerine bakarken Jason gülümseyerek "İşte benim kızım." dedi Daisi'ye nispeten. Dizlerini kırıp çömelerek kızıyla boylarını eşitledi. Elini kızına doğru uzattığında Adreanna ilk başta irkilip geriye doğru gitti, fakat daha sonra tekrar aynı yerine geçti. Bugün usluydu... Aptallık edip babasından dayak yeme pahasına inatlaşmıyordu.

Jason bu durumuna memnuniyetle başını salladı. Kızının boyun eğmesini çok seviyordu, sanki suçluya suçunu kabul ettirmiş bir yargıç gibi hissediyordu. Yavaşça kızını saçlarını açıp omuzlarına doğru serpti. Adreanna korkudan titriyordu fakat yinede gözlerini diktiği yerden, yani babasının gözlerinden ayırmıyordu. Jason bir yandan kızın saçlarına usul usul parmaklarını gezdirirken bir yandanda konuşuyordu.

"Gölün yakınlarında oturan ailelerden biri gelecek. Biliyor musun Adreanna, onlarında kızları var? Aynı böyle senin saçların gibi de upuzun saçları var. Belki arkadaş olursunuz..."

Adreanna bir çocuğun masumluğu ile buna inanıp sevinirken babasının gerçek yüzünü unutmuştu. Jason biraz daha ileriye gidip kızını kucağına aldığında Daisi hemen savunmaya geçip onların yanına gitti.

"Ben Adrenanna'yı odasına götüreyim. Hadi ver Jason." diye yumuşak sesle bir dilekte bulunur gibiydi. Jason ona dönüp hâlâ yüzünde duran gülümsemesiyle "Gerek yok. Biz misafirler için hazırlanacağız sende masayı bitirsen iyi olur. Daisi." ismini tehtit edercesine söylemişti ama yinede bir anneyi yıldıramadı. Daisi kafasını iki yana sallayıp "Ben giydirim, Jason. Kızımı ver." dedi titreyen sesiyle.

Adreanna ise yüzüne kapanan saçlarını çekmeden usulca duruyordu. Kız gelince ona tekrar el sallayacaktı ve konuşacaktı, bunu kendine tembihliyordu. Yapacakları düşündükçe artıyordu. Ona hoşgeldin diyecek ve yemek masasında yanına oturacaktı, ayrıca babasını asla sinirlendirmeyecekti. Babası onu odaya götürürken bir kaç saat ilerisini düşündü. Ama düşündüğü gibi olmadı.

Misafirler geldi ve dostane sohbetler, gülüşler masadan hiç eksilmiyordu. Daisi her daim hazırda beklerken misafirleri iyi ağırlıyordu. Karşısında dilediği gibi küçük kızın yanına oturan Adreanna'dan gözünü ayırmıyordu. Bir tuhaflık vardı onda. Jason’ın aksine Daisi rahat değildi çünkü kızında farklı bir şey vardı.

Durgun ve sessizdi... Hipnotize olmuşçasına sabit hareketler yapıyordu. Babası onu odasına götürdükten sonra böyle olmuştu, Jason kesin bir seyler söylemiştir diye düşündü. Sohbet koyulaşmışken Adreanna'nın kulağı sesi kısık radyodaydı. Köyde frenkası iyi çekmeyen radyo kanallarının aksine her daim klasik müzik çalan kanal gayet iyi çekiyordu. Masadaki tabaklardan, çatallardan, insanlardan gelen sesleri zihninde ayırt edip radyonun sesine odaklandı.

Parçayı dinlerken parmakların arasına düşen saçlarına baktı. Artık onları istemiyordu, onların yerine başka bir şey istiyordu. Arkadaş istiyordu. Radyoda biten parça birkaç saniye sonra keman sesi ile başlayan bir parçaya yer verdiğinde hızla harekete geçti. Yere ulaşmayan küçük ayaklarını zeminle buluşturduğunda sandalyeyi büyük bir gürültü ile geriye itekledi. Masadaki sesler susmuş herkes ona odaklanmıştı. Odasına gitmek istiyordu fakat bunu yapmadan son bir kez babasına baktı. Babasının mavileri akşam üzeri söylediği sözleri hatırlatıyordu.

"Bil bakalım komşunun kızı niye geliyor buraya. Ben söyleyeyim, seninle arkadaş olmak için. Sende onla arkadaş olmak ister misin? Buna izin verebilirim. Eğer o kızın saçlarını kesersen, arkadaş olmanıza izin veririm. Seçim senin Adreanna..."

Babası halinden memnun bir şekilde sandalyede kurulmuşken, Adreanna hızla odasına doğru koştu. Daisi ne kadar kızının yanına gitmek istesede bunu Jason’ın otur işareti vermesiyle yarıda kesti. Daha farklı şeyler olsun isteyen Jason günü zorlaştırıp kızının üzerine oynamak istedi. Baştan beri Adreanna ile konuşma fırsatı yaklamak isteyen dost canlısı kıza "Adreanna'ya gidip bakar mısın? Sana göstermek istediği oyuncağı olduğunu söylemişti belki onu almaya gitmiştir." dedi. Küçük kız sevinçle ayaklanıp gittiğinde babası huzursuz hissetti çünkü bugün Jason ona Adreanna'nın kızına zarar verme ihtimalinden bahsetmişti.

Küçük kız yeni oyuncak görme ve arkadaş edinme hayaliyle odaya girdiğinde odanın boğucu havası hemen ona doğru esmişti. Adreanna camı açmış önünde duruyor ara arada havalanmayan saç tutamlarını dalgalansın diye yukarı atıyordu.

“Merhaba!” dedi ürkekçe küçük kız. Adreanna hızla ona doğru dönerken şaşkındı aynı zamanda mutlu. “Ben seninle arkadaş olmak istiyorum. Arkadaş olalım mı? ” dedi söze hemen giren sosyal küçük kız, Adreannayı mutlu etti.

Adreanna birden içinde dolan ümit ve hayallerinin göz ucuna gelmesi ile dayanamadı. Babasının sözleride aklından çıkmıyordu. Bir an hiçbir şey düşünmedi sadece kızla arkadaş olup günlerce oyun oynamak istediğini hatırladı. Bu düşünce onu hareketede geçirmişti. Cam kenarındaki makası alıp hızla kıza doğru koştu.

Kız ne olduğunu anlamadan tepkisiz kalsada Adreanna'nın eline geçirdiği saç tutamlarına makas değdirince çığlığı bastı. Adreanna onun bağırışını bile umursamadı sadece babasının dediğini yapmak istedi. Kızın saçını kesecekti ve sonra onunla arkadaş olabilirdi. Korku içinde odaya ilk gelen küçük kızın babası oldu. Adreanna'yı bir kenara savurup ağlayan kızını kucağına alarak bir an önce odadan çıkardı. Evi kaplayan telaş Jason'ın idaresi altına girdiğinde bir kaç dakika içinde misafirleri evi terk etti.

Daisi onlar gider gitmez kapının ardından bakan kızının yanına gitti. Jason ise memnuniyetin ve galibiyetin yüzündeki net gülüşü ile ilerleyip radyonun sesini açtı. Daisi kızına sarılıp onu teselli etmeye çalıştı. Fakat Adreanna durgun bir şekilde babasına bakıyordu.

Kazanmıştı... Zaten hep kazanırdı. Hiç denememeliydi. Babası ne diyorsa onu yapmalıydı.

Adreanna düşüncelerinden ve bir yılan gibi içine süzülen anısında kurtulmak için kafasını hafifçe iki yana salladı. Babasının ayaklanmış tam karşısındayken onun ne ara bu kadar yakınlaştığını anlamamıştı. Bir panik sardı ve yine düşünmeden tetiği çekmek istedi. Bunu yaparken silaha atılıp namluyu diğer tarafa çeviren Jason her şeyi etkisiz kılmaya and içmiş gibiydi. Silah bu sefer Adreanna’yı geriye doğru rahatça sarsmıştı. Bu çığlık koparan odaya getirdiği sese bir kavalye buldu. Silah sesi yanlız kalmadı.

Alex’in güçlü iniltisi duvarlara değdi. Kesiğin biraz üzerine saplanan kurşunu sıcaklığına kadar hissedebiliyordu. Acıyla elini kurşunun üzerine koyup bedeninden geri ister gibi dilendi. Nefes almak istediğinde şişen göğsü sanki kurşunu içine yutuyordu.

Adreanna neye sebep olduğunu gördüğü an suçunu inkar eder gibi başını salladı. Üzerine bunu alamazdı, onu vurmuş olamazdı. Gerçeğin inkârı, zamanın varlığından yitirdiğinde geriye doğru adım attı. Elindeki silah parmaklarından yere kaydı. Yine aynı şeyleri yaşıyor olmayı ve Jason’ın çizdiği kaderde saf tutmayı zihni liğme liğme etti. Kırıntıları deliliğin üzerine serpildi ve genç kız anlam oluşturmayacak mırıltılarla kendini dizlerinin üzerine bıraktı.

Alex’e bakmaya cesaret edemiyordu. Yine bağları makaslayıp babasının dileğini gerçekleştirmişti. Küçükken aklına hep acıyla işlenen, ‘babasının asla kaybetmeyeceği’ tekrar yer etmeye başladı. Altı yaşına geri dönüp kendini avutmak yerine bu yaşına öfkeyle bağırıp çağırdı.

Babası başında dikilmiş onu seyrederken Alex ise pes etmemesi gerektiğini ve yenilgiyi kabul etmemesini söylüyordu. Oysa Adreanna onun ölümünü kabul etmişti. Kendinide katil yerine koymuş, bu sefer babasına okuduğu lanetleri kendine sıralıyordu. Bir yanı çığlık çığlığa annesine sesleniyordu.

Bir anda kendini babasının yaptığı tüm vahşete ortak saydı. Zihninin taşları sürekli kişileri üstünde değiştirken oyunbaz şeytan seyre dalmıştı. Jason kızının bu çöküşünden faydalanıp onun kendine gelmesine fırsat vermeden sert bir tokat attı.

Adreanna yediği sert tokat ile sasılırken kendini bıraktı, savaştan vazgeçti. Uzun saçlarını tutan toka koptu ve onun gibi yere dağıldı. Yüzünde gezinen saçları, zihnine saçılmış düşünceler ve kalbinde yer edinen korku kadar karmaşık değildi. Yaşamındaki tüm yılları aynı anda yaşıyordu, saniyeler bazen onu altı yaşına bazenden on altı yaşına götürüp ızdıraplar çektiriyordu.

Babası gibi olacaksa hiç yaşamaması gerektiğini hissetti. Hızlı bir yenilgi, yaşamına bayraklar bezenmiş bir şekilde çekildi. Dizlerinin üzerine bıraktığı bedeni yana düştü.

Yüzü ahşap zemine değerken göz yaşları içinde korunuyordu. Mavi gözleri kocaman olmuş karşıya anlamsızca bakıyordu, gerçekten sadistin kızı mıydı yoksa onun kulu mu olduğunu anlamaya çalışıyordu. Dedesinin söylediği doğru olabilir miydi? Sadisti zaptetmeye çalışan sadistin kızı, ondan tehlikeli miydi?..

Jason kendini toparlayıp gücünü kazanırken galip olduğunu anladı. Sevinci bedenine tazelik kattı ve yerde sürünerek silaha doğru gitmek isteyen Alex'e döndü. Ona onca şey yaptıktan sonra bir an önce ölmesin, çokça acı çekip hesap versin istiyordu. Şeytanın hesap sisteminden Jason’ın hesapladığına göre koruma bunu hak ediyordu.

Genç adam ise yaşamı için mücadeleyi bırakmayıp silaha ulaşmak istiyordu. Zemine uzanmış baktığı yeri fark etmeyecek şekilde yatan Adreanna’ya seslendi. Onun sadece güçlü biri olduğunu düşünmesi hataydı. Sadistle büyümüş bir kızın elbette ele geçirilebilir kolay noktası olurdu.

“Adreanna! Kalk!”

Genç kız ismini duyduğunda irkilip tepki verdi ama işe yarar bir şey değildi. Bacaklarını titreyen bedenine doğru çekip koluyla sardı. Doğmamış olmayı dilerken gözlerini dünya ile birlikte kapatıp kendini yok etti. Göremese de Alex'in bakışlarını kendisinde olduğunu biliyordu. Sanki genç adamın bakışları onun bedenini yakıyordu. Hissettiği bakışlar babasından önce davranmış ona işkence ediyordu.

O odada bir kişi galipti ve bu sadistçe gülümsemesinden belli oluyordu. Jason Adler...

Yerdeki cam parçasını eline alıp sürünen genç adamın sırtına boylu boyunca bir kesik attı. Alex acıyla bağırdığında Adreanna gözlerini daha sıkı kapattı. Genç adam sürünemedi, cam tişörtünü kesip kanına diş atmıştı. Kalbinin görevini tüm bedeni yapıyordu sanki. Tüm bedeni kendini acıyla pompalıyordu ve bu can değil kan veriyordu.

Jason tatmin olmaya başlar gibi zevkin verdiği titremeyi inceden hissetmeye başladı. Acıdan bağıran ve ağlayarak sızlanmaktan başka bir şey yapamayan genç adamı sırt üstü çevirdi. Sırtı yere gelen Alex acılarının ateş gibi yakmaya başlamasıyla inledi. Jason vakit kaybetmeden yana değildi, hemen üstüne çıkıp direnmesin diye bacaklarına oturdu. Alex kanın serildiği dudaklarını titreterek konuşmaya çalıştı ama beceremedi.

Hızlı nefes alıp veren Jason bunu mutlulukla karşıladı. Artık kurbanı direnmiyordu. En sevdiği şekildeydi, onu öldürmesini ve bunun hemen olmasını bekliyordu. Bu yaşını almış insanın, ölüme yaklaşmış dinginlinin beraberindeki yaşamın kırıntı dolu umudu gibi geliyordu.

Jason keşke konuşabilecek durumda olsa diye geçirdi aklından yalvarılmasından haz alıyordu. Hayatlarını dilenmeleri mutlu ediyordu. Bir çoğu gibi onu öldürmesini isterdi hatta yalvarırdı. Bu şansı kaybetmesine üzüldü... Genç adamın ayaklarından kalkıp yanına geçti. Kurbanı kıvranıyordu, kurtulmayı ya da ölmeyi diliyordu. Jason derin yara olan avucunun acısını hissetmiyordu bile. Alex'in tişörtünü yavaşça yukarı çekti.

Gözleri kanın ışığıyla doldu. Buradaydı beş altı santim bir kesik ve onun üzerinde kurşunun izi. Genç adamın teni kan ile renk değiştirmiş, eti parçalanmıştı. Parmaklarını kanda gezdirdi, ara ara tenin rengi gözüküyor. Boyalarla yeni tanışmış bir çocuk gibi tuval zannettiği canlı bedende rengi tanıyordu.

Rengin daha koyu olduğu yere parmağını değdirdiğinde Alex kıvrandı. Buna sevincini tüm odayı kaplayan bir kahkaha attı. Tekrar denedi, yine aynı sonuç. Diğer cam parçasını tutunca yaralandığı elinide kesiğe koydu, ince bir aralık vardı. Kandan görmese de hissediyordu. Elini yukarı kaydırdı, oluk oluk kan akan küçük bir çeşme misali kurşunun etini parçaladığı yere parmağını sokabildiği kadar soktu.

Genç adam acıyla son kez güçlü bir çığlık attığında Jason zevkle kahkaha attı. Adreanna ellerini kulaklarına kapattı, boğuk gelse de sesleri duyabiliyordu. Daha fazla dayanamadı kafasını kaldırıp kulakları sağır edebilecek bir şekilde bağırdı. Ama bu yirmi yaşına değil altı yaşına aitti.

Çığlığını güçlü bir ses kesti. Bu, salonda yankılanan silah sesiydi... Beklemediği için irkildi ve sesini çıkartamayacak kadar korkuya kapılıp titremeye başladı.

Kurşun çığlık içinde acı ile ölüm bekleyen Alex'e gelmişti. Acısını kesmek içinde tam kalbine sıkılmıştı. Jason’ın kulağının dibinde patlayan silahın sesi, beynine kadar ulaşıp onu sağır etti. Zaten kulağının çınlaması sersemleştirdi, daha sonra ne olduğunu anlayamadan kafasına güçlü bir darbe yedi. Sersemleyip gözleri odaklarından kayarken o da kurbanının yanına serildi.

Adreanna titreyen bedenini zapt edemiyordu. Gözlerini açmıyordu çünkü görmek ya da görülmek istemiyordu. Bir sonraki kurşunun kendisine gelmesini diledi. Kurşun onu en iyi ihtimali olan ölüme götürürdü. Silahın babasında olduğunu zannediyordu. Ama silah adımlarını duyabildiği adamdaydı. Ahşap zeminin titreşiminde ona yaklaşan adımları hissedebiliyordu.

Uzun boylu, geniş omuzlu ve sıradan bir insana göre kemikli yüze sahip bir adamdı. Otuzuna girmemiş en fazla yirmi beş yaşında gözüken genç adam, onun karşısına çömelip kafasını yana eğerek Adreanna'yı incelemeye başladı. Yabancı kafasını ona doğru eğerek keskin sesiyle konuştu.

“Seni öldürmemem için bir neden söyle?”

Babası olmadığını sesinden anladığı anda alnına değenin bir silahın namlusu olduğunu kavradı. Kilit vurduğu mavi gözleri birden açıldı.

İnsan bazen yaşam için nefes almaz. Ölmek için besler faniliğini. Anlamak için nefes alır, yaşamak için değil. Bunu anladığında, ölür. Son nefes yalvarmaktır ya da anlamak. Sana ölümlü yaşam ya da yok olmak kalır. Ama son nefesin çıktıysa yani terk ettiyse seni, ruhun artık hep bâki demektir.

Bölüm sonu

3 yorum