Sahne- Azapların Aynı Olur Sanması
Mekan- Sukûnun Sakinden Olmadığı Yer
Kişiler- Kara Sarmaşık Büyüten Zihinler
Zaman- Süregelen Sonranın Farklı Vakti
BÖLÜM: Yedi
Ayaklarını koltuktan aşağıya doğru sarkıtıp uzandığı yerden kalktı. Uyku ve uyanıklık geçişleri arasında fazla bulunmak onu uyuşturmuştu. Dirseklerini dizlerinin üzerine koyup yanaklarını avuçlarının arasına aldı. Uykusuzdu, gözlerinde bir sızı hissediyordu. Bunun dahası huzursuzluk...
Babasının sandalyeye bağlı durumda ve ilacın etkisinde olması bile tedirginliğini engelleyememişti. Tüm gece daldığı uykularından ter içinde sıçrayarak uyanmıştı. Her şeyin bir anda bitmesini ve değişmesini beklemek aptallıktı. Zamanı silen anlar, geri getirirken yine zaman alırdı.
Jason her ne durumda olursa olsun ona duyduğu bir his vardı, hiçbir zaman dinmeyecekmiş gibi hissediyordu. Ne olduğu hakkında tek bir benzetmesi veya açıklamaya çalışırken kullanacağı kelimeleri yoktu. Onların kan bağları sanki gerçekten görünmez damarlarla ikisi arasında akıp dolanıyordu.
Cesur gözükmenin kolay olduğunu biliyordu zor olan savaşmaktı, alışılmıştan çıkmaktı. Bunu cesur insanların değil, idealist insanların kendini bilmiş adımları hallederdi. Ama yalnız kalınca yüzleşmek kaçınılmaz oluyordu.
Ayağıya kalkıp temkinli adımlarla babasına doğru gitti. Gözle görülebilir bir fark yaşıyordu. Göz altlarında derin bir çukur oluşmuş ve morlukları koyulaşmıştı. Damarları rengi kaçık teninde daha çok belirgindi ve saçları bu deriye ait değilmişçesine sahte duruyordu.
Babasından gözlerini ayırıp etrafa baktı. Annesinin yokluğunu hissedebiliyordu, boşlukta gibiydi. İlk kez birbirlerinden ayrılmışlardı. Üzerinde kanat hissetmemek melekler tarafından terk edilmiş hissi veriyordu. Daha tam yerleşmemişlerdi, köşede koliler üst üste duruyordu. Adreanna ne yapacağını bilmiyordu, ilk kez boş bir zamanı olmuştu. Boş geçirdiği çokça zaman olmuştu ama böyle can sıkıntısıyla değil, tedirginlik ve korku ile... Onun tüm zamanını ‘hayatta kalmaya çalışmak’ dolduruyordu.
Ahşap zeminde her zamanki alışkanlığı nedeniyle sessiz adımlar atarak mutfağa gitti. İlk olarak göz geçirdi daha yeni tanışmış gibi hissediyordu, geldiklerinde beri benimsememişti burayı ama şimdi her şey gibi bakışlarıda değişmişti. Burası düzen içerisindeydi, annesinin el attığı belli oluyordu. Beyaz eskiltme olan mutfak dolapları mermer tezgahın sadece yukarısında vardı. Aşağısında metal raflar diziliydi.
Buzdolabına yaklaşıp açtığında içerisinde bolca yiyecek olduğunu gördü fakat canı hiçbir şey istemeyince eğilip sadece elma aldı. Elma dolabın soğukluğunu avucunun içine kondurmuştu. Havaya atıp tutarak mermer tezgaha yaklaşmaya başladı. Son kez elmayı havaya attığında tutarken parmaklarının ucuna değmesiyle raflardaki tencerelere doğru düştü. Gürültü oldu.
Birden panikledi, hayatını babasının yanında fark edilmeyip hayalet gibi yaşayarak daha rahat sürdürüyordu. Ondan kurtulduğu gibi sessiz kalmaktandan kurtulduğunu unutmuştu.
Gürültü ile tencereleri değip yere yuvarlanan elma Adreanna'nın tüm huzurunu kaçırdı. Beceriksizliğine kızarken aslında babasının sesleri duymasından korkutuğunu kendine itiraf etmek istemedi. Yerden hışımla elmayı alıp tezgaha giderek musluğu açtı.
İyice yıkadıktan sonra arkasına döndüğünden elindeki silahı ona doğrultmuş endişeyle bakan Alex'i gördü. Yerinde sıçrayıp tekrar elmayı düşürecek gibi oldu. Onun yukarıda uyuduğunu düşünürken seslerden kısa süre sonra önünde belirmesine anlam veremedi. İnsanların varlığına alışkın biri değildi.
Her şey için hazırlıklı olmak isteyen Alex etrafta endişelenecek bir durum olmadığını görünce rahatlayıp silahını indirdi. Adreanna tencerelerin çıkardığı sesten sonra bile zamanın sessiz büyüsünü bozmaktan çekindi, naif sesiyle konuştu.
“Merak etmeyin, her şey yolunda.”
Sessizlik gibi bir derdi olmayan ve uykusunu alamadığı içinde boğuk ve kalın çıkan erkeksi sesiyle Alex saçlarını karıştırdı. “Uyumadın mı sen?”
Alex’in esmer teni güneşin beyaz ışığında pürüssüz gözükürken yeni uyanmış hali yinede onu savunmasız göstermiyordu. Uzun boyu ve geniş omuzları yaratılıştan daha fazla kas kazanması için bahşedilmişti sanki. Koruma olmasına şaşılmazdı. Adreanna onun havada kalan sorusunu onu incelemeyi kestikten sonra sahiplendi.
“Pek uyumam ben.”
Genç adam mahmurluğunu atabilmek için arkada duran sandalyeye oturdu. Kendine göre fazlaca dinç duran Adreanna'ya baktı. “Sen niye bu kadar erken uyandın? Babanın kendine gelmesine daha çok var dinlenmeliydin. Ben ilacın etkisi geçince ona bakacağım ama yine de dinlenebileceğini düşünmüyorum.”
Adreanna tüm zamanlar boyunca diğer insanlar tarafından zaten tuhaf olarak sıfatlandırıldığını biliyordu. Bu tuhaflığa sebebiyet veren bir sebebi de açıklamaktan çekinmedi.
“Ben uyumam.”
Alex geç bir saatte yattıklarını hatırlıyordu. Onun bu kadar çabuk uykusunu almasına şaşırdı. Söylediğinin genel bir durum olduğunu kabullenmeyi aklı almadı.
“Biz insanlar uyuruz.”
“Ben uyumam.”
Nasıl der gibi yüzünü buruşturan Alex anlamaya çalıştı. Oysa karşısındaki mavi gözlerde alaycı ya da yalancı tek bir ifade doğmamıştı. Böyle bir babası varken gerçek olma ihtimali vardı ama olanağı yoktu. İnsanlar uyumadan yaşayamazdı.
“Günde toplamda kaç saat yatıyorsun?” diye sordu.
“Üç ya da dört, en fazla beş.”
Genç kızdan aldığı cevap sonrası dirseğini yanındaki mutfak masasına dayanan genç adam yanağını avucunun içine koydu. Nasıl bir yaşam sürdüğünü merak ediyordu. Katil ve vahşi biriyle bu yaşına kadar nasıl gelebilmişti. Ama en çok merak etti soruyu çekinmeden sordu.
“Hiç kaçmayı denemediniz mi?”
Adreanna’nın elindeki yeni yıkanmış kırmızı elmadan sular damla damla zemine damlıyordu. Gözlerini yerde parlayan damlaya sabitledi. Kendi hakkında daha önce hiç kimseye bir şey söylememişti. Diğerlerinin onunu bilmesinden her zaman çekiniyordu. Okul yıllarından arkadaşlarının en fazla bilgi edindikleri şey onun çok konuşmadığıydı. Ama ne var ki, artık hayatı değişmeye başlayacaktı, o da değişmeliydi.
İlk kez birine açılmak sohbet etmek istedi ama gergindi. “Defalarca denedik.”
Genç aldığı cevap sonrası sorusu konusunda aslında çok düşünmediğini fark etti. Bu düşüncesinide gülümseyerek belirtti. “Benimki de soru senin gibi bir kız elbet bir şeyler yapmıştır.”
“Yapmadım.”
Buz gibi sesi genç adamın gülümsemesini keserken bakışlarını yerden kaldıran Adreanna, onun yanına yürüdü. Bu söylediği konusunda yüzünde anlaşılır bir ciddiyet vardı. Masanın yanındaki sandalyeyi çekip oturdu.
“Annem denedi, ben büyüyene kadar defalarca denedik. Ama ben değildim, annemdi. Jason her defasında bizi buldu, sonuç değişmedi. Kimisinde de senin patronun yardımıyla buldu. Bize yardım eden kim var kim yoksa öldürdü. Annemin ailesi kalmadı, yardım edecek kimse kalmadığında kaçarsak öfkesini direk bize sırtlatacağını anladık. Direk hedef olurduk ve bulduğu an öldürürdü.”
Duydukları aklını bulandırırken beynini hipnoz etkisinden çıkaran genç adam elini yanağından çekti. Salonda çaresizce sandalyeye bağlı olan adamın kaç kişiyi öldürdüğünü tahmin etmeye çalışıyordu. Kimisinde bilmeden onun arkasını topladığını anladı.
Adreanna’nın suçladığı patronu kadar suçlu değildi ama onun da payı vardı. Alex illegal işlere sesini çıkarmayan güvenilir bir elemandı, arada gömdüğü iki üç cesedi hatırlamıyordu bile. Jason’ı zengin, çocukluğu boyunca şımartılmış hastalıklı bir adam olarak görmüştü. Bu kadarını düşünememişti. Onun için çalıştığı, korumalığını yaptığı Büyük Adler'a da anlam veremedi. Kim böyle birinin arkasını kollardı ki, neden? Oğlu bile olsa, neden? sSöylenildiği gibi para için mi?
“Ben babanın katil olduğunu biliyordum ama böyle olduğunu bilmiyordum. Tam olarak nasıl yani, ne? Normal bir insan bunu yapmaz.”
Düşüncelerini açığa vurmak, çaresizce birbirinin kovalayan fikirleri bir yerler oturtmak istiyordu fakat doğru kelimeler nelerdi hiçbir bilgisi yoktu. Zihni dehşete kapılmıştı, yardımına koşan Adreanna onun ne demeye çalıştığını anlıyordu.
Tam olarak neydi? Canavardı, bir insan değildi fakat insanoğlu her zaman kendini masum kılacak kılıflara sahipti. Omuzlarını silkti.
“Psikopat ya da sadist bilmiyorum. Sadece bunu severek yapıyor, sinirle değil. Tek bir cevabım var, o insan değil. O bir canavar.”
Alex dünyanın çeşitli insanlarla dolu olduğunu biliyordu. Sorunlu insanlar çoktu, boşluklarında kendi şeytanlarını doğurup onlarlar günah işleyenler vardı. O sadece Jason'ın hangi türe katıldığını anlamak istiyordu.
“Yani öfke duymadan, öldürmeyi sevdiği için mi öldürüyor?”
Bu soruya kuşkusuzca "Evet." dedi Adreanna. Çünkü sorunu olmadığı, kendisine hiçbir zararı dokunmayan insanları öldürmesi sadece zevktendi. Nasıl bir vahşetin doğuşu bir başkasının ölümünü zevkli kılar ve tanrıyı alt etme çabası gösterir bilmiyordu. Jason’ın şeytanlarına diz çöktürüp asıl şeytan olduğunda, beyni nasıl bir hal aldığını merak eden Adreanna kafasını yarıp bakma arzusuna sahipti.
Alex, parmakları arasında elmayı iterek oynayan kıza şevkat beslemeye başladı. Hayatındaki zorluklar kim bilir nasıl güçken şimdi böyle dik durmasına hayranlık besledi. Merakını yenemeyecek olsada Adreanna’ya kötü anlarını hatırlayıp üzmekten çekineceği bir soru dilinin ucuna kadar geldi. Kendini tutamadı. “Seni de-” deyip yarıda sustu, ama karşısındaki anlamıştı.
Adreanna onun ne soracağını biliyordu. Baban seni de öldürmek istemedi mi? Kim olsa merak ederdi ama bir sadistin eğlencesine akıllıca yaklaşmak, akıl kârı değildi. O canavardı ve insanları daha çok kadınları vahşice öldürüyordu.
Adreanna'yı ölümden kayırabilecek tek şey ölümden daha kötüsü olurdu. Fazlaca normal olmuş gibi sakince cevapladı.
“Herkesi... Onun için kim olduğun önemli değil. Kızı olmam onun için bir ayrıcalık oluşturmaz.”
Ama bu zamana kadar ölmemiş onunla yaşamıştı, garip bir şekilde babası onu yaşamasına izin vermişti. Jason kızının yaşamasını istemeseydi çoktan öldürmüştü. Belki hiç doğmadan hemde, bunu Adreanna için kaçırılmış fırsat demekti. Böyle bir yaşama doğmak en büyük şanssızlığıydı.
Jason aksine yaşatıyor ve bekletiyordu, bir son hazırlıyormuş gibi...
Alex ise hazır onu konuşturabilmeyi başarmışken aklındaki tüm sorulardan kurtulmak istedi. “Annenin dudağındaki iz... Onu da baban mı yaptı?”
Adreanna birden içine kapandı, sadece "Hı hı..." diyerek kestirip attı. Fazla konuştuğunun yeni farkına vardı. Bir müddet susmak ilk kez yorgun bir sessizliği rahatlatmak oldu. Yeni mazi, siyah kılıf gibi üzerine serilmişken onu yırtıp atmak yeni bir dünyaya ulaşmak olurdu. Bunu istemiyor muydu, neden çekingen davranıyordu?
İstiyorsa kıymık batırarak geçmişi kanatıp tüm kanını yere sermeliydi... Damarları kurumuş geçmişi şeytanın kullanması olanaksızdı. Kim ölünün canını yakabilirdi ki, tanrıdan başka.
Birden dile geldi ve düşünceleri arasında "İmzası..." diyerek soluk verdi. Genç adam iri gözlerini ona sabitledi, bir çiçeği soyundurmak, yapraklarını söküp polenlerini dağıtmak ve cesedini görmek istiyordu. Onun sözlerini bölmeden dinledi.
“Onun ilk vahşeti tanrıydı. Onu kafasında öldürdü. En büyük vahşet her şeyin yaratanını öldürmektir. O bunu başardı. Tanrının kanı kullarına serpildi, onun dilini taşıyanları susturmak için dudaklarına ince bir çizgi çekmeye başladı. Tanrıyı öldüren bir ateist değildi, halbuki inanırdı ona.”
Genç adamın tüm mahmurluğu zerresine kadar vakumla bedeninden alındığında iri gözleri kıpranıyordu. Dilinin ucu kaşınırcasına bir şeyler söylemek istiyordu fakat zihni bir sele kapılmış öylece gidiyordu. En azından hayretlerini bildirmek için ağzını açtı.
“Onun kafasından geçen şeyleri merak etmem sence delilik mi? Bunları nasıl düşünebilir?!”
Adreanna bilmişliğin absürt ürünü haline gelmiş bir gülümseyle onun sorusunu sorusuyla karşıladı. “Tanrı ne iş yapar?”
Alex onu bu düşüncelere karşı bir empatisi olduğunu sandığında hışımla dikeldi. “Baban tanrı mı?” Ama genç kız bu yanlış anlamayı normal görüp elindeki elmayı masaya bıraktı. Anlatmaya çalıştığı bir şeyler olduğunu sezdirdi.
“Tanrıyı öldürdüğü için yerine geçmeye çalışmasına şaşırmamalı. Onun zihnindekiler bunun tohumları.”
Alex anlamamış olsada kafasını onaylamak için salladı. Tanrıyı öldürüp onun yerine geçmeye çalışan azılı bir katil neyi tamamladığını düşündü. Tanrının geride kalmış ne gibi işini ölümle bitiriyordu diye düşündü. Gözlerinin içine yansıyan parıldamayla bulduğunu belli etti.
“İnsanları öldürerek, onların kaderlerini mi bitiriyor?”
Adreanna iç çekip derin bir nefes aldı. Sandalyenin sırtına daha da çok yaslandı. Kendiside tanrının ölümünden sonra doğmuş ve Jason’ın eline kalmıştı. Yaşaması için verdiği karar ve yaşamında sürüklendiği yolun çizildiği kalem Jason’daydı.
“Ben kana doğmuşum. Gerçekten kana doğmuşum. Annem arkadaşının yanına kaçmış, onu öldürürken doğum başlamış. Ciddi ciddi kana doğmuşum anlayacağın. Bunun için benim lanetli olduğumu defalarca söyledi. Jason’a göre en büyük şeytan benim. Yolumun bu olduğunu, aslında onun gibi olmam gerektiğini defalarca söyledi. İşaretini annemin dudaklarına koyduğu gün her şeyin sonuna geldiğimi düşünmüştüm. Annem kanlar içindeydi. Onu kollarından tutup yerde sürüklerken kanı zeminde iz bırakmıştı. Ve o kanın benim yolum olduğunu söyledi. Yaşamıma izin vermiş yolumu çizmişti. Jason artık kader yazmayada başlamıştı. Güya tanrıyı öldürüp işlerini yapmaya başlamıştı.”
Genç adam tek bir kelime etmeden onu dinlerken tutukluk yapan zihni konuşmasının bittiğini çok daha sonra anladı. Etrafına bakınıp yerinde kıpranırken ayağıya kalkan Adreanna’ya cesaret vermek istedi.
“Bugüne kadar gelmen... Sen kanla değil mucizeyle doğmuşsun.”
Genç kızın ağzından o kadar kelime çıkmışken bir tane daha kaçırmak dibi boylamak gibi geldi. Başını onaylayan bir hareket ile sallarken teşekkür ifadesi dudaklarının kıvrılmasında oldu. Usulca mutfak kapısına doğru yürüdü.
Alex bunca olan biten arasında genç bir kızın mücadelesinde bulunmaktan dolayı göğsünü kabarttı. Ona yardım etme ve koruma fikri içine yoğun bir şefkat hissi yayarken aklına bir şey takıldı. Kaşları hafiften çatılırken giden kızın arkasından baktı.
Hastalıklı bir zihnin yanında, onun içini bilirken nasıl böyle sağlıklı kaldı. Sarmaşık ne denli zararsız gözükse, inceliği güçsüzlük olarak görülse de sarmalayıp çürütürdü. Jason’ın çürük zihninde yeşeren kara sarmaşık kızında bulunuyordu. Onunla büyümüş ve onun zihnini iyi derecede biliyordu. Aynı kara sarmaşık birininkini çürütüp nasıl diğerininkine dokunmamıştı.
Adreanna salona girince babasının haline gülümsedi. Bu gülümsemenin şeytan ruhu Alex’in geride bıraktığı elmaya bakarak sorguladığı konuydu. Kara sarmaşık belki de çoktan yayılmıştı.
***
Adreanna uzun parmakları olan elini öne doğru uzattı. Kararsız bakışlara sahip Alex’e güvence verir gibi gülümsedi. “İşte bu...”
Garajın ortasında bulunan boyu iki metre kadar eni daha uzun olan büyükçe bir kafesi gösterdi. Bunun dediği gibi babasına değilde onlara bir hediye olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Eğer Jason’ı bunun içinde tutarsalar her şey kolaylaşacaktı. İlacın etkisi geçtiğinde Jason’ın kendini yorabilecek bir alanı olurdu. Yemekleri kapısının altından uzatabilir ve ondan gelebilecek tehlikeleri minumuma indirebilirdiler.
Alex hayretle büyük kafese bakarken kelimelerini tam toparlayamadı. “Bu mu?” dedi geveleyerek.
Adreanna onun sorgudaki halinden yargılar çıkacağını tahmin ediyordu. Bu iyi bir fikirdi, insanı aşalamaktan daha fazla işe yarıyordu. Hem zaten Jason konusunda en küçük bir merhamet ve şefkat kendilerini katletmiş, yok olmuşlardı. Artık ona her şey revaydı.
“Evet, vahşi hayvanlar için kullanılan kafes. Bizim de işimize yarayacaktır.”
Alex neticesi veya amacı onaylamak olmayan bir baş hareketi ile bu durumun heveslisi olan kıza döndü. Babasını neden bu kadar istekli bir şekilde kontol altında tutmaya çalıştığını sorguluyordu. Olağan görünebilir ama ister istemez onu sorguluyor, babasının kızı olup olmadığını merak ediyordu.
Adreanna’nın ona karşı olan durgun bakışlarını fark etince konu açmaya çalıştı.
“Az önce gelenler kimdi? Başımıza iş açılmasın.”
“Kafesi kurmaya gelmişlerdi. Merak etme bir sorun çıkmaz burada hayvan evcilleştireceğimi söyledim. Birazda para verdim.”
Dirilmesi geciken Jason’ın sessizliğine şüphe duyan koruma işkillendi. “Jason’ın ilacın etkisinden kurtulması gecikti. Ona baksam iyi olur.” diyerek eve dönmek için gerekli bir bahane sundu.
Adreanna yavaşça dönüp kafesi inceledi. Kalın demirlerin araları on beş-yirmi santimdi, insanın kolu sığabilirdi. Kafesin sağ alt köşesinde bulunan açıklığın yemek vermek için olduğunu düşündü. Basitliğin büyük tehlike kokusu düşüncelerini sardı. Her şeyin bu kadar kolay olmasını karamsarlıkla yaklaşmıyordu. Basitlik elbet önüne çıkan zorluğa yenik düşecektir. Bu zamana kadar ortaya çıkmaması yaşadığı hayat neticesiyle şüphe ettiriyordu. Her şey çok kolay olmuştu.
Yere oturup bağdaş kurdu. Soluk metal renkli kafesin ortasında oturdu. Zorluklar hayatına gelmeden onlara barınacakları bir köşe açmalıydı. Geldiklerinde rahatça yaşayabilsinler ve Adreanna’yı rahat bıraksınlar diye.
Artık her şeyi bilmesine, bir planı olmasına gerek vardı. Büyük garaja dikkatle bakındı. Artık burası cehennem mabedi olacaktı. Cehennemin ateşi değil, yansıması ve bir mabedin günah çıkarması olacaktı. İlaç etkisini gündüz gösterirse daha el altında tutulabilirmiş diye düşünüyordu. Ama gece Jason’ı kontrol etmek nasıl olur bilemiyordu. İtiraf edemediği gerçek, gecenin karanlığı ve Jason’ın vahşiliği birleşince korkutucu gelmesiydi.
Birde Büyük Adler’ın parasının nerede olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Annesini almalıydı, onu özlemişti. Jason’ın ona alışveriş için verdiği karttaki paranın miktarını merak ediyordu. Tüm parayı ona açtığı hesaba aktardığını düşündüğü için değil, sadece elindeki paranın miktarını merak ediyordu.
Ayağıya kalkıp kafesten çıkmak için kapısına yaklaştı. Dönüp son bir kez içine baktı, aslında kafes kendi fikri değil mektubu yollayan meleğin akıl vermesiydi. Derin bir nefes alıp kapıdan çıkarken başını eğmediği için kepi kafasından çıktı ve düştü. Sanki kafesten kalmak ister gibi yere süzülünce içinden gelen bir hissiyat onu burada bırakmasını söyledi.
Kepi babasına kader gördüğü şeyleri önceden benimsemekte istekliydi. Daha önceden de çukurda bulunmuştu.
Eve gittiğinde salondan gelen sesle oraya yöneldi. Alex elindeki suyu itiraz etmeye bile fiziksel gücü olmayan Jason’a veriyordu. Yarım saate kalmaz dirilmiş gibi saldırmaya başlardı. Filiz gibi yeşermeye başlayan bilincinin ilk hareketi saldırmak olacaktı. Onu beslemek, hayata devam etmesini sağlamak gerekirdi.
Jason'ın gözlerinin beyazı açık tonunu yitirmiş. Sadist gülüşünde ortaya çıkan dişlerinin parlaklığı gibi kaybolmuştu. Benzi solmuş ve zayıflamış gibi duruyordu. İlacın etkisinin büyük olduğu belli oluyordu. Kısa sürede bu hale düşmesi Adreanna'yı endişelendirmişti. Babasının ölmesini istemesi başka, ölmesine sebep olması başka geliyordu.
Jason gördüğü kadarıyla ölüme yaklaşıyordu. Dünkü vahşi hali yoktu. O kadar bile etki edemiyordu etrafa. Adreanna elini çabuk tutması ve artık gerçek bir plana sahip olması gerektiğini anladı. Artık saatlerin geçmesini beklemek istemedi.
Alex'e dönüp “Daha fazla kendine gelmeden onu yerine götürmeliyiz.” dediğinde genç adam onun kadar emin değildi bundan.
Bazı şeyler Alex'in elini kolunu bağlıyordu. Mesela Jason onlara zarar verse bile bir şey yapamayacaklar, ne kadar gerekse de silah kullanmayacaklardı. Kas gücü düşünülürse Alex’te kontrol edemediği kadar sahipti. Fakat yine de endişe etmekten kendini alıkoyamıyordu. Oğluna bir şey olursa Büyük Adler hesabısını sorardı.
Her zaman tedbirli olmaları gerektiğini bilerek arkasından çıkardığı silahı Adreanna’ya uzattıktan sonra ipleri açmaya başladı. Jason fazlasıyla güçsüz gözüküyordu hemde çok fazla... Şüphelenmesi gerekecek kadar çok.
Adreanna gerek duymadığı silahı masaya bıraktığında genç adam eğilip Jason'ın ayaklarındaki ipten kurtarıyordu. Başı önüne düşüne Jason gözlerini ayaklarının önündeki adama kaydırdı. Göz altlarının halka halka morluğuna rağmen mavilerini canlandırdı. Daha parlak ve daha derin bakmaya başladı. Sonra usulca dişleri ortaya çıkarken dudaklarının kenarları yukarıya doğru kıvrıldı. Gülümsüyordu...



