Biri beni dürtükleyene kadar gerçek bir uyku çekiyordum. Evet, tam tahmin ettiğiniz gibi. Rüyalar Alemi saçmalığı, yakışıklı Anafiel ve ucubeliği yok. Kaybolan kapılar, rengi solan tablolar? Hayır, onlar da yoktu. Sadece huzurlu bir uyku. Ve yeniden dürtüklendim.
Huzurlu uykumu inatla bölmek isteyen kişiye bakmak için iç geçirme dürtümü bastırarak gözlerimi araladım. Güneş gözlüklerimin arkasından kısık bakışlarım yüzüyle buluştuğunda esnedim ve 'defol git' ses tonumla "Ne var?" diye mırıldandım.
"Katherine Blake ve derste uyumak. Neler kaçırdığının farkında mısın?"
Gözlerimi kapatıp başımı masaya yeniden yasladım ve yarı ölü bir sesle "Ne kaçırmışım?" diye fısıldadım. Ses tonum bu sefer 'Umrumda mı sanki?' tonuna bürünmüştü ve kabul ediyorum ki bu tona aşıktım.
"Klinik Psikolojisi dersindeydik. Borderline kişilik örgütlenmesinin yapısını işledik."
"Lanet olsun." diye fısıldadım doğrularak. "Lanet olsun, bir daha içmemeliyim. Düzenimin içine etti. Önce o salak rüya, şimdi de bu. Kahretsin."
"Ne rüyası?"
Beynim uykuyu arka plana itip çalışmaya başlayınca gözlerini beni uyandıran şahsiyete çevirdi ve uzun uzun süzdü.
"Pardon," dedim yakınlaşıp yüzünü incelemeyi sürdürürken. "Seni tanıyor muyum?"
Kahverengi gözleri anlamlandıramadığım bir heyecanla parıldadı.
"Ben Daniel. Muhtemelen daha önce beni görmemişsindir. Köşelerde saklanmak konusunda uzmanımdır."
"Sanırım, öyle olmalısın." Dalgınlıkla onu süzdüm. "Adımı nereden biliyorsun?"
Elini kahverengi saçlarının arasından geçirip rahat bir tavırla arkasına yaslandı.
"Seni bu bölümde tanımayan yok diye tahmin ediyorum. En az profesörler kadar ön plandasın. Özellikle geçen ders Profesör Nolan'ın tezini çürütmeye çalışırken."
Parmak uçlarım şakaklarımda dolanmaya başladı bu bozulmuş bir tencere yemek gibi kokan anı zihnimde canlanırken.
Öyle bir saçmalık gerçekten yapmıştım, değil mi?
"Herkesin iyi ve kötü günleri olur. Ben şu aralar şeytanın bacağını kırmakta zorlanıyorum."
Çarpık bir gülümsemeyle bana bakınca içimde tanıdık bir his belirdi.
"Şeytanların bacakları biraz zor kırılır. Ateşten oldukları için olsa gerek. Ellerin yanmasın, dikkat et."
Ellerimde birden bire oluşan sıcaklık tenimi ürpertti. Şömine ateşinde ısınıyormuşum gibi bir his yayıldı vücuduma. Korkuyla ellerime bakınca ısı zayıfladı.
"Uyuşturucunun belirtileri nelerdi?"
Kaşlarını çattı.
"Anlamadım?"
Ellerime bakarak konuşmaya devam ettim.
"İştahsızlık tamam. Huzursuzluk ve gerginlik. Kan basıncında ve vücut ısısında yükselme, ruhsal ve fiziksel tavır değişiklikleri."
Bana anlamayan gözlerle bakmaya devam edince ayağa kalktım ve bir ileri bir geri adımlar atarak kendi kendime konuşmaya devam ettim. Ellerim dalgın bir tavırla saç köklerimde dolaşıyordu.
"Ecstasy almış olabilir miydim?"
"Ne?"
Gözlerim çantama ve dağınık bir şekilde masaya yayılmış olan kitaplarıma kaydı. Aceleci bir tavırla hepsini siyah deri çantamın içine tıktıktan sonra siyah trençkotumu koluma astım.
"Gitmem gerek."
"Bir kahve içseydik?"
"Önce vücuduma neyin karıştığını bilmem gerek. Kahve bekleyebilir." Arkama bakmadan el salladım. "Tanıştığıma memnun oldum, hoşçakal."
"Hoşçakal!"
Boş amfiden çıkarken yankılanan ses kulaklarımda dönüp dolaşırken çantamın içinde telefonumu aramaya başladım. Eğer biriyle konuşmazsam, beynim teoriler üretmekten çatlayabilirdi. Bir paket ıslak mendilin arkasına gizlenmiş telefonumu bulunca rahatlayarak iç çektim ve 1'i tuşlayarak hızlı aramalardan Karen'ı aradım. Dördüncü çalıştan sonra telaşlanmaya başladığım sırada açtı.
"Hey, öldün sanmıştım."
Gözlerim boş koridorda gezinirken fısıldadım.
"Dün gece ne içtik?"
"Biralardan sonra tekila yarışına girdik. Hatırlamıyor musun?"
Hafızam bacak bacak üzerine atmış, konuşmamaya yemin etmiş bir halde beni izliyordu.
"Hayır. Bir şey kullandık mı?"
"Ne gibi? Niye fısıldıyorsun?"
"Neredesin?"
"Kampüsteyim."
"On dakika içinde benimle kütüphanede buluş. Çok önemli."
İç geçirdi ve telefonu kapattı.
Neler olduğunu anlamaya çalışan beynimle bakıştık. Alkol müydü, uyuşturucu muydu? Yoksa hayal gücüm beni zorlamaya başlamıştı ve deliriyor muydum? Zihnimdeki tüm düşünceleri iterek düşünmek için geniş bir alan açtım. Bir yanım psikoloji okurken sonunda psikologluk olduğumu söylüyordu. Ona kaşlarımı çattım ve Karen ile bu işi çözeceğimizi mırıldandım. Kütüphaneden içeri girerken bana umutsuz bakışlar atıyordu.
Ahşap cilalı masalardan birine çantamı usulca bıraktım ve masanın üzerine oturarak boş kütüphaneyi incelemeye başladım. Bu sessiz sakin hali, normalde ömrünü kitaplara aşık bir biçimde geçirmiş olan bana nedense ürkütücü görünmüştü. Zihnim bunun sebebini tararken ben parmaklarımla oynamaya ve usulca Karen'ı beklemeye başladım.
Her neyin etkisindeysem kurtulacaktım. Tırnaklarımdan birini yemeye başladığım sırada kütüphane kapısında görünen Karen, en az bir yangının ortasındayken gelip kurtaran bir itfaiyeci kadar rahatlatmıştı beni. Sarı saçları attığı her adımla dalgalanıyordu ve yüzünden eksik olmayan gülümseme samimiyetle bana el sallıyordu. İnce kollarını boynuma dolayıp sıkıca sarıldıktan sonra geri çekildi ve mavi gözleri yüzümü inceledi.
"Hey, sorun ne?"
"Dün ne kullandık?"
Yüzü rahatladı ve yeniden gülümsedi.
"Kate, sana söyledim ya, birkaç bira ve tekila. Hepsi bu."
"Eğlenmeyi sevdiğini biliyorum, K. Doğru söyle."
"Bazen annem gibi konuşuyorsun."
Başıma saplanan başka bir ağrı ile yeniden şakaklarımı ovuşturmaya başladım.
"Sen iyi misin?" diye mırıldandı endişeyle.
Parmaklarımı başımdan ayırıp ona baktım.
"Muhtemelen aptalca bir rüya olmalı." İç sesim 'Kar taneleri!' diye bağırınca gürültüyle nefesimi dışarı verdim. "Belki de halüsinasyon."
"Neler oldu?"
"Rüyalar Alemi." diye mırıldandım düşüncelere dalarken. Tuhaf bir yüz ifadesi takınıp suratını buruşturdu.
"Belki de gerçekten içkine bir şeyler katmışlardır."
"Başta Ecstasy sandım. Ama halüsinasyonları göz önünde bulundurursak, psilosibin?"
Gözlerini devirdi.
"İngilizce konuşsan diyorum? Bana terimlerle gelme."
Başımı yeniden ovuşturmaya başladım ve hızlı bir şekilde açıklamaya giriştim.
"Psilobin yani Sihirli Mantarlar. Bilincimin değişmesine sebep olmuş olabilirler. Mantarlar his ve düşünce boyutunun daha geniş bir boyuta ulaşmasına neden olurlar. Kimyasal olarak, psikedelik uyuşturucu maddeler beynin fonksiyonlarını etkileyerek; algı, his, hafıza, ve bilinçaltı gibi beyin süreçlerinin bilince yerleşmesine ve bu süreçlerin engellenmeyerek gerçek hayattaymış gibi yaşanmasına sebep olurlar. Yani halüsinasyonlara sebep olurlar. Ama hiçbir etki birbiriyle tutmuyor. Yani halüsinasyon tamam. Zaman kavramını yitirme, belki de. Tabii bu etkiler mantarı ne dozda aldığıma da bağlı sonuçta ama-"
Karen beni durdurdu.
"Hala anlamıyorum, Bayan Holmes. Neden bahsediyoruz acaba?"
Karen'ın endişeyle ısınmış mavi gözlerine baktım. Sanırım, gerçekten anlamıyorsun K. Çantamı masanın üzerinden aldım ve düşünceli, kafa karışıklığıyla dolu bir tavırla bakışlarına karşılık verdim.
"Sanırım eve gidip biraz dinlensem iyi olacak." Omzumu sıvazladı.
"Biraz uyumak iyi gelir."
"Tabii." diye mırıldandım başımı sallayarak. "Uyurum."
Asla! Yirmi santimlik dev bir tutkal tüpü ile gülümsemelerle dolu kavanozumdaki sırıtmalardan birini özenle seçtim, güzelce tutkalladım ve dudaklarıma yapıştırdım.
"Benim için endişelenme, muhtemelen alkole alışık olmadığımdandır. Dün saçların mordu mesela."
Kütüphaneyi saran bir kahkaha attıktan sonra elleriyle kışkışlarcasına bir hareket yaptı.
"Tanrım, gerçekten uyuman gerek."
"Seni ararım."
Arkamı döndükten sonra dudaklarımdaki gülümsemeyi sökerek kavanoza tıktım. Nedense yeniden ihtiyacım olacağını seziyordum ve gelişmiş yeni sezgilerim, bir çift mavi gözün sırtımda dolaştığını fısıldadı. Sırtımı dikleştirip kütüphaneden çıkarken bu işte tek başıma olduğum gerçeğini kabullenmeye başlamıştım.