2.Bölüm
"Kacış"

Ölmeden önce insanın düşündüğü tek sey sevdikleridir.Ya da ölüm korkusu.
Ölümden korkmuyordu,geride bırakacakları için endişeleniyordu.
Onunla son konuşmasını yapmış gibi hissetmişti,ve bu düşünceleri doğru da çıkmıştı.Babası Antonio neden böyle bir şey demişti?
Veda cümlelerini neden Valerio'ya da hissettirmişti? Üzülmemesi gerekti,çünkü öldüğünde onun için üzülecek kimsenin olmadığını düşünüyordu.Hislerinin yanlış olmasını istiyordu,yanılmak istiyordu ilk defa.
Dakikalar belki de saniyeler geçmişti.
Burada zaman geçmek bilmiyordu.İlk defa geçmiş zamana dönüp yaşamak istiyordu.Çünkü yaşadığı bu ihanetin affı olamazdı ve kardeşinin,en azından kardeşim dediği bir insanın karşısına güçlü bir rakip almasını istemiyordu.
Çünkü biliyordu,her ne olursa olsun ondan güçlüydü.Üstün zekası,bir mal varlığı olmasada yenebileceğini söylüyordu.
Elinde tuttuğu jileti parmakları arasında gezdirmeye başladı.Bunu neden yapmasını istediğini biliyordu.Ancak hâlâ kaçıp kaçmamakta emin değildi.Eğer ki iyi sakalanamazsa yakalanır ve bu sefer hiçbir kacış yolu olmadan idam edilirdi.
"Amacın ne,Portego?" Diye konuştu kendi kendine.Ve yine kendi sorusuna kendi yanıt aradı.
Ayağa kalktığında,küçücük hücrede lavabonun önünde yerini almak pekte zor olmamıştı.Kırık aynadan sadece yüzünün yarısını görebiliyordu.Parmakları usulca uzayan sakallarını üzerinde gezindiğinde kendini biraz daha inceledi.
Bu birkaç günde kilo vermiş gibiydi ya da aynada ki gördüğü yansıması onu yanıltıyordu.Sol elinde tuttuğu jileti yüzüne doğru yaklaştırdığında kapıyı kontrol etti.
Kimse yok gibiydi.Tekrar önüne döndüğünde sakallarının traş edildiği belli olmayacak bir şekilde jiletle kısaltmaya başladı.
Traşı bittiğinde kendine baktı aynadan.
Az evvelkine nazaran daha iyiydi şimdi.
Lavabonun içindeki sakalları su yardımıyla giderdiğinde elini yüzünü yıkadı.Geri yerine oturmadan önce elindeki jiletin plastik sapını parçalara ayırdı.Beyaz plastik parçaları tuvalete attığında yukarıda olan küçük cama uzandı.Camı açtığında da jiletin keskin tarafını dışarı fırlattı.Camı kapatmadan yerine oturduğunda,gökyüzünü izlemeye başlamıştı.
Hava erken saatler olmasına rağmen hemen kararmıştı.Bu havada yağmur yağması beklenmedik bir olaydı,ancak şu anki hava durumu tam da o yöndeydi.
Eski çarşaflı ve oldukça pis olan yatağa umursamadan uzandı.İki kolu da başının altındayken gözlerini kapattı.
Tam o sırada,hücrenin demir kapısının küçük bölmesi açıldığında içeriye bir zarf fırlatıldı.Gözleri açıldığında kimin geldiğini görmeye çalıştı.Ancak siyah bir siluetten başka bir şey görememişti.
Küçük bölme tekrar kapatıldığında gözlerini yere çevirdi.Yerdeki beyaz zarfı gördüğünde kaşları havalandı.Yattığı yerden doğrularak zarfı aldı.Eski yerine oturduğunda usulca zarfı açtı parmakları,el yazısıyla yazılmış ve erkek yazısı olduğu belli olan o satırları okumaya başladı.
Geçmiş hissettirmiyorsa sana ölümü,
hâlâ ölmemişsin demektir.
Ya da ölümü tatmamışsın demektir.
Ancak bir insan ölmeden ölümü tadamazdı.Unutma ki hiçbir insan ölümden kaçamaz.Fakat bu senin için biraz erken oldu sadece,o kadar...
⚖️
Gece ve gündüz birbirine karışmış bilinmeyen bir tarafta insanları kendisine çekmişti.Karanlığın öteki tarafı cehennemdi.Acıların diğer bir tarafı ise geçmişti.En sevdiklerimizdi...
Saatler ve dakikalar birbirini kovalarken on saati aşkın bir süredir bekliyordu.Elleriyle çenesinden tuttuğunda bu sert baskısı canını yakmamıştı.
Beklediği hareketlenme sonunda olduğunda kapı sessizce açılmıştı.
İçeriye giren lacivert formalı gardiyanı tanımıyordu.Portego'nun kaçması için yolladığı adam olduğunu düşünüyordu.
"Görüşün var,kalk." Emrini veren adam ile çoktan yerinde hareketlenmişti bile.
Gözleri kapıya gittiğinde gardiyanın kelepçe uzatması ile kaşları havalandı.
"Kolunu uzat?" Dedi ve dediğini de yaptı.Nasıl bir bataklığın içine düşmüştü anlamıyordu.Ancak sessizce yapılanlara uyuyor ve kendi adaletini sağlamaya çalışıyordu.
Bileğine bağlanan kelepcelerin ardından ikinci bir şaşkınlık,adamın cebine küçük bir anahtar bırakması ile olmuştu.
Ardından birlikte hücreden çıktıklarında her seferinde bir demir kapıların arasından geçiyorlardı.Koluna giren gardiyanın kendisini sol koridora yönlendirmesi ile adamın o olduğunu anladı ve adımlarını ona uyarak daha sağlam ve hızlı atmaya başladı.
Bir kapının önünde durduklarında,"Hemen üstünü değiştir askıda ki kıyafetleri giyin.Bir dakikadan az vaktin var.Kıyafetleri dolabın içimdeki siyah poşete koymayı unutma." Diyerek uyardı.
Odaya girdiğinde hemen cebine koyduğu anahtar ile kelepçelerden kurtuldu.Koridorda kamera olduğu için kelepçeyi çıkaramamıştı.Anahtarı lacivert sandalyeye koyduğunda hemen askıdaki kıyafetleri giyindi.
Altında siyah bir pantolon ve üzerinde de beyaz bir kısakollu vardı.Üzerine son olarak siyah deri ceketi giyindiginde,askıdaki şapkayı da aldı.Çıkardığı kıyafetleri dediği gibi siyah poşete koyduğunda sandalyedeki kelepçenin anahtarını tekrar cebine koydu.Kelepçeyi tekrar bileğine taktığında odadan çıktı.Kapıda kendisini karşılayan adam,kısık sesle,"Gidelim." Dediğinde yavaş yavaş ilerlemeye başladılar.
Kameralar olduğu için olabildiğince yüzünü göstermemeye çalışıyordu.
Şapkayı da taktığında birazda olsa görüşmediğini biliyordu.Ceketinin ön fermuarını odadan çıkmadan önce çekmişti.
Binanın arka tarafına geldiklerinde yangın merdiveninin kapısının önünde durmuştu.Cebinden bir anahtar çıkaran adam kapıyı açarken,Valerio da kısık sesiyle konuştu."Neden bana yardım ediyorsun?" Diye sordu.
Adamın bakışları kendisine çevrildiğinde,"Geç," Demişti sadece.
Yangın merdivenlerinden içeri girdiğinde gardiyan konuşmuştu."Verilen bu karar,hak eden kişiyi bulsaydı emin ol ki ses çıkarmazdım." Dedi ve eliyle koridoru işaret etti.Adamın ilerlemesi için yaptığı işareti umursamadan,"İçinden geldiği için hayatını bir ömür boyu karartacaksın öyle mi?"
"İhtiyarladım artık,ölmeden önce son iyiliklerimi yapıyorum işte.Yanı senin için yaptığım bir şey değil." Dedi.Oysa ki ona yardım etmek istediği ve onun için daha fazlasını yapabileceği yüzünden okunuyordu.Oysa ki ihtiyarda değildi,kırk beş-elli yaşlarındaydı.
Gözlerini ayıran gardiyan önden ilerlemeye başladı."Diğerleri neden senin gibi düşünmüyor o halde?" Dedi ve ardından,"Sen suçsuz olduğumu da nereden biliyorsun? Kaçıyorum çünkü idam edileceğim,suçlular idam edilmez mi?" Diye sordu,üzerine gitmeye devam ederek.
"Suçsuzsun.Kendini ispatlayamazsın çünkü ihanet en yakınından geldi.Ya sen yanacaksın ya da o.Sende kendini yakmayı tercih ederek idamı kabul etmiştin." Dedi ve ardından omzunun üzerinden Valerio'ya bakarak.
"Diğerleri senin idam edilmeni destekliyor çünkü seni kıskanıyorlar.Düşünmek için akılları da yok çünkü...Olsa bile,nasıl kullanması gerektiğini bilmeyenlerde var." Gözlerini çektidiğinde,"Herkes bir topluma göre hareket ediyor çünkü." Dedi.
Ardından cebinden tekrar bir anahtar çıkardığında demir kapıyı açmıştı.Karanlık koridor dışarıdan gelen ışık ile aydınlanırken gözleri kırışmıştı.
Adamın kendisine dönmesi ile,"Buradan aşağı in." Dedi ardından merdivenleri başı ile işaret etti."Bu merdivenler seni suçluların arada bir çıktığı arka taraftaki bahçeye çıkarıyor." Dediğinde dışarıya bakmaya başladı.
Arada sırada,dediği gibi izinle verilen bahçenin duvarlarını incelemeye devam etti,neredeyse iki metreyi aşkın bu duvarların devamı siyah kalın demir parmaklıklarla devam ediyordu.
"Oraya merdiven koyduk,merdivenleri kullanarak dışarı aştığında ben o merdiveni senin olduğun taraftan dışarı atacağım." Dedi ve ardından sırtına vurdu."Sadece üç tane kamera var,dikkat edersen kaçacağın yönden açları gözükmüyor." Dedi."Hadi,"
Merdivenlerden hızlıca inmeye başladığında kısa bir süre sonra bahçeye inmişti,toprak zemini geçtiğinde kameralara gözükmemeye çalışarak dediği merdivenin önünde durdu.Arkasından geldiğini,nefes seslerinden bilirken merdivenleri çıkmaya başladı.
On saniye sonra biten merdivenlerin ardından,uçları sivri ve küçük aralıklarla işlenmiş merdivenlerden nasıl geçeceğini düşündü.Buradan kaçmak neredeyse imkansızdı! Bu merdiven olmasa zaten bu duvarı aşması imkansızdı.
Ayağını,yaklaşık yedi santimlik tellerin aralığına koyduğunda tellerden tutunarak aşmaya çalıştı."Hızlı ol." Aşağıdan gelen,endişeli ve aceleci ses ile vücudunu daha çevik kullandı."Arka bahçeye bakan camlar yok,kameralar olduğu içinde asker yok.Hadi(!)" Dedi tekrar.
Bir bacağını telden atlamak için karşıya doğru attığında bileğini çizen sivri uçlu demir ile dudaklarını dişledi.Canının acısını umursamamıştı hiçbir zaman,şimdi ki gibi.Bileğindeki kelepçelerde işi dahada zorlaştırırken yaralanması bir anlık olacak dikkatsizlik ile gerçekleşebilirdi.
Ancak dikkatli ve çevikti.Bileğindeki sıcak sıvının farkındaydı."İyi misin?" Sadece başını salladığında,her zaman yaptığı gibi başını gök yüzüne kaldırdı.
"Ne zaman kendini kötü hissedersen başını gök yüzüne kaldır.Ben hep orada,seni izliyor olacağım..."
Geçmişinden kalan ise birkaç anı ve onun sözleriydi.Yüzüne düşen bir damla yağmur ile gülümsedi.Kederli bir gülüş yüzüne yayıldığında vücudunun titrediğini hissetti.
Artık hiçbir şey için geri dönüş yoktu.Ne bu duvarları aştıktan sonra ne de,idam edilseydi ölümden bir geri dönüşü...
Bir eli tellerdeyken,eli cebine gitti ve anahtarı alarak bileğindeki kelepçelerden kurtuldu.Kelepçeyi dışarı doğru fırlattığında,kendini daha özgür hissediyordu."Sana uzattığım merdiveni de al ve aşağıya at." Dediğini yaparak,zorla kaldırdığı merdiveni tellerden biraz sarkarak tutmaya çalıştı.
Demir karnında iz oluşturmaya başlarken buna tek tepkisi,yüzünü buruşturmak olmuştu.Merdivenin ucundan tutup yakaladığında yukarı doğru çekti.Katlanabilir bir merdivendi ki,onu sayesinde kolaylıkla kaldırabilmişti,iki metre yükseklikteyken.
Merdiveni aşağıya doğru bıraktığında yere düşmesiyle biraz ses çıkarmıştı.Kulakları çınlatan sesi duymamazlıktan geldi.Artık kendisi inmeliydi.
"Gerisi sende,Doğu yönünü kullan,yirmi bir metre ileride siyah bir araba seni bekliyor.İki kişi var." Dedi ve ardından Valerio'ya son kez bakarak arkasını döndü ve hızlı adımlarla ilerlemeye başladı.Kendi başına kaldığında her şeyin yeni başladığını hissediyordu.
Bundan sonra ki günlerinin daha vahşet olacağını biliyordu.Ve kendini bilerek o hayata hazırlıyordu,çünkü geçmişiyle onu bekleyen hayatı arasında pekte bir şey değişmemişti.
Adamın arkasından bakmaya devam ettiği sırada,dudaklarından emin bir şekilde fısıltıyla çıkan sözcüklerdi."Bir daha görüşeceğiz." Demişti.
Kendini iki metre aşağıdan serbest bıraktığında sağ ayağının üstüne düşmüştü.Burkulan ayağının acısı,bileğine bir demirin girmesinden daha fazlaydı.Ya kırılmış ya da çıkmıştı.Ancak şu an hangisi olduğunu bilmiyordu,hemen buradan kurtulmalıydı.Çünkü kaçarken de yakalanırsa bu sefer kendini aptal gibi hisseder ve utanırdı.Gururu önüne geçerken idamı bir kez daha kabul ederdi.
Bileğini tuttuğunda hırıltılı nefeslerini kopardı,acısı dinmek yerine dahada artıyordu sanki.Kendini toparladığında yere attığı kelepçeyi aldı ve cebine koydu.Merdiveni götüremezdi arabanın olduğu yere kadar,şu anlık sadece ufak tefek delilleri yok etmeliydi.
Her adımında ağrıyan bacağına inat daha sert bastı yere ve hızlı adımlarla ilerledi.İki metre bittiğinde bu yolun hiç bitmeyeceğini düşünüyordu.Yağmur yağmaya başlamış,topraklı yollar çamur oluyordu.Ayakkabının izi zeminde çıkarken,ard arda tekrar düşen yağmur damlaları gerisinde bıraktığı izleri yok ediyordu.
Başını tekrar gök yüzüne çevirdiğinde dudağından fısıltıyla dökülen kelimeler yağmurun temizliğiyle yıkanmış ve saf kelimelere teşrif etmişti sanki.
"Şu an bana bakmıyorsun değil mi anne?.." dedi ve yüzünü tekrar acıyla buruşturdu."Bakma bana...görme bu aciz halimi,utanırım." Dedi.
Acı bir gülümseme daha belirdiğinde yüzünde, kendini ağlamamak için zorluyordu.Kardeşinin ihaneti,babasının merhametsizliği karşısında dahi bir damla göz yaşı dökmemişken bunun için akıtmamalıydı o yaşlarını.
Sekiz metreyi de bitirdiğinde yükselen uyarı alarmlarının sesini duyuyordu.Koşuşu daha da hızlandı.Saniyeler sonra beyaz bir araba gördüğünde,daha da hızlandı.İki adam Valerio'nun yorgun bedenini gördüğünde iki koluna girerek hemen arabanın arka koltuğuna oturttu.Derin nefesler alıp vermeye başladığında vücudunun yarısı ıslanmıştı.Söför koltuğunda ki esmer adam kendisine dikiz aynasından baktığını kara gözleri ile fark ettiğinde adamda hemen konuştu.
"İyi misin?" Sorusuna sadece başını sallamıştı."Kaçarken çok iyi bir şekilde yanınıza gelmemi beklemiyordunuz,değil mi?" Diye sordu.
Sesi alaylı değildi,sadece sorguluyordu ciddi ifadesi ile.Aynada ki adam kendisine bakıp başını salladığında sertçe yutkunduğunu fark etmişti.
Şöför koltuğunda oturan adam ise kulağına götürdüğü telefonun ikinci çalışında açılması ile konuşmaya başlamıştı.Sesi aceleciydi,"Abi,biz Bay Valerio'yu aldık.Uyarı alarmları çalmaya başladı.Arka tarafa adamlar gelmeden dışarıda ki merdiveni alın." Dedi.
Bu kaçış planının her bir detayını özellikle düşünmüş,sorunsuzca halletmişlerdi."Tamam...Tamam." Dedi.
Gözlerini kapattığında,boğazının yandığını hissediyordu.
Uzun zamandır yemek yemiyordu,kaç gündür ağzına bir lokma almamıştı onu da unutmuştu.Her şey o kadar üst üste gelmişti ki...Hemde hiç beklemediği bir anda.Kimle,hangi olayla ilgileneceğini şaşırmıştı.Kendini ilk defa bu kadar plansız hissediyordu.Dört duvar arasında sıkışmış kalmıştı.Ancak bu günlerinde geçeceğini biliyor,kendini buna inandırıyordu.
Gözleri dikiz aynasından bakan adam ile kesiştiğinde,adam gözlerini çekerek başını salladı."Evet...İyi abi," dedi ve kendisine dönen adama baktı.
Kısa bir süre dikkatle kendisini inceleyen,adını ve ilk defa simasını gören adam tekrar konuşmuştu."Yani...Biraz iyi." Dedi ve hemen önüne döndü.
"Kötü bir durumu yok gibi," bileğindeki yırtılmayı ve koşarken topalladığını fark ettiğini biliyordu."Ufak tefek yaralar işte," dediğinde,bu sözünün tamamen karşı tarafta konuştuğu kişiyi rahatlatmak amacıyla dediğini biliyordu.
Ve konuştuğu kişinin Portego olduğu yanındaydı."On beş dakikaya oradayız abi," dedi ve ardından elini torpidoya vurarak yan tarafta arabayı süren adama döndü,"hızlı sür." Dedi yapması gerekeni söylerken. Ardından telefonu kapattığında gözlerini kapatmıştı Valerio.
Bileğine baktı,bu küçücük yara bu kadar can yakmamalıydı...
Göğsünde ki anlamsız acı,nefesini kesmemeliydi...
Ayak bileğindeki acı,adımlarını sarsmamalıydı.
Bu hayat bu kadar adaletsiz olmamalıydı.
"Birazdan trafiğe karıştığımızda izimiz silinecek ancak biz yine de araba değiştireceğiz." Az evvel telefonla konuşan adamın dediklerini duymamazlıktan gelerek en azından birkaç dakika da olsa her şeyi unutmak istiyordu.
Gözlerini araladı,düz bir şekilde otururken olduğu yerde iyice kaymaya başlamıştı bedeni.Yağan yağmur taneleri cama vuruyordu,gözleri yanıyor ve bileğindeki keskin acı hâlâ geçmiyordu.Sırtında bir ton yük varmış gibi hissediyordu,yaşadıklarından dolayı mıydı?
Saniyelerdir kulağını dolduran o siren sesleri,kendisi için yapılan bir eylemdi.Şimdi herkes onu arıyor ve o kaçacak bir delik arıyordu.
Hayır,geçmişi ve geleceği arasında bir fark vardı.Geçmişinde,hiçbir şeyden kaçmıyordu.Şimdi yaptığı işe kaçmak ve bundan sonra ki hayatını ise bir kaçak olarak yaşamaktı...
Gözleri kapandı,soğuğun bedenine ilk defa işlediğini hissetti ve vücudu uyuştu.Tüm acılarını unuttu.Canını yakanları ve ruhunu yaralayanları.
Siyah boşluk ve o boşluktaki fırtına bedenini esir almıştı.Ve zihninde,vahşeti çağrıştıran sesler...
Vahşetin Çağrısı.
⚖️

Sıcacık bir oda,şömineden yükselen hafif tatlı çıtırtılar ve hafif bir esinti odayı dolduruyordu.Bedenindeki uyuşukluğun gittiğini,yerine sıcak ve mayhoş edici bir his aldığında gözlerini kırpıştırdı.
Derin nefesler alıp verirken,kısık sesle duyduğu sesler tanıdıktı."Ne yani,Valerio Catolino şu an bizim yanımızda mı?" Diye sordu.
"Bu adam nasıl bu hâle gelir anlayamıyorum." Hayretle çıkan sesin ardından,ahşap zeminde yükselen adım sesleri kulağını doldurmuştu."Onun hakkında çok rahat konuşuyorsun,hakkında konuşulmasından hoşlanmaz."
"Kötü bir şey demiyoruz ki," dedi.
Adım sesleri kesildiğinde bu sefer küçük hışırtılar yerini almıştı.Portego,tekli koltuğa kendini bıraktığında ellerini önde birleştirerek oturmuştu.
"O böyle bir durumdayken bile planlıdır.Siz onu pek düşünmeyin." Dedi.
Kulağını tırmalayan sesleri duymamazlıktan gelerek uyumaya çalışıyordu,ancak bu pekte başarılı olmuyordu.Kaç saattir uyuyordu bilmiyordu fakat kendini dinç ve uykusunu almış gibi hissediyordu.
"Yarım saatlik bir işim var,sizde etrafı kolaçan etmeye çıkın." Dedi,Portego ve ardından bakışları Valerio'nun üzerinde gezindi."O da biz gelene kadar dinlensin." Dedi ve ardından ayağa kaltı."Hadi." Dedi tekrar çıkmaları için.
Birlikte evden çıktıklarını evi büyük bir sessizlik kaplamıştı.Şöminede yanan odunların hafif sesi odada yükselirken hiç açamadığı gözleri bu sefer daha derin bir uykuyla kapandı.
⚖️
Soğuktu,çok soğuktu.Vücudu soğugu hissedemeyecek kadar uyuşmuştu.Yüzüne düşen kar tanelerinin eriyip gittiğini fakat o anda bir yenisi yerini aldığını biliyordu.
Kahverengi toprakta bembeyazdı,kendisini ilk defa bu kadar çıkmazda ve yalnız hissediyordu.Yalnızdı.Kimsesiz.Ölümden nefret ediyordu,ayrılıkları hiçbir zaman sevmemişti zaten.Çünkü hep sevdikleri ile ayrı kalmıştı.Etrafında duyduğu acı yakarışlar yerine sadece göz döküyordu,biliyordu ki annesi her zaman onunlaydı,dediği gibi gök yüzünden izleyecekti.
Gözleri,etrafta gezindiğinde annesinin sözleri zihninde tekrar etti."Bir gün seni çok özlersem,yanına kuş olup geleceğim." Gözleri etrafta gezindi,bir kuş aradı ancak istediğini bulamadı.
Annesinin,gerçekten onu terk ettiğini anladı,büyük bir kalabalığın için de kendisini yapayalnız hissettiğinde.
Gözleri beyaz karların mezarların üstünü kapattığı taşlarda gezerken gözü uzakta gördüğü yere takıldı.Saniyelerdir on beş metre kadar uzakta olan,siyah giyimli kişinin üzerinde gezerken o kişinin de kendisine baktığını içten içe hissediyordu.Kim olduğunu ve neden kendisine öylece uzaktan bakarak seyrettiğini bilmiyordu.
Annesinin bir akrabası mıyda ya da arkadaşı?
Göz yaşlarının yerini çatık kaşlarıyla yüzü seğirdiğinde içinde yeni bir duydu olan 'merak' çoktan yerini almıştı.Etrafındaki kalabalığın yavaş yavaş dağıldığını fark ettiğinde gözlerini karşısında gördüğü siluetten ayırarak tekrar annesinin mezarına baktı.
Üşüyor muydu şu an annesi? Peki ya,gök yüzünden onu izliyor muydu? Neden hâlâ bir kuş gelmemişti? O annesi,daha saatler önce kaybetmişken şimdiden özlediğini hissediyordu,annesi de özlemiş miydi?
"Ölüler diyarı burası,evlat..." yerinden korkuyla sıçradığında çoktan kafasını meşgul eden sorulara daldığını fark etti.
Az evvel biraz uzağında olan adam,şimdi yakınında ve aralarında sadece birkaç adımlık mesafe vardı.Sert yüz ifadesini bozmadan,karşısında otuz,otuz beş yaşlarında ki adama bakmaya devam etti.
"Ölüme alışmalısın." Dedi,düz bir sesle.
Omuzlarını dikleştirdiğinde,tırnaklarını avucuna bastırdı.Derin bir nefes alıp dışarı verdiğinde,nefesi buharlaşarak çıkmıştı dışarı.Dediği sözleri duymamazlıktan gelerek,"Kimsin? Neden dakikalardır orada bana bakıyorsun?"Diye sordu.
"Korkmuyor musun?" Diye sordu,Valerio gibi aksini yaparak.Başını iki yana salladığında,"Neyden korkmam gerek?"
Dedi.
"Yalnızsın,anneni dakikalar önce toprağa verdin.Korkmuyor musun?"
Az evvelki hislerinin aksine,bunu karşısındaki adama yansıtmayarak tekrar başını iki yana salladı."Yalnız değilim." Dedi ilk yalana başvurarak,"Orada beni izliyor,her zaman." Dedi ve işaret parmağı ile kararmaya başlayan gök yüzünü işaret ederek.
Siyah paltolu,uzun boylu adamın bakışları bulutsuz gökyüzüne çevrildiğinde başını salladı.Çoçuğun kendisini,kendi bildikleriyle avutmasına izin verdi.
"Ve korkmuyorum," dedi sert ve oldukça ciddi bir sesle.Yedi veya sekiz yaşlarındaydı,ancak yaşını göstermeyen yapılı vücudu oldukça güçlü duruyordu.
Uzun boyu ve geniş omuzlar adamın gözünden kaçmazken gülümsedi.
"Haklısın,ölüler diyarındayken yalnız değilsin." Dedi ve başıyla mezarları işaret etti,"Ne kadar kalabalık değil mi?"
Diyerek ima etti.
Bu;mezatlıktayken yalnız değilsin,çünkü insan en çokta kendisini burada yalnız hissetmez.Çünkü ölen bir bedenin ardından geride kalanında ruhu ölür,demekti.
Küçük Valerio bir şey demedi,sessizliğini sürdürmeye devam ederken karşısında ki,babası olsa benzeyecek olan adamın uzattığı eline baktı.
"Ben,Antonio Catolino."
Sık nefeslerle yattığı yerden dikleştiğinde göğsü hızla inip kalkıyordu.Anlından akan terleri hissediyordu,elini yüzü ile tuttuğunda şafaklarına hafif baskılarda bulundu.
Oturduğu koltuğun uç kısmında yerini almışken yeni yeni hissediyordu canının acısını.Elini yüzünden çektiğine çıplak olan göğsüne baktı, ardından bakışları karın kaslarında gezindi.
Karnında,göğüs kafesinin tam ortasında olan morlukları ve kızarıklıkları görüyordu.Bunun neden olduğunu çok iyi biliyordu.
Gördüğü rüyayı daha dün gibi hatırlıyordu.Geçmişi hiçbir zaman peşini bırakmıyordu.
Parmakları göğüs kafesinin üzerindeki morluklarda yavaş yavaş gezinmeye başladığında bileğindeki yarayı unutmuştu.Bileğine yapılan küçük bir tedaviden sonra bandajla sarılmıştı.
Bandajlı bileğini ovduğunda gözleri odada gezinmeye başlamıştı.
Ahşaptan yapılmış bir evdi,neresi olduğunu bilmiyordu.Şöminenin yavaş yavaş yandığını gördüğünde,uykusunda duyduğu mayıştırıcı seslerin o olduğunu anladı.
Dakikalar önce hissettiği o sıcak havanın gittiğini fark etti,oda yavaş yavaş soğuyordu ve şöminede ki odunlarda bitmeye başlamıştı.Ayağa kalktığında pencereden dışarıya baktı.
Yağmur durmuş,her yer sırılsıklamdı.Yağmurdan sonra oluşan toprak kokusunu alabiliyordu.Bir ormanda,dağ evindeydi.
Pencerenin önünden ayrıldığı esnada,
kapının açılması sesini duymuştu.Gelene baktığında Portego olduğunu gördü fakat kendisini hâlâ fark etmeyen adam kısık gözlerle etrafa bakıyordu.Sessizliğini koruyan Valerio,Portego'nun kendisini fark etmesini beklerken istediği saniyeler sonra geçte olsa gerçekleşmişti."Kalkmışsın." Dedi,Portego kaşları havadayken.
Çıplak göğsünü süzdüğünde pansumanını yaptığı morlukların şimdi biraz daha iyi olduğunu gördü.Masanın önünde,kollarını masaya yaslayarak öne eğilen adamı incelemeye devam ettiğinde kara gözlerini kapatan dağılmış saçlarını gördü."Hemen toparlanmışsın."
"Kaç gün şu yatakta yatmamı beklemiyordun,değil mi?" Diye sordu,kaşları tekrar havalandığında.
Ardından tekrar konuşarak,"Nereye gittin?" Diye sordu."Bay Antonio'nun yanına." Şaşırsada bunu Portego'ya belli etmeden,"Neden gittin?" Diye sordu ve ardından kendine bir sandalye çekerek dört kişilik masaya oturdu.
"Konuşmaya çağırmıştı,bende gittim."
Dedi,bedenini koltuğa attığında başını arkaya yaşlamıştı.
Birkaç saniye süren sessizliğin ardından Portego başını kaldırarak Valerio'ya baktığında onun da kendisine baktığını gördü."Şimdi daha iyi misin?" Diye sordu.
"İyiyim." Demekle yetinmişti."Tüm delilleri sildiniz mi? Cezaevinde ki kamera kayıtlarını,akan kanımı ve merdiveni de kaldırdınız mı?" Diye sordu.
"Hepsini hallettik,kameraları ise eski bir görüntülerle değiştirdik.Yani sana yardım eden adamda,kamera kayıtlarında da bir sıkıntı yok." Başını memnunca salladığında derin nefeslerini ciğerlerine çekmeye devam ediyordu.
"Valerio," dedi,saniyeler sonra merakla ve tedirginlikle çıkan sesiyle.Başını eğdiği yerden kaldırdığında kendisine cevap vermesini beklemeyen,halihazırda bekleyip konuşan Portego ile onu dinlemeye başladı.
"Bundan sonra ne yapacağız?" Diye sorduğunda bunu soracağını beklemiyordu.Alaylı bir gülüş dudaklarına peydah olduğunda başını iki yana salladı."Bunları, beni idam edilmekten önce cezaevinden kaçırdığında düşündüğünü sanıyordum."
Valerio'nun alaylı gülüşüne karşılık sadece omuz silkmiş ve hiç çekinmeden kelimelerini sıralamıştı."Benim her zaman bir A planım vardır.Ama hiçbir zaman B planım yoktur.Çünkü ben,kullanacağım A planının ikinci bir plana gerek duymayacak şekilde hazırlarım."
Dediğinde Valerio'yu işaret etti.
"Ama sen,her zaman planlı bir adamsın.Attığın adımların sağlam olduğunu biliyorsun ancak ayağını daha sağlam basmak için birden çok plan kuruyorsun.Ve bu yüzden yenilmiyorsun." Dedi.
"Aramızda dağlar ve taşlar kadar fark var,Valerio.Senin oyunların daha kirli,benimkisi ise daha adalete dayalı.Fakat bu dünya da benim oyun anlayışım pek yaygın değil." Dedi.
Başını tekrar istemsizce sallayan Valerio,elini kısa sakallarına daldıdararak,"Bir planım var,ancak biraz daha düşünmem gerek.Burada yalnız birkaç gün geçirmem lazım.Ancak senin gitmeden önce bir şey yapman lazım." Dediğinde bakışlarında ki anlam değişerek,yeni anlam kazanan gözleri "Ne?" sorusunu sormuştu.
"İnsanlar isyan yapıyor,can veriyor dedin...Bunların videolarını bana bul." Dedi."O kolay," diyerek olduğu yerde iyice yayıldı."Her yerde bunun haberleri çalkalanıyor zaten."
"Ve sonra,yapman gereken bir şey daha var?" Diye eklediğinde başını sol omzuna yatırarak adamın zihninden geçenleri okumaya çalıştı.Fakat ifadesiz ve ciddi tuttuğu yüz ifadesi,kendisini okumasına izin vermiyordu.Bu yüzden hiçbir zaman Valerio'nun kafasının içinden geçenleri bilememişi.
"Cezaevinden kaçmama yardımcı olan o adamı bul," dedi.
Kaşları şaşkınlıkla havalandığında Valerio'nun neden böyle bir şey istediğini anlayamıyordu."Neden? Ayrıca sana yardım eden tek adam o değildi,cezaevinde kamera kayıtlarıyla ilgilenen,birinci katta ki koğuşta,ikinci ve üçüncü katta ki koğuşta olan adamlarda var.Niye o adam?"
"O çok farklı,Portego...Gözleri çok farklı bakıyordu,bize büyük bir yardımda bulundu ve bu son olmayabilir.Onu ekibimde görmek istiyorum ve onun güvenliğiyle de ilgilenmeni istiyorum." Dedi,ancak üstü kapalı verdiği emir kiplerini bir rica yoluyla söylüyordu.
"Peki,"diyebilmişti Portego sadece,hâlâ Valerio'nun kendisinden böyle bir şey istediğini anlayamamıştı.Ne gerek vardı? Ayrıca dediği gibi de,ona yardım eden adam bir tek o değildi ki.
Bölüm Sonu.
VÇ.
🥂
3.Bölüm"Kurşun ve İsyan"
görüşmek üzere.