1.Bölüm:
"Planlar ve Oyunlar"

Sancılı geçen bir gecenin sabahında,gözlerini daha iyi bir güne açmak isterdi insan.Uyumadan önce döktüğü göz yaşlarının son bulmasını,daha iyi olmak isterdi ve uyuyarak korkularından kaçardı.Ya da öyle unutmaya çalışırdı,canını yakan göğsündeki acıyı.
Saatler,belkide günler geçmişti.Fakat zaman kavramından uzak bir şekilde,hayattan kopmuş bir vaziyette yaşıyordu şu an.İki gün geçmişti.Karanlık odada,tek bir ışığın dahi gün görmediği bir yerde kendi başınaydı.
Zihninin içindeki sesleri susturamıyordu.Susturması gerekti,zira daha onlarla kendisi bile baş edemiyorken çevresine vereceği zarardan sorumlu tutulamazdı.
Canı yanıyordu,hemde fazlasıyla.
Neye üzülüyordu,o da bilmiyordu.Yediği kazığa mı? Kendisine ihanet eden kardeşine mi yoksa ona halâ yardım etmeyen ailesine mi üzülüyordu? Tam olarak neye üzülmeliydi ki,üzülmesinin sebebi daha mantıklı olsun?
Önünde kavuşturduğu ellerini sıkmaya devam etti.Her bir dakika başı,başı birisinin artık onu buradan çıkartması için umutla kalkıyor ancak yediği kazık aklına gelince ümidi kesiliyor ve kendine kızıyordu.Kardeşinden kazığı yemişken ailesinden bir yardım beklemesi saçmaydı.Başındaki ağrının geçmesi gerekti,çünkü zihninin içindeki o seslere malzeme veriyordu.
Gözleri ağrıyordu,iki gündür yanlızca üç saatlik uykuyla durduğu için.
Ödeyeceği haksız bedellerin suçunu gerçekten yapmak istedi,ki ölümün hakkını layıkıyla versin.Ancak hayat değil miydi,masumu öldürüp katili yaşatan?
Biraz daha burada durursa eğer delirecekti.İki ay içinde mahvolan hayatı ile çok büyük bir çölme yemişti hayattan.Bir çölde,etrafında bir sürü kaktüs olan yerde gibi hissediyordu kendini.Suya ihtiyacı vardı ancak kaktüsün suyunu nasıl ineceğini bilmiyordu.Önce dikenine alışmalıydı ki,suyunu içebilsin.
Hep nasihat sözler almıştı büyüklerinden,büyükbabasının sürekli vurgulayıp durduğu güven kelimesinin önemini şimdi anlıyordu.Ona güvenmiyordu ancak bunu yapacak kadarda kendisinden nefret ettiğini bilmiyordu.Gözlerini ovuşturdu bir kez daha.
Verilen plastik tabaktaki ekmekleri yememiş yanlızca su içmişti.Her kendini kötü hissettiğinde iştahı kapanır,krizlere girerdi.Ancak şimdi yanlızca iştahı kapalıydı,bu yüzden yemeğin yanında verilen bir şişe suyu içebilmişti yanlızca.Karnındaki kasılmalar gittikçe artıyordu.
Ölüm müydü onu bu kadar korkutan yoksa haksız yere ölmek miydi? Son ana kadar adalete inanıyordu.Oysaki ölmesine yanlızca günler belki de saatler kalmıştı.Fakat içindeki umutla dolu o küçük çocuğu da susturamıyordu.
Başını ellerinin arasına aldığında bir takım demir sesleri duydu,demir kapı açıldığında içeri giren siyah ve lacivert formalı adam ile bakışları ona döndü.
"Kalk!" Sesi odada yükselen memurun duruşu da sesi gibi sertti.
Emrine uyarak ayağa kalktığında gözü belindeki jopa kaydı,yaptığı en ufak bir hamlede yiyeceği darbeleri biliyordu.Bileğine bağlanan kelepçelerle gözlerini kıstı,bazı şeyleri gururuna yediremiyordu.Ardından adamın kolundan sertçe tutup kendisini yönlendirmesi ile hücreden çıktı.Ard arda konulmuş demir kapılar teker teker açılırken gerisinde bıraktığı kapılar geri kirlitleniyordu.
Bir odaya geldiklerinde,VIP buluşma salonu olduğunu anladı.Beyaz masaya oturduğunda arka tarafında duran iki asker ile bakışları üzerlerinde gezindi.
Karşı taraftaki kapının açılması ile lacivert takım elbiseli ve elinde tuttuğu bir siyah çanta ile içeri girdiğinde karşısında durdu.Bu adamı tanıyordu,mahkeme salonunda ki o adamdı.Fakat kim olduğunu bilmiyordu,tanıdığı tek sert çehresiydi.
"Baha Savva." Dedi,elini uzattığında.Kelepçeli eline baktı,ardından elini uzatan adama.Bu duruma canı sıkıldı,bu halde elini uzatıp tokalaşmasını beklemiyordu,değil mi?
Gözleri adamın üzerindeyken hâlâ uzattığı elini sıkmasını beklediğini gördü.Göz devirdiğinde kelepçeli elini uzattı,iki koluda havalandığında sol eli ile elini sıktı."Valerio," dedi ancak Catolino deme gereksiminde bulunmadı.Ona hâlâ bir yardım etmeyen ailesinin soyadını kullanarak kendisini tanımazdı.Gururu her şeyin önüne geçiyordu Valerio'nun.
Adam başını salladığında,sesinin tınısından bile belli olan sahte,alaylı ifadesiyle,"Ah unutmuşum," dedi kelepçeli ellerini göstererek."Kusura bakma lütfen." Dedi ve elindeki siyah çantayı masaya koyarak sandalye çekerek oturdu.
İfadesiz tuttuğu yüz ifadesi ile adama bakmaya çalışıyordu.Bu adamı tanıyordu,soy adıda tanıdık geliyordu.
Ve eğer kendisine hakim olamazsa adamın üzerine atlayıp o çelimsiz vücudunu parçalaması Valerio için pekte zor bir şey değildi.
"Bize müsaade edin. " Dedi hâlâ Valerio'nun arkasında duran iki askere.
Askerlerin bakışları birleştirdiğinde ikiside birbirlerinden bir hamle bekliyordu.Sol taraftaki başını salladığında,"Peki," dedi."Ancak yanlızca beş dakika." Dedi.
Diğer askerde Valerio'nun yanına gelerek kelepçeden tutarak kolunu kaldırdı.Masanın üzerinde ki demire kelepçeyi kitlendi."Emin olun beş dakika bile sürmeyecek." Dedi.
Ardından başını sallayan iki asker arka arkaya odadan çıkmıştı.Sonunda yalnız kaldıklarında,"Biraz konuşalım." Dediğinde başını salladı.
"Avukat Mihri Savva'nın eşiyim.Mahkeme salonunda bende vardım ancak beni pek görmüşe benzemiyorsun.Zabıt katibiyim." Dedi.Soyadı da tanıdık gelmişti ancak kim olduğunu çıkaramamıştı Ardından,yine o sinir bozucu ifadesiyle,"Senin için verilen kararın zor olduğunu biliyorum," dedi üstün bir ifadeyle.Ancak şu an tek yaptığı kendisini küçük düşürmekti,zira böyle adaletsiz bir adalet anlayışıyla karar verilmişken onun bu durumuna sadece aptal bir insan sevinebilirdi.
"Aksine," dedi,kelimeleri özenle ve yumuşak seçmeye çalışarak."Kıbrıs Adalet Cumhuriyetinin böyle bir adaletsiz sistemi olduğunu bilmiyordum.Benim bildiğim, bir karara varmadan önce o olay en ince ayrıntısına kadar araştırılır ve yasalara uygun bir şekilde hakim kararı verirdi.Ancak Kıbrıs'ın adalet sistemi biraz yobaz olduğu için pekte bir şey beklemiyordum." Dedi.
Yumruklarının yerine sert cümleleri yerini aldığında,bunun daha çok can yaktığını fark etti.Çünkü on iki saniyedir sessizliğini koruyan Baha,kitlenmiş bir şekilde Valerio'nun gözünün içine bakıyordu.
Başını iki yana sallayıp,çarpık bir gülümseme sunduğunda isyan eden bir çocuk gibi,"Sana bunu düşündüren ne?" Diye sordu.
"Rüşvet aldınız." Dedi,sesi olabildiğince sert ve iki kelimeden oluşan cümlesi de oldukça netti.Kaşları havalanan adama doğru eğildiğinde,"Rüşvet aldılar." Dedi.
"Saçma!" Dedi kabul etmez bir şekilde."Saçmalık! Kıbrıs Cumhuriyetini nasıl olurda böyle bir yalan ile suçlarsın?!" Elini masaya vurdu ve ardından sinir küplerine binmeden konuştu."Eğer böyle bir şey duyulursa birkaç saat sonra olacak idamın yanlızca bu bir saat içinde olur.Ve bu sefer İtalya vatandaşı olman dahi umursanmaz!" Bağırıyordu,belki de bu bağırışlarını kapıdaki askerler duyup gelebilirdi.Ve neden bağırdığını da sorduklarında Valerio'nun dediğini öğrenmiş olurlardı.Ve belki de,birkaç gün veya saate kalan idamı bu zamanda olabilirdi.
"Beni bu kadar kolay altedebileceğinizi mi sandınız? Sizin için çocuk oyuncağı mıyım?"
Başını sallayan Baha,"Bu yüzden bu durumdasın." Dedi.
"Adaletiz bir adalet yüzünden burdayım ve bunları yaşıyorum."
Derin bir nefes veren adam,karşısında ki suçlu olduğunu düşündüğü adamın bedenine baktı.Üzerinde bir haftadır,belki daha fazla bir zamandan beri duran siyah kısakollusu tenini belli Üzerindeki tişörtün dar olmadığını biliyordu.Sadece fazlasıyla kası vardı.
"Peki,suçsuz olduğunu düşünüyorsan neden mahkemede kendine verilen hakkı kullanıp kendini savunmadın?"
"Çünkü elim kolum bağlıydı! Savunamazdım,anlıyor musun?" Diye sordu sesi yükselirken.İki aydır uğraştığı bu durumlar onu oldukça bıktırmıştı.
Aksine demek istediği,savunamazdım çünkü yalanlar savunmamı engelliyordu.Savunamazdım çünkü bunu yapan kardeşimdi...
Kendini yorulmuş hissediyordu ama hâlâ da güçlü olduğunu biliyordu.
Başını sallayan adam,"Deliye bahane çok olur." Dediğinde artık radarını geçen kelimeler ile yerinde hareketlendi.Yüzüne indirmek için kaldıracağı kolu küçük bir hareketten sonra yarıda kesilirken bu durumuna lanet etti.Bileğinde ki kelepçeler ile masaya kelepçelendiğini unutmuştu.
Ve şu an tek isteği,tüm bu olanlardan sinirini karşısında ağzını yaya yaya gülen adamdan çıkarmaktı.Gözlerini kapattığında sakinleşmeye çalıştı.
Emin olmalıydı ki,Valerio'nun ellerinin kelepçeli olması şu an Baha için çok iyi bir şeydi.Yoksa elinden kurtulamayacağını da bilmesi gerekti.
Fakat kendini aptalca bir eğlenceye kaptıran adam bunu bilmiyordu bile.
Oysa ki görkemli vücuduna da baktığında bunu bilmeliydi.
Ağzından kaçmayan küfür bir bağırış olarak geniş salona koptuğunda masanın ayağına tekme attı.Karnına çarpan masa ile bu hamleyi beklemeyen Baha yüzünü buruşturmuştu."Sikeyim..." kelimenin ardından canının acısıydı tek derdi.
Canının acısı ile ağzından küçük bir inleme kaçtığında kendisini toparlamaya çalıştı.Karşısında hiçbir şey olmamış gibi durmak çok zordu,zira iyi gibi gözükse de karşısındaki kurnaz adamda bunu anlayabilecek kadar akıllıydı.
"Ne için geldin buraya? Ne konuşacaksan konuş ve sonra buradan siktir git." Dedi,görmezden gelmeye çalışarak adamın bu hallerini.
"Merak etme...Seni,o çok sevdiğin hücrenden fazla ayırmayacağım." Dedi ve ayağa kalktı."Sadece sana bakmaya gelmiştim...Ne kadar düştün diye." Ardından yarım ağız gülümsedi.Adama doğru sertçe eğildiğinde yüzü oldukça yakındı ona.
Aralarında yanlızca beş santim vardı.Valerio'nun sert gözleri karşısında korkudan titreyen göz öbeklerine bakmaya devam etti.
Konuşmasına gerek yoktu sanırım ya da bir yumruğa.Bu sert gözlerde ki tehlikeli ifadeyi görmüştü.Bu korkak adama yeterdi bile.Çantasını alıp odadan hızlı adımlarla ayrılan adamın arkasından baktı.
Gittiğinde derin bir nefes verdi.Gözleri odada gezdiğinde bu seferde sıkıntılı bir nefes çekti ciğerlerine.Geri yerine oturduğunda başını elleri arasına alarak birden olan baş ağrısı ile şafaklarına baskı yapmaya başladı.
Yanlızca iki dakika sonra odaya gelen iki asker ile masadaki kelepçeden kurtararak,yine bileğinde duran kelepçe ile odadan çıkartıldı.
Cezaevinden çıktıklarında geri hücreye döneceğini düşünüyordu oysa ki."Nereye?" Diye sordu ileriye bakmaya devam ederken.Asker bir şey demediğinde cezaevi ring aracına bindirilmişti bile.Derin bir nefes verdiğinde hâl gittikçe kötü bir duruma doğru ilerliyordu.
Araçta altı tane asker vardı,ikisi önde ve diğer dördüde kendisiyle aynı yerdeydi.İki kişi önünde ve arkasında olacak şekilde oturmuslardı.Yüksek önlem almışlardı,kaçmak bile imkansızdı.
Sessiz geçen araba yolculuğunda zihninde dönen sorular ile meşguldü.Bundan sonra ne olacaktı?
Peki...ona hâlâ yardım etmeyen ailesi ne yapıyordu? Bu olanları sadece izlemekte miydi? Peki,onu bu duruma düşüren kardeşi,kendisinden neden bu kadar nefret ediyordu?
Havaalanına geldiklerinde,arka girişten piste geçmişlerdi.Valeri'yu kalabalık ortamlardan sakınarak hareket ettikleri o kadar belliydi ki,kendisinden bir anda nefret eden insanları anlayamıyordu.
Kendilerini karşılayan bir polis ordusu,Valerio ve arkasında duran beş askere arama yapmışlardı."Kimlik?" Dediğinde,en arkada duran adam Valerio'nun kimliğini çıkartarak göstermişti.Onaylayan polis ile,karşısında duran diğer polise ilerlemeleri için işaret verdiğinde uçağın merdivenlerinin başında durmuştu.Bileğinde ki kelepçe çıkartılıp,el dedektörü ile üstü arandığında hiçbir şey çıkmamıştı.
Bir haftadır ya emniyette ya da bir hücredeydi.Üzerinde ne çıkmalarını bekliyorlardı ki arama yapıyorlardı? Çakı? Silah?...Ya da bir bomba?
Bileğine tekrar bağlanan kelepçe ile bu sefer tüm kontroller bittiğinde uçağa bindirilmişti.Onu buraya getiren görevli askerler geride kalırken,artık onu takip eden düzine polisten fazla adam vardı.
Koltuğa oturulup kemeri bağlandıktan yirmi dakika sonra uçak kalkış yapmıştı.Gözlerini kapatıp,en azından birkaç saat ya da dakika uyumayı planlanmıştı.
⚖️
Gözlerini araladığında,saniyelerdir arkasında konuşan polisleri dinliyordu.
Sesleri kısıktı ancak uçak,bu sesin duyulmasını sağlayacak kadar da sessizdi.
"Hâlâ nasıl olabilir anlayamıyorum..." diyen polisin,neyi anlamadığını söylemesini bekledi."Sen İtalya'nın soylu gelen ailelerinden ilk çocuğu ol...Ama ailen,önemlisi baban hâlâ sana yardım etmesin.Bu olaya sessiz kalsın...Ve oğlunun İtalya da idam edilmesi için gönderilmesini sadece izlesin.Saçmalık!" Diye söylendi.
"Bu işte bir terslik var,yoksa böyle bir aile nasıl sessiz kalır? En azından...oğlu böyle bir şey yaptıysa bile,soyadları leke almasın diye oğlunu suçsuz göstermeye çalışır."
"Demek ki Valerio da böyle bir şey yaptı ki ailenin eli kolu bağlandı,varislerini savunamıyorlar..." dedi.
Kucağında ki ellerini birbirine bastırdığında sinirle derin bir nefes verdi.Yarım saattir oturduğu bu yerde,artık kendisine mukayyet olmak iyice zorlaşmıştı.Başını sertçe koltuğun başlığına bastırdığında içinden ağır bir küfür savurdu.
Bu günlerin intikamını da alacaktı,her şey bitmeden önce.
Gözlerini araladığında karşıda gelen hostesi gördü,hostes düz bir şekilde ilerleyecekken gözleri birbirleriyle kesiştiğinde yön değiştirdi.Valerio'ya doğru dönerek,"Suyunuz." Dedi ve bir şişe suyu önünde açtığı küçük masaya koydu.
Giden hostes kadının ardından arkasını döndü.Hostes,tek başına oturan polise elindeki tepsiden bir şeyler ikram ederken,çaprazında oturan,hakkında konuşan iki polise baktı.
Anında gözleri birleştiğinde uyanık olmasını beklemedikleri belliydi.Sertçe yutkunan polisin,inip kalkan göğsü ile sağladığı bu korkuyla yanında ki polise döndü.Valerio'nun kendisine bakmasıyla gözünü kaçıran polis ile bir süre daha bakmaya devam etti.
Daha sonrasında bakmayı boşlayarak önüne döndü.Tüm konuştuklarını duyduğunu anlamışlardı,korkmuşlardı ve bu korkuyu bir şey yapamaz,zaten idam edilecek,diyerek avutuyorlardı.
Önündeki sudan bir yudum aldığında,kurumuş boğazının acısını yeni hissediyordu.Arada olan mide bulantısı artık açlıktandı.Fakat ısrarla hâlâ bir şeyler yemiyor,sadece su içiyordu.
⚖️
22 Mart,İtalya
Gözünü kamaştıran güneş ışınları ile elleri ile yüzünü kapattı.Arkasından bir el hafifçe iteklediğinde neredeyse önündeki polise çarpıyordu.Sakin bir hareketle başını çevirdiğinde,kendisini ittiren hakkında konuşan diğer polislerden biriydi.
Başını iki yana sallayarak onunr döndüğünde merdivenlerden inmeye başladı.Dört buçuk saatte İtalya'ya gelmişti.Vatanının toprağının kokusunu biliyordu ve kendini hiç olmadığı kadar huzurlu hissediyordu.
Biraz ileride duran yine bir cezaevi ring aracı gördü.İngilizce konuşan İtalyan askerler üç araba ile gelmişti.
"Merhaba,Komutan Moreno." Dedi ve elini uzattı.Önünde duran Kıbrıs polisi elini karşısındaki komutana uzattı.Gözleri etrafta gezindiğinde Komutan Moreno'nun hemen yanında,arkasında duran iki askeri gördü.Ellerinde duran büyük silahlar ile işlerin gittikçe zorlaştığını biliyordu.
Zaten idam edilecekti,her şeyi kabul etmişti.Neden kaçsın ki? "Sevk güvenli bir şekilde yapıldı.Bundan sonrası sizde." Dedi,"Teşekkürler,gerisi için hiçbir şüpheniz olmasın." Diyerek karşılık verdi Komutan Moreno.
Başını arka tarafa çeviren polis,arkasında duran diğer polise onun anlayacağı bir şekilde baş hareketi yaptığında harekete geçti.Üç dakika sonra tekrar gelen polis,önünde duran başkomiserine,"Kıbrıs Emniyet Müdürlüğüne sevkin güvenli bir şekilde yapıldığına dair haber verildi,zanlının şu an ellerinde olduklarını biliniyor." Dedi,kısık tuttuğu bir sesle.
Başını sallayan başkomiser,"İyi günler." Dedi,İngilizce ve ardından Yunanca bir şekilde,"Toparlanın,gidiyoruz." Emrini verdi.
İki askerin kollarından tutması ile askerlerin olduğu tarafta yerini almıştı geride.Komutan giden Kıbrıs Polis ekibine bakarken,"Sizde toparlanın." Emrini verdi.
Komutanın emri üzerine harekete geçen askerler Valerio'yu tekrar bir araca bindirmişlerdi.Önde bir araba ve kendi bulunduğu aracın arkasında da bir araç olmak üzere üç büyük araba ile koruması sağlanıyordu.
Bu yolların hiç bitmemesini diledi,çünkü elleri kelepçeliyken dışarıdan izlediği yol kenarlarında ki ağaçlar,bulutlar veya çiçekler daha güzel gözüküyordu.
Bir mahkum,idam edilmeden önce hayatın tüm güzelliklerini görmeye çalışırdı.
Bir mahkum,idam edilmeden önce hiçbir şeyin değerini bilmezdi.
⚖️
Cezaevine yine ve yeniden getirildiğinde tek kişilik hücresine takılmıştı bile.Burasının,Kıbrıs'taki hücreden biraz daha iyi koktuğunu ve daha temiz olduğunu fark etti.Yukarıda,küçük bir camın demir parmaklıklar ile görüşün engellendiği odadaydı.Odayı aydınlatan tek şey,o küçük camdan içeri sızan güneş ışınlarıydı.Pek aydınlık değildi,bu yüzden odadaki her şeyi tam olarak seçmekte zordu.
Odada voltalar attığında sıkıntıdan patlamak üzereydi.Bir an önce idam edilmek istiyordu çünkü onun için hâlâ bir yardım eli uzatmayan ailesi,özellikle de babasının bu sessizliğini kaldıramıyordu.Ve unutmak için,daha fazla düşünmeden delirmeden ölmek istiyordu.
Odanın demir kapısı büyük bir sesle açıldığında olduğu yerde durarak o yöne doğru döndü.İçeri bir gardiyan girdiğinde bakışları üzerinde gezindi.
"Valerio Catolino." Dedi,soguk sesiyle."Gel,özel bir görüşün var." Dediğinde hemen ayaklandı.
Onu,kimin görmeye geldiğini merak ediyordu.Özellikle de özel görüşle? Ailesi miydi? Babası? Ya da onu bu duruma getiren kardeşi?
"Kim?" Diye sordu,gardiyanın sesinden daha soğuk bir sesle.Bıkmışlık ve yorgunluk seziliyordu üzerinde.
"Bilmiyorum kim olduğunu,bana sadece çağırmam söylendi." Dedi ve ardından gelmesi için bekledi.Gardiyanın yanına doğru ilerlediğinde eline kelepçeyi tekrar tasmasını bekledi.Ancak kelepçeyi takmayıp kolundan çekiştirerek yürümeye başladığında bunu beklemiyordu.Bu bir haftada kelepçelere alışmıştı ama hâlâ bir ihaneti kaldıramıyordu...
Özel görüş odasına geldiklerinde,"Burası." Diyen adam ile durdu.Kapıyı açıp, içeri girmesi için beklediğinde hemen girdi.Masada oturan adamı gördüğünde kaşları çatıldı.Avukatı neden buradaydı?
Oysa ki Kıbrıs'ta olan hiçbir mahkemeye gelmemişti.Kaşları çatıldığında derin bir nefes verdi sinirle.
Mahkemeye bile gelmeyen adam şimdi neden gelmişti? İdam edileceği için acılı,yatıştırıcı sözler mi söyleyecekti?
Ne diyecekti,bir gün zaten hepimiz öleceğiz mi?
"Ben çıkana kadar bizi rahatsız etmeyin ." Dedi Avukatı,Portego ve ardından gardiyanın çıkması için başı ile işaret verdi.Odadan çıkan gardiyan ile odaya geldiğinden beri kendisine büyük bir öfkeyle bakan adam ile gözlerini birleştirdi.Bakışlarının altında ezildiğinde,"Bakma öyle," dedi ve derin bir nefes verdi.
"Tüm bu olanlar için...Mahkemeye gelmememin,her şeyin bir sebebi var! Ama emin ol ki,şu an bunları söylemek için çok erken.Ve vaktimiz yok,Valerio!"
"Ne diyeceksen de." Dedi umursamaz bir tavırla."Sonra da git."
Portego,Valerio'nun bu sözleri ile omuz silktiğinde öğrenmesi gerekenleri öğrendikten sonra kendisine hak vereceğini biliyordu.
"Bak...Sen buraya gelene kadar bir sürü olay yaşandı.Ancak hepsini sonra anlatacağım.Sen buradan kurtul ondan sonra,kardeşim..." dedi omuzuna elini koyarken.
Bir şey demeden Portego'nun konuşmasını dinlemeye devam etti,
"İsyan başladı,Valerio!" Dedi dayanamayarak."Senin için!" Dedi.
"Seni bu duruma düşüren kardeşinin yaptıklarının aksine insanlar senin için ayaklandı.Senin sesin oldu! Dahası çok fazla...Ama önce beni dinle ne olur...Öfkenin gözünü bürümesine izin verme." Başını salladı kabul ettiğini belirtir bir şekilde.
Derin bir nefes akan adam,ilk adımı başarıyla alabildiği için mutluydu.
Kendini toparladiğında kelimelerini özenle seçerek konuşmaya başladı.
"Haksız bir adaletle hükümlendirildin sen.Kimse gerçekleri öğrenmek için bur çaba göstermedi,çünkü yalanların üstünü de örten bir çok başarılı yalanlarda vardı."
Kaşları çatıldıgında,yüzünde bunları biliyorum gibi bir ifade vardı.Kısaca anlatmasını isterken,gözlerini kaçırdı.
"İdamın kırk dokuz saat sonra." Dedi,ardından bombayı patlatan kısa kelimesiyle konuştu."Kaçacaksın." Dedi.
Başını inanamaz şekilde iki yana salladı.
"Yani seni kaçıracağız.Yarın,saat iki de!"
"Olmaz,Portego!" Dedi,kendi dilini konuşmaya devam ederken."Olmaz!" Dedi bir kez daha sertçe ve ısrar kabul etmeyen bir ifadeyle.
Kaşları havalanan Portego,bu tepkiyle karşılaşmayı beklemediği için şaşkın ve durumura uğramış hissediyordu kendini."Ne demek istiyorsun?" Diye sordu,hayal kırıklığı ile çıkan sesiyle.
"Anladın işte..." dedi ve sıkıntılı bir nefes daha verdi."Buraya geldiğimden onların elbette haberleri var,ne yaşadığımdan da...Ama hâlâ yardım etmiyorlar bana.Peki,yardım edip etmemeleri de pek önemli değil benim için.Ancak nasıl olduğumuda mı merak etmiyorlar? Ben herşeyi kabul etmişken kaçmam,Portego.Hem bu korkaklık olur." Dedi tek solukta.
"Bu korkaklık değil,bu yapılan adaletsizliği kabul etmeyip kaçmak demek.Bir insanın kendi hakkını savunması demek." Dedi,bir çocuğa anlatır gibi tane tane konuşarak.
"Bir avukatın böyle işlere girişmesi ne kadar doğru?" Diye sordu,alayla.
"Ben mesleğimden ayrılalı çok oldu..."
Dedi,güçlü çıkan sesiyle."Ne?" Diye sordu,bu sefer şaşırma sırası Valerio'daydı sanırım.Kaşları havalanmıştı ve anlamasına rağmen anlamamazlıktan geliyordu."Böyle bir şey yaptığını sakın bana deme,Portego.Emin ol ki hiç karşılaşmak istediğin biri ile karşılaşırsın." Dedi,tehditkar bir ses tınısıyla.
Omzunu silktiğinde hemen konuyu kapatma girişiminde bulunarak,"Dediğim gibi," dedi,konuyu kapatmaya çalışarak,"Yarın hazır ol."diye ekledi.
"Boşuna..." dedi,kabul etmez bir şekilde.
"Seni burada bırakacağımı mı sanıyorsun?" Diye sordu,meraklı ve alaylı bir ses tonuyla."Neler yaşadık,burada senin için kimler can verdi bunu biliyor musun?" Diye sordu."Senin için yapılan yürüyüşlerden,isyanlardan haberin var mı?" Valerio'nun cevaplaması beklemeden,"Yok!" Diye bağırdı.
"O yüzden...şimdi senin için her şeyi yapan insanların hatrına savaşacaksın.Ve beni dinleyip buradan kaçacaksın." Gözleri dolmuştu ve sesi titriyordu Portego'nun.Ancak bir an olsun Valerio'yu ikna etmektende çekinmiyordu.
Başını tekrar iki yana salladığında,tahammülsüzce,"Git." Dedi.
"Git Portego,benim yanıma da bundan sonra böyle bir şey için gelme.Mezarıma..." diye ekledi ardından.
"Benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı,Valerio." Dedi düz bir sesle.
"Tüm her şeyim,hiçbir zaman olmadan birden uçup gitti ya da ben kaybettim.O yüzden,şu an tek amacım seni bu bataklıktan kurtarmak." Dedi.
"Beni dinleyeceksin ve buradan kaçacaksın(!)" Diyerek tekrarladı,yapacağından emin bir şekilde.
"Eğer ki beni dinlemezsen seni buradan zorla kaçırırım.Emin ol ki,kalan son aklımla bunu yaparım." Dedi ve güldü.
"Biliyor musun,bu aralar hiçbir şey düşünmüyorum.Canım ne isterse ona göre hareket ediyorum.Yani anlayacağın,şu an beni yöneten keyfim ve kahyası." Dedi.
Kaşları düz bir çizgi halini alırken son çare, adamın bu ısrarına bir şey dememek ile bulmuştu.Sessizliğini sürdürürken,Portego'nun konuşurken şekilden şekile girdiği halleri keyifle izliyordu.Son sözlerini söylediğinde gülecek gibi olmuştu,ancak gülmemek için bakışlarını kaçırdığında onu dinlemeye devam ediyordu.
Kendisini toparlayan Portego,bu alaylı halini bir kenara atarak ciddileşmeye çalıştı.Gözü ile bileğindeki saati kontrol ettiğinde,"Yarın saat iki de hazır ol,her şeye.Her an patlayacak bir silaha,akacak bir kana...Bu hareket senin için,daha dışarıdakinden bile haberin yok." Dedi ve Valerio'nun arkasında durduğu kapıyı kontrol ettiğinde,"Vakit geldiğinde yanına buradan tuttuğumuz bir adam gelecek,ben yarın yine seninle bir özel görüşme ayarlayarak yanına geldiğimde sen o sırada kaçıyor olacaksın."
Dahada net bir şekilde açıklamak için,hızlı hızlı konuşurken zamanla savaşıyordu."Ben seni burada masum masum beklerken,sen kaçıyor olacaksın.Ben de bilmiyorum rolüyle ifade vereceğim.Yanlızca beş dakika içinde benim yanımda olursun,ancak kaçtığın için benim yanıma ne zaman geldiğin fark edilmez.Yani,ne kadar süre geçerse geçsin varlığın hemen fark edilmez,çünkü buradan bir asker ve gardiyanla çıkacaksın." Dedi.
Kapının açılması ile odaya bir asker girmişti.Kapı açıldığında ayağa kalkan Portego hiçbir şey belli etmeden Valerio'ya elini uzattı."Adalet mülkün temelidir." Dedi,"Türk bir söz,bana ait değil." Dedi ardından gülümseyerek.
"Görüşme bitmiştir." Dedi asker.
Valerio'ya doğru ilerleyerek kendine doğru çekip sarıldığında,"Sakalların uzamış..." dedi gülümseyerek,kısık bir sesle.
Ayrıldıklarında,eli ön kot cebine gittiğinde bir jilet koymuştu gizlice ve temkinli davranarak.Kaşları çatılan Valerio,Portego'nun cebine hâlâ ne koyduğunu anlamamıştı.Fakat koyduğu şeyin önemli olduğunu biliyordu,eğer tişörtünü biraz aşağı doğru çekiştirmese cebindeki belli olacaktı.
Bu yüzden kaşları hâlâ çatıkken,tişörtü düzeltti.
"İyi ol..." dedi,bu cümlede ki anlamı da,ses tonundaki anlamıda biliyordu.
Hazırlıklı ol yarın için.İyi ol...
⚖️
Bölüm Sonu