Sınıf boşalırken bana yaklaştı herkes çıktığında aramızda az çok mesafe vardı.
- İzlerimi yine gizlemişsin. Bu konuyu hallettiğimizi sanıyordum. Sen böyle devam edersen kalıcı bir şey bırakmak zorunda kalıcam. Bunu istemezsin değil mi? Aferin akıllı kızım benim. Gel şimdi buraya sana bir bakayım.
Dizlerim titreyerek gösterdiği masanın üzerine oturdum. Saçlarımı eliyle kulağımın arkasına itti.
- Gerçekten çok güzelsin, cennetten düşmüş ay parçası gibi, okyanustan parlak bir taş gibi. O çocuk senin değerini bilmiyor. Sen bir oda verip kenarda büyümesi beklenecek bir yabani ot değilsin. Özenle bakılması gereken bir çiçeksin. Sen benimle kalıyor olsan var ya, dünyanın en çok özen gösterilen kişisi olurdun. Seni asla gözümün önünde ayırmaz her zerrene tapardım. Neden korkuyorsun? Sana asla zarar vermem biliyorsun değil mi? Uyku gözlerine iyi gelmiş çok güzel parlıyor.
Daha da yaklaştı tam karşımda durdu.
- Seni seviyorum, bir gün benim olacaksın. Çok yakında. O zaman sende beni seviyor olacaksın. Ama şimdilik kafana biraz beyin sokmamız gerekiyor ne dersin? Ağlarsan veya bağırırsan ağzını bantlarım.
Cebinden küçük ışığı yakalayan bir şey çıkardı. Boğazım düğümlendi. Gözlerim bıçakla onun arasında gidip geldi.
- Uzan ve tişörtünü kaldır.
Dediğini yaptım başka çarem yoktu. Göğsümün bir parmak aşağısına yasladı bıçağı. Sonra yavaşça kazımaya başladı. Ne yaptığını göremiyordum, ama canım yanıyordu, soğuk metali hissediyordum.
Bir süre sonra bıçağı kaldırdı. Ucunda bir kaç damla kan parlıyordu, benim kanım.
- Gidebilirsin.
Hızlıca kızlar tuvaletine koştum. Kabini kilitleyip kendimi durdurmaya çalıştım. Ağlayamazdım. Yarayı göremiyordum. Ama kırmızı ıslaklığa peçete bastım ve çok şükür fazla kanamamış. Elimi yüzümü yıkayıp sınıfa döndüm. O öğretmenin dersi sadece ilk dersmiş. Okul dersler tanışma, akılda tutmak gereken bir çok isim ve detay bulanıklığı ile geçti. Eve girer girmez kendimi yatağa attım. Göz yaşı tutmaktan başım ve gözlerim ağrıyordu. Yara hafif hafif yanıyordu ama sesimi çıkartamıyordum. Bana kim inanır ki.
Okul günü rahatsız edici bir bulanıklıkla geçti. Yara başta durmadan zonkluyordu ama gün ilerledikçe geri planda kaldı. Eve kapıdan girer girmez kendimi odama, yatağıma attım. Ne kadar ağladım bilmiyorum. Ses çıkmasın diye yüzümü yastığa gömmekten nefes alamaz hale geldiğimde, kalkıp yüzümü yıkamaya ikna oldum.
Aynadaki hâlim tanıdıktı artık - göz altı torbaları, solgunluk. Makyaj çantama uzandım, alışkanlık haline gelmiş hareketlerle kapatıcıyı sürdüm, ağladığımı gizledim. Artık bunda bile ustalaşmıştım. Küçük bir an aynaya baktım. Kusursuzdu, Uzi'nin dertsiz tasasız minik kız kardeşi, abisi Uzi olduğu için dünyanın en şanslı insanı, falan filan.
Aniden kapı çaldığında irkildim. Tıklama Uzi'ydi.
- Abi?
- 2 saat sonra falan yola çıkacaz valizlerini hazırla.
Kısık bir lanet mırıldanıp yataktan kalkıp valizimi açtım yeni aldığım kıyafetlerden koymaya başladım. O sırada kıyafetlerimden biri gözüme takıldı. Bordo bir mini etek. O adam görücek korkusuyla hiç giymemiştim. Etiketiyle duruyordu. Ondan üç tane almıştım. Bordo , lacivert, beyaz. Ne kadar kalıcağımızı bilmiyordum ama bir süre ondan uzak kalıcaktım. Bence önümde bir engel yok. Üçünü de alıp valize koydum.
Valizi bir buçuk saatte halletmiştim. Yanımda olucak çantayı biraz büyük alıp doldurmaya başladım. Powerbank , şarj kablosu, kulaklık, güneş kremi, küçük tarak, cep aynası, küçük bir eskiz defteri, kalemlik, yelpaze, cep ıslak mendili, deodorant ; bir tık abartmış olabilirim küçük bir tık. Kapatıcıyı unuttum ya.
Çantamı hazırladım. O lacivert eteği giyip üzerine beyaz bir tişört giydim. Belki yine biraz abartım ama şuanda topuklu terlikle yürüyorum. Ne yapayım hepsi deve ben onların yanında bodur tavuk gibi mi geziyim?
Aşağı indim valizi merdivenlerden indirene kadar canım çıktı. Mali , Özkan ve Uzi'nin çantaları hazırdı. Modd ve Anıl'ı bekliyorlardı. Son birkaç basamak kalmışken kendimi bir anda yerde buldum. Hızlıca toparlanıp kalktım, neyse ki düşünce eteğim açılmamıştı ama bileğim çok kötü acıyor.
Acıyı farkettirmeden duvara yaslanıp kulaklığımı taktım. Ve müziğimi açıp kimseyle göz göze gelmek istemediğim için telefondan oyun oynadım.
Utançtan yerin dibine girdim mal. İnsan dikkat eder biraz. Ne bileyim ben bilerek mi yaptım sanki. Sus, gözüm görmesin seni sakarlığın batsın yeter. Bi sussanız mı diyorum aynı turu dokuzuncu kez kaybettim çünkü. Peki her neyse.