İçeriğe geç

UZAK

Bölüm 6 · 12 dk okuma

UZAK

Bölüm 6

Bölüm .6.

Yine geldim yavrularım💪

Evet. uğurlu sayım olan bölümdeyiz 6 benim için hep çok özel bir sayıdır. Bu bölümü yazarken 106 okuyucu olduğunu fark ettim.. 6 beni her yerde buluyor :')

》》》

Bugün her zamankinden daha yoğun geçiyordu siparişi masaya bırakıp hızlı adımlarla mutfağa döndü, kapıdan girdiği anda eline tutuşturulan tepsiyle afalladı, "masa 6." Diyen kadın Doruk'a bakmadan aceleyle uzaklaştı, Doruk'un kaşları hafifçe havalandı, işlerin yoğun olmasından dolayı herkes stresliydi anlaşılan.

Doruk girdiği mutfak kapısından çıkarak masa 6'ya ilerledi ve tepsideki tabakları masaya bıraktı, "başka bir isteğiniz var mı?"

Kadın kafasını Doruk'a çevirmeye gerek duynadan konuştu, "hayır, gidebilirsin." sanki böcek kovar gibi hafifçe elini hareket ettirdi.

Doruk kadının bu tavrına karşılık düz bakışlarını gönderdi, kendini beğenmiş insanlardan nefret ediyordu.

》》》

"Baba daha bir hafta oldu, sen ne dediğinin farkında mısın?"

"Gayet farkındayım, aklı sikinde bir çocuğu kandırmak bu kadar zor olamaz."

Pars sinirle sol elini yumruk haline getirdi,

"Senin için bu kadar önemli olan ne? O çocuk neden bu kadar gerekli?"

"Bu seni ilgilendirmez, sana verdiğim süre içinde dediklerimi yap yeter."

Pars derin bir nefes verdi, "Bir ay çok kısa, o çalışıyor bende şirketteyim, sadece akşamları görüyorum onu."

Dedi sesinde ki nefreti gizlemeden.

Kısa bir sessizlikten sonra Serkan bey konuştu, "tamam halledeceğim."

Pars beklemeden konuştu,

"Ne yapacaksın?."

Babası alayla konuştu,

"O çocuğu önemsiyor musun?"

Pars hafifçe kaşlarını çattı, "benim için bir şey ifade etmiyor, sadece birine zarar gelmesini istemiyorum. "

"Bende öyle düşünmüştüm, kendi tuzağına düşecek kadar aptal değilsindir umarım."

Telefon Pars'ın yüzüne kapanınca sinirle gözlerini yumdu, annesi o adamın yanında olmasaydı eğer bu şerefsizin dediklerini yapmak zorunda kalmazdı.

Sinirle telefonu yatağa attı ve balkona çıktı, oturarak masada ki sigara paketinden bir tane çıkartıp ucunu yaktı, derin bir nefes aldı ve ağzını açarak dumanların çıkmasına izin verdi, sigarayı çok nadir içerdi, bağımlısı değildi, hayatı boyunca içtiklerini toplasan 1 paket etmezdi ama böyle zamanlarda iyi gidiyordu, başını arkaya yaslayarak gözlerini kapattı, ne zaman sinirlense başı ağrırdı.

Biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı, bu dinlenmenin uykuyla bir alakası yoktu ruhsal bir dinlenmeydi istediği, elini başına götürerek şakaklarına masaj yapmaya başladı, öyle bir ağrıyordu ki sinirini atmazsa geçmeyecek gibiydi.

Babası bu işi nasıl halledecekti?

"Umarım çok ileriye gitmez."

Diye mırıldandı Pars, kafasını koltuktan kaldırdı ve ayaklandı, sadece 2 nefes çektiği sigarayı küllüğe bastırdı, keskin bir kahveye ihtiyacı vardı.

Bugün şirkete uğramamıştı gitmeyi de düşünmüyordu bir günlüğüne de olsa her şeyi boş vermek istiyordu, bütün düşünceleri aklından uzaklaştırmaya çalışarak kahve için mutfağa indi.

》》》

Doruk öğle molasında kafenin arka tarafında ki kaldırımda oturuyordu, yalnız değildi yanında Çağın'da vardı, Doruk'u tek bırakmak istememişti.

İkisi de konuşmuyordu Doruk bir bacağını kendine çekerek kafasını arkada ki duvara yasladı, gerçekten yorulmuştu düşünmekten o kadar çok yorulmuştu ki kafasını duvara vurarak parçalamak istiyordu, kafasında ki sesler susmuyordu.

Çenesi kasıldı, yeniden başa döneceğini biliyordu, Adnan onu cehennemin dibinde bile olsa bulur ve o eve götürürdü, ona karşı çıkmaya hala korkuyordu, ne kadar daha güçlü olsada 15 yaşında ki çocukluğu bu travmayı atlatamıyordu.

Çağın ayağa kalktı ve elini Doruk'a uzattı,

"İçeriye geçelim 1 dakikamız kaldı."

Doruk'un gözleri Çağın'a döndü, ona uzatılan ele bakarak yutkundu, Doruk temas sevmezdi birinin ona dokunması rahatsız ederdi bu takıntı seviyesinde değildi, sadece hoşuna gitmezdi,

Çağın daha fazla bekleyemeden konuştu,

"Tutsana hadi ne bekliyorsun?"

içinden gelen ani bir refleksle Çağın'ın elinden destek alarak ayağa kalktı,

Uzaktan, ayağa kalkması için basit bir el hareketi gibi gözüksede ikisi için samimiyet belirtisiydi.

》》》

1 iş günü daha bitmişti, çıktığını belli eden kartı kapının yanında ki ekrana okuttu ve dışarıya çıkarak Çağın'ın arkasından gelmesini bekledi, Çağın'da kartını okutarak çıktı ve, "evin nerede senide bırakayım."

Doruk Çağın'a bakmadan konuştu,

"ters yöndeyim, hem uzak değil sağ ol."

"Sen bilirsin, benim için sorun olur diye istemiyorsan çekinme gezmeyi severim."

Doruk Çağın'ın anlayışlı sözlerine hafifçe gülümsedi "çekinmiyorum yürümeyi severim."

Çağın arabasına ilerlemeden önce Doruk'a döndü, "tamam, Yarın görüşürüz o zaman."

Doruk "görüşürüz" diyerek arkasını döndü ve ilerlemeye başladı, kış tam olarak gelmesede havalar soğumaya başlamıştı, tişörtle soğuk oluyordu ama kazak da boğuyordu, değişik bir havası vardı İzmir'in.

Birden omzuna atılan kolla afalladı, ama adam oldukça rahat gözüküyordu, "sesini çıkartma, gebertirim seni."

Doruk kaşlarını çattı, adamın kolundan kurtulmak isteyerek uzaklaşmaya çalıştı ama adam omuzunu sıkı tutarak izin vermedi,

"bıraksana kardeşim ne yapıyorsun?"

Adam belindeki silahı hissettirmek istetcesine iyice yaklaştı,

"O çeneni kesmezsen öldürürüm seni."

Doruk hissettiği silahla yutkundu, belli etmemeye çalıştığı korkusuyla yürümeye devam etti.

Bir kolu Doruk'un omzunda sırıtarak sakince yürüyen adamı kimse garipsemedi.

》》》

4-5 dakika sonra bir ara sokaktaydı, adam omzundaki elini çekerek Doruk'u öne doğru itti düşmekten son anda kurtulan Doruk bakışlarını adama çevirdi ve anlaması için tek tek konuştu

"Abicim karıştırdınız galiba buralarda yeniyim benimle bir derdiniz olamaz."

Tedirginlikle bakmaya devam ediyordu.

Adam sırıttı, "ben yanılmam Doruk."

Doruk'un gözleri titredi,

"adımı biliyorsun. Adnan'ın adamı mısın?"

O adama baba kelimesini yakıştırmıyordu.

Adam yüzünden eksik etmediği sırıtmasını genişletti "Adnan hangisiydi? Ölen baban mı, yoksa annenin para uğruna sürtüklük yaptığı adam mıydı?"

Doruk'a iyice yaklaştı, aralarında 3 parmak kadar mesafe vardı, can yakıcı sözlerinin devamını getirdi,

"Dur tahmin edeyim birinci seçenek mezarda olduğu için geriye ikinci kalıyor."

Doruk gözlerini kapattı bunları canını acıtmak için söylüyordu, istediğini de başarmış gibiydi, kalbi öyle bir ağrıdı ki gözleri hafifçe doldu, bunu kendine yediremedi, gözlerini sinirle açarak

adamı itti ve konuştu,

"derdin ne senin, ne istiyorsun?"

Adam arkadan gelen arkadaşlarını görünce gülümsedi ayların sinirini bu piçten çıkartacaklardı,

Doruk duyduğu adım sesleriyle arkasını döndü ve gördüğü 3 adamla sessiz bir küfür mırıldandı,

gözlerini Doruk'a dikerek kafasını hafifçe yana eğdi,

"Ne bekliyorsunuz eğlence başlasın."

Doruk gözlerini önündeki adama çevirdi, arkasındaki adamlar sırıtarak yaklaştı korkmuştu ama bunu belli etmeyecekti, birden ensesinden geriye doğru çekilmesiyle düşecek gibi oldu, adamı tekmeyle savurdu, sinirle Doruk'un üstüne giderek dizini karnına geçirdi, Doruk iki büklüm olurken alayla konuştu,"

hadi amaa çok sıkıcısın bu cüsseden daha çevik hamleler beklerdim."

bu adamların arasından sağ çıkması imkansızdı.

Aynı hızda diz kapağına gelen tekmeyi engelleyemedi, o kadar güçlüydü ki Doruk'u anında yere sermişti, ağzından acı dolu bir inleme çıktı, ayağa kalktığı gibi sıkıca kolundan tutan sarışın adamı ittirerek önündeki adama sert bir yumruk geçirdi işte adamın sınır noktası bu olmuştu.

Diğerleri kolundan tutarak sertçe yere itti, Doruk kafasını vurmuştu, yumruk yiyen adam yere eğildi,

Sarışın olan omuzlarından tutmuştu Doruk'un yakasını kavradığı gibi hafifçe kendine çekti ve tekrar yere vurdu,

"ne yaptığını sanıyorsun lan sen!" Delirmiş gibiydi.

Yakasında ki elinin birini Doruk'un boynuna bastırırken diğeriyle yumruklarını Ard arda yüzüne savuruyordu Doruk kendinden geçmiş gibiydi, kendini koruyamıyordu çünkü tepedeki iki adam bileklerine ayaklarıyla basarak hareket etmesini engelliyordu tepeden bakan adam tedirgince konuştu,

"abi öldüreceksin."

yumruklayan adam durdu ve yavaşça üzerinden çekildi, nefes nefese alnında ki teri silerken yerde yatan Doruk'a baktı gözlerini sıkıca kapatmıştı.

"Az kalsın imzamı atmayı unutuyordum" diyerek sırıttı, cebinden çıkardığı işlemeli çakıya baktı, aslında sadece öldürdüğü adamlara saplardı bu çakıyı, bu ölüm sadece fiziksel olmak zorunda değildi, ruhunu yok edeceği birine saplamaya çekinmedi Hakan.

Bittiğini düşünürken karnına saplanan bıçak nefesini kesti, Hakan sapladığı bıçağı çekmeyerek orada bıraktı,

"Şanslı çocuksun, son çakımı sana veriyorum."

Dedi alayla, doğruldu ve nefes nefese yerde yatan bedene baktı, her nefes aldığında kısık inlemeler dökülüyordu dudaklarından.

Doruk zorla aralayabildiği gözlerinden

uzaklaşan adamlara baktı, başı hala dönüyordu, onu buraya getiren adam halâ tepesinde dikiliyordu,

"Son bir dokunuş" diyerek ayağını kaldırdı ve Doruk'un ayak bileğine sertçe indirdi,

Öyle bir bağırdı ki sesi bütün sokakta yankılandı.

》》》

Toplantı salonundan çıktığı gibi odasına girdi hem yorgun hem sinirliydi, gereksiz yere o kadar çok uzatmışlardı ki her geçen saat daha da sinirlenmişti, elinde sıktığı dosyayı masaya fırlattı ve kravatını genişletti, ofis koltuğuna oturarak masaya eğildi ve başını ellerinin arasına alarak saçlarını hafifçe çekiştirdi, yine başı ağrıyordu.

Çalan telefonu duyunca sessiz bir küfür mırıldandı 5 dakika rahat yoktu, telefonu eline aldı ve kimin aradığına baktı, güvendiği tek kişi, sağ kolu olan Serhat arıyordu ve karşı tarafın konuşmasını beklemeden konuştu, "bir şey mi oldu?"

"Abi. bize bir konum atıldı numarayı sorgulattım telefon Doruk bey'e aitmiş."

Pars kaşlarını çattı "Doruk evde değil mi?"

"Hayır, eve gelmedi."

Ayağa kalktı ve odadan çıktı, "sana atılan konumu at."

Bir süre Serhat'tan ses gelmedi, "abi tek mi gideceksin." Dedi çekinerek.

"Tek gideceğim, ararsam gelirsin."

Diyerek telefonu kapattı, bir şeyler söyleyen sekreteri dinlemeden şirketten çıktı.

Arabaya bindiğinde telefonuna gelen konumu açtı ve hızla sürerken kendi kendine sinirle mırıldandı,

"umarım düşündüğüm gibi değildir. umarım beni yanıltırsın baba."

Konuma yaklaştıkça arabanın hızını düşürdü, yağmur tüm şiddetiyle yağıyordu

Ara sokağa girdiğinde yerde yatan baygın bedeni görünce birden frene bastı arabadan indi ve Doruk'un yanına yaklaştı, yüzünde o kadar çok kan vardı ki tanınamayacak hâldeydi kaşı, dudağı patlamıştı, gözü biraz daha aşağı kayınca karnına saplı olan işlemeli bıçağı gördü, küçük bir küfür mırıldandı Doruk'un bu hâli beynini durdurmuştu sanki.

Kafasını yere çarpmış ve bilinci kapalı birini hareket ettirmek ne kadar doğru bilmiyordu ama o an bunu düşünemedi, karnına saplanmış bıçağa dikkat ederek

kucağına almak için bir elini beline diğer elini kafasının altına koydu hissettiği sıcak ıslaklıkla kaşlarını çattı, elini kafasının altından çekti, gördüğü kanla vakit kaybetmeden kucağına aldı ve arabaya taşıdı.

Doruk'un boyu kendine yakın olduğu için taşıması çok basit değildi, arka koltuğa yatırarak ön koltuğa ilerledi ve arabayı çalıştırarak hızla hastaneye sürdü.

Araba bir çukurda sarsılınca Doruk'un ağzından kısık bir inleme çıktı, kendinde değildi ama acı hissedebiliyordu, Pars aynadan Doruk'a baktı ve arabayı bir tık yavaşlattı, gözü yoldayken telefonunu çıkartarak Serhat'ı aradı, anında açılan telefonla beklemeden konuştu,

"Serhat çabuk ***hastanesini ara, sedyeyle kapıda beklesinler"

"Tamam, hemen arıyorum Pars bey."

Pars telefonu kapatarak yan koltuğa attı bakışlarını Doruk'a çevirsede anında yola döndü

hastaneye yaklaşmışlardı,

"Doruk beni duyabiliyor musun?"

Doruk'tan ses gelmedi, arabayı hastanenin önüne durdurarak hızla arabadan indi ve Doruk'un kapısını açarak Sedyeye konulmasını bekledi, seri bir hareketle sedyeye yatırılan Doruk'un kapalı gözleri titredi, bilinci yarı kapalıydı gözlerini açamıyordu, Doktorun dediklerini duyuyor ama algılayamıyordu.

Pars, Doruk'un peşinden hastaneye girdi.

》》》

Ameliyathanenin önünde öylece bekliyordu, hava çoktan kararmıştı, ne düşüneceğini ne yapacağını bilmiyordu aklı çok karışıktı, bunun sebebi Doruk muydu? Yoksa Doruk'a bunu yapanın babası olabileceğini düşünmek miydi aklını karışıran. babası olduğuna inanmak istemiyordu, aptal bir şirketten daha üstün olmak için birini bu hâle getirebilecek kadar cani olamazdı.

Doruk ameliyata gireli 5 saati geçmişti ameliyathaneden çıkan doktorla ayağa kalktı, ve konuşmasını beklemeden

"Durumu nasıl?" Dedi, doktor tam konuşacaktı ki tekrar sözünü kesti,

"açık ve net cevap ver."

Doktor, ellerini uzun önlüğünün cebine koydu ve,

"Durumu kritik değil ama kontrol altında tutacağız, kafasından, yüzünden ve sağ ayak bileğinden ciddi hasar almış, ayağı yüksek ihtimal kırık, bıçak böbreğine yakın bir yere saplanmış belinde ve sırtında büyük morluklar var geçmesi uzun sürecektir

kafasının arkasına 3 dikiş attık, bir saat kadar ameliyathanede dinlenecek sonra, tomografi çekeceğiz, kırıkları ve iç kanaması çıkarsa size haber vereceğiz Pars bey."

"Tamam, en küçük gelişmede haber vereceksin."

Diyerek oradan ayrıldı ve hava almak için dışarıya çıktı, Doruk ameliyata girdiğinden beri yanından ayrılmamış ve düşünmüştü babasının yaptığından emindi, hastanenin uzak bir köşesine geçerek babasını aradı.

Telefonu açtığında konuşmasına fırsat vermeden konuştu,

"Sen yaptın."

"Neyden bahsediyorsun?"

Hiçbir şey bilmiyormuş gibi konuşması Pars'ı güldürdü,

"Doruk'u bu hale senin getirdiğini

biliyorum."

"Aferin zeki oğlum, artık onunla daha fazla ilgilenebilirsin bu da Doruk'u daha kısa sürede yanıma getirmeni sağlar."

Pars sinirle konuştu,

"Bakıcılık yapamayacak kadar yoğunum, şirketin stresi yetmiyormuş gibi aptalca oyunlarına vakit ayırıyorum, Doruk'u şirkete yakın olan eve bırakacağım yardımcılar ilgilenecektir."

Serkan bey, koltukta ifadesizce oturan kadının yanına oturarak tek kolunu omuzuna attı, bu temasla kadının elleri titredi, "demek kararını verdin?"

Kadın gözlerini sıkıca kapatarak ince parmaklarını yumruk haline getirdi, şu son 1 senede o kadar zayıflamıştı ki kemikleri sayılıyordu resmen.

"Evet Doruk'u o eve bırakacağım, kararım açık ve net."

Serkan bey kadının saçlarını nazikçe okşadı, "Hmm.. o zaman biricik annenin sesini duymak ister misin? son kez."

Pars'ı her zaman annesinden vuruyordu o kadar sinirliydi ki şu adama, baba demek içinden gelmiyordu,

"Sakın, eğer anneme en ufak zarar verirsen seni yaşatmam."

Öyle bir ses tonuyla söylemişti ki,

Serkan bey az kalsın bunu yapabileceğine inanacaktı.

"Annene dokunmamı istemiyorsan dediklerimi yapacaksın, Doruk'u elde et ve bana getir, karşılığında anneni vereceğim sana, onunla bir işim kalmadı, daha iyileri var."

Pars'ın içindeki sinir arttı telefonu biraz daha sıkarsa kırılacaktı "eğer bunları annemin yanında söylüyorsan..."

"Daha fazla uzatma, senden istediklerimi bana getir bende çok istediğin anneni vereyim."

"Anneme dokunmayacaksın."

Serhat güldü, "aferin zeki oğlum, doğru bir karar verdin."

Pars, cevap vermeden telefonu kapattı ve sinirle hastanenin çıkışına ilerledi,

Saat akşam 9 civarıydı

Yanına yaklaşan Serhat'a elini uzattı,

Sethat'ta anlayarak arabanın anahtarını uzattı ve,

"nereye gittiğinizi öğrenebilir miyim Pars bey." Dedi.

Pars yürümeye devam etti ve Serhat'a bakmadan konuştu

"Yanlız kalacağım."

Hızla arabanın kapısını açtı ve bindi, boğuluyor gibi oluyordu, annesine ihtiyacı vardı, 1 senedir doğru dürüst görüşmüyorlardı bile, hastalığı ilerledikçe içine kapanıyordu, kanserden sonra çok şey değişmişti, hayatı seven, oğluna canından çok değer veren kadın gitmiş, onun yerine sevgisini öz oğluna bile gösteremeyen kimseyle tek kelime konuşmayan o kadın gelmişti Pars'ın kalbini de en çok bu acıtıyordu.

Pars annesine düşkün bir çocuktu, hastalığı ilerlemeye başladığında annesi sürekli hastanede olduğundan eskisi kadar görüşmemeye başlamışlardı, zaman geçti, Pars büyüdü, içinde annesine karşı sevgisi gram azalmamıştı aksine duyduğu özlem ona olan sevgisini arttırmıştı, çok fazla hastaneye hatta farklı ülkenin doktorlarına da götürmüştü, ama annesi hiçbir tedaviye yanıt vermemişti kanser hiç durmadan ilerliyordu, ne kadar uğraşsalar da bu hastalık annesinin peşini bırakmıyordu, çaresizlik Pars'ı bitiriyordu.

Arabayı sahile doğru sürerek camı açtı içeriye dolan serin havayı derince içine çekti bu az da olsa kendine gelmesine yardımcı oldu, yine başı ağrımaya başlamıştı.

Arabayı rasgele bir yere park ederek sahilin uzak kalan kısımlarına ilerledi, deniz kokusunu içine çektikçe rahatlıyordu,

denize iyice yaklaştı, su dalgalanıp karaya çarptıkça ayaklarının ucuna geliyordu.

Kafasını kaldırarak ufuk noktasına baktı denizin sonu gök yüzüyle birleşiyordu sanki, denizin bu kısmında kimse yoktu, sesizlik Pars'ın düşünmesine yardımcı oluyordu, annesini orada bırakamazdı o adamın elinde yavaş yavaş ölüme terk edemezdi.

Pars, annesi için Doruk'u feda etmeye razıydı, sonuçta tanımadığı birini annesine tercih edecek hâli yoktu, kim olsa aynı şeyi yapardı, annesinin yaşaması Doruk'un duygularından daha önemliydi.

》》》

Havanın çok sıcak olmasına isyan ettikten 2 gün sonra Mersin'de şiddetli fırtına koptu perdemiz yırtıldı kuzenim gilin evinide su bastı o derece yani...

Bir daha isyan etmeyeceğim pkuhfjgjgkuıg

Ay kimse okumuyor tek başıma yazıp oynuyorum en komiğide buu.

~Ceycey

-21.09.23-

Kelime sayısı /2253/

♡♡♡

Hoşça kalın.

Takipte kalın.

♡♡♡

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.