İçeriğe geç

UZAK

Bölüm 2 · 11 dk okuma

UZAK

Bölüm 2

Bölüm .2.

Boy farkları bu şekilde yaptım bence oldu yaa çünkü doruk feminen bir tip değil zaten. Ama çok kaslıda değil.

Yani kollarında ve biraz karnında var sadece erkeksi bir inceliği var belinin yani. :)

Ha bide şey ben karakterlere model koymayacağım siz hayal edin diye.

Çünkü şimdi bi 2019 da yazılan fic lere bakınca diyorum bu da koyulmaz. ama o zamanda da beğenilen oydu ilerde bu kitapta öyle olmasın diye koymayı düşünmüyorum Ayy çok konuştum yaa

Neyyyse iyi okumalar!

●●●

‐İlahi bakış açısı

Pars 30 dakikadan fazla bir süre çocuğu izledi. Uçağın inmesine yakın çocuğu uyandırmayı düşünüyordu ama sonradan vazgeçti çok derin uyuyordu ve uçak iniş yaparken korkmasını istemedi.

Nedeni yoktu işte. Öyle istiyordu.

Uçak iniş yaptıktan sonra anons sesiyle

Kendi Kemerini çözdü ve koluna dokunarak Doruk'u uyandırdı

"Çocuk uyan artık. geldik."

"Hm"

dedi yeni uyandığı için boğuk çıkan sesiyle.

"Geldik diyorum"

"Teşekürle-"

"Gel hadi"

Dedi adam sözünü kesmek istercesine.

Sessizce aşağı indiler.

Pars, valizini taşıyan adama Doruğun valizini de almasını söyledi.

İki adam valizin gelmesini beklerken Doruk konuştu,

"sağol. uyandırdığın için." Yeni aklına gelmiş gibi tekrar konuştu Doruk "koltuk ve sakinleşmeme yardı-"

"Tamam. Gerek yok bunlara. nereye gideceksin"

Gerçekten nereye gidecekti ki Doruk?

İzmir'in hiçbir kısmını bilmiyordu ki.

"Ben."

"Evet sen?"

"Bilmiyorum bugün otelde kalır yarın

kiralık ev bakarım."

"Doruk. bu saatte uğraşma otel ile bugün bende kalırsın yarın bakarız bir çaresine ne dersin?"

"nereden tanıyorsun beni? Yanına bindiğimden beri kimse adımı söylemedi e bende söylemediğime göre?"

"Ne?. Ha evet adını söylememiştin. Şeyden duydum ben. Sen uyurken gelen görevliden."

Doruk kaşlarını çattı hiç inandırıcı gelmemişti.

"Neden hiç tanımadığın birini evine almak isteyesin ki?"

"Çok kurcalıyorsun çocuk. Tek cevap, geliyor musun gelmiyor musun?"

"Yok sağol kendi başımın çaresine bakabilirim" dedi Doruk.

Sinirlendi Pars ne diye inat ediyordu ki. İyi ne hali varsa görsün diye geçirdi içinden.

"İyi. Birşey olursa veya yardıma ihtiyacın olursa ara" diyerek çıkışa ilerledi pars.

Doruk giden adamın sırtına bakarak konuştu "tamam."

Ama adam onu duymadı.

Olduğu yerde Bir süre ne yapacağını düşünen doruğu kendine getiren görevli olmuştu.

Ordan hızla çıkan Doruk elinde valiziyle biraz yürüdü sokaklarda. gecenin bir vaktiydi ve izmir tehlikeli olur muydu bilmiyordu bile.

Sadece adnan menderes havalimanının yakınlarında olduğunu biliyordu.

Telefonunu çıkartıp en yakın otellere baktı

Çok uykusu vardı ve en son dün akşam yemek yemişti. Yemek pek sıkıntı değildi. Aç kalmaya alışıktı Doruk.

Uygun bir tane bulduktan sonra yürümeye başladı. Çok uzak değildi aslında ilerdeki sokağın sağında kalıyordu.

Yağmur atıştırırken otele girdi.

Resepsiyoniste yaklaştı ve selam verdi.

Kredi Kartını uzatmaya kalmadan telefonu çaldı.

Cebinden çıkardı, yabancı numara arıyordu. Acaba Pars'mı diye düşünmekten kendisini alamadı ama onda telefon numarası yoktu ki.

Yine de açtı ve biraz uzaklaşarak konuştu

"Kimsiniz?"

"Seni benden başka kim arar lan?"

Gözlerini büyüttü hattını değiştirmişti nerden bulmuştu ki onu.

"Ne- Nerden buldun numaramı"

"Beni hafife alma oğlum.. oraya gönderdiğim adamlarımla geri gelmezsen kötü şeyler olacak"

Gözleri dehşetle büyürken konuştu,

"Hayır. Böyle birşeyi yapmayacağım tekrar olmaz bu sefer olmaz.. hayatımı siktin lan yetmedimi daha ne istiyorsun benden?!"

"Hayatını bilmem ama gelince seni sikeceğime eminim" dedi sinirle.

"Böyle- böyle birşeyi yapmana izin vermeyeceğim o kadar ileriye gidemeyeceksin."

Bu adamın karşısında ağlamak istemiyordu ama kekelemesini bastıramıyordu işte.

Adam konuştu "İyi. Madem gelmek istemiyorsun İzmir sokaklarında beş parasız öl ozaman keyfin bilir."

"beş parasız değilim ben kendi hayatımı kuracağım burada"

"Aah oğlum ah" dedi alaycı sesiyle ve devam etti "sende annen gibi salaksın beni hafife alıyorsun"

"Neyden bahsediyorsun lan sen"

"Banka hesabını kontrol etmenden bahsediyorum"

"Hayır" dedi Doruk kısık sesle. dünyası başına yıkılmıştı ne yapacaktı? O adama geri dönemezdi üstüne yayılan üşüme hissi havadan değildi, korkunun verdiği soğuk hissiydi.

Neden her zaman böyle oluyordu.

Doruk mutlu olmayı haketmiyor muydu. Neden tam kurtuldum derken tekrar başa dönüyordu daha kötü günler mi bekliyordu onu.

Soğuk bir kahkaha dan sonra telefon kapandı Doruk ne telefonu kulağından indirdi ne de dolu gözlerini sildi dokunsan ağlayacak gibiydi. Ama insan içinde ağlayamazdı hemen telefonu indirdi ve dolu gözlerini sildi kapıdan hızla çıkmadan önce.

dışarıya çıktı. büyük bir şiddetle yağan yağmurun altında gözyaşlarını serbest bıraktı. O eve geri dönmek istemiyordu korkuyordu o adamın yapacaklarından.

O sokaktan geçmekte olan kumralın bakışları önündeki adama döndü, Ne yapıyordu bu gerizekalı.

Elindeki şemsiyeyle adama doğru ilerledi.

Bunu farkeden doruk bir adım geriledi ve kaşlarını çatarak önündeki kumrala baktı.

"Ne istiyorsun?" Dedi Doruk bitmiş bir sesle zaten herşey başa dönmüştü birde bunu çekemezdi.

Kumral olan ses vermeden şemsiyeyi uzattı şimdide o ıslanıyordu

"Ne yapıyorsun bu yağmurda? Deli mi sikti seni"

Doruk ağladığı belli olmasın diye kafasını havaya kaldırdı.

Ama kumral çoktan anlamıştı.

Doruk sustu karar vermeye çalışıyordu. Ne yapacaktı? Geri mi dönecekti.

Başka çaresi yok gibi gözüküyordu.

Bunun farkına vardığında içine çöken ağırlıkla tekrar gözünden yaş aktı.

"İçeri geçelim yoksa ikimizde zatüre olacağız" diyen kumralla düz bakışlarını gönderdi Doruk.

Ses gelmeyince kumral tekrar konuştu.

"Bak. Sen ve vicdanım yüzünden hasta olacağım. Geliyormusun?"

Doruk kabullenişle ayaklandı ve içeriye girdiler.

"Oh be. O nasıl yağmurdu amına koyayım, 20 senelik İzmir'liyim böyle yağmur görmedim kıyamet kopuyor heralde yoksa böyle yağmasının başka açıklaması yok,"

Kendine gülerek devam etti kumral,

"İzmir'in yağmur damlaları bile sıcakken dışarıya çıkacak aklımı sikeyim"

Diye mırıldandı.

Yeri izleyen adama baktı. Bir derdi vardı ama anlatmak istemiyor gibiydi.

Bunu anladığında o da sessizleşti.

Doruk, resepsiyonun önünde unuttuğu valizini kendine çekti.

"Adını sorayım mı?"

Adam Hala sinirliydi ve kumral kendine patlasın istemezdi.

"Doruk"

"Güzel isim. Bende Çağın"

Olanları değişik bakışlarla izleyen resepsiyonist sordu

"Buyrun?"

"Yağmur yağıyor da o yüzden buradayız hafifleyene kadar burda dursak sorun olurmu" dedi Çağın

"Olmaz tabii geçin" diyerek koltuğu gösterdi.

Doruk ilk kez konuştu.

"Aslında. Oturmasam daha iyi olur"

Dedi eliyle sırılsıklam kendini göstererek.

Çağın'da ona uyup oturmadı.

Doruk son çare olarak Pars'ı aramak zorundaydı ama çekiniyordu işte. gel dediğinde gitmeliydi. Şimdi uğraştıracaktı onu. derin bir nefes alarak telefonu ve kartviziti çıkardı.

》》》

Pars ondan önce getirilen arabasıyla Bornova'ya yani evine gelmişti.

Duştan sonra belindeki havluyla yatağa uzandı ve bir kolunu gözlerinin üstüne koydu.

Günler sonra rahat bir uyku çekeceği için mutluydu

Doruk ne yapıyordu ki bu saatte bir başına diye düşündü, Kaşlarını çattı. ona neydi ki kendi istememişti.

Ama içindeki dürtüye engel olamıyordu Pars. Nedense üstünde bir ağırlık vardı.

Babasından kaçmış gibi görünüyordu.

Basit bir kavga mı yoksa önemli bir şeymi diye düşünmekten kendini alamadı.

Tam o anda iş için kullandığı telefonu çaldı.

Belindeki havluyu tutarak ayaklandı ve telefonu aldı.

Pars ses vermeden Doruk konuştu,

"Rahatsız ediyorum belki ama" dedi kısık ses ile. çok çekingen bir şekilde konuşuyordu.

"Bir sorun mu var" diye sordu Pars

"Buraya gelebilme ihtimalin varmı." dedi ama hafif titreyen sesini durduramadı.

Pars bir şeyler olduğunu nanladı

"Konum at Doruk"

"Tamam"

"Neredesin şuan"

"Bir otelin içindeyim"

"Tamam. dışarı çıkma geliyorum tamam mı"

"Tamam" diyen dorukla telefonu kapatıp seçtiği siyah gömlek ile pantolonu giyinmeye başladı.

İşi bittikten sonra arabasının anahtarını alarak aşağı indi.

Oturma odasından cüzdanı alıp dışarıya çıkan Pars ile herkes şaşırdı ama kimse bozuntuya vermedi.

Boş günlerini dışarıda geçirmeyi hiç sevmezdi. birde üstüne onlarca gün anlaşma yapmaya çalıştığı kişilerle 3 günde 2 toplantı yapıp evraklarla uğraşmıştı günlerce.

Arabasına binip motorunu çalıştırdı ve dikkatli ama hızlı bir şekilde sürmeye başladı.

20- 25 dakika sonra Doruğun tarif ettiği yere gelmişti. Yağmur az önceki kadar şiddetli değildi ama yağmaya devam ediyordu.

İçeriye adım attı ve kapının çanı çaldı İçeride oturan 2 ıslak adama kaşları çatarak baktı. "Niye ıslaksın sen" diye sordu doruğa ithafen.

"Yürüdünmü bu yağmurda? hemde buraya kadar "

"Pars bey?" dedi resepsiyonist şaşkınlıkla.

Pars ona bakmadı bile gözleri Doruğun ifadesiz ama hafif kızarmış gözlerinin üstündeydi.

Pars'ı görünce gözleri yeniden dolmasın diye bakışlarını kaçırdı Doruk.

"Arabaya bin" diyerek kapıdan geri çıktı Pars.

Çağın'abaktı Doruk. o ne yapacaktı?

Çağın anlamış gibi konuştu. "Git hadi. Bende çıkacağım birazdan benimde yetişmem gereken bir yer var zaten"

Doruk kafasını belli belirsiz salladıktan sonra konuştu

"zatüre olmaktan kurtardığın için teşekürler"

dedi alaycı bir şekilde gülmeye çalışarak ama pek başaramadı "Ve.. görüşürüz" dedi ve kapıya yöneldi.

Çağın konuştu,

"Sence tekrar görüşür müyüz?"

Doruk Çağın'a döndü ve,

"Umarım" dedi

Çağına ısınmıştı doruk iyi birine benziyordu yaşları yakın gibiydi ama doruk bir tık daha uzundu ondan.

Çalan korna ile Çağın konuştu, "senin yerinde olsam bu sinirli adamı bekletmezdim" diyerek bir adım geriye attı.

"kendine iyi bak Doruk."

diyerek elini kaldırdı.

Kapıya ulaşan Doruk arkasını döndü "sende"

Diyerek kapıdan çıktı ve Pars'ın yanındaki koltuğa yavaşça oturdu.

Pars konuşmadan arabayı çalıştırdı. hızlı olmayacak şekilde sürmeye başladı

Ve çocuğun konuşmasını bekledi.

Doruk'tan ses yoktu söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyordu galiba.

Doruk derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı,

"Beni tanıyorsun ve.. büyük ihtimal babamdan tanıyorsun"

Pars yola odaklanmış gibi davrandı ama bütün dikkati ondaydı

"Doğru."

Doruk nedense gerildi.

Pars ona birşey yapacak değildi tabii. Açıkcası neden kaçtığını öğrenmese de olurdu pek merak etmiyordu. Yaklaşık 2-3 saat önce tanıştığı birine güvenmemesi normaldi.

Parmaklarıyla oynayarak konuştu Doruk.

"Kaçtım"

Pars bunu zaten anlamıştı. aynadan ona baktı.

Doruk devam etti "kaçtım çünkü beni taciz ediyordu" dedi son söylediği o kadar sessizdi ki zor duymuştu Pars.

Araba birden durdu ve Doruk hafifçe öne doğru sarsıldı.

Pars keskin bakışlarını yoldan ayırmıyordu. Aslında boş, boş önüne bakıyordu.

Ne diyordu bu çocuk? Nasıl bir travması

Olmuştu kim bilir. Boğazındaki yumruyu geçirmeye çalışarak konuştu.

"İlk ne zaman oldu" dedi değişik bir ses tonuyla.

Duymaya hazır değildi Pars. ama bir an önce öğrenmesi lazımdı

"Ne zaman.. başladı bu"

"15 yaşındaydım.. beş yıl olmuş" dedi gözünden akan bir yaş çenesine akarken.

Pars sinirden kararan gözleriyle sordu

"Başka birşey yaptı mı?"

Göz yaşlarını siliyordu Doruk kimsenin karşısında ağlayıp da küçük duruma düşmeyi istemezdi çok sinirlenmişti kendine çocuk gibi ağlıyordu. yaşadığı onca şeyden sonra sinir boşalması yaşıyordu.

Pars bir süre durdu. çocuk ağlamasını bastırmaya çalışıyordu başarıyordu da sessizce gözyaşı döküyordu.

"Babam... yani öz babam önce annemi sonra kendini öldürdükten sonra beni suçladı. o zaman yediğim dayaktan sonrasını hatırlayamıyorum bile. Bayılmışım" dedi sinirle gülerken "cenazelerine bile gidemedim" anlattıkça rahatlıyordu doruk

Ama konuştukca da Pars'ın üstüne büyük bir yük bıraktığının farkında değildi.

Adamın içi acıdı, nasıl dayanmıştı o kadar.

O yaşta küçücük bünyesi nasıl kaldırmıştı bu kadar acıyı üst üste.

Konuşmadan arabayı çalıştırdı Pars.

Aklında milyonlarca soru vardı.

Doruk neden izin vermişti? babası pek kalıplı bir insan değildi. İstese karşı çıkardı. Ama o susmayı tercih etmişti. Tehdit mi ediliyordu?. Beş sene boyunca kaçmayı hiç mi denememişti?.

Pars, Düşüncelerinin tersine, çok sessizdi. Doruk ağlamasını durdurmuş, nefesi bile sessiz almaya çalışıyordu.

Sonunda Pars'ın evine yani bornovaya gelmişlerdi.

Doruk hâlâ tedirgindi. Adam ona bir şey yapacak olsa kimse karışmazdı.

Eve girdiklerinde Pars konuştu,

"Üst katta boş bir oda var ama daha havalandırılmadı o yüzden bu günlük burada yatacaksın."

Diyerek koltuğu gösterdi Pars. Doruk Pars'ın gözlerindeki acıma duygusunu fark edince kaşlarını çattı. Rahatsız olmuştu.

kafasını salladı. "Zaten çok kalmayacağım yeni oda açmana gerek yok."

Pars onu takmadı,

"Gel sana yastık ve örtü vereyim"

Birlikte üst kattaki misafir odasına girdiler.

Pars dolabı açtı ve yastıkla örtüyü Doruğa uzattı.

"Sağol" Diyerek elinden aldı,

Doruk aşağı giderken Pars odasına girmek üzereydi Doruk durdu,

mırıldanarak konuştu

"Hayır"

"Bir sorun mu var?"

"Valizim. galiba orda kaldı"

Pars kaşlarını çatarak başını sağa çevirdi

"Bir bu eksikti"

Pars kıyafetlerine birinin dokunmasını hiç sevmezdi. Gelen temizlikçiler bile eldivenle dokunurlardı.

"Tamam. Sorun değil bu gün böyle uyurum yarın almaya giderim. Hem gitmişken kiralık ev bakarım."

Pars çocuğun üstüne baktı,

Rahatsız edici ve biraz da ıslak bir pantolon ve gömlek vardı. üstünü süzmeyi bırakarak

Gözlerine baktı

Kocaman adam suçlu bir çocuk gibi pars'a bakıyordu.

"Bugün benimkilerden giy zaten boylarımız yakın ama bol gelebilir. yarın söylerim alırlar valizini."

Doruk bakışlarını ona çevirdi

"Sa-"

Pars sözünü kesti,

"Yeter. çok teşekür ettin bugün."

Diyerek odasına kıyafet almaya gitti.

Ne yapacaktı bu çocukla Pars. Tek yaşamaya alışıktı birden bütün düzeni karışacaktı.

Derin bir nefes vererek elindeki kıyafetlerle doruğa doğru gitti ve kıyafetleri uzattı,

"ben uyuyorum bir sorun var mı?"

Tam tekrar teşekür edecekti ki son anda kendini durdurdu. "Hayır."

"Güzel. Artık uyuyabilirim ozaman?"

"İyi geceler" dileyerek aşağı indi doruk.

Neden birden sinirlenmişti ki alt tarafı bir kıyafetti. Ya çok cimriydi yada ters gününe denk gelmişti doruk.

Eşofman ve tişört vermişti, eşofmanın iplerini bağlayınca olmuştu ama tişört için aynı şeyi söyleyemezdi doruk. omuzları geniş olduğundan kolları dirseklerimin biraz üstüne denk geliyordu.

Yastığı koltuğa dayayıp örtüyü üstüne alarak uzandı.

Pars'a çok borcu olmuştu Doruğun.

Adam uçakta rahatsız edilmek istemediğini söylemişti ama doruğun oturmasına izin vermişti. Birde üstüne üstlük yorgunken uçakta korkmasını engellemeye çalışmıştı daha fazla rahatsızlık vermeyeyim diyerek

Gittiği yerden adamı hem uykusundan hemde benzin parasından etmişti. Şimdide kıyafetlerini giyiyordu.

Ama yarın Pars'a ona yardım ettiği için para verecek, sonra bir iş bulup kiralık ev bakacaktı.

Adamın yatılı misafir ağırlamaya alışık olmadığı, misafir odasını havalandırılma gereği duymasından anlamıştı.

Yarın yapacağı çok işi olduğunu kendine hatırlatarak gözlerini kapattı ve uyumaya çalıştı.

》》》

Ben başta diyordum ki yaa yazmaktan kolay ne var..

Şimdi Yazarken 40 defa şu konuşma geçiyor kendimle.

acaba bu kısmı böyle anlarlar mı? Sonra diyorum en iyisi daha açık bir şekilde yazayım.

Ama iyiki yazıyorum yaa bana iyi hisettiriyor :)

Bide şey şu yıldıza dokunsana bence çok güzel gözüküyor. :'')

》》》

~Ceycey

-18.06.23-

/Kelime sayısı 2078/

♡♡♡

Takipte kalın.

Hoşça kalın.

♡♡♡

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.