İçeriğe geç

UYUMSUZ

Bölüm 27 · 11 dk okuma

UYUMSUZ

Bölüm 27

Yirmi yedi

•

Kandemir ülkeden ayrıldığı günün ertesi günü ilk yaptığım şey ilk uçakla Dubai'ye gitmek oldu.

Dedemin ailemize son gelişmeyi açıklamak üzere yapacağı toplantıya katılmak ve ayrıntıları yeniden hatırlamak bana iyi gelmeyecekti. Üstelik bu kadar yorgunken.

-"Naber bebek?"

Yatağıma atlayıp yan şekilde yattı. Bacaklarıma sarılmış öylece otururken çenemi dizime yasladım ve dudaklarımı araladım.

-"İyi diyelim."

-"Aradı mı hiç?"diye sordu.

Başımı salladım.

-"İşi varmış. Mesaj attı aramadı."

Aradan üç gün geçmişti. Yalnızca bir sabah aramıştı. Ben sürekli onunla konuşmak için bahane arıyordum fakat iyi bir fikir olmadığına karar verip vazgeçiyordum.

-"Bu zamanı iyi değerlendirip düşün."

Ellerimi saçıma atıp ofladım.

-"Düşünmek istemiyorum Bige. Ben onunla olmak istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum neden kimse anlamıyor?!"

Doğrulup karşıma oturdu ve dizlerimi tuttu.

-"Ben senin iyiliğin için söylüyorum. Kandemir gibi bir adamla aşk yaşadığın için çok mutluyum. Ama eğer bir şeyler olmuyorsa olmaz Arven. Düzelmez ya da değişmez."

Başımı salladım.

-"Bilmiyorum. Ben...canım yanıyor."diyerek gözümün altını sildim.

-"Arven sen benim tanıdığım en enerjik ve hayat dolu insansın. Yaşamayı seven ve bunun için çabalayan bir insansın. Seni kısıtlamasına izin verme bu yeter."dedikten sonra yanağımı okşayıp bana sıkıca sarıldı.

Kandemir'in beni öylece bırakıp gittiği gün o kadar çok ağlamıştım ki şimdilerde göz yaşlarım kurumuştu.

-"Galiba ilk kez bu kadar çok seviyorum. Bige..yemin ederim ki o benim bir parçam. Yani o olmadan önce ne yapıyordum hatırlamıyorum."

İç çekerek kendimi anlatırken bir damla yaş süzülünce parmak ucumla sildim.

-"Eğer öyleyse zaten sizi hiçbir güç ayıramaz ki. Ağlama üzme kendini toparlan. Eminim o da dayanamaz ve seni gelip alır."

'

Eski hayatımın akışına dönmeye kendimi zorlarken Kandemir gelmedi. Bu süreçte yanımda olduğunu beni bırakmayacağını söyleyen adam öyle olmadı.

Aradığımda ulaşamıyordum. En az bir saat sonra geri dönüyordu. Sürekli meşgul olduğundan bahsediyordu. Bunu doğrulayan Rasim vardı ancak bu bana doğru gelmiyordu.

Beni yalnız bırakıyordu.

İki haftadır birbirimizi görmemiştik. Ayrıydık.

Gece yatakta acıdan kıvranırken ona mesaj atmıştım. İçim sökülüyor demek istedim. Bana nefes ol demek istedim. Diyemedim.

'Şimdi otele girdim

'Sen neden uyumadın

Mesajı gelir gelmez dudaklarımı birbirine bastırdım.

'Uyuyacağım birazdan seni merak etmiştim diye yazdım gönderdim.

Halbuki gecem gündüz olmuştu. Ne uyku vardı bende ne de başka bir şey.

Dakikalar öyle ağır işliyordu ki deliriyordum.

'Yarın sabah uçağım var

'Dönüyorum

Midemde oluşan yangın hissiyle doğrulup başlığa yaslandım. Vücudumu bir üşüme sarmıştı.

Bir yanım ona çok kırgındı. Ve ben çok üzülüyordum.

'Görüşmeyecek miyiz Kandemir

'İş hayatın bizim önümüze geçiyor

Öfkeli soluklarla saçlarımı çekiştirdim. Ya bir adam nasıl olur da sevgilisini görmek istemezdi? Hiç mi özlemedin? Hiç mi?

Yine bekleme aşamasındayken bu sefer ekranda aramasını gördüm. Bütün öfkemi bir çırpıda unutup aramayı yanıtladım. Sesini duyma isteğiyle yanıp kavruluyordum.

-"Ne demek istiyorsun Arven? Ben çalışmaya dün başlamadım. Zaten yeterince yorgun ve gerginim tuhaf cümleler kurma."

Bu sert girişiyle oturduğum yatağa kırgınlıkla sindim.

-"İşlerin kadar değerli değil miyim demek istiyorum."

Bıkkın bir soluk üflemişti.

-"Erteleyemeyeceğim önemli görüşmelerim var. Şimdiden beni bekliyorlar. Gelme şansım yok. Sen gelirsen görüşürüz elbette."

Her şey onun eline bakarken bir kaç insanı ertelemesi o kadar da imkansız olmasa gerek.

-"Yok gelmeyeyim ben. Seni meşgul etmeyeyim."

-"Saçmalama lütfen. Sürekli yoğun oluyorum Arven her seferinde böyle tavır yapamazsın."derken ses tonunun güzelliğine kapılmıştım ve burnum sızlamaya başlamıştı.

-"Bana böyle davrandığın için. Beni yalnız bıraktığın için seni affetmeyeceğim Kandemir."dedim sesim titreyerek.

-"Arven. Yapma ama böyle. Bir kaç saat uyuyarak oradan oraya gidiyorum. Bunu bilerek yapmıyorum. Yüzlerce işle uğraşıyorum bilmiyor musun? Üst üste geldiğinin farkındayım ama bu bir inatlaşma değil. Sadece fazla çalışıyorum."

Açıklamasıyla ilgilenmiyordum. Mutlaka bana bir vakti olmalıydı. Ondan başka kimseye sığınamadığımı biliyordu.

-"Umrumda değil. İlişkimiz bu durumdayken böyle yapmamalıydın."

Burnumu çekerek yataktan kalktım ve odanın içinde yürümeye başladım.

-"Kızım şaka mı yapıyorsun anlayamıyorum. Ben sizin gibi bir gün çalışıp bir hafta tatil yapmıyorum. Sana vakit ayırmaya çalıştığım günlerin acısı böyle çıkıyor. Şu an derdim bir kenarda oturup sana mesaj yazmak değil. Onlarca insanla uğraşıyorum."

-"Yazma o zaman Kandemir. İletişim kurmayalım. Böyle parça parça olalım."dedim.

Oflayınca olduğum yerde durdum.

-"Başım çok ağrıyor Arven biraz dinlenmem gerekiyor. Sende sakinleştiğinde konuşalım."

Görmese de başımı salladım ve yatağın ucuna çöktüm.

-"Tamam. İyi geceler."diyebildim.

-"İyi geceler. Kendini üzme lütfen. Yarın görüşürüz."

-"Görüşürüz."diye fısıldayıp kapattım.

'

Ertesi gün Türkiye'ye geldiğinde kısa bir konuşma gerçekleştirdik. Özlemden başka bir duygu hissetmezken onunla yabancı gibi konuşmak çok zor olmuştu.

Daha fazla ilgilenmesini istiyordum. Daha çok üstüme düşmesini. Ben mi farklı bir beklentiye giriyorum anlamıyordum.

-"Ne dedi?"

Karşılıklı kahvaltı yaptığımız Bige'ye bakmadan uzağa dalmış gözlerimi masaya diktim.

-"Hiç öyle havadan sudan. Ne yaptığımı sordu. Nasıl olduğumu. Bana vakit ayırmak istemediğini söyledim. Benimle uğraşmak istemediğini düşündüğümü söyledim. Kızdı bana. Onun için değerli olduğumu anlamadıysam tekrar kendini anlatmayacakmış. Bende değerli olsaydım farklı olurduk dedim. Niye dedim bilmiyorum. Ağzımdan öyle çıktı. Tartıştık kapattık."

Sanki bütün gece sabaha kadar beni ağlatan bir konuşma değilmiş gibi anlattım. Dümdüz bir magazinsel olayı anlatırcasına duygusuz konuşmama karşılık farklı farklı mimikler yapan Bige'ye umursamazca baktım.

Anlatırken bile gözümden yaş süzülünce dayanamayıp hıçkırdım.

-"Ya ben ondan dünyaları istemiyorum ki. Sadece sevsin beni. Bu kadar. Elimi tutsun ya sarılsın bitti. Neden bu kadar zor olmak zorunda? Neden ben dümdüz kendimi sevdiremiyorum?"diye haykırdım ağlamaya başlayınca.

Bige anında yerinden fırlayıp sandalyemin arkasına geçti ve bana sarıldı.

-"Çünkü beklentileriniz farklı. Sende bir şeyleri büyütüyorsun o da büyütüyor. Bazen her şey hayal ettiğimiz gibi olmuyor Arven. Ya da sandığımız gibi olmuyor işte."

Başımın üstünü öpüp omzumu okşadı. Dudaklarımdan kaçan hıçkırıkla ellerimi yüzüme kapattım.

-"Oldurmak istiyorum ama." Islak yanaklarıma ellerimi bastırıp gözlerimi yumdum.

-"O zaman daha sakin konuşmaya çalışın. Ve ya biraz ara verin."

Yine uzaklaşma zorundalığı önüme çıkınca kalbimdeki sıkışmayla ağlamam şiddetlendi.

Yaklaşık yarım saat geçmişti ki ben daha yeni kendime gelmiştim. Biraz toparlandıktan sonra kızların aramalarına geri dönmüştüm.

Mağazaya uğrayıp eve geri geldiğimde saat artık on olmak üzereyken odama girdim. Kandemir'le sabahki şiddetli konuşmamız sonrası hiçbir şekilde görüşmediğimiz için yarım hissediyordum.

Üstümü değiştirmeden telefonumu elime aldım.

Sosyal medyaya girdiğimde takipçilerimin durmak bilmeyen mesajlarından bir kaçına baktım. Çoğu bildirim magazin sayfasından oluşuyordu.

Magazin haberinde fotoğraf bir otelin deniz kenarı restoranında çekilmişti. Tahmin edersiniz ki fotoğrafta Kandemir vardı. Uzun masada bir kaç kişi daha görünüyordu ancak onları değil de karşılıklı oturan iki kişiyi netleştirerek çekmişlerdi.

Kandemir ve güzel bir kadın.

Bir fotoğrafta birbirlerine dikkatle bakıyorlardı. İkincisinde kadın konuşuyordu Kandemir onu dinliyordu.

İçim cız etti derler ya onu yaşadım.

Fotoğrafın altına ne yazdıklarıyla ilgilenmeden direkt olarak Kandemir'i aradım.

Soluklarım göğsümü delip geçerken telefonu meşgule atmasıyla daha fazla çıldırdım. Tekrar aradım.

-"Toplantıdayım güzelim önemli bir şey mi var?" Dişlerini sıkarak konuştuğunu anlıyordum.

-"Beni arayıp sormaya bir dakikan bile yok ama bir kadınla oturup göz göze yemek yiyecek kadar müsaitsin öyle mi?"diye kırılmış bir ses tonuyla sordum.

-"On dakika içinde seni arayacağım."

-"Arama sen. İş yemeğidir o zaten açıklayıp kendini yorma gerek yok."dedim ve telefonu kapattım.

Sessize aldıktan sonra uzun bir banyo yaptım. Hasta olacağımı bile bile buz gibi suyla yıkanmış klimanın serinlettiği odamda giyinmeden uyuya kalmıştım.

Sabah üstümde büyük bir yükle uyandım. Üstümden kaymış havluyu yerde bırakıp bir elbise giyindim ve elimi yüzümü yıkadım.

Yatağıma ne zaman baksam hep ilk kez birlikte uyuduğumuz gece aklıma geliyordu. Bu yüzden fazla bakmadan kenarına oturup telefonumu elime aldım.

Kandemir iki kere aramıştı. Açmayacağımı anlamış olmalı ki beni ara diye mesaj atmıştı. Odadan çıkıp kahve makinesine yöneldim. Başım bedenimi taşıyamayacak kadar ağrıyordu.

-"Günaydın kuşum. Yine yüzünde güller açıyor." Bige yanağımı sıkıp güldü ve kendini koltuğa attı.

-"Günaydın."diye mırıldandım.

Kahveyi ikileyip bardaklarla yanına gittim.

-"Hazırlan sende birlikte mağazaya geçelim. Ufak bir işim var sonra kahvaltı yaparız."

-"Olur."dedim hiç halim olmasa bile.

-"Şey konuştunuz mu hiç?"diye çekinerek sordu.

-"Haberi görmüşsündür kıvranma yani boşuna."dedim emin olduğum için.

Boş televizyonu izlerken tam oturduğum yerde göğsüne kıvrıldığımı hatırlamak ve şimdi ona böylesine uzak olmak beni derinden yaraladı.

-"Ben Kandemir'in keyfi olarak birisiyle ve ya birileriyle oturup yemek yiyeceğini düşünmüyorum. Eminim ki iş yemeğidir. Ki keyfi olarak yapsa da yapabilir. Buna kızamazsın ki."

-"Biz bu durumdayken mi?"diye kaşımı kaldırarak sordum.

-"Hayat bir şekilde akıyor. Bu adam sıradan bir iş adamı değil Arven. Dünyada çoğu iş ortamında ismi geçen birisi ve bizim etrafımızda baba parasıyla geçinen adamlar gibi boş boş takılmıyor.Her dakika sana mesaj atmasını geçtim bu kararınızın asıl amacı zaten biraz ayrı kalmanızdı. Yanlış mıyım?"

Mantıklı bir düşünce açısı olsa bile ona hak veremiyordum. Ben Kandemir olmadan durmak istemiyorum. Gün sonunda bir boşluk bulup kollarının arasına girebilmek istiyorum. O ilk gördüğüm gün ki gibi yabancı bir adama dönüşme ihtimali beni çok ağlatıyor.

-"Ne yapacağımı bilmiyorum. Onu özlediğimi bile söyleyemediğim bir süreçten geçiyoruz. Ben hayatımın herhangi bir döneminde bu şekilde yıpranmadım. Bu halde geleceğimizi ise hiç sanmıyordum."

Omuzlarıma yerleşmiş tonlarca ağırlıkla koltuktan kalktım. Odama girip makyaj masamın karşısına oturdum. Göz ucuyla baktığım telefonuma arama düşünce derin bir nefes aldım.

Sesini duymaya can attığım adamın aramasını açasım gelmiyordu. Her konuşmamız bir öncekinden daha kötü halde bizi bataklığa sürüklüyordu.

Ancak ona gerçekten çok kızgındım. Kırgındım.

-"Bu siktiğimin telefonu açılmayacaksa neden var?! Anlatsana bana!"

Yüzüm buruşturup alnıma elimi yasladım.

-"Konuşmak istemediğim için açılmıyordur belki."

-"Arven senin o aklının içinde neler dönüyor? Senin nasıl bir düşünme yöntemin var? Ben bir orospu çocuğuyum galiba kız arkadaşımı bulduğum ilk fırsatta aldatıyorum. Öyle mi?! Bu mu geldi ilk olarak aklına söylesene!"

Kandemir'in bana karşı bu ifadeyle konuşması beklediğim bir şey değildi. Tıpkı babam olacak o adam gibi durmadan bağırarak anlatıyordu.

-"Bana bağırmayı bırakır mısın? Ben hiçbir şey düşünmüyorum tamam mı?! Bizi bu hale sen getirdin!"

Çıldırmış gibi saçlarımı çekiştirirken bir hırsla ayağa fırladım. Sanki ruhumda bedenim gibi ikiye ayrılmak istiyordu.

Bir tarafım lütfen diye yalvarıyordu. Lütfen beni sensiz bırakma diye. Diğer tarafım düşünmekten delireceğine yine yalnız kal diyordu.

-"Ben değil senin şüpheciliğin getirdi! Benim sana dürüst olmadığım şüphesiyle yanımda duracaksan hiç durma Arven!"diye bağırdığında bağırması değil kurduğu cümle beni duraksattı. Elimi saçımdan indirip bir yere oturdum. Bacaklarım uyuşmuştu.

Önce yutkundum. Hazmetmek ve kabullenmek için.

Düzensiz nefes alışlarını dinledim bir süre.

-"Zaten yanında durmamı isteseydin..sorunlarımızı yan yana çözelim derdin."dedim güçsüz sesimle.

Histerik gülüşünü duydum.

-"Hah aferin böyle düşün sen. Benim suçum seni düşünmek oldu. Yordun beni Arven. Sana sadece otur sakince bir kez düşün dedim işin amına koydun!" Bir şeylerin düşüp kırılma sesiyle olduğum yerde sıçramıştım.

Göğsüm acıyla titreyerek inip kalkarken yeniden ayağa kalktım.

-"Tamam Kandemir sen benimle daha fazla uğraşma. Kendi mükemmel kusursuz hayatına geri dön. Benimle yorulma. Belli ki...belli ki bu böyle olmayacak." Sonlara doğru güçlükle konuştum.

Ağlamamak için ağzıma kapattığım elimi ısırırken sızlayan gözlerim yerinden fırlayacakmış gibi hissettiriyordu.

-"Bu süreci böyle boktan bir meseleye dönüştürdüğün için kendini tebrik et. Sana başka bir şey söylemiyorum Arven."dedi ve kapattı.

Odamın içinden buz gibi bir rüzgar esti.

Kollarımı kendime sararak yatağın ucuna yere oturdum. Kurtulmuştu. Bitti.

Sürekli onu meşgul edecek kafasını yoracak bir Arven kalmamıştı. Beni kimse olduğum gibi kabul etmiyordu.

-"Hazır mısın?"

-"Arven! Ne oldu?"

Yanıma oturup başımı kaldırdığında sessizce ağlıyordum. Sertçe yanaklarımı sildim.

-"Ayrıldık bitti."

Şok içinde bana baktı.

Ağlamayı kesip yeniden yaşaran gözlerimi sildim.

-"Rahatladım bende. Üstümden bir yük kalktı. İyi oldu." Kendime inandırmak istediğim yalanları sıralarken hıçkırarak ağlıyor olmam inandırıcı değildi.

Yine de yerden kalktım ve yanaklarımı yaşlardan temizledim.

-"Farklıydı düşüncelerimiz. Çakışıyorduk sürekli olmuyordu. Onu da yoruyordum zaten. Hem benimle uğraşılmıyor biliyorsun."

Kalbim sıkışa sıkışa durmadan yüzümü silerek bir yandan ağlayıp konuşuyordum. Bige sessizce yerde kalmış beni dinlerken oturup saçlarımı taramak için tarağımı aldım.

-"Arven...canım-"

-"Bir şey söyleme. İyiyim ben. Geçer iki gün sonra unuturum."

'

Dilime dolanmış yalanlara kim inanırdı bilmem fakat ben ne inanmıştım ne de yapabilmiştim. O kadar az bir süre birlikte olmuştuk ki ben ona yıllarımı vermiş gibi bir yas içine girmiştim.

İçim kanıyordu.

Çok acıyordu.

Göstermek istemiyordum ve bunun için çok çaba harcıyorum.

Onu görmeyeli neredeyse iki ay olmak üzereydi. Girdiği mekanlarda magazine yakalanan pozlardan hasret gideriyordum.

Kimse bana iyi gelmiyordu. Kimse acımı da yalnızlığımı da hafifletmiyordu.

Sadece çok çalışıyordum. Geçen hafta Türkiye'de şirkete gitmiş yapmam gereken toplantı ve imzalarla uğraşmıştım. Birebir olarak Kandemir'i temsil eden ortaklığımıza ait müdürlerle geçen toplantılarda kafamı toplamam zor oluyordu.

Ailevi olarak da her şey aynıydı. Herkes öğrendiği gerçekle şaşırmıştı fakat o da artık unutulmuştu. İğrenç insanlar hayatımızda değildi. Kimse onların tarafını tutmamıştı. Çünkü onlar kadar karaktersiz başka akrabamız yoktu.

Annem yalnız yaşıyordu. Derneğinde ablamla çalışıyordu. Ablamın evliliği beklediğim kadar kötü geçmiyordu ama bende çok ilgilenmiyordum.

Parti parti eğlence mekanlarında akşamlarını geçiren bir insan olarak kendimi kapatmıştım.

Kendimi cezalandırmak için değildi. Sadece gerek görmüyordum. Eskisi kadar eğlenceli gelmiyordu. Çekilir de değildi.

Bir de buraya dönmeden Afra'nın hamile olduğunu öğrenmiştik. Uzun zamandır en mutlu olduğum gelişme diyebilirim.

Teyze olacağım.

Anne olabilmeyi de çok isterdim. Hep hayalimde vardı. Fakat sevdiğim adamın gidişiyle hayallerimi kapalı bir kutuya hapsetmiştim.

En büyük korkum bir sabah uyanıp bir magazin sayfasından hayatında birinin olduğunu öğrenmekti. Ne yapıyordu bilmiyorum. Melin bazı cümle aralarında sıkıştırmak ister gibi olunca konuyu değiştiriyor onu geçiştiriyordum.

-"Ne yapıyorsunuz bakalım küçük hanım?"

İrkilip başımı kaldırdım.

-"Şöyle seslenme."Boğazımı temizleyip geriye koltuğa yaslandım.

-"Sen niye hazırlanmadın hala?"

-"Üşendim açıkçası. Hem belki sende hazırlanırsın yiyecek bir şeyler alırız kumsalda yeriz diye düşündüm."

Bige'ye bakmadan ayağa kalktım.

-"Sen git ya o kadar elbise aldın. Ben uykusuzum biraz yoruldum uyuyacağım."

Arkadaş çevremizden olan İlay'ın doğum günü partisi vardı.

-"Pekalâ ısrar etmiyorum sonra kızıyorsun. O zaman ben şöyle bir saat gidip geleyim eğer uyumamış olursan balkonda kahve içeriz."dedi.

Başımla onayladım.

-"Olur. Eğlenmene bak sen."dedim minik bir tebessümle.

Odama girdikten sonra kapıyı kapatıp yaslandım. Keşke yanlışlıkla birbirimizi arasak ve bir saniyeliğine bile olsa sesini duyabilsem.

Yine gözümde o yüksek ulaşılmaz yere gitmişti. Hiç sarılmamış hiç birbirimize dokunmamış gibi iki yabancı olmuştuk. Ben bir rüya mı yaşamıştım?

Çoğu kadının hayalinde olan o adamla tanışmamış gibiydik. Farklı bir dünyada yaşıyorduk. Gitmek istesem ona giden yolları bulamam gibi hissediyordum.

İç geçirip üstümü değiştirdim. Çıplak bedenime yalnızca bir külot geçirip geceliğimi giydim ve yatağa girdim.

Eylül ayının sonlarına girmiştik. Şimdi serin bir akşam da kollarında ısınarak uyumak vardı. Ne de güzel olurdu.

Artık olma ihtimali de yoktu.

•••

Merhaba herkese 🤍

Yani ne desem bilemiyorum hajs

Ne düşünüyorsunuuz🫶🏻

Bölüm sonu

1 yorum