•
Şirketin camına yaslanmış yolda dolaşan insanları izliyordum. Sanki herkesin hayatı yolundaymış bir tek benimki aylar öncesinde durmuş gibi geliyordu.
Türkiye'ye en son yaklaşık üç hafta önce gelmiştim. Çıkan bir kaç pürüz sonrası yine buradaydım. Her yerin bana hatırlattığı o adamı içimde bir yangın misali saklıyordum.
Sadece bir farklılık vardı. Muhtemelen tesadüf eseriydi ancak dün şirketteyken buraya geleceği haberini şans eseri duymuştum. Bence burada olduğumdan haberi yoktu. Ama şirketimize uğramadığını da biliyordum.
O telaşla buradan nasıl çıkıp kaçtım hiç hatırlamıyorum.
Onu görürsem ayılıp bayılırım demiyorum. O kadar zayıf bir insan hiç olmadım. Ama...uzaklığımızı somut bir halde görmek kaldıramayacağım bir görüntü olacak. Onu görüp koşa koşa sarılamamak. Beni kollarının arasına almayacak olması.
Ağlarım. Çok ağlarım.
-"Patroniçe hanım?"
Odanın aralanmış kapısını yeni fark ediyordum. Hatta bir an korkmuştum.
Buradaki arkadaşlarıyla vakit geçirmek ve biraz değişiklik olsun diye benimle gelen Bige gününü doldurmuştu. Durmadan oradan oraya gezerek eğlenmesine seviniyordum.
Ben kendimi işime vermiştim. Bir anda nasıl böyle bir olgunluk üstüme çöktü bilmiyorum ancak başka hiçbir şey yapasım gelmiyordu.
Üç ay dolmak üzereydi. Koskoca üç ay.
Gerçekten dile kolay.
-"Hadi akşam oldu yemeğe gidiyoruz."dedi ve zorlayarak beni şirketten çıkarttı.
Son zamanlarda Bige'nin kuzeni Ali etrafımızdaydı. Pek hoşlanmıyordum. Ama Bige üzülür diye söylemek yerine katlanıyordum.
Bir kaç gün Dubai'de bizde kalmıştı. Alt katta ailesinin evinde de kalabilirdi ama Bige ile sabahlara kadar oturdukları için gitmemişti. Geceleri odamı kilitleyip uyumuştum.
Bizim Türkiye'ye geleceğimizi duyunca ertesi gün buraya gelmişti. İyi birisi olabilirdi. Ben Kandemir'den başka bir adamla aynı çatı altında olmak istemiyordum.
-"Islanmayın bekleyin."
Yemeğe Ali ile gideceğimizi otoparka inince öğrenmiştim. Haliyle itiraz etmedim. Çok da umursamıyordum.
Şemsiye ile gelen valenin yardımıyla restorana girdiğimizde bütün yemek boyunca Ali'nin gereksiz centilmenliği ile sıkılmıştım.
Kafam o kadar çok gürültülü seslerle doluydu ki onları dinlemiyordum. En son yorgun olduğumu söyleyince kalkmıştık. Ali kendi evine bizde bizim eve geçmiştik.
'
Ertesi gün herkesin ısrarı ile şirket sonrası hazırlanmak için eve gelmiştim. Bir ay gecikmeli de olsa Afra'nın hamileliğini kutlamak için hep birlikte yemek yiyecektik.
Bige'nin başka bir planı vardı. Yalnız olduğumdan dolayı beni Melin ve Rasim alacaktı.
Üstüme ince askılı kare yaka saten bir elbise giyindim. Uzun zamandır kestirmediğim saçlarımı kendi dalgalı halinde bırakıp yalnızca tarayarak düzelttim.
Makyajımı tazeleyip ek olarak parfüm sıktıktan sonra çantamı alarak çıktım. Merdivenleri inerken Melin de geldiklerine dair mesaj atmıştı.
Anneme haber verip bahçeye çıktım. Hemen kapıdaydılar. Selam vererek arka koltuğa oturdum ve derin bir nefes aldım.
Çok mu saçma bilmiyorum ama kendi çevrem bile bana onu hatırlatıyor.
-"Naber kaçak?"
-"İyiyim sizi sormalı. Nasıl gidiyor?" Konuyu benden kaçırmak için sordum.
-"Bence normal gidiyor. Müstakbel eşime göre hiçbir şey yetişmeyecekmiş." Uzanıp Melin'in yanağını okşayınca dudaklarım kendiliğinden kıvrıldı.
-"Sen fazla sakinsin ve ben buna daha çok sinirleniyorum. Şunun şurasında ne kaldı ki? On gün var."
Evet evleniyorlar. Nihayet.
-"Hallederiz bebeğim. Yeter ki sana şu nikahı kıyayım!" Rasim'in komik tavrına hafifçe güldüm. Melin de dayanamamış gülmüştü.
-"Delisin sen biliyorsun değil mi?"
Yakınlarım mutlu olunca, sevilince kıskanmıyordum. Biraz üzülüyorum ama onlar için o kadar mutlu oluyorum ki. Dilerim hep yüzleri güler.
Geldiğimiz restoran Rasim'in ailesine aitmiş. İçeriye girerken serin akşamın esintisi tenimi ürpertti.
Süs olarak bariyer haline koyulan yeşilliklerden gözüme çarpan masalara baktım. Ortada üstünden pampaslar ve loş ışıklar sarkan büyük masada Atakan'ı gördüm.
Ve görmemem birisini daha gördüm.
-"Ciddi misiniz? Burada mı?"dememle önümden giden çift durdu.
Melin tedirginliği ile yanıma yanaştı.
-"Gelmeyeceğini düşünmüştük."
Başımı salladım ve geri adım attım.
-"Ne demek düşünmüştük Melin?"diye farkında olmadan kızdım.
Sadece çok fazla telaşlanmıştım. Kalbim şimdi ağzımdan çıkacaktı.
-"Arven canım benim. Biz aynı zamanda bir aileyiz. Ve evet Melin doğru söylüyor. Beni aradıkları zaman Kandemir yanımdaydı. Haliyle ona da söyledim. Ne işim var dedi. Kalkmış gelmiş. Mecburen bir yerde karşılaşacaksınız. Seni üzecek herhangi bir hareketi olursa ilk ben karşı çıkarım."
Dirseğimi okşayıp elini geri çekti. Nefes nefese elimi kalbimin üstüne koydum.
Geriye dönüp dışarıdan esen soğuk rüzgarı tekrar içime çektikten sonra yanlarına yürüdüm. Melin soluğunu üflemişti.
Yanlarında restoranın iç kısmına yürürken oturmak için yer seçen ayaktaki Afra bizi gördü. Kocaman gülümsemesiyle el salladı.
Gerginlikten ölüyor olmama rağmen dik bir baş ile yürüyordum. Saçımı kulağımın gerisine sıkıştırıp tebessüm ederek Afra'ya sarıldım. Karnında minik bir can olduğunu bilmek beni duygulandırıyordu.
Geri çekildikten sonra alt dudağımı büküp elbisesinin üstünden karnını okşadım.
-"Teyzem benim."diye mırıldandım.
-"Tekme atmaya başladığında gelip onu sevmelisin teyzesi."
Buruk bir gülümsemeyle geri çekildim.
Ayağa kalkan Aycan ile sarıldıktan sonra iyice masaya yaklaştığım için göğüs kafesim çökmüştü. Nefes almak böyle zor olmamalıydı.
Bir koku bu kadar tanıdık olmamalıydı.
Aycan'ın yakınından çekildiğim an yanlışlıkla gözlerim ait olduğu yeri buldu. O da beni izliyormuş.
Şans eseri masaya oturmuş bir adammış gibi ona göz değdirip başımı çevirdim. Bunu nasıl başarabildim bilmiyorum. Ama içimdeki saf acıyı biliyorum. Kanımın damarlarımı yaktığını hissettim.
-"Pamuk prensesim."
Atakan oturduğu yerden kollarını açınca oldukça ufak bir gülümseme ile ona eğilerek sarıldım. Uzaklaşmama izin vermeden küçük bir çocukmuşum gibi yanaklarımı öpmüştü.
Masanın oval dönen köşesine Aycan ile yan yana oturduk. Yarım koltuğa Rasim,Atakan ve bakmaya cesaretim olmayan adam oturuyordu. Sağ tarafımdaki sandalyede ise Afra, Melin ve Barış abim vardı.
Yemek siparişlerini verirken hiç aç olmadığım halde mecbur kalarak yemek söyledim. İştahım kesilmişti. Ağzımın tadı da kalmamıştı.
Buna rağmen herhangi bir şey belli etmeden kadehteki şaraptan yudumluyor ortada dönen konuyu tebessümle dinliyordum.
Alenen bakamadığım tüylerimi diken diken eden adam sol çaprazımda heybetiyle oturuyordu. Siyah bir takım elbise vardı üstünde. Omuzlarına oturmuş her zamanki gibi çok yakışmıştı.
Ben bunu hak etmemiştim. Biz. Biz hak etmedik.
Biz çok güzeldik.
Sırası değil Arven. Yeri değil.
-"Bige neden gelmedi?"
Masaya dalmış halde dururken Afra'ya döndüm.
-"Daha önce plan yapmıştı."
Başını salladı.
-"Gruptan konuşuyoruz ama bugün yazmadı ya merak ettim. Bu Ali ne iş?"
-"Ay bende merak ettim. Bir türlü yeri gelmedi." Melin eğilip konuşmuştu.
Kısık sesle konuşsalar bile dikkatli dinleyen duyabilirdi ve çok rahatsız edici bir durum olurdu. Neyse ki erkekler kendi arasında hararetli bir sohbet halindeydi.
Tek bakmadığım nokta Kandemir'in tarafıydı. Kokusu dönüp dolaşıp nasıl oluyorsa burnuma geliyor ciğerlerimi delip geçiyordu.
-"Bilmiyorum. Yuh artık." Cümlemin sonu şok içinde fısıltıyla sonlandı.
Gözlerim restoranın girişine takılınca Ali'yi görmüştüm. İstanbul o kadar da küçük değil. Hadi ama!
Gözlerimi masaya dikip göğüs arama süzülen saçlarımı geriye doğru atarak düzelttim.
-"Vay anasını." İfadesi Afra'dan gelmişti. Bige'nin sayısız attığı storyler sonrası elbette Ali'yi tanımıştı.
Yanında bir arkadaşıyla bu tarafa garson eşliğinde yürüyordu.
-"İçeri giren adamı tanıyor musun?" Aycan başını yaklaştırıp fısıldayarak sormuştu.
Başımla onu onayladım.
Çok geçmeden zaten Afra ile aramızdaki boşlukta mesafe bırakarak durduğunu hissettim.
-"Merhaba. İyi akşamlar."dedi herkese.
Başımı mecburen kaldırdım ve kaçamak bir bakışla yüzüne baktım. Tipi hakkında yorum yapamıyorum. Çünkü Kandemir dışında herhangi bir erkek dilime dolaşmıyor.
-"Merhaba."diyen ilk Atakan oldu. O da hayırdır der gibi demişti.
Ali yüzündeki gülümsemeyi bozmadan bana bakınca içimden küfür ettim.
-"Görünce selam vermek istedim. Bige ile birliktesiniz sanıyordum."
Nezaketen dudağımın kenarını zorla yukarı kıvırabildim. Bana selam verme zorundalığı olmadığını bilmiyor mu bu adam?
-"Yok bu akşam ayrıyız. Eve geçerken haberleşeceğiz."dedim kısaca.
-"Tamam o zaman erken kalkmayacaksan yemekten sonra birlikte alırız onu ben sizi eve bırakırım."
İstemiyorum desem direkt. Fazla mı kaba olur?
-"Biz daha buradayız birader. Sen keyfine bak." Atakan adeta atmaca gibi bir bakışla bizi dinlediği için müdahale edince aralık duran dudaklarımı birbirine bastırdım.
-"Pekalâ...afiyet olsun."dedi Ali bana bakmayı sürdürürken.
-"Teşekkürler size de."dedim ve gözlerimi ondan çektim. Masamızın hemen yanındaki masaya oturduklarında göz devirip dirseklerimi masaya yasladım ve bir elimle boynumu tuttum.
Afra sandalyesiyle bana doğru kayınca ona yapma dercesine baktım ama umursamadı.
-"Kim bu lavuk?"
Atakan şimdi ağzına çarpacağım.
-"Sana ne canım! Aa horoz gibi kabarmış."diye Afra ona ayar verdi.
Beni küçük kardeşleriymişim gibi savunmaları hoşuma gidiyordu.
-"Yabancı değil. Bige'nin kuzeni."dedim Atakan'a hitaben.
Kadehime uzanırken kirpiklerimin altından başımı yavaşça kaldırırken yine bakmamam gereken yere baktım.
Elleri masanın altında kararmış yüzü ve belirginleşmiş damarlarıyla direkt karşı masaya bakıyordu. Neyse ki ona baktığımı görmemişti.
Lanet olsun.
Lanet olsun!
Ölüyorum. Karşısında canlı canlı ölüyorum.
Sakalları uzamıştı. O kadar kusursuz bir varlık ki. Onu ilk gördüğüm andan beri en sevdiğim şey mükemmel görüntüsünü izlemekti.
Bacağıma yediğim darbeyle irkilip Aycan'a baktım.
-"Gözün yanlış yere daldı. Fark etmesini istemezsin diye düşünüyorum."dedi kısık mırıltıyla.
İçimden teşekkür sunarak büyük bir yudum şarap içtim.
Masaya ortaya gelen tatlılara uzanmadan ayılmak için kahvemi yudumluyordum. Aradan yarım saat kadar geçmişti.
Herkes sohbet halindeydi. Ben eve gitmek istiyordum.
Yemin ederim dayanamıyorum.
-"Ee işler güçler nasıl Arven hanım?" Barış abimin sorusuyla ona yanıt verirken kapıdaki güvenlik görevlisini içeride görünce dikkatimi çekti.
-"Duyuyorum zaten. İyi kavradın."
-"Uğraşıyorum işte."derken güvenlik Ali'ye bir şeyler söylemişti.
Yeniden gözlerimi kaçırdım. Bakmadan da görüyordum ki Ali güvenliğin arkasından dışarıya çıkmıştı.
Neyse niye bakıyorsam.
-"Ne zaman döneceksin?" Bu sefer Rasim konuşmuştu.
Ona bakınca refleks olarak Kandemir'le gözlerimiz değdi. Bir seri katil ifadesi barındırıyor diyebilirdim. Gözleri hırçın bir alev gibi parlarım yüz hatları buz gibiydi. Bana bakıyordu ama görmüyordu. Aklı doluydu.
Evet bir saniyede bunu anladım.
-"Sizin düğününüze kadar kalmayı düşünüyorum. Düğünden sonraki gün giderim."
Dudağımı dilimle ıslatıp yeniden kahvemi yudumladım.
-"Ben geçiyorum." Geniş cüssesiyle bir anda ayağa kalkınca benim dışımda herkes ona baktı.
-"Birlikte kalkardık abi." Barış abim de ayağa kalkmıştı.
-"Yorgunum biraz. İyi akşamlar."
-"Dur bende geleyim. Bir sigara içelim." Rasim arkasından giderken Kandemir'in gidişini seyrettim.
Yine aynı üşüme hissiyle titreyince ellerimi birbirine sardım.
-"Bizde kalkalım mı?"diye sordum. Bu acıyı sindirmek için yalnızlığa kavuşmam gerekiyor.
Afra hala yemeye devam ederken beni onayladı.
-"Olur olur benimde uykum geldi."
Eşyalarımızı alıp masadan kalkmamız bir kaç dakika sürmüştü.
-"Ben seni bırakırım."dedi Atakan yanıma gelerek.
-"Olur ama yolun uzayacak."
-"Sıkıntı yok."diyerek belime sarıldı ve birlikte yürümeye başladık.
Kapıya çıktığımızda herhangi bir görevli göremeyince Atakan beklememizi söyledi. Barış abim de onunla sol tarafta yer alan otoparka ilerledi.
-"Akşamları soğuk olmaya başladı."
Afra'nın üşüdüğünü görünce kollarımı uzatıp ona sarıldım. Hemen bana sokulmuştu.
-"Özür dilerim. Geleceğine ihtimal vermemiştik. Galiba seni görmek için geldi."diyince boğulan göğsümü havayla doldurdum.
-"İlgilenmiyorum Afra."dedim dilimi zorla döndürüp.
Öyle bir ihtimal söz konusu olamazdı. Kandemir böyle bir şey yapmazdı.
-"Ay nerde kaldı bunlar ya?" Melin olduğu yerde kıpırdanırken sonunda Atakan ve Barış abim arabalarıyla geldiler.
Önde duran Atakan bana başıyla işaret etti. Dönüp kızlarla tek tek vedalaştım.
Arabaya oturduğumda bütün gece kastığım bedenim gevşemişti.
-"Kandemir o lavuğun cücüğünü çıkartıyordu."der demez şok oldum.
-"Ne?!"
Bir de gülerek söylemişti.
-"Arabaya sümük gibi yapıştırmış herifi vallahi alamadık elinden."
-"Ya Atakan ne saçmalıyorsun? Asıl o ne saçmalıyor?! Bige'ye çok ayıp yapıyorsunuz! Çok üzülecek. Ali ile ne derdi var?! Allahım ya!" Ne düşüneceğimi bilemezken ellerimi yüzüme kapatıp başımı geriye yasladım.
Bu adamın sorunu ne?
-"Bige ile bir ilgisi yok ki. O lavuk sana olan ilgisini belli etti. Kandemir abi için hala yerin-"
-"Tamam Atakan sus lütfen."
Bana herhangi bir heves edecek ihtimal sunmalarına katlanamam.
Gerçek anlamda benim için olabildiğince zor biten bir gece oluyor. Beynim zonkluyordu. Tanrım. Lütfen bana güç ver.
-"Arven canımın içi ne düşündüğünü hissettiğini anlamamız mümkün değil. Tek istediğim üzülmemen. Eğer onu görmek canını yakıyorsa bir daha seni görmesine müsaade etmem. Biliyorsun değil mi?"
Elimi sıktığında benim kalbim de sıkışıyordu. Artık gözüm yaş doluydu ve ağlarsam duracak gibi değildim.
O yüzden sesimi çıkarmadım.
-"İyiyim."dedim yalnızca.
-"Umarım iyisindir."
Umarım iyi olabilirim.
Gecenin geri kalanında Bige arkadaşıyla geleceği haberini verince uyumadan gelmesini bekledim.
Yaşanılan bu durumu ona anlattığımda en az benim kadar şaşırmıştı.
-"Ali sana yakın olmaya çalışıyor biliyorum. Sende farkındasın. Ama bunu böyle alenen belli edeceğini zannetmiyordum. Oha yani."
Kendini toparladıktan sonra Ali'yi aramak için kaldığı odaya gitti.
Ayakkabılarımı çıkarttım ve saçlarımı toplayıp camın önüne geçtim. Esen rüzgardan salınan ağaçları izlerken elim yine göğsümdeydi. Kalbim çok sızlıyordu. Sanki iyileştirebilecek gibi kalbimin üstünü sıvazlıyordum.
Bir kaç ay öncesindeki Arven olsaydı eğer bu hareketinin hesabını ona sorardı. Kalkar giderdi kapısına dayanırdı.
Bunu yapmak için çok yıpranmıştım. Umursamaz davranarak kendimi korumaya çalışıyordum.
Kandemir.
Sevdiğim.
Biz böyle bitmeyecektik.
•
Kına gecesi hazırlığı için emin olamamakla birlikte gergin bir bekleyiş içerisinde oturuyordum.
Hala geçen hafta yaşadığım olayın etkisinden çıkabilmiş değildim. Aralarında ne geçtiğini bilmiyordum merak da etmiyordum. Ancak Ali gerisin geri Dubai'ye dönmüştü bunu biliyordum.
Bige'ye de ne öğrendiyse bana söylememesini rica etmiştim.
Öyle salak gibi saf gibi olmak istiyorum. Yalandan kendimi kandırmak istemiyorum. Her şeyden habersiz yeni bir yol çizebilirim.
-"Arven! Toparlan artık."
Gözlerim açık baygın gibi oturma sebebim dün gece geç saatlere kadar bir sürü dosya incelediğim içindi.
-"Tamam anne." Ağrıyan başımı ovalayarak ayağa kalktım. Yatağımda duran elbiseyi uygun bir iç çamaşır giyinip üstüme geçirdim. Biraz önce saçlarıma fön çekmiş makyajımı yapmıştım.
Bige benden önce hazırlanarak salonda annemle kahve bile içmişti.
İç çekerek siyah topuklu ayakkabılarımı giyindim.
Üstüme elbisemin boyunda bir trençkot geçirdim. Bu akşam dışarıda yağmur olacağı belliydi.
Kadınlar arasında yapılacak kına için otele girdiğimizde daha şimdiden yorulmuştum.
Etrafa sahte tebessümler atarak akrabalarımızı selamlıyordum. Bize ayrılmış masanın hemen yanındaki masada Aycan ve ailesini gördüm. İpek teyzeyle göz göze geldiğimizde mahcup bir ifadeyle bana baktığı için gözlerim yanmaya başladı.
Kandemir'in babaannesi Zübeyde hanım tüm asaletiyle otururken Aycan'ın annesi Beril hanım da yanındaydı. Ve masada Nazenin de vardı. Bana olan aşağılayıcı gülüşünü umursamadan ayağa kalkan Aycan'la selamlaşıp sarıldım.
Annem de çantasını masaya bıraktıktan sonra Barbaros ailesinin kadınlarıyla nazikçe selamlaştı.
İpek hanıma yeniden baktığımda biraz çekingen davranarak başıyla yanını işaret etti. Boş sandalyeyi istemeye istemeye çektim ve yanına oturdum. Beril hanım bana karşı taraftan eliyle öpücük atınca ona tebessüm ettim. Aynı nezaketi Zübeyde hanıma bakarak gösterdim ve başımı biraz eğip selam verdim. Bana gözlerini açıp kapatarak gülümsedi.
-"Seninle uzun zamandır görüşmek istiyordum. Ama rahatsız etmemek için hiç arayamadım."
-"Olur mu öyle şey ne rahatsızlığı?"dedim.
Kısık çalan müzik gürültü yarattığı için birbirimize yaklaşarak konuşuyorduk. Nazenin diğer yanında mor bir suratla oturuyordu.
-"Müsait bir zamanında bana vaktin varsa bir kahve içelim diyorum."diyince omuzlarımı düşürdüm.
-"Bunun pek doğru olacağını düşünmüyorum İpek hanım."dedim. Kesinlikle istemediğimden değildi artık uygun olmazdı.
-"Lütfen. Kandemir uzun zamandır bizim eve uğramıyor. O konuda bir tedirginliğin olmasın."
Sıkıntılı bir iç çekişle yanağımı ısırmayı bıraktım.
-"Peki bir gün konuşuruz." Bizim aramızda geçen herhangi bir durumdan ötürü kadına kızamazdım.
Yüzü gülmüştü.
Tebessüm ederek masadan kalktım. Kına geçesi erken başlamıştı ve geç olmadan bitecekti. Yani akşam on gibi buradan çıkmış olacaktık.
Rasim'lerin evinde ona ayrı bir bekarlığa veda partisi hazırlanmıştı. Şimdi erkek erkeğe eğleniyorlardı. Kınaya gelen bütün kızlar eve gidecekti.
Bana söylenene göre Kandemir bu eğlenceye katılmayacaktı. Herkes dağıldıktan sonra gelirim demiş ve böylece birbirimizi görmeyecektik. Buna rağmen gitmekte emin değildim.
Artık ona bir yabancı gibi bakmak istemediğime karar verdim. Uzaktan görüp hasret gidereyim düşüncesi bana daha çok zarar veriyordu.
Ağlayarak göğsüne sığınma isteğim artıyordu. Kokusunu,tenini her bir zerresini deli gibi özlemiştim.
Bu yüzden aynı ortamlara girmeyecektim. Göz görmeyince gönül yine de katlanmıyordu ama en azından yeni yaralar da açılmıyordu.
••
Merhaba ❤️
Bir süre daha ayrılık bölümü yazsam mı yazmasam mı bilemedim.
Elbette hemen affetme olmayacak ama bu dediğim süre normalden fazla. O yüzden ben yine uzatmamaktan yanayım.
Ancak çiftimiz nasıl yeniden birleşir onu da bilemiyorum🫶🏻
Siz ne düşünüyorsunuz🤍