İçeriğe geç

UYUMSUZ

Bölüm 20 · 10 dk okuma

UYUMSUZ

Bölüm 20

Yirmi

•

Urla'da geçirdiğimiz iki gün ve geldikten sonraki bir günle birlikte Kandemir'i üç gündür görmüyordum.

Açıkçası çok verimli bir hafta sonu olmamıştı çünkü aklım hep kalbimi hızlandıran adamda kalmıştı.

Bu yüzden geldiğimiz akşam dinlendikten sonra ertesi sabah öğle olmadan kalktım. Telefonumdaki bildirimlere göz gezdirip Kandemir'den herhangi bir şey gelmemesine somurttum ve banyoya geçtim.

Fazlasıyla işkolik olunca beni biraz aksattığı için bugün ona suratımı asacağım.

Ama önce sevgilimin yanına gitmeden güzel kokma isteğiyle uzun bir duş aldım. Yumuşak saçlarımı hafifçe kurutup ensemde topuz yaptım.

Hafif ve parlak bir makyajla dolabımın karıştırırken artık gitmek için sabırsızlanıyordum. Karnımın aç olması beni düşündürse de Kandemir'i gördükten sonra yemeye karar verdim.

En sonunda altıma ince bol bir pantolon giydim. Üstüme ise sırtı bağlamalı kısa bir crop geçirdim. Bağcıklarını yapamayınca yardımcılardan birine seslenmiştim.

Ayağıma boyumu yükseltecek topuklu bağcıklı bir sandalet giydim.

Annemin radarına takılarak evden çıktığımda saat öğlen bir olmuştu. Şoförle birlikte yaklaşık bir saat içinde Kandemir'in şirketine varmıştım.

Kapıdan geçmek kolaydı ancak üst katlara geçmem için randevu gibi şeyler sıralanırken daha söz söylemeden girişten girmekte olan Rasim'le karşılaştım. Sağ olsun beni konuşmakla yormamıştı.

-"Üst katta hemen asansörün karşısında kapısı direkt görürsün." Bir alt katta asansörden inerken ona teşekkür edip el salladım.

Heyecandan karnıma kramplar giriyordu. Neden böyle oluyorum ki?

Ayak bastığım katta asansörün hemen yanında bulunan sekreter masasına döndüm.

-"Kandemir odasında mı?"diye sordum hemen.

Yüzümü bir kaç saniye inceledikten sonra kadın tebessüm etti.

-"Evet Arven hanım ama şu an bir toplantısı var. Geldiğinizi haber verebilirim."diyince başımı salladım.

-"Beklerim sorun değil."diyerek önündeki koltuğa oturdum.

Bir iki dakika geçmişti ki sekreterin telefonu çaldı. Ona bakmadan kulak verdim.

-"Evet efendim. Tamam iletiyorum."dediğinde başımı çevirip baktım.

-"Kandemir bey içeri girmenizi istedi." Ne ara haberi oldu beyefendinin?

Minik bir tebessümle ayağa kalktım.

-"Teşekkürler kolay gelsin."diye mırıldandım.

Kadın benden önde giderek kapıyı tıklattı ardından araladı. Bana işaret edince açtığı kapıdan içeriye dikkatli adımlarla girdim. Odanın sağında ilk dikkatimi çeken elbetteki heybetli bedeniyle sevdiğim adam oldu. Ancak oda kalabalıktı.

-"Merhaba."dedim nezaketen. Göz göze geldiğimiz andan itibaren göğsümde ferah bir akım yaşadım.

Hızlıca gözlerimi ondan kaçırıp odanın içinde yer alanlara baktım. İki adamı daha önce bizim şirketteki toplantıda görmüştüm. Ancak diğer üç adam ve iki kadın belli ki yabancıydı.

Kadınların görünüşünden anlıyorum ki kesinlikle model olmalılar. Minik elbiseleri ve uzun çıplak bacaklarıyla havalı göz süzmeleriyle kendilerini belli ediyorlar.

Masanın yanında henüz gözlerimi onlardan çekiyordum ki ne ara bana yaklaştığını anlamadığım Kandemir çıplak sırtıma dokundu.

-"Detayları siz halledersiniz."

Bariton sesiyle olduğum yerde nefesimi tutarak karnımı içime çektim. Birbirimize yaklaştığımız saniyede bedenimi ateş basıyor.

-"Tanıştığımıza memnun oldum." Kadınlardan biri beklentiyle Kandemir'in gözlerine bakarken Kandemir onun istediği gibi el sıkışmadı. Sadece başını hafifçe eğmişti.

Diğeri ise çantasını alarak bir kaç adım yaklaştı. Adeta gözlerinden arzu akıyordu. Bana ait olan bir adama öyle baktığı için beynimde resmen şimşekler çaktı. Ancak bunu dışarı vurmadan olduğum yerde biraz kıpırdandım ve neredeyse kalçamı kasıklarına dayamıştım.

-"İyi günler."dedi kadın.

Arkamda duran adam son derece gerginleşmişti. Diğer adamlarla tokalaşıp odanın boşalmasını bekledi.

Daha kapı kapanmadan beni kendine çevirince yüzümde gülümseme oluştu.

-"Sen görüşmek istemedin ama ben yine de geleyim dedim.."Sitem içeren sesimle ona yakınırken ellerim gömleğinin yakasına ilişmişti.

Masaya yaslanıp iki eliyle belimi sardı ardından eğildi ve burnunu şakağıma bastırdı.

-"Gece uykum var diye mızmızlanıp gelmeyen sendin küçük hanım."diyince gafil avlandım.

Dudaklarımı birbirine bastırarak gözlerimi göğsüne diktim.

-"Şey...yorulmuştum da biraz."diye mırıldanıp ellerimi boynuna çıkarttım.

Bir elini tenime sürterek yüzüme yaklaştırdı. Parmağının ucuyla burnuma vurduğunda gülümsemiştim.

-"Dinlendin mi bari?"

Başımı salladım.

-"Yok senin yanında dinlenmek istedim."dedim dudaklarımı büzerek.

Derin bir nefesle bakışlarında değişimler yaşandığı an o özlemle beklediğim şey gerçekleşti.

Küçük de olsa dudaklarım dudaklarıyla buluştu ve daha tadına varamadan sanki acelesi varmış gibi zorla geri çekildi.

Söylediği gibi mızmızlanmamın tam zamanıydı.

-"Bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor. Sonra seninle ilgileneceğim." Dudağımın kenarını okşayarak kurduğu cümle dikkat alanımın dışına kaymıştı.

-"Beni boşluyorsun ama.."dedim huysuzlanarak.

Uzaklaşmasın diye uzanıp boynuna sarıldığımda kolları belimde birleşince gülümseyerek göğsüne yaslandım.

-"Ben mi yoksa sen mi acaba?"dedi kızar gibi sesini sertleştirip.

Tebessüm ettim ve iyice göğsüne sokuldum.

-"İyi ki iki gün gittim yani ne çok söylendin."dedim ve peşinden kıkırdadım.

-"Tüm günümü sana ayırabilmem için işlerimi bitirmeliyim ufaklık." Sırtımı öyle güzel okşarken hiç mi hiç ayrılmak istemedim.

Bunu hissetmiş gibi beni de kendisiyle koltuğa sürükledi ve ondan kat kat küçük olan bedenimi kolaylıkla kucağına çekti. Aralık duran bacaklarının arasında yan şekilde oturduğumda dudaklarım yukarı kıvrılmış haldeydi.

Sağ eliyle bana sarılıp beni göğsüne yatırdı. Sol eliyle ise malum telefon görüşmesini gerçekleştiriyordu.

Uzun uzun konuştuğu ihracat konulu cümlelerine pek kulak vermedim. Burnumda tüten kokusuna ve hasret kaldığım güçlü bedenine kavuşmanın huzuru içindeydim.

Ara ara saçlarımı öperek uykumu getirmişti.

Neredeyse yarım saatin sonunda telefonunu kapattığında uyuya kalmak üzereydim.

-"Karnım acıktı."dedim kısık tonda.

-"Kahvaltı yapmadın mı sen?"

Başımı iki yana salladım.

-"Seni görmek istedim öyle hemen çıktım geldim."diye mırıldandım biraz nazlanarak.

Cümlemin sonunda soluğumu kesecek kadar güçlü bir sarmalanmayla karşılaştım. Boynuma kondurduğu onlarca öpücük ve etimi sıkan sert avuç içleri yüzünden çok fena olmuştum.

Bozulan kalp ritmime ek kasıklarımda yaşadığım sızlama eğer dışa vuruyor olsaydı utanç verici olurdu.

Kendimi git gide zincirlemekte zorlanıyordum.

-"Hadi gidelim bakalım."

Yanağıma aldığım tatlı öpücükle kucağından kalktım ve çantamı koluma taktım. Ceketini ve bir dosyayı eline alan adamı izlerken yanıma gelerek elimi tuttu.

Hemen anında kalbim yerinden hopladı.

Uzun adımlarına yetişme çabalarımla birlikte asansöre ulaştığımızda bir kedi misali kolunun altında kıvrılmış duruyordum.

Şirketten çıkarken ardımızda bıraktığımız meraklı bakışlara aldırış etmeden ara sıra buluşan gözlerimizle arabaya bindik.

Şoförünü şirkette bırakmış kendisi kullanmak için geçmişti.

-"Gitmek istediğin bir yer var mı?"diye sordu yola girdiğimizde.

Aklımdan geçen restoranı ona söyleyerek yol tarifini anlattım. Yeşilliklerin arasında modern bir mekandı ve yemekleri çok güzeldi.

Ancak vardığımız anda Kandemir'in hoşnutsuz yüzüne çaktırmadan gülmüştüm.

Gelen genç nüfusun enerjisi yüksek ve havalı diyebileceğimiz kesimi buradaydı. Kandemir görüntüsüyle iç çektiren takımı ile içeri girer girmez bakışları üstüne almıştı.

Taş yolda ilerleyip birbirinden uzak oturma gruplarından birine yerleştik.

Ben karnımı doyuracağım hafif bir kahvaltı tabağı isterken, Kandemir kırmızı et ve şarapla yine karşımda tablo gibi duruyordu.

-"Evde durumlar nasıl?"

Dalıp gittiğim görüntüsünde irkilip yüzüne baktım.

-"Durgun normal."diye yanıtladım. İki gün sonra düğün vardı. Bu akşam havuz başında yapılacak kına varken ben Kandemir ile hülyalı zamanımı geçiriyorum.

-"Bugünü benimle bitirirsin diye düşünüyorum." Tabağındaki bakışlarını yavaşça yüzüme çıkarttığında sevgi dolu bir iç çektim ve omuzlarımı düşürdüm.

-"Çok isterdim ama ablamın kınası var ve geç biter."dedim üzgünce.

-"Bu bir bahane mi?" Kısık bakışları şehvet dolu bir ahenkle üstümde dolaştı. Ona hayır demek evet imkansız.

Dudaklarımı ıslatıp birbirine bastırdım ve bir kaç saniye evden kaçmayı planladım.

-"Gece yarısı kapıda beni beklersen...belki bir ihtimal yanına kaçabilirim."derken düşünmeye devam ediyordum. Ta ki masada duran elimi avuçlayıp parmaklarımı öpene dek. Yine düşünme fonksiyonlarım sıfırlandı.

-"Geleceksen sabaha kadar beklerim güzelim."

Bayılmış gibi bir tebessümle onu izlerken içim içime sığmaz haldeydim.

-"Şehiri gezelim mi biraz?"

Arabaya binerken arkasından uslu uslu onu takip etmiştim.

-"Nasıl istersen."dedi o anlamlı bakışlarıyla içimi delip geçerken.

Gülümseyip arabanın açık kapısından girip oturdum.

İlk olarak görmeye fırsatım olmadığı Yerebatan Sarnıçına gitmiştik. Tesadüf o ki Kandemir de görmemişti.

Ardından uzun bir sahil şeridinde el ele dolaşmış şimdi ise bir mahalle kenarında bulduğumuz eski işletmede kahve içiyorduk. Tarihi olduğu belli olan yapının geçmişiyle ilgili yaşlı amca ile sohbetteydi Kandemir.

Bir eli cebinde diğer elinde kahve fincanıyla ayakta duran adamı içimde büyük bir coşku ve hayranlıkla izliyordum. İnsan bakmaya doyamaz mıydı ben doyamıyorum işte.

Oturduğum alçak ufak masada ara ara dönüp bana bakıyor gözleriyle etrafı kolaçan ediyordu.

En sonunda sevimli amcayla el sıkışıp kahvelerin ücretini ödedikten sonra yanıma yaklaştı ve elini uzattı. Büyük elini heyecanla kavrayıp doğruldum.

-"Bir gün de adaları gezelim ne dersin?" Küçük bir çocuk edasıyla cümlemin sonunu uzatarak söylemiş başımı koluna yaslamıştım.

-"Hafta sonu için gideriz."

Hemen başımı ona çevirdim.

-"Kalacak mıyız?"diye sordum gözlerimi büyüterek.

İleri doğru bakarken başını aşağı yukarı salladı.

-"İstersen neden olmasın.."

Kıkırdayarak yeniden başımı ona yasladım.

-"Sen böyle her şeyde bana mı soracaksın?"

Güler gibi bir ses yükseldi göğsünden.

-"Daha ne istiyorsun? Sözünü dinliyorum."dedi.

Şimdi tutup öpeceğim suratını görecek.

Boşta duran elimi de kaldırıp koluna sardıktan sonra sesli bir nefes aldım.

-"Aferin sevgilinin sözünü dinlemelisin."dedim birazcık ucundan utanarak.

Hafif bir eğimle döndü ve başımın tepesini öptü.

-"Emredersin sevgilim."dedi benim kalbime bir sıkışmalar haller oldu.

Aynı anda yanına geldiğimiz arabanın kilidini açtığında elim titreyerek kapıyı açtım.

Beni eve doğru götürdüğü yolda ben yine yapışık ikiz gibi koluna sarılmış ona yaslı duruyordum. Elimi uzattığım kaslı bacağında bir kaç kere parmaklarımı gezdirince bunu engellemek için nazikçe uyarmıştı.

Aslında pek nazik sayılmazdı. Direkt yapma şunu demişti sertçe.

Ne var yani birazcık pantolonunun önü kabardıysa ne olmuş?

-"Niye kaçtın?"

Camdan yana dönük yüzümü ona çevirdim. Dudaklarımı büzerek omuz silktim.

-"Dokunmuyorum sana daha."dedim.

-"Saçmalama Arven."

Tekrar omuz silktim.

Evin sokağında arabayı sert bir manevrayla sağa çekmişti. Kemerini çözüp beni koltuğa sindirecek kadar üstüme eğildi.

Ardından çenemin ucunu öptü ve aklımı uçurdu.

-"Güzelim...küçük bebeğim..o güzel ellerin benim dengemi bozuyor. Daha müsait bir zamanda dokunmalısın." Kısık boğuk sesiyle beraber durmadan boynuma ilişerek öpücükler konduruyordu.

Beni hiç sormayın desem yeridir.

Soluğum göğsümde nefes alamıyorum. Hatta kalbim bacaklarımın arasında atıyor gibiydi.

-"Çok ayıp dokunmak falan...ne ilgisi var canım?" Soluk soluğa ateşi yükselmiş başımı geri çekerek ondan uzaklaşmaya çalıştım.

Çekici tebessümünü bana yakından gösterdi.

-"İlgisini konuşuruz yanıma gelince."derken gözleri dudaklarımda geziniyordu.

Refleks olarak dudaklarımı yalayıp onu omzundan ittirdim.

-"Geç kalacağım."dedim aceleyle.

Hem onun için yanıp tutuşuyorum hem de yaklaşınca ters etki yapıyor. Ne olacak halim böyle?

-"Kaç bakalım küçük hanım." Keyifli ifadesiyle arkasına yaslanıp sigarasını çıkarttı.

Kirpiklerimi kırpıştırarak çantamı aldım. Görüşürüz demiş ardından arabadan kaçmıştım.

Eve gittiğimde teyzem ve annemin bir kaç kuzeni kızlarıyla gelmişti. Hatta Melin de buradaydı.

Onu yanıma alarak odama koşturduğumda direkt giysi odama girdim. Sadece bir saatim kalmıştı. O yüzden dolapta duran kısa şeker pembesi sevimli elbiseyi üstüme giyindim.

Sanırım otuz yaşına bile gelsem prenses gibi giyinmek hayalim olacaktı. Daima uçuş uçuş tatlı elbiseleri giymeye özeniyordum.

Az önce odama giren Afra annemin dikkatini çekmesin diye onunla evden ayrılmamı teklif edince cazip gelmişti. O yüzden ilk önce kendime küçük bir çanta hazırladım. İçine yüz temizleme malzemelerimle birlikte bir kaç makyaj malzemesi ve iç çamaşır takımı koydum.

Kesinlikle pijama almıyorum.

Sonuçta pijama almayı unutmuş olabilirim ve daha seksi bir gece geçirebiliriz. Sadece olasılık.

-"Yok yok ben istemem."

Gecenin ilerleyen saatlerinde kına dağıtan halama başımı salladım. Görüntüsünden ziyade kokusundan hoşlanmıyorum.

Bana suratını ekşitip uzaklaşınca ona burun kıvırdım.

Aynı anda karşı masada olan İpek hanımla göz göze geldik. Kalbim küt küt atarken hızla gülümsedim. Bana aynı gülümsemeyle karşılık verdi.

Oğlunu özledim İpek teyzeciğim.

Aklıma düşünce masadan telefonuma uzandım. Saat on bir olmuştu.

Hızla mesaj kısmına girdim. Ona Afra'nın beni getireceğini anlatan kısa bir mesaj yazdım.

Kına gecesine hiç mi hiç odaklanamamıştım. Sürekli aklımdan geçen Kandemir ile yaşayacağım bu geceydi. Onunla aynı yatağa girmenin mutluluğunu nasıl kelimelere dökebilirim bilmiyordum.

-"Şeker kız. Bir şeyler yesene."

Melin koluyla kolumu dürttü.

Heyecandan karnım sancılanırken iştahım hiç yoktu. Mecburen ağzıma bir kaç parça bir şey attım. Hemen ardından şampanyadan yudum alıp geriye yaslandım.

Telefonuma mesaj gelmişti. Elbette ki yağız delikanlı sevgilimden.

-Ben seni alırım

Göz devirip klavyeye tıkladım.

-Gerek yok sen beni bekle

Yolladıktan sonra fazla mı ateşli oldu diye düşünmedim değil ama gitti bir kere.

Sonuç olarak uyumaya gidiyorum. Yani.

Ufak ufak dağılmaya başlayanların arasında hala ortada oynayan kuzenlerimiz vardı. Afra ile ben anneme onda kalacağım yalanını söyleyerek evden çıkmıştım.

-"Bize gelin bir şeyler içelim derdim de sizin yolunuz yol değil."

Yüzüm kızarırken arabayı çalıştıran Afra'nın koluna bir şaplak attım.

-"Oha yani!"

-"Ne var canım? Yalan mı? Birbirinize bakarken gözlerinizden ahlaksızlık geçiyor."

Ağzım şaşkınlıktan aralandı. İnanmıyorum. Dışarıdan öyle mi görünüyoruz..?

İçim dışıma yansıyorsa demek ki...

-"Tamam sus Afra ya bak ateş bastı." Camı sonuna kadar indirip havayı soludum.

Tarif ettiğim evin yolunda aklımdan geçenler hiç de hayırlı değildi. Ama kendimi şöyle durduruyorum. Gerçek anlamda birbirimizi tanımak için hala çok fazla zamana ihtiyacımız var.

Kendi kendimi baskıya uğratarak geldiğim evin kapısı daha çalmadan açıldı. Çıplak bacaklarımı birbirine bastırmış sallanan eteğimi tutmuştum.

Kalbim gümbür gümbür atarken gömleği dağılmış saçları seksi bir ahenkle alnına düşmüş adamla göz göze geldik.

Zaman lazım Arven.

İçeri adım atıp elimdeki iki çantayı dolabın çıkıntısına koyduktan sonra Kandemir'e döndüğüm saniyede kendimi kollarında buldum.

Dudaklarım ise çoktan dudaklarındaydı.

•••

Merhaba herkese❤️

Bir ayı geçkin bir süre sonra geldim. Bir çok kere söylemiş olduğum gibi çalışıyorum ve eve her gün gece yarısı geliyorum. Bu yüzden bir kaç ay böyle sürecek ve benim hiç mi hiç vaktim yok.

Bu bölümü de uykumdan feragat ederek yazıp tamamladım.

Kısa olması yüzünden üzgünüm ancak elimden bu kadarı gelebildi.

Bölümde bir kusur hata varsa belirtin lütfen bu bir ayda ayrıntıları unutmuş olabilirim haliyle hsjdk

Umarım beğenmişsinizdir.

Eğer yazabilirsem gerçekten söylüyorum sizi hiç bekletmem biliyorsunuz. Sizi seviyorum ❤️

Bir sonraki bölümde görüşürüüüz🫶🏻

Bölüm sonu

1 yorum