İçeriğe geç

UYUMSUZ

Bölüm 19 · 11 dk okuma

UYUMSUZ

Bölüm 19

On dokuz

Merhaba herkese 🫶🏻

Aslında uzun bir süre bölüm gelemeyecekti ama kısa da olsa kenarda durmasın okuyun istedim.

Benim için gerçekten hayatımın çok zor bir dönemini yaşıyorum. Üstesinden gelip atlatmaya ve ya alışmaya başladığımda buraya odaklanacağım.

Sorunun hikayeyle ilgili olmasını düşünmeniz beni üzüyor çünkü bununla ilgisi yok. Konu tamamen özel hayatımla ilgili.

Bölümün kısalığından dolayı üzgünüm. Bir sonraki bölüm ne zaman gelir bilmiyorum ama anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum.

•

Elimi sızlatarak yakmaya başlayan bardağı sehpaya koyduktan sonra geri yaslandım.

-"Ya ben sizin mükemmel bir çift olacağınızı hayal ediyordum. Niye böyle sürekli aranız bozuluyor? Nazar mı?" Melin'in değişik tanımlarına yalnızca göz devirdim.

Kandemir beni eve bıraktığı andan yarım saat sonra gelmişlerdi. Afra ve Aycan da gelmişti.

-"Ben bu konuda tarafsız kalarak yorumumu yapmak istiyorum."

Afra'nın mantık çerçevesinde söyleyeceğini bildiğimden ona doğru yavaşça baktım. İç çekip elini çenesine dayadı ve koltuğa iyice yerleşti.

-"Bazı erkekler yanındaki kadın dikkat çeksin ister. Kendini göstersin ister. Buna diğer erkekler biraz gavatlık dese bile böyleleri var. Bazıları da sevdiği değer verdiği insanlara başkasının gözü değmesin ister. Ki bu da çok normal. Kandemir de böyle bir adam. Bunu baştan belli etti. Zaten onun kafa yapısına uymadığın için bu kadar inat etmiş bunu da biliyoruz. Kalbine yenilmesine rağmen sana huylarından bahsetti."

Başımı aşağı yukarı sallarken göğsüm de keskin bir ağrı baş gösterdi. Bütün dünya sırt çevirse sorun yokmuş ama Kandemir başını çevirse benim dünyam yıkılıyor gibiydi.

-"Seni bu şekilde kısıtlayarak sana tepki göstermesi eğer canını sıkıyorsa geç olmadan yollarınızı ayırmalısınız. Asma yüzünü. Bu şu an çok önemsiz gibi gelebilir ama inan bana aynı konu yüzünden sürekli tartışacaksınız. Sonuçta hala birbirinizi tanıma aşamasındasınız ve eğer kafa yapınız uyuşmuyorsa uzatmanın bir mantığı yok. Ne o seni üzsün ne de sen onu."

Yüz kaslarımdan itibaren bedenimde acı veren karıncalanma hissiyle yavaş yavaş ayağa kalktım.

-"Hayır...tabiki...yani olmaz." Havuza doğru ilerleyip iki elimle boynumu tuttum.

Düşüncesi bile yeterli nefes almama engel oldu.

-"Üzgünüm ama Afra haklı."dedi Melin.

-"Kandemir abi kendisi hakkında çok kişisel bilgiler paylaşmaz." Aycan'ın sesiyle dönüp baktım ve ellerimi bilinçsizce iki yanıma bıraktım.

Mutsuzluktan adeta çöktüm.

-"Ama şimdiye kadar İpek yengemin bulduğu çoğu gelin adayını sokakta gezenlerden ne farkı var diye dalga geçer ciddiye almazdı. Bence bu huyunu şuna bağlıyorum. Son yıllarda ajanstan dolayı çok fazla kadınla yüz yüze geldi. Hepsini az biraz biliyoruz. O öyle kalitesiz abartı çıplaklıktan çok nefret eder. Biz kuzenleri olarak bile giysek ters ters bakar yani hiç hoşlanmıyor. Kadınların kendini bedensel olarak öne çıkarma isteğinden hoşlanmadığını abimden duymuştum." Aycan'ın yeterli ve galiba son derece doğru olan açıklamasından sonra koltuğa kendimi bıraktım.

Sorun kıyafet değildi.

Korkum meydana çıkmıştı.

Ya gerçekten de birbirine uygun iki insan değilsek?

Eğer benden gerçekten hoşlanmadığını ve ona göre olmadığımı anlarsa ben onsuz ne yapardım? Peşinden gidemezdim ki.

Ya beni istemezse?

Şimdi ne düşünüyor olabilir diye düşünürken burnum sızlamaya başladı. Kendi içinde durup düşünür ve benimle uğraşmak istemediğine karar verebilir.

Kızlar konuşuyordu. Onları dinleyemedim. Ta ki tutup beni sarsana kadar.

-"Düşürme kendini. Her şey olacağına varır. Şimdi kalk üstüne rahat bir şeyler giyin de bize gidelim. Akşam yemeğini bizde yeriz. Hem Kandemir de gelir."dedi Afra.

Yetersiz solukla koltuktan kalktım. İçeri geçerek salonda oturan anne ve dedeme gideceğimi söyleyip odama çıktım. Üstümde tekrar görmek istemeyeceğim elbiseyi çıkartarak yere attım. Ardından ayakkabılarımı attığımda iç çamaşırlarımla kaldım.

Dolaptan paçaları kesik bir jean pantolon ve kısa ceket kombini yaparak giyindim. Ayağıma ceketimin tonlarında bantlı bir topuklu geçirdim.

Çanta aldıktan sonra telefonuma bakarak odadan çıktım. Ayrılalı iki saati geçmişti. Hiç aramamıştı ve mesaj da atmamıştı.

Bende üzgün ve mutsuz olarak aramak içimden gelmiyordu.

-"Arven?"

Saçımı savurup salona doğru baktım.

-"Evet?"

-"Gecikirsen haber ver."

Anneme bir şey söylemeden dışarı çıktım. Kızlar da buradaydı. Afra'nın kullandığı arabaya binip yola girdik.

-"Sizce mesaj atmalı mıyım?"diye sordum. Çünkü ben karar veremedim.

-"Ne yapıyorsun gibisinden mi? Bence sadece çıktığını söyle."dedi Aycan.

-"Bence de. Haklı haksız tartışması yok ama yine de trip atmak güzel." İstemsizce Melin'e gülümsedim.

Canım derinden yanarken bunu dışa vurmadığım anlardan birindeyim.

Klavyede gezinen parmaklarım duraksadı. Yazdıklarımı birer birer sildim. Galiba Kandemir'in ne yaptığımı merak etmeyeceğine emin oldum. Onca işinin arasında benim nerede olduğumla ilgilenmeyeceği belliydi.

Telefonumu kitleyip çantama bıraktım.

Afra ve Barış abimin tabiri caizse aşk yuvalarında bahçede konumlanmış geniş L koltuğa oturmuştuk. Havada batmakta olan güneşin kızıllıkları yer almıştı.

Cam sehpadan bir kaç kuru meyve alıp ağzıma attım. Kızlar Melin için ev fikirlerine bakıyorlardı. Erken olmasına rağmen böyle hevesli hevesli bakmalarına eşlik edemiyordum.

Işığım sönmüş gibi hissediyordum.

Ben şimdiye dek benim enerjimi düşüren herhangi bir şeye boyun eğmemiştim.

-"Arven?"

Dalgınlıktan sıyrılıp Afra'ya baktım.

-"Barış,Kandemir'i aramış ama net bir cevap vermemiş. Sende söyle istersen."dedi.

İç çekerek telefonumu aldım. Aynı anda Melin'in telefon sesi yükselmişti. Atakan'ın aradığını söylerken bende Kandemir'e mesaj yazmak için tıklamıştım.

-Barış abim söylemiş sanırım

-Yemeğe gelmeyecek misin

Ekranı kapatmadan yazmasını bekledim. Bir kaç dakika boyunca yazmadığı için kapatacakken mesajlarımı okudu.

Aynı saniyede yazdı.

-İşim var

-Ne kadar sürer bilmiyorum

Yanak içlerimi ısırarak ne yazacağımı düşündüm.

-Erken biterse gel o zaman yazdım gönderdim.

-Haberleşiriz yazdı kısaca.

Göz devirerek telefonumu bıraktım. Bu işlerinin belirli bir saatte son bulması gerekmez mi? Ben böyle sıkılırım.

-"Atakan onu çağırmamışız diye triplerde. Neyse ki ikna ettim."

Aradan geçen iki saatin sonunda biz yemeğimizi yemiş hafif esintili bahçede oturmaya devam ediyorduk. Değişiklik olarak Atakan'ın getirdiği okey takımıyla Afra'nın özenerek dekore ettiği sehpasını boşaltmış üstünde 101 oynuyorduk.

Prenses kişiliğimin altında bu gibi öğretilerin olma sebebi tamamen Bige ve Atakan'dan kaynaklanıyor.

Haftalar sonra biraz olsun keyifli anlar yaşıyordum. Yine de buruktum çünkü Kandemir hala herhangi bir haber vermemişti.

Oturduğumuz yerde karşımda Barış abim vardı. Diğer takım arkadaşımız ise Rasim'di fakat o yeni öğrendiği için ona öğreterek oynuyorduk.

Aycan,Afra ve Melin bizi oturdukları yerden izliyorlardı.

Yüzümde yer alan biraz hüzünlü tebessümle bacaklarıma sarılmış çenemi dizlerime yaslamış duruyordum.

Sondaydık çünkü ben mızıkçılık yaparak sıkıldığımı söylemiştim.

-"İyi akşamlar."

Tanıdık gür ses saniyesinde göğsüme rüzgar gibi çarptı. Anında sırtımı dikleştirerek başımı kaldırdım ve sesin geldiği yöne baktım.

Sanki üstüme çökmüş olan o ağırlık uçtu gitti ve etrafımda çiçekler açıverdi.

-"Hoş geldin." Kızlar yayılmış halde olan oturmalarını düzeltirken hep bir ağızdan konuşmuşlardı.

-"Hoş geldin abi."

Barış abi hafifçe geri dönüp el sıkıştığı Kandemir'le selamlaştı. Yerden kalkmadan gözlerimi gözleriyle buluşturduğum esnada tam karşımdaki tekli koltuğa oturdu.

-"Hoş geldin."dedim ve nasıl davranacağını görmek için gözlerimi yüzünden çekmedim.

Başını belli belirsiz sallarken önce masaya sonra bana bakmıştı.

-"Hoş buldum."dedi öylesine.

-"Kandemir abi kesin bilir. Rasim'i şutlayalım."dedi Atakan.

Abi diyor ya. Benden büyüksün Atakan!

-"Yürü lan şerefsiz!" Rasim Atakan'ın kafasına bir hamle yaptı.

-"Yemek yemediysen bir şeyler hazırlatabilirim?"dedi Afra konudan bağımsız olarak.

-"Teşekkür ederim."Kandemir sadece nazikçe geri çevirdiğinde Afra yerine geri oturdu.

Kızlarla birbirimize bakış attık. Aslında genel olarak rahat insanlardık ancak nedense ortamda Kandemir olunca özellikle kızlar biraz çekingen davranıyordu. Bunu fark edince bir tık üzüldüm.

-"Hadi at bir taş."

Atakan'ın dürtmesiyle kendime gelip taşlarımda göz gezdirdim.

El devam ederken kaçamak bakışlarla kalbimi hızlandıran adama bakıp duruyordum. Kendisi ise ara ara belirli anlarda telefonunda mesaj yazıyordu.

-"Sen oynamaz mısın birader?" Barış abim Kandemir'in ilgisini çekince ona doğru baktı. Masada dolaşan kısık bakışlarına iç çekerek eşlik ettim.

-"Ben pek anlamam."

Rasim tek bilmeyen kendisi olmadığı için sevinirken Atakan hüsrana uğramış gibi konuştu.

Kandemir'den 101 oynamasını beklemek zaten saçma olurdu.

Oyun bittiğinde Atakan bana doğru sigara üflediği için sinirli sinirli yerden kalktım.

-"Kahve içelim mi hayatım?"diye sordu Barış abim.

Afra kahve istemek için içeri geçerken bende kenarda ayakta durdum. Herkes yerleştiğinde geniş L koltuğun ucunda Atakan'la yan yana kalmıştık.

Kucağıma bir minder alıp geriye yaslandım.

Bilerek Kandemir'e bakmıyordum. Herkes birbiriyle sohbet ederken o mesaj yazmakla ilgileniyordu. Yetmezmiş gibi şimdi de çalan telefonuyla konuşmak için bahçenin öteki ucuna gitmişti.

İyice yüzüm düştü.

-"Sana enerji alacağım."

Atakan kolunu omzuma atıp yanağımdan bir makas aldı.

-"Gerginim şu an."dedim robotik tonda. Yani bana dokunma demekti.

-"Sevgilinle mi problemin var?"diye kısık tonda dalga geçerek sordu.

Ona göz devirip seslice nefesimi üfledim ve ayağa kalktım. Bahane olarak lavaboya gittiğimi söyleyerek evden içeri girmiştim.

Banyoda elimi yıkadıktan sonra bir süre oyalandım ve bir hışımla koridora çıkmıştım ki sert bedenle buluştum. Elimi göğsüme koyarak geri adım attım.

-"Bir sorun mu var?"

Yok her şey mükemmel.

-"Olması mı gerekiyor?"diye karşılık verince kaşları çatıldı.

Yanağımı ısırarak gözlerimi göğsüne indirdim.

-"Varsa bilmem gerekiyor."dedi o da pek ciddi olmayarak.

Omuz silktim.

-"Keyfim yok sadece. İçeri mi girecektin?"diye elimle banyoyu işaret ettim.

Başını iki yana sallayınca gözlerinin içinde oluşan koyuluğu canlı canlı izledim. Burnundan soluyarak aramızdaki mesafeyi kapattı iri elini kolayca belime doladı.

-"Sen istediğin için geldim. Ama yine mutlu olmadın." Homurdanarak saçlarımın arasına konuşurken soluğumu tutuyordum.

Gergin bedenimi ellerinde hissetmek beni başka diyarlara götürdü. Yavaş yavaş havada kalan elimi şişkin kaslı koluna bırakmıştım.

-"Mutlu olacağım bir gün geçirmedim."diye mırıldandım.

Burnu saçlarımda gezinirken eli de sırtım ve belim arasında geziniyordu.

-"Bende öyle. Nihayetinde gün sonunda sana gelince...işler değişiyor."

Sahiden böyle bağlı mıdır bana?

Hayal kırıklığından öyle korkuyorum ki. Kendimi kandırıyor olma düşüncesi içimi öyle korkuyla kaplıyor ki anı yaşayamıyorum.

-"Yanında öyle demiyordun ama."dedim bu defa fısıldayarak.

Alnını alnıma dayadı ve kalçama doğru kayan elini bastırarak bedenimi bedenine çekti. Dizlerim heyecandan titriyordu. Güven veren omuzlarına tutundum.

-"Beni alt üst ediyorsun. Seninle ne yapacağımı hiç bilmiyorum."

Dudaklarımı ıslatıp başımı geriye çektim. Kimsenin gelmeyeceğinden emin olduğum için gevşemiştim.

-"Birbirimize uygun olmadığımızı mı düşünüyorsun?" Ne yeri ne de zamanıydı ancak içime öyle dert olmuştu ki bunu daha da ertelemeden sordum.

Çatılmakta olan kaşlarını ifadesiz kalarak düzelttikten sonra eski mesafeli pozisyonumuza geri döndü.

-"Bunu hangi amaçla sorduğunu anlayamadım. Eğer...başka bir cümle duymayı planlayıp ayrı insanlar olduğumuzu dile getireceksen-"

Anında onu onaylamadım.

-"Hayır ben senin düşünceni merak ediyorum."

-"Bak Arven. Yaşımız gereği düşünce yapılarımız ve şekillerimiz farklı. Sen daha ayrıntılı çetrefilli düşünerek biraz paranoyak davranıyor olabilirsin. Öyle bir şey yok."

Dikkatlice düzgünce onu dinlerken yine hayranlığım gün yüzüne çıktı.

İki koca eliyle yanaklarımı tutmuş direkt gözlerime bakarak konuşuyordu.

-"Hakaret gibi de algılama. Elbette ki uyumsuz ayrı insanlarız. Ancak bu olumsuz bir özellik değil. Aksine benim gibi olmadığın için...benden daha çok hayat dolu olduğun için sana ilgi duyuyorum. Sana kapılıyorum. Bu bir olumsuzluk değil. Senin açından nasıl görünüyor bilmiyorum. Eğer seni rahatsız eden,sana zor gelen bir insan olduğumu düşünürsen lütfen konuşmaktan söylemekten çekinme."

Sessizliğimi bozmadan onu gözlerimle onayladım. Onu böyle dolu dolu severken hiç içime olumsuzluk koyabilir miydim?

-"Şimdi lütfen gözlerinden hüznü yok et. Bana gülümse ve beni dünyanın en mutlu adamı yap."

Burnunu burnuma sürtünce kendimi tutamadım tebessüm ettim. Yakınlığımız fırsata dönmüştü.

Dudaklarım dudakları tarafından bir öpücüğe maruz kaldığında ben neredeyse düşmek üzereydim. İrileşmiş gözlerimle ve nefessiz bedenimle o küçük öpücüğe kapıldım.

-"Yürü bakalım ufaklık." Geri çekildiğinde elimden tutarak beni önüne çekmişti. Önlü arkalı yürürken kalçamın kıvrımında tüy kadar hafif okşayışını hissettim.

Aynı salisede kadınlığım sızlanarak kıvrandı. Nasıl böyle bir etkisi olabilir?

Bahçeye geçtik ve dikkatli bakışlar eşliğinde muhtemelen bilerek ayrılmış boşluğa yan yana oturduk.

-"Atıştıralım diye düşündük. Biz biraz acıktık."diye sessizliği bozdu Melin.

Masadan okey takımı kalkmış Afra'nın özenerek yerleştirdiği cam bibloları geri gelmişti. Ek olarak irili ufaklı tabaklarda atıştırmalıklar vardı.

Meyve olan kaseyi alarak kucağıma koydum ve geri yaslandım. Hafif bir açıyla yan oturduğum için dizim Kandemir'in bacağına yaslı duruyordu. Bir insana temas etmek böylesine heyecanlandırır mı?

-"Düğün bu hafta. Hafta sonu bir yerlere kaçalım mı ne dersiniz?" Atakan'ın sorusu üstüne düğünde yaşayacağımız muhtemel olaylar gözümde canlandı.

-"Olur nereye?" Benden beklenilen cevabı aldıklarında gülümsemişlerdi. Uzun zamandır ben olmaktan çıkmıştım.

Ancak unuttuğum bir detay oldu. O da yanımdaki adamın bakışları oldu.

-"Bence kafa dinlemeye gidelim diyorum. Urla?"diye soru yöneltti Melin.

-"On numara."dedi anında Barış abim.

Ben o sıralarda Kandemir'le manalı manalı bakışıyordum. Etraftan soyutlandım diyebilirim.

-"Bizim hafta sonu şehir dışında toplantımız var." Rasim'i ağır ağır başını sallayarak onaylayan Kandemir'e yaklaştım. Hızlı nefeslerime heyecanım eklenirken yaslandığım yerden elimi hafifçe dirsek içine koydum. Güçlü kol kasları saniyelik olarak gerilip sertleşti.

Aynı sertliği içeren bakışları dokunuşumla üstüme çevrilmişti. Bir kaç saniye dudaklarım ve gözlerim arasında mekik dokudu.

-"Bir sonraki hafta sonu olsun."dedim direkt düşünmeden.

Anılarımı Kandemir ile doldurmak istiyordum.

-"Bence siz ikiniz baş başa çıkın tatile. Daha sağlıklı olur."

Afra'nın alaylı sesine diğerleri gülerek eşlik etti. Minik bir tebessümle yanaklarım ısındı.

Orada normalde uzun saatler otururdum. Fakat bu günlerde düzenim değişmişti. Ve yorgun olduğunu söyleyen Kandemir'le birlikte oradan ayrılmıştım.

Her ne kadar günün kırgınlığı küskünlüğü üstümde olsa dahi içim daha ferahtı.

Evin önüne geldiğimizde göğsünden yükselen güçlü soluklarını dinlemenin gevşekliği ile oturuyordum.

-"Teşekkür ederim."diye mırıldandım elim kapı koluna kayarken.

Aynı saniyede onun eli de benim sol elime kaydı. Dönüp gölge altında kalan yüzüne baktım. Yorgun bakan bakışları kalp atışlarımı git gide hızlandırıyordu.

-"Gitmek istiyorsan onlarla git. Benim bu sıralar çok boş vaktim yok."diyerek hayalini kurduğum kaçamağı geriye atıverdi.

Zoraki bir tebessüm ettim.

-"Olsun.."

Derin bir nefes alıp bana doğru eğildi ve yanağımı uzunca öptü. Çekilmeden burnunu şakağıma bastırdı.

-"Ay sonu ben seni alırım. Nereye istersen oraya gideriz olur mu güzelim?"

Of.

Yine aldı işte aklımı başımdan.

Sıcak tenini koklama isteğiyle yandım bittim. Uslu uslu onu onayladığımda elini belime kaydırmış çıplak tenimi küçük bir dokunuşla okşamıştı.

-"İyi geceler ufaklık."

İçimde kalmasını istemediğim için uzandım ve sıkı sıkı boynuna sarıldım. Fırsattan istifade eden adam kolayca ulaştığı boyun girintimi öpünce kıkırdayarak geri çekildim.

-"İyi geceler."dedim ve zorla ayrıldığım huzurlu varlığından uzaklaştım.

Biraz zorlanacaktık ama güzel olacağız.

•••

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.