İçeriğe geç

Uyanan Soy

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Uyanan Soy

Bölüm 3

Zaman Azalıyor

Bölüm 3:Zaman Azalıyor

Sonraki günler okula gitmedim. Bütün gün odamda yatağıma uzanıp şarkı dinliyor ve dizi izliyordum; kafamı ancak böyle boşaltabiliyordum. Günler hızla aktı ve nihayet cumartesi günü geldi.

Yatağımda tembellik yaparken telefonuma bir bildirim düştü. Deniz’den mesaj gelmişti. Merakla ekranı kaydırıp okumaya başladım:

"Ena, neden okula gelmedin kaç gündür?"

Ekran klavyesine bakarken duraksadım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyordum ama ona gerçeği söyleyemedim. Nedenini bilmediğim bir şekilde yalan söylemeyi seçtim:

"Biraz rahatsızdım."

Deniz hemen arkasından yazdı:

"Ena iyi misin? Ben okulda çok sıkıldım sensiz. Eğer iyiysen size geleyim mi?"

"Olur, gel!" dedim.

Kısa bir süre sonra Deniz bize geldi. Odama kapandık; birlikte bütün gün dizi izledik, bir şeyler atıştırdık ve en sevdiğimiz şarkıları dinledik. Günümüz gerçekten çok güzel ve eğlenceli geçmişti, günlerdir üstümde olan o kasvetli havayı biraz olsun dağıtmıştım. Deniz saat 19.30 gibi evine döndü. Ben de o gittikten sonra yatağımda biraz telefona baktım ve erkenden uyuyakaldım.

O gece rüyamda yeniden Alâra’yı gördüm. Bu sefer yüzü az da olsa daha belliydi ve garip bir şekilde anneme ve babama benzetmiştim. Siyah saçları ve derin kahverengi gözleri vardı. Bana doğru bakarak endişeyle fısıldadı:

"Ena... Çabuk ol, hızlı ol! Zaman azalıyor!"

Korkuyla etrafıma bakındım. "Neler oluyor? Hiçbir şey anlamıyorum! Sen kimsin, ne oluyor?!" diye bağırdım.

Sabah kan ter içinde uyandım. Kalbim göğsümü dövüyordu. Kendi kendime, Acaba bu da mı rüyaydı? diye mırıldandım. Kesinlikle artık. dizilere bir süre ara vermeliydim. Neden her şey üstüme üstüme geliyordu? Neler döndüğünü bir türlü anlayamıyordum.

Pazar günü de göz açıp kapayana kadar hızlıca geçti. Pazartesi sabahı uyandığımda hızlıca üzerimi giyindim, kahvaltımı yaptım ve evden çıktım. Her zamanki gibi, daha 50 metre öteden bile içindeki öğrencilerin sesleri duyulabilen Vespera Koleji’nin kapısına vardım. İçeri adım atarken içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı.

İlk birkaç ders normal bir şekilde işlendi.

Sonraki dersimize müdür yardımcısı Rüzgar Bey girdi. Hoca kürsüsüne geçtikten hemen sonra arka sırada oturan Sarp’ı yanına çağırdı. Sarp sırasından kalkıp tahtaya gitti. İkisi fısıl fısıl bir şeyler konuşmaya başladılar. Rüzgar Bey, Sarp’ın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra aniden kafasını kaldırdı ve gözlerini

doğrudan bana dikti. Yüksek ve sert bir sesle adımı söyledi:

"ENA! Müdür seni çağırıyor, derhal müdür odasına git."

O an sınıftaki herkes bana döndü. Çok korkmuştum, aynı zamanda içimi inanılmaz bir endişe kaplamıştı. Geçen gün kapıyı dinlediğimi fark etmiş miydi? diye düşündüm bacaklarım titreyerek.

Sınıftan çıkıp koridorun sonundaki müdür odasına vardığımda kapı hafifçe aralıktı. Derin bir nefes alıp içeri girdim. Müdür Kıvanç masasının arkasındaki çekmecede hararetli bir şekilde bir şeyler karıştırıyordu, benim girdiğimi henüz fark etmemişti.

Sessiz adımlarla masaya doğru yaklaştım.

Tam o sırada masanın üzerinde duran bir resim dikkatimi çekti. Gözlerim fotoğrafa kilitlendiğinde donakaldım. Ben bu kadını sanki bir yerde görmüştüm, yüzü o kadar tanıdıktı ki... Resimdeki kadın siyah saçlı ve kahverengi gözlüydü. Birden, birkaç saat önce gördüğüm rüyam aklıma geldi. Şok içinde içimden geçirdim: Acaba o rüyamdaki Alâra mıydı?

Ben fotoğrafa şaşkınlıkla bakarken, müdür aniden kafasını kaldırdı ve beni gördü. Yüzünde ani bir panik ifadesi belirdi, endişeli bir şekilde fotoğrafı hemen ters çevirip kapattı.

Onu sadece birkaç saniyeliğine görebilmiştim.

Müdür Kıvanç saniyeler içinde kendini toparladı, yüzüne sahte ve garip bir tebessüm yerleştirerek bana baktı.

"Geçen gün koridorda bir eşyanı düşürmüşsün. Sanırım senin..." dedi gözlerini kısarak.

Beni yokladığını, kapıyı dinleyenin ben olup olmadığımı anlamaya çalıştığını o an fark ettim. Ama korkudan kalbim öyle bir atıyordu ki, bir anda ağzımdan o kelimeler döküldü:

"Yoo, ben bir şey düşürmedim!"

Eyvah... Bunu söyler söylemez içimden kendime kızdım. Düşürmediğimi söyleyerek aslında o gün orada olduğumu, koridorda bir şeyler döndüğünü bildiğimi açıkça belli etmiştim. Umarım beni ve ne demek istediğimi anlamazdı. Müdür Kıvanç gözlerini kısarak bir süre yüzüme baktı,

ardından masadaki ters çevirdiği fotoğrafa elini koyup buz gibi bir sesle konuştu:

"Hımmm... Boş işlerle uğraşma. Şimdi gidebilirsin."

İçimden derin bir nefes aldım. Sesimi titretmemek için üstün bir çaba harcayarak,

"T-tamam," dedim ve hızla odadan çıktım.

Ama kapıyı kapatır kapatmaz ayaklarım zangır zangır titremeye başladı. Hayatımda hiç olmadığı kadar çok korkmuştum; heyecandan ve panikten nefes alamıyor, boğazım kuruduğu için yutkunamıyordum bile. Koridorda yavaş adımlarla, duvara tutunarak sınıfa doğru ilerledim.

Sınıfın kapısına vardığımda derin derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Kalbimin ritmini biraz olsun yavaşlattıktan sonra kapıyı tıkladım. İçeriden sert bir öğretmen sesi yerine arkadaşlarımın uğultusu yükseldi:

"Gir!"

Kapıyı açıp içeri süzüldüm. O kadar korkmuş ve sarsılmıştım ki, sırama geçip oturduğumda bile bacaklarımın titremesini durduramıyordum. Neyse ki arkadan Deniz’in fısıltısı imdadıma yetişti ve dikkatimi dağıttı:

"Ne oldu Gece? Niye çağırmış müdür?"

Ona doğru dönüp dudaklarıma parmağımı götürdüm ve sessizce, "Öğretmen burada Deniz, sessiz ol," diye fısıldadım.

Deniz şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Gece ne saçmalıyorsun sen? Öğretmen çoktan gitti, ders boş!"

Hızla önüme döndüm. Gerçekten de kürsü boştu, sınıfta hoca falan yoktu. Müdürün odasında o kadar büyük bir şok yaşamıştım ve kafam o kadar dalgındım ki, içeri girerken sınıftaki bu detayı fark etmemiştim bile. Muhtemelen ben daha müdürün odasındayken öğretmen sınıftan çıkmıştı. İçimden Aman, boş ver diyerek Deniz’le konuşmaya hazırlanıyordum ki acı bir

teneffüs zili daha çaldı.

Kafamı dağıtmak için çantamdan kitabımı çıkardım. Deniz de kendi kitabını açtı ve teneffüs boyu hiç konuşmadan, sessizce yan yana kitap okuduk. Bir sonraki dersin de boş olduğunu öğrenince Deniz sırasından kalkıp benim yanıma, boş olan sıraya oturdu.

Bu sefer eğlenceli bir şey yaptık ve birbirimizin kitaplarını takas edip okumaya başladık. İkimiz de sayfaları hızla çevirip birbirimizin kitabını bitirdik.

Deniz kitabı sıranın üzerine bırakıp bana muzipçe gülümsedi. "Ben de diyorum bu kız neden birkaç gündür böyle saçma sapan, fantastik şeyler konuşuyor... Meğer okuduğun bu kitaplar yüzündenmiş!" diyerek kahkahayı bastı.

Onun bu neşeli haline dayanamayıp ben de güldüm. "Saçmalama yaaa! Ben de senin kitabını okuyunca diyordum ki, bu kız neden günlük hayatta bu kadar komikmiş meğer sırrı. buradaymış!" dedim.

Deniz’le karşılıklı gülüşürken, müdürün odasındaki o gizemli kadının fotoğrafı ve Sarp’ın sırtımdaki bakışları bir anlığına da olsa zihnimin karanlık köşelerine çekildi. Kendimi uzun zamandır ilk kez bu kadar hafiflemiş hissediyordum. Derken okulun son çıkış zili acı acı yankılandı. Sıramdan kalkıp çantamı omzuma taktım ve Deniz’le birlikte kalabalık koridorlardan geçerek okul bahçesine çıktık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.