Bölüm 4:Büyük Çarpışma
Bahçe kapısının önünde Deniz’e el sallayıp kendi evimin yoluna doğru yönelmiştim ki, arkasına bile bakmadan çılgın gibi koşan küçük bir çocuk bana öyle bir çarptı ki neye uğradığımı şaşırdım! Çarpmanın etkisiyle dengemi kaybedip sendeleyerek geriledim. Elimdeki çantam sertçe yere düştü ve içindeki bütün kitaplar, kalemler bahçenin zeminine saçıldı.
Öfkeyle kafamı kaldırıp, "Ne yapıyorsun sen be!" diye bağırmak için çocuğa baktım. Ama onu görür görmez kelimeler boğazıma dizildi. Yüzü bana birini hatırlatmıştı; sanki Sarp’a benziyordu ama tam olarak o da değildi. Bu çocuk, Sarp’ın aksine çok tatlıydı. Büyük bir telaş ve korku içinde, hızlı adımlarla yere saçılan kitaplarımı ve kalemlerimi toplamama yardım etmeye başladı. Bakışlarını sürekli yere dikiyordu ama gözlerindeki o saf korkuyu net bir şekilde görebiliyordum.
Tam bana doğru kafasını kaldırdığında, gözlerimin içine bakarak sessizce mırıldandı:
"Sen... O’sun. Abimin bana bahsettiği mirasın sahibi..."
Sesi o kadar kısıktı ki ne dediğini tam olarak anlayamamıştım. "Ne?" diye sormaya kalmadan, çocuk panikle arkasına, okul binasına doğru baktı ve dehşet içinde fısıldadı:
"Kıvanç’ın adamları geliyor! Görüşürüz!"dedi ve ardından "Adım De....." devamını anlayamamıştım
Daha ne olduğunu soramadan arkasını dönüp kalabalığın arasında gözden kayboldu. Donup kalmıştım. Hangi Kıvanç? Bizim müdür mü? Neden adamları bu küçük çocuğu kovalıyordu ki? Beynimin bir yarısı, Neyse ya, çok önemli bir şey değildir herhalde diyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu; ama diğer yarısı çoktan bu gizemi çözmek için çarkları döndürmeye başlamıştı bile.
Kafamdaki binbir soru işaretiyle eve nasıl yürüdüğümü anlamadım. Odama girer girmez okul kıyafetlerimden kurtulup rahat bir şeyler giydim. Ödev yapmak için çantamdan kalemliğimi ve kitabımı çıkardım. Yazı yazmaya başlamak için kalemliğimin fermuarını çektiğimde, içinden daha önce orada olmayan, katlanmış küçük bir kağıt parçası düştü.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Kağıdı açtım ve içindeki el yazısını okumaya başladım:
"Bir daha saçma şeylerle uğraşma, senin yüzünden bizim başımız dertte. Yakında her şeyi öğreneceksin büyük ihtimalle ama sen bir şey yapma öğrenmek için.
D. ve S."
Nefesim kesildi. Kimdi bu D. ve S.? Tedirginlikten alt dudağımı dişliyor, odanın içinde volta atıyordum. Acaba bu notu annemle babama anlatmalı mıydım, yoksa sınıftan biri bana şaka yapmak için mi koymuştu? Ne öğrenecektim ben? Benim ne yapmamam lazımdı?
O an odam sanki aniden buz kesmişti. Normalde de sessiz olan odam, şu an sanki tamamen dünyaya kapanmış gibiydi. Ya oda çok sessizdi ya da ben dalgınlıktan etraftaki sesleri duyamayacak hale gelmiştim. Zihnim tam bir karmaşanın içindeydi ama ne düşündüğümü
ben bile bilmiyordum.
Duvardaki saate baktığımda şok oldum. Çoktan iki saat geçmişti! Zaman nasıl bu kadar hızlı akmıştı? Ben neden böyle boşluğa dalıp gitmiştim?
Tam o saniyede, karnımdan yükselen yüksek bir gurultu odanın o mutlak sessizliğinde neredeyse yankılandı. O kadar acıkmıştım ki, açlığın verdiği dürtüyle düşüncelerimi bir kenara bırakıp, "Acaba ne yemek var?" diyerek aşağıya, mutfağa indim.
Fakat mutfağa girdiğimde ne ocakta pişen bir yemek vardı ne de ortalıkta annemle babam görünüyordu. Kaşlarımı çatarak bütün evi tek tek gezdim; banyoya, salona, onların odasına baktım... Hiçbir yerde yoktular. Koskoca evde yapayalnızdım.
Neredeydiler? Neler oluyordu? İçim içimi yiyordu. Evin içinde adeta bir hayalet gibi dolanıp duruyordum. Başlarına kötü bir şey gelmiş olma ihtimali aklıma geldikçe deliye dönüyordum.
Ev o kadar sessizdi ki, kafamın içindeki o çığlık çığlığa duran düşüncelerim dışında hiçbir ses yoktu.
Taki yarım saat sonraya kadar...
Yarım saatin sonunda, dış kapının kilidinden gelen o ani sesle yerimden sıçradım. O uzun, boğucu sessizliğin ardından gelen bu ses beni fena halde korkutmuştu. Yavaş adımlarla koridora çıkıp, "Kim o?" diye bakmaya gittim.
Gelenler annemle babamdı. Ellerinde bir sürü alışveriş poşeti vardı ve ikisi de kilometrelerce yol yürümüş gibi fena halde yorgun gözüküyorlardı.
Endişeyle yanlarına gidip, "Nereye gitmiştiniz?" diye sordum.
Annem poşetleri mutfak tezgahına bırakırken derin bir nefes aldı. "Markete gittik kızım," dedi.
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Çünkü normalde beni evde asla bırakmazlar, markete hep birlikte giderdik. "Neden bensiz gittiniz?" diye çıkıştım.
Annem bana dönüp hafifçe gülümsedi ve elini omzuma koydu. "Güzelim, çıkmadan önce odana gelip sana seslendim ya... Sen o kadar dalgındın ki beni duymadın bile. Biz de seni rahatsız etmek istemedik."
Olduğum yerde donakaldım. Gerçekten o kadar dalgın, o kadar bu dünyadan kopmuş muydum ki odama kadar giren annemin sesini bile duymamıştım? Korku ve merak içimi kemirmeye devam ediyordu.