İçeriğe geç

Uyanan Soy

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Uyanan Soy

Bölüm 2

Sırtımdaki Bakışlar

Bölüm 2: Sırtımdaki Bakışlar

Odamın penceresinden içeriye doğru sızan güneş ışıklarıyla gözlerimi araladım. Duvardaki saate baktığımda kalbim duracak gibi oldu; saat çoktan 08.30 olmuştu! Hızla yataktan fırladım. Kahvaltı bile yapmaya fırsat bulamadan üstümü giyinip evden çıktım ve koşa koşa okula gittim.

Sınıfa girdiğimde ilk ders zili çalmıştı bile. Her zaman olduğu gibi sıramda dalgın dalgın oturmuş, kafamdaki düşüncelerle boğuşuyordum. Tam o sırada arkamdan Deniz’in fısıltısını duydum:

"Yine ne oldu Gece? Yoksa bu sefer de biri senin rüyana mı girdi?"

Ona doğru dönüp kaşlarımı çattım. "Dalga geçme Deniz, gerçekten oluyor. Bana.

inanmıyor musun?"

Deniz dalga geçermişçesine güldü, ellerini teslim olur gibi kaldırdı. "Tamam tamam, öyle olsun. Neyden falan... Neyse, şimdi hoca galir, dersi dinle yoksa ceza alırsın."

Yaklaşık bir dakika sonra hoca sınıfa girdi ve tahtadan konuyla ilgili bir video açıp dersi anlatmaya başladı. Videodaki ses sınıfta yankılanırken aniden donup kaldım. Hoparlörden gelen o ses... Rüyalarımda duyduğum Alâra’nın sesine o kadar çok benziyordu ki! Yeniden derin düşüncelere daldım. Neyse ki kulaklarımı tırmalayan teneffüs zili beni o düşüncelerden çekip çıkardı.

Hemen arkamı dönüp Deniz’e baktım. "Deniz, gerçekten bir şeyler oluyor ama ben de anlamıyorum," dedim çaresizce.

Deniz sıkıntıyla bir nefes verdi.

"O kadar K-Drama ve saçma sapan diziler izlersen böyle olur işte. Kaç kere izleme dedim sana, aklın karışıyor. Bence bir süre dizilere ara vermelisin."

"Bana inanmıyorsun ama gerçekten oluyor..." dememe kalmadan Deniz eliyle ağzımı kapattı. Beni oturduğum yerden kaldırıp hızlı adımlarla koridorun sonundaki merdivenin hemen önüne doğru götürdü.

"Hani Gece, hani?" dedi etrafı göstererek. "Ben hiçbir şey göremiyorum. Şu saçmalıklara son ver bence, insanlar seni deli sanacak."

Sustum. Haklıydı da... Acaba gerçekten dışarıdan deli gibi mi gözüküyordum? Önümde iki seçenek vardı: Birincisi ya bu yaşadıklarım tamamen gerçekti, ikincisi ise fazla fantastik kurgu tükettiğim için beynim bunalmıştı ve rüyaları gerçek sanmaya başlamıştım. Tabii ki mantıklı olan ikinci seçenek gibi geliyordu ama içimdeki hissi susturamıyordum.

Acaba gerçekten abartıyor muydum? diye düşünürken acı bir zil daha çaldı.

Oflaya puflaya, okulun en sıkıcı derslerinden biri olan İngilizce için yerlerimize geçtik. Hoca dersi anlatıyordu fakat ben sadece tahtaya bakıyordum; duyduğum kelimeler bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu, hiçbir şey anlamıyordum.

Tam o sırada sırtımın sağ tarafında tuhaf bir sızı, keskin bir his hissettim. Sanki biri gözlerini dikmiş, arkamdan bana bakıyordu. Kimin baktığını kontrol etmek için zekice bir plan yaptım; çantama sanki bir şey koyuyormuş gibi yapıp aniden arkama döndüm.

Ben tam arkamı dönerken, arka sırada oturan Sarp jet hızıyla kafasını önüne çevirdi! Sanki saniyeler öncesine kadar bana bakan o değilmiş gibi davranıyordu. O önündeki kitaba bakarken ben kafam iyice karışmış bir halde önüme döndüm. Ders boyu sürekli bunu düşündüm. Acaba beni izleyen gerçekten o mu? Neden sürekli garip garip rüyalar görüyorum?

Nihayet o can sıkıcı ama beni bu düşüncelerden kurtaran zil çaldı. Bunu fırsat bilip sıramdan kalktığım gibi doğruca Sarp’ın yanına gittim. Yanında en yakın arkadaşı Doruk da vardı.

Sarp’ın tam önünde durdum ve gözlerinin içine bakarak, "Sen beni mi izliyorsun?" diye sordum doğrudan.

Sarp bir an afalladı. Yüzünde sanki büyük bir sır saklıyormuş gibi panik bir ifade belirdi. Kekeleyerek, "N-ne saçmalıyorsun be? Neden seni izleyeyim?" dedi.

Yanındaki Doruk alaycı bir şekilde güldü. "Aynen, Sarp’ın da işi gücü yokmuş gibi oturup seni izleyecek değil mi? Hıhı, kesin."

Kafam gerçekten çorba olmuştu. Neler oluyordu? Neden sürekli bir şeyleri kaçırıyormuşum ve birileri benden bir şeyler saklıyormuş gibi hissediyordum?

Hangisinin söylediği doğruydu? Daha fazla bir şey söylemeden hızlı adımlarla yanlarından

ayrıldım ve elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim.

Biraz serinledikten sonra koridordan sınıfa doğru yürürken, Müdür Kıvanç'ın odasının içinden gelen sert bağırış sesleri adımlarımı durdurdu. Kapı hafifçe aralıktı.

"Nasıl beceremezsin?!" diye kükredi Müdür Kıvanç. Sesi o kadar öfkeliydi ki koridordaki hava bile ağırlaşmış gibiydi.

İçeriden daha kısık, korkmuş ve suçlu bir erkek sesi cevap verdi: "Gerçekten bilerek olmadı..."

Bu sesin kime ait olduğunu çözmek için kulaklarımı kabarttım. Tanıdık bir tınısı vardı ama içeriden boğuk geldiği için bir türlü kim olduğunu çıkaramıyordum. Müdürün birine fena halde kızdığı kesin olan bir şey varsa, o da gizli bir görevin batırılmış olmasıydı.

Tam ne dediklerini biraz daha duymak için kapıya bir adım daha yaklaşmıştım ki

burnum acayip bir şekilde gıdıklandı. Kendimi tutamadım ve yüksek sesle hapşurdum!

İçerideki sesler bıçak gibi kesildi. Müdür Kıvanç'ın sert ayak sesleri kapıya doğru hızla yaklaşırken o ürkütücü sesi koridorda yankılandı: "KİM VAR ORDA?!"

Korkuyla arkama bile bakmadan koşarak sınıfa kaçtım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Neler oluyordu, hiçbir şey anlamıyordum. O ses kime aitti? Müdür neyi beceremediklerini söylüyordu?

Kısa süre sonra son zil çaldı, okul bitti ve ben kafamdaki binbir soru işareti ve o gizemli sesin yankısıyla eve döndüm. 1

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.