30 Eylül 2015
10/Kaos sınıfının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi hocaları başka bir okula geçiş yaptığı için bugün son dersten önceki iki ders boştu. Bu yüzden kızlar sınıfta bir süre oyalandıktan sonra sıkılıp bahçeye çıktılar ve banklardan birine oturdular.
"Sizce bu ders eski yerlerimize döner miyiz? Ben eski yerimi özledim. En önde oturmak çok sıkıcı." Laven dirseklerini oturduğu bankın masasına yaslamış yüzünü de ellerinin arasına sıkıştırmıştı.
"Bilemiyorum Lavencim, bilemiyorum. Daha seninle olan sıra yoldaşlığımıza doyamadan yerimiz değişti. Ve ben nazik görünümlü sünepe sinsiden artık kurtulmak istiyorum. Gerçi beraber oturduğumuz 5 gün boyunca baya bir şey öğrendi benden. Artık özür dilemeden bağırabiliyor."
Açelya kaşlarını çatıp kollarını birbirine doladı. "Neden ülke normlarına göre nadir bulunan bir türü yabanileştiriyorsun. Oysa ne kadar güzel yetiştirilmiş, bir insana bağırmaması gerektiğini bilen ve özür dilemenin gurura zarar verecek bir sözcük olmadığını düşünen bir beyefendi."
"Off, Açelya ne saçmalıyorsun ya? 'Sen benimsin güzelim' diyen kızı kolundan tutup oradan oraya sürükleyen badboy erkeklere düştüğümüz yaşta değil miyiz?"
"Iyy, Eylem iğrençsin. Komik ve kibar erkekler her zaman bir numaradır."
"Rüya'ya katılıyorum. Ve artık Wattpad'de mafya hikayelerini okumanı bırakman gerektiğini düşünüyorum."
"Kes kes. Sabah akşam Wattpad de türlü türlü şey okuyup tüm badboy erkeklere düştüğünü bilmiyormuşuz gibi konuşma Açelya."
Açelya kaşları çatık bir şekilde Eylem'e bakmayı sürdürdü. "Tamam, ergenliğin sebep olduğu o karanlık tarafa sürüklendiğimi reddedemeyeceğim. Ama şu an badboyların zamanı olsa da bir gün goodboyların zamanı gelecek ve onlar kazanacak."
"Çok fazla ütopik düşünüyorsun. Badboylar her türlü alır." Kızlar duydukları ses karşısında korkuyla yerlerinde sıçradılar. Hasan kızların oturduğu yerdeki bahçeye açılan camdan başını çıkarmış kızları dinliyordu. Doğrusu kızlar Hasan'ın sınıfının olduğu camın önündeki banklara oturmuştu.
"Aklım çıktı! Bir an gökten Meryem hoca iniyor sandım." Laven elini korkuyla atan kalbinin üzerine koymuştu.
"Bu kadar kötü bir hakarete uğrayacak bir şey yaptığımı sanmıyorum." Hasan camın pervazına yaslanmış kollarını birbirine dolamıştı. Meryem hocaya benzetilmek hoşuna gitmemişti. Özellikle de gökten inen bir versiyonuna...
"Bizi dinlemek ve konuşmamıza dahil olmak hadsizliğinde bulundun. Bu yüzden her türlü hakarete kendini hazırlamış olman gerekiyordu." Eylem tüylerini kabartmış her an saldırıya hazır bir kedi pozisyonu almıştı.
"Konuşmanıza dahil olma hadsizliği mi?" Hasan'ın yüzünde anlamsız bir tebessüm ifadesi oluştu. "Benim dahil olduğum konuşmalara şahit olsaydın hadsizliğin kime ait olduğunu anlardın."
Rüya bu saçma konuşmaya dahil olmakta geç kalmadı. "Hayırdır? İngiltere Prensiyle mi görüşüyoruz? Kamisama mısın sen oğlum, artistliğin kime?"
"Eh... Bu hikaye için ona yakın bir şey sayılırım. Neyse..." Hasan Eylem'i baştan aşağı süzdü. "Neden olmasın?"
"Lan!? Neye bakıyorsun öyle sen, hadsiz?"
"Elimde bir adet badboy var da sana olur mu diye düşünüyordum. Ayarlayayım mı sana?"
Açelya birden kahkaha atmaya başladı. "Hasan iyi çocuktun, seni severdim. Helvanı kavurup yemek için biraz erkendi ama olsun, helvanı kavuracağıma söz veriyorum. Allah aşkına dünya üzerinde çöpçatanlık yapacak başka bir insan..."
Eylem hızla Açelya'yı susturdu. "Mafya mı? Mafyaysa olur."
Rüya şok olmuş bir şekilde Eylem'e bakakaldı. "Hey! Dünyadan Eylem'e! Kendine gel kızım!" Rüya Eylem'i sarsmaya başladı. "İyice kafayı bozdun sen. Camdaki, sen de gir içeri camı ört! Ders zili çaldı hadi gir dersine."
Hasan omuz silkip geri çekildi ve camı kapattı. Kızlar da Hasan'ın sınıfının olduğu camın önünden kalkıp başka bir yere geçtiler.
"Sen hayırdır kızım? Ne zamandan beri böyle teklifleri ciddiye alıyorsun? Hayır bir de ciddiye alıp kabul ediyorsun? Şu an Hasan'ın kafasını cama yapıştırman gerekmiyor muydu?"
"Açelya'ya katılıyorum." Rüya elini destekler bir şekilde Açelya'nın omzuna koymuştu.
"Arada benim de eğlenmeye hakkım yok mu? Ne kastınız be!"
Rüya ve Açelya bir kez daha şaşkınlıkla Eylem'e bakakaldı. "Eğlenmek mi? Erkeklerle eğlenmek mi? Nasıl yani?"
"Düşünsene kızım genç mafya bir veliahtla gecenin karanlığında tehlikeli işlere karışıyorsun. Başın belaya girince çat çat millete resti çekip kurtarıyor seni. Hele o arabaları..."
"Hey hey... Kendine gel, hop!" Açelya ve Rüya iki yandan Eylem'i dürtükleyip hayal dünyasından çıkarmaya çalışıyorlardı.
"Eylem cidden mafya hikayesinin dozunu biraz kaçırmamış mısın?" Laven bile şok olmuş bir şekilde Eylem'e bakıyordu.
Sarsılarak kendine gelen Eylem etrafa baktı. Dalgınlıkla elini saçına attı ve kafasını ovalamaya başladı. "Sanırım telefondan Wattpad'i silme zamanım gelmiş." Gözlerini kızların üzerinde gezdirdikten sonra birden bir aydınlanma yaşamış gibi özüne döndü. "Sakın! Bu halimi unutun! Eğer ki az önce olanların bahsi açılırsa sizi bitiririm!"
"Hanımefendiye bak, hem bizi karanlık fantazilerine şahit ediyor hem de sizi bitiririm diyor. Merak etme çok da zevk aldığımız bir görüntü değildi."
Eylem derin bir nefesi içine çekti ve önünde dikildiği banka kendini bıraktı. Ellerini yüzüne kapattıktan sonra oflamaya devam etti. Sanki bir şey söylemek istiyor da söyleyemiyormuş gibi bir hali vardı.
"Ne bu tavırlar? Garip davranıyorsun bugün, bir sorun mu var?" Açelya Eylem'i çözmek ister gibi onu izliyordu.
Eylem daha fazla ofladıktan sonra ellerini yüzünden çekti. "Ben aslında badboy erkekleri sevmiyorum." Kızların anlamsız bakışlarını görünce konuşmaya devam etti. "Erkek sayısı çok fazla olan bir ailede yaşıyorum ve etrafımdaki erkekler çok kaba. Sevgilerini ya da özürlerini dürüstçe söze dökebilme kabiliyetlerinden yoksunlar." Eylem derin bir nefesi daha içine çekti. Kızlar ise Eylem'in ilk defa bu kadar içini açmasından dolayı sessizce devam etmesini bekliyorlardı. "Yani demek istediğim, etrafımdaki erkeklerin bu tavırları hiç hoşuma gitmiyor ama aynı zamanda tüm erkekler böyle davranmalıymış gibi hissediyorum. Nazik birini gördüğümde hoşlanmaktan korkuyorum. Elimde olmadan kendimi bağırıp çağırırken buluyorum. Ama aynı zamanda ya abilerim gibi birini seversem diye daha çok korkuyorum. O yüzden tüm erkeklerden nefret ediyorum!"
"Wow, bu kadar açık sözlü olmanı beklememiştim." Açelya ne diyeceğini bilemiyordu şu an. Diğer kızların da Açelya'dan bir farkı yoktu.
"Kızlar!" Bu garip anı bozan elinde senaryo defteriyle koşarak gelen Şükran oldu. Nefes nefese kızların önünde soluklandıktan sonra konuşmaya devam etti. "Ay, sonunda buldum sizi. Kızlar sizin şu karakol hikayesini bir daha anlatsanıza. Belki yeni yazdığım senaryomda karakolla ilgili bir sahne yazabilirim. Lütfen bir daha anlatın."
"Daha kaç kere anlatacağız Şükran? Bir haftadır her gün bana aynı işkenceyi yaşatıyorsun. Ben o anları tekrar tekrar yaşamak istemiyorum." Rüya kendisi için kabus olan o anları tekrar hatırlayınca modu düşmüştü. Az kalsın okul hayatı... Hayır hayır... Tüm hayatı bitiyordu!
Konunun değişmesinden aşırı keyiflenen Eylem şükranla Şükran'a bakıyordu. Bu yüzden hevesle anlatmak için öne atıldı. "Bu sefer ben anlatacağım! Zaten hikayenin sonuyla ilgili aklıma takılan bazı noktalar var."
"Eylem sana bir şey soracağım." Açelya çok önemli bir şeyi ortaya çıkartacakmış gibi kollarını birbirine dolamış Eylem'e bakıyordu. Eylem tek kaşını kaldırıp sor dercesine baktı.
"Regl misin?"
Laven ve Rüya kahkaha atmaya başladılar. Eylem sinirle gözlerini devirdi. "Evet, öyleyim."
"Bu çok şeyi açıklar o zaman." Rüya yeni bir şey keşfetmiş gibi bilimsel bir açıklama yapmıştı.
"Bir şey mi kaçırdım?" Şükran anlamayan gözlerle kızlara bakıyordu.
"Yok yok. Hadi şöyle otur da bu sefer hepimiz Eylem'in ağzından dinleyelim bu eşsiz olayı." Laven Şükran'ı kolundan çekiştirip Eylem'in yanına oturttu.
Ve kızların hepsi tekrar o günde buldular kendilerini.
Emniyete geldiklerinde Rüya ağlamamak için kendini kasıyordu. Emniyet müdürünün odasına girdiklerinde o malum günde resepsiyonda duran kadın da içeride oturuyordu.
İçeriye giren kızları görünce heyecanla yerinden kalktı. "İşte memur bey!.." Bağırarak Rüya'yı işaret etmeye başladı. "Bana su balonu atıp en sevdiğim topuklu ayakkabımın kırılmasına sebep olan kız bu!"
"Off... Bu ağzı yayık da mı buradaymış ya?" Eylem canı sıkkın bir şekilde kendi kendine mırıldanırken Açelya kadının sesinden dolayı kulaklarını tıkamamak için kendini zor tutuyordu. Laven ise gözlerini devirmekle meşguldü.
Resepsiyondaki kadın ise hâlâ ağzını yaya yaya konuşmaya devam ediyordu. "Memur bey, bu kızlardan şikayetçiyim. Bunları hapse atacaksınız değil mi?" Eliyle tekrar Rüya'yı işaret etti. "Özellikle bu kızdan şikayetçiyim. En sevdiğim topuklu ayakkabımın katilinin sonsuza dek hapse mahkum edilmesi gerek!"
Rüya bu abartılı tavır karşısında kendini daha fazla tutamadı ve Cennet Mahallesi'nden fırlamış bir edayla kadının saçlarına yapışıverdi. "Sen ne dersin be! Seni peynirgiller sülalesinden olan cadaloz! Ekmeğimin arasına koyar tost niyetine yerim seni be, şıllık!" Kadının saçlarını emniyet müdürü zar zor Rüya'nın elinden kurtardı.
"Kestik!" Rüya i harfini olabildiğince uzatarak bağırdıktan sonra sinirle Eylem'i susturmuştu. "Ben böyle şeyler yapmadım! Hikayeyi doğru düzgün anlat!"
"Aman ne var be? Ne olmuş biraz eğlence kattıysam? Sürekli aynı sıkıcı hikayeyi dinlemekten bıkmadınız mı?"
Şükran elindeki kalemle yazma işlemine bir son verip kafasını kaldırdı. "Her ne kadar bu versiyonu da hoşuma gitmiş olsa da lütfen orijinalden şaşmayalım."
"Aman be... Siz ne anlarsınız sanattan." Eylem oflayarak kaldığı yerden devam etti.
Rüya bu abartılı tavır karşısında kendini tutamadı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. O sırada hâlâ cazgır cazgır konuşan kadını polis memuru odadan çıkardı.
"Lütfen beni içeri atmayın. Ailem öğrenirse tüm hayatım biter. Sicilime işlerse tüm hayatım biter!" Rüya salya sümük ağlarken aynı zamanda özürler dileyerek emniyet müdürüne yalvarıyordu. Diğer kızlar da Rüya'nın iki tarafına geçmiş onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Şu an hapse düşme endişesinden çok Rüya'nın kendi gözyaşları yüzünden boğulabileceği endişesi sarmıştı dört bir yanlarını.
Emniyet müdürü ve odadaki polis memuru bile sanki suçlu onlar değilmiş gibi Rüya için endişelenmeye başlamışlardı. "Tamam kızım, sen sakin ol. Bir ortak yol bulunur. Siz de bir daha böyle gençlik hataları yapmayın. Yasemin hanımdan özür dilersiniz, şikayetini geri alır." Emniyet müdürünün sözleri karşısında Rüya biraz sakinleşip sayıklamalarını durdurdu ve okul formasının koluna akan burnunu ve gözyaşlarını sildi. "Ge-gerçekten... Öz-ür dilesek... Affeder mi? En se-sevdiği... Ayak-kabı... Ka-kaybetmek... Özür dilerim..." Hıçkırıkları arasında zar zor kurduğu cümleyi Açelya müdüre tercüme etti. "'Gerçekten özür dilersek affeder mi? En sevdiği ayakkabıyı kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum, özür dilerim.' diyor komiserim." Rüya Açelya'nın doğru tercüme ettiğini onaylarcasına başını salladı hızla.
Müdür Rüya'nın bu haline acıyıp şikayetini geri almasını söylemek için Yasemin hanımı odaya çağırılmasını emretti yanındaki polis memuruna. Polis memuru tam odadan çıkacakken başka bir polis memuru odaya girdi. "Komiserim, Yasemin hanım şikayetini geri çektiğini bildirdi."
"Ne? Nasıl yani? Madem şikayetini geri çekecekti neden bizi bu duruma düşürdü yelloz karı?" Eylem sinirlenmişti. "Sussana kızım. Hapse düşmedik işte, neden geri çektiyse çekti." Açelya koluyla Eylem'i dürtüklemeye başlamıştı.
Rüya bu atraksiyona daha fazla dayanamayıp önündeki sandalyeye yığılıverdi. Bu sefer mutluluktan ağlamaya başlamıştı. "Hadi kızım, bir problem kalmadığına göre çıkın artık. Sicilinize de bir şey yazılmayacak. Erkut da size su getirsin daha fazla meşgul etmeyin devlet memurunu." Olay daha fazla uzamadığı için huzurla derin bir nefes vermişti emniyet müdürü.
Laven Rüya'nın kalkmasına yardım edip odanın dışına çıkardı. Eylem ve Açelya da polis memurunun peşine su almaya gitmişlerdi.
"Ay işte böyle oldu. Daha da anlatacak bir şey yok. En sonunda hiçbir şey olmamış gibi emniyetten çıktık. Üstüne bir de beleşe gittiğimiz emniyetten para vererek otobüsle dönmek zorunda kaldık."
"Oldu paşam. Ne bekliyordun? Polislerle bebekte üç beş tur atıp öyle eve bırakmalarını mı?"
"Of Açelya bir kes artık ya! Bugün sürekli beni baltalamak zorunda mısın? Neyse size hatırladığım önemli bir ayrıntıyı söyleyeceğim şimdi. Ben o gün odadan çıktıktan sonra sanki Hasan ve o gün AVM'nin önünde Hasan'ın konuştuğu o çocuğu gördüm. O yelloz karı kırıta kırıta onların yanına gidiyordu. Beynim bu manzaraya mana veremediği için unutmuştum."
Şükran defterinden başını kaldırıp kızlara baktı. "Hımmm... Güzel bir ayrıntı. Ama Hasan kim?"
"Benim." Kızlar şaşkınlıkla arkalarında oturan Hasan'a döndüler.
"Sen ne zamandan beri oradasın çakma Meryem hoca?" Laven tek kaşını kaldırmış Hasan'a bakıyordu.
"İsmim geçtiği andan beri. Ve ismimin çakma Meryem hoca olmadığı konusunda anlaşmamız gerekiyor." Hasan bir elini masaya yaslamış gizli bir şey söyler gibi Laven'e doğru eğilmişti.
Şükran defterine bir şeyler daha not ettikten sonra kafasını kaldırıp baştan aşağı Hasan'ı süzdü. "Evet evet... Senden tamamen başrol vibe'ı alıyorum. İlginç bir tipsin."
"Şükürler olsun bu hikayenin başrolü olduğumu anlayan birisi çıktı!" Hasan hızla masanın etrafından dolanıp Şükran'ın yanına geldi ve elinden tutup ayağa kaldırdı. Şükran şokla elindeki defter ve kalemi yere düşürdü. Bu sırada Hasan ayağa kaldırdığı Şükran'ı kendi etrafında döndürmeye başladı. Şükran ise defterim diye bağırmakla meşguldü.
"İşte Star olacak kişiye bakın! Bu kız var ya tek bakışta dört sezondur anlamadığınız olayı şak diye anladı." Hasan sonunda Şükran'ı döndürmeyi bırakıp yukarı baktı. "Ben böyle bir karakter değildim. Sessiz bir karakter olmam gerekmiyor muydu? Seni dava edeceğim!"
"Bu çocuğun psikolojik sorunlarının yanında psikiyatrik sorunları da var belli. Ne zırvalayıp duruyorsun çek git şuradan be!" Eylem bir dakika susup düşündü. "Ya da dur! Madem bizi dinliyordun söyle bakalım, o gün emniyette gördüğüm kişi sen miydin?"
Hasan ciddileşip sessizleşti. "Ne duymak istiyorsun?"
"Yanındaki çocuk bana ayarlamayı düşündüğün badboy muydu?"
"Merak ettiğin konu cidden bu muydu?" Açelya şok olmuş bir şekilde Eylem'e bakıyordu.
Hasan Açelya'ya aldırmayıp Eylem'e cevap verdi. "Neden olmasın?" Sonra gülümseyerek arkasını döndü ve bahçenin çıkış kapısına doğru yürümeye başladı.
"Hey, beklesene! Daha benim soracaklarım bitmedi!" Açelya her ne kadar Hasan'ın arkasından bağırsa da Hasan arkasını dönmedi. Sadece "Bu bölüm için fazlasıyla göz önünde bulundum. Üzgünüm Açelya." dediği duyuldu.
"Gerçekten garip bir çocukmuş. Kesinlikle bir senaryoda yaşıyor gibi. Sevdim." Şükran yere düşen defter ve kalemini yerden almış uzaklaşan Hasan'ı izliyordu.
"Ay son ders başlamak üzere! Hadi sınıfa gidelim de yerlerimizin değişmesi için savaşımızı verelim!" Rüya birden gaza gelmiş bir şekilde çıkış kapısına doğru koşmaya başlamıştı. Diğerleri de hızlı adımlarla onu takip etti.
Çetin yanına oturan Açelya'yı dürtüklemeye başladı. "İki saattir nereye kayboldunuz? Emir şahsı adının layığını yerine getirerek bana emir buyurduğu için ben iki derstir sınıftakilerle maç yapıyordum."
Açelya hayretle Çetin'e baktı. "Az önce kurduğun bol emirli cümleyi kurabilecek zekaya sahip olduğunu hiç düşünmüyordum. Ayrıca bana neden açıklama yapıyorsun ki?"
"Kalbimi kırıyorsun Açelya!" Çetin hüzünlü bir bakış atıp kalbini tutmuştu. "Aramızda bir sıra arkadaşlığı bağı olduğunu düşünmüştüm."
"Haklısın... Açıkçası seninle oturmak Rüyayla oturmaktan pek de farklı değildi. Rüya'yı aratmadın. Teşekkürler." Çetin bu itiraf karşısında gülümsemesine engel olamadı.
"Asıl ben teşekkür ederim. Çok onur duydum şu an." Çetin kaçamak bir şekilde Rüya'ya göz gezdirdi. Ya da o kaçamak bir şekilde göz gezdirdiğini sandı...
"Bu arada iki saattir Hasanla beraber bahçedeydik." Açelya bu cümleyi biraz yüksek sesle kurmuştu. Emir duyduğu cümle karşısında Açelya ve Çetin'in konuşmalarına kulak kabartmaya başladı.
"Hasanla mı?" Çetin bu cevap karşısında oldukça şaşırmıştı. Onlar top peşinde koşarken Hasan Rüya ile beraber vakit mi geçirmişti?
"Hı hı... Bizim karakola götürüldüğümüz gün o da oradaymış."
Emir daha fazla suskunluğunu koruyamayıp Açelya'ya doğru döndü. "Hasan'ın karakolda ne işi varmış?"
Açelya beklediği reaksiyonu almanın hazzıyla arkasına dönüp Emir'e baktı. Aslında duymak istediği cevap bu değildi. "Kuzeni olarak bunu bilmesi gereken sen değil misin? Eminim ki bizim kolayca paçayı sıyırmamızda onun bir parmağı var. Sana anlatmış olabileceğini düşünmüştüm. Demek ki o kadar da güvendiği biri değilsin."
Emir duydukları karşısında biraz bozulmuş olsa da bozuntuya vermemeye çalıştı. "Niye bilmesi gereksindi ki? Göbek bağları bir kesilmemiş sonuçta her yaptıklarını bilmemeleri güvenle alakalı değil ki. Mesela bizim Çetinle göbek bağımız bir kesilmiş ama Çetin yine de her yaptığım şeyi bilmiyor." Laven sıra arkadaşına destek çıkmıştı.
"Nasıl ya? Ne demek her yaptığın şeyi bilmiyorum? Hani her şeyi bana anlatıyordun?" Çetin yediği darbeden dolayı oldukça üzülmüştü.
"Sen bana her şeyi anlatıyor musun ki?" Çetin'in ona her şeyi anlatmadığına emin bir ses tonuyla sormuştu Laven.
"Evet..." Laven duyduğu cevapla bir tık pişman olsa da bozuntuya vermedi.
Emir onu destekleyen Laven'e teşekkür ettikten sonra cevap vermek için Açelya'ya döndü tekrardan. Açelya ise Laven'in dediklerinin haklı olduğunu biliyordu ama bu sözleri söylerken belli bir amacı vardı. Bu yüzden Laven'e karşı bir savunma yapmamıştı. Emir'den gelecek cevabı bekliyordu.
"Belli ki sevgili kuzenim kalabalık bir alışveriş merkezinin ortasında hiç bir sebep yokken utanmadan pantolonuma su balonu atan kızı kurtardığı için utanç duyduğundan bana söyleyemedi. Ama bil ki bu yaptığınız saçma şeye rağmen elimden bir şey gelseydi ben de yardım ederdim." Emir Hasan'ın nasıl bir şekilde yardım edebildiğini son derece merak etmişti. Ayrıca nasıl bu durumdan kendisine bahsetmemişti?
Açelya tam Emir'e cevap verecekken sınıfa giren Ayten hoca yüzünden susmak zorunda kaldı. Herkes ayağa kalkıp hocaya selam verdikten sonra yerlerine oturdu.
"Evet... Bir haftadır alıştınız mı yerlerinize? Bir sıkıntısı, problemi olan var mı?" Herkes Ayten hocanın bu soruyu sormasını bekliyormuş gibi tek bir ağızdan konuşmaya başladı. Ayten hoca çıkan gürültü karşısında dikkat çekmek için elini masaya vurmaya başladı. "Lütfen teker teker konuşun! Ömer sen konuş önce."
Ömer'in bir haftalık hayatı gözlerinin önünden akıp geçti. "Hocam öncelikle burası çok arka ve ben buradan tahtayı göremiyorum. Sonra burada can güvenliğim de yok."
Ayten hoca meraklı bir şekilde Ömer'e baktı. "Nasıl yani?"
Ömer anlık olarak Rüyayla göz göze geldiğinde Rüya'nın tehditkar bakışlarıyla karşı karşıya kaldı. "Yani... Şey hocam... Demek istediğim şu ki... Burası cam kenarı, ya bahçeden birileri durduk yere cama bir şey atarlar da camlar üstüme düşer diye düşünmeden edemiyorum." Aslında Ömer'in o an aklında olan tek düşünce Rüya'nın bir hafta boyunca ona durduk yere attığı kalemlerdi. Üstelik sürekli ona Mustafa diyip duruyordu.
Sınıftakiler Ömer'in bu saçma bahanesine kahkahalarla gülmeye başladığında bu durum Ömer'in çok da umrunda değildi. Şu an tek derdi sınıftaki can güvenliğini Rüya ve tayfasından uzakta bir yerde sağlamaktı. Ayten hoca sınıftaki sessizliği zar zor sağladıktan sonra bu sefer sözü Kerem'e verdi.
"Hocam, öncelikle şikayetlerim için özür dilerim. En arkada tahtayı göremiyorum çünkü en önde sınıfın en uzun öğrencisi oturuyor. Ayrıca arkada çok fazla gürültü olduğu için dersi dinleyemiyorum."
"Vay vay... Şikayet falan... Sen aştın kendini ha!" Eylem Kerem'in koluna bir tane yumruk atmıştı.
"Ne vuruyorsun be!" Kerem, hocanın varlığını unutup Eylem'e bağırmıştı.
"Aşko ne bu gerginlik ya? Sen bir rahat olsana." Eylem kötü kadın kahkahası atmaya başladı. Bugün devreler kopmuştu Eylemde.
"Hop! Bana mı seslendin?" Berk sınıfın diğer köşesinden ayağa kalkmış Eylem'e doğru el ediyordu.
Çetin başka bir taraftan hocaya onu Rüyayla oturtması için yalvalıyordu. Rüya Açelyayla oturmak için yalvarıyordu. Emir boyunun uzun olmasının onun suçu olmadığını en arkada oturmak istemediğini söylüyordu. Hakan ve Elif en önde oturdukları sıradan ben kalkmam diye kavga ediyorlardı. Laven en önde uykusunun geldiğini, dersi dinleyemediğini, en arkaya geçmek istediğini söylüyordu.
Ayten hoca daha fazla bu gürültülü isyana dayanamayıp tekrardan masaya vurmaya başladı. "Tamam, susun artık! Anlaşılan sınıf az da olsa kaynaşmış gibi görünüyor. Herkes istediği yere oturabilir. Aklı başında bireyler olarak anlaşıp güzel bir yer planlaması yapabileceğinizi düşünüyorum. En sonunda birlik olarak karar verdiğiniz oturma düzenini Elif ve Hakan'ın bana onaylatmasını istiyorum. Anlaştık mı?"
Daha Ayten hoca cümlelerini bitirmeden sınıfta 'Ben burada oturacağım!' sesleri yankılanmaya başlamıştı. Tekrar bir kaos ortamı oluştuysa da Ayten hocayı mahcup etmemek adına herkes bazı şeyleri alttan alarak ders bitmeden herkesin memnun kalacağı yeni bir oturma düzeni ayarlanmıştı. Hakan ve Elif yeni oturma düzeninin listesini çıkarıp Ayten hocaya teslim ettiler. Ayten hoca birkaç kişinin yerini değiştirip listeyi onayladı.
"Sonunda başardık be! İsyan başarılı!" Eylem en arka cam köşesindeki yerine tekrardan kavuşmuştu. Yanında yine Laven oturuyordu. Rüya Eylem'in önünde, Açelya da Rüya'nın yanında oturuyordu eskisi gibi.
"Özlemişim burayı. Her ne kadar kısa bir süre yer sahipliği yapmış olsam da ben bu yeri kolay kazanmadım." Laven sonrasında canım sıra yoldaşım diye bağırarak Eylem'e sarıldı. Eylem de ona sarılmıştı. Açelya ve Rüya kazandıkları zaferden dolayı çoktan sarılmaya başlamışlardı bile.
"Bir daha kavuşamayacağız diye çok korktum Açelya!"
"Ben de ben de! Gerçi yanımda oturan kişi yokluğunu çok aratmadı ama kimse bir Rüya Taştepe olamaz!" Rüya Çetinle benzetilmekten hoşlanmasa da şu an bu duruma bir tepki vermedi. Kutlanılması gereken bir zafer vardı.
Çıkış zili çaldığında sınıftaki çoğu kişi hızla çıkmıştı bile. Kızlar ise hâlâ eski yerlerine kavuşmanın kutlamasını yapmak için yerlerinden kalkamamışlardı.
"Bugün burada mı yatsak ya?" Açelya günün yorgunluğuyla olduğu yerden kalkmaya üşeniyordu. Şurada şak diye uyusalar ne güzel olurdu. Hem sabah tekrar hazırlanıp okula gelmeyecekler miydi? Üstelik daha müzik kursu vardı!
"Açelya saçma sapan konuşma. Babam izin vermez." Rüya her zamanki gibi realistik düşünce yapısına ek olarak babaistik düşünce yapısını da eklemişti.
"Sanki baban izin verse burada uyursun da, neyse..."
"Geç şöyle!" Açelya daha cümlesini tamamlayamadan sözü Emir'in sesiyle kesildi. Emir sınıfta kimsenin olmayacağını düşünerek Hasan'ı sınıfa itekliyordu. "Geçen hafta karakolda ne işin olduğunu neden bana söylemedin?"
Kızlar şaşkınlıkla Emir'in bu tavrına bakakalmışlardı.
Ve onları daha yeni fark eden Emir ve Hasan da şaşkınlıkla kızlara bakakalmıştı.
