24 Eylül 2015
"Kalk lan yerimden! Orası dolu Mustafa! Anlamıyor musun?!" Eylem adı Mustafa olmayan çocuğa bağırıyordu.
"Benim adım Mustafa değil." Eylem çocuğun dediğini umursamadı. Şu an tek derdi yerinde başkasının oturmasıydı. Hem de XY bir başkasının!
Elif, Eylem'in yanına yaklaştı ve onu sakinleştirmeye çalışır gibi elini sırtında gezdirmeye başladı.
"Kankacım... Dün Rehberlik dersinde hoca güya "kaynaşmamız" için yerlerimizi değiştirdi. Sen artık şurada oturuyorsun." Elif eliyle dolapların olduğu sıranın en arkasını gösterdi.
"Peki yanımda kim oturacakmış?" Eylem sinirle yeni yerine bakıyordu. En azından hâlâ en arkada olduğu için mutluydu.
"Hiç bilmiyorum. Ama erkeklerden birisi."
"Ne demek erkeklerden birisi??" Sabah sabah sinirden uykusu açılan Eylem olduğu yerden yeni sırasına çantasını fırlattı. Çanta sıraya çarpıp yere düştü ama bu şu durumda umrunda olmadı. Hızla sınıftan çıkıp Rüya'yı aradı. Üç çalıştan sonra telefon açılmıştı.
"Neredesiniz?"
"Merdivenlerden iniyoruz. İlginç bir şekilde erken geldik bugün. Umarım hayırlara vesile olur."
"Aynen hayır hayır..." Eylem çat diye telefonu kapattı. Karşıdan gelen Meryem'i görmüştü.
Açelya ne konuştunuz der gibi Rüya'ya baktı. "Çat diye yüzüme kapattı. N'oldu anlamadım."
"Bizim erken gelmemiz bence uğursuz bir durum. Kesin bir şey oldu." Rüya onaylar bir şekilde kafasını salladı ve okulun kapısından içeri girdiler. Sınıfların olduğu sol tarafa doğru döndüklerinde Eylem'i koridorda ileri geri gergin bir şekilde yürürken buldular.
"Hayırdır?" Rüya endişeyle Eylem'e bakıyordu.
"Hayır değil Rüya anlasana artık! Hayır falan yok!"
"Ne olduğunu söyleyecek misin artık?" Açelya da gerilmişti.
"Dün hoca yerlerimizi değiştirmiş!"
"Ne?" Rüya ve Açelya aynı anda bağırmıştı.
"Kızım! Ne bağırıyorsunuz!? Edepli olun biraz!" Meryem hocanın göklerden gelen sesiyle kızlar korkuyla iki dakika boyunca sessiz bir şekilde durdular.
"Bu kadın beni geriyor." Rüya elleriyle kolunu sarmıştı gerginlikle.
"Şşş... Sessiz ol. Her yerden çıkabilir." Açelya korkuyla etrafına baktı. "Hatta yerde kulağı bile olabilir!" Ve hepsi birden dehşetle yere baktılar.
"N'apıyorsunuz?" Kızlar duydukları sesle hafif bir çığlık atıp kafalarını yerden kaldırdılar. Aynı sırada Rüya savunma mekanizmasına geçmişti. "Hocam, valla bir şey yapmıyoruz."
Laven karşısındaki kızların ürkmüş haline bakıp kahkaha attı.
"Aaa... Sen miydin?" Rüya rahatlamış bir şekilde nefesini bıraktı.
"Evet evet benim de siz niye burada garip bir şekilde duruyorsunuz? Daha da garibi ben erken geldim siz de erken gelmişsiniz? Ve daha da garibi erken gelince insanlar sınıfta uyumuyor mu?"
"Ben size diyorum, bugün kötü şeyler olacak. Dün yaptıklarımızdan sonra evren bize mesaj yolluyor bence." Açelya bunca garipliğe başka bir açıklama bulamıyordu.
Eylem daha fazla dayanamadı ve az önce söylediği şeyleri tekrar etmeye başladı. "Aklınız nerede sizin? Yerlerimiz değişmiş diyorum! Yerlerimiz değişmekle kalmayıp yanımıza da erkekler oturacakmış!" Bu sefer üç kız birden "Ne!" diye bağırdılar.
"Kızım kime diyorum ben! Edepli olun! Bir daha bağırdığınızı duymayayım!" Kafakıran Meryem hocanın tepkisel sesi yine göklerden yankılanmıştı.
Laven korkuyla etrafına baktı. "O ses nereden geldi öyle? Siz de duydunuz değil mi?"
"Az önce bize kahkaha atarken tam olarak bundan olmuştu işte." Açelya ürkmüş ama aynı zamanda gülerek Laven'e bakıyordu.
"Cidden değişik bir kadın. Neyse asıl konumuza dönelim. Ne yapacağız?"
"Ne yapabiliriz ki Eylem? Hocamıza karşı çıkamayız. Mecbur bu hafta böyle oturmamız gerek."
Eylem Rüya'dan aradığı desteği göremeyince büyük kozunu oynadı.
"Ya Çetinle yan yana oturuyorsan?"
Rüya'nın dehşetle gözleri açıldı. "Okulu yakalım!"
"Tamam ben varım." Eylem bu sefer aradığı desteği bulmanın zaferiyle gülümsüyordu.
"Eylem saçmalama. Rüya başta haklıydı. Bu duruma şu an karşı çıkamayız."
Eylem bu sefer Açelya'ya karşı kozunu kullanmaya karar verdi. "Peki ya sen Sırık Numanla oturuyorsan?"
Açelya dehşetle bir iki adım geriledi. Dünden sonra korkunç olurdu bu! "Benzin ve çakmak nerede bulabiliriz?"
"Yola geliyorsunuz. Aferin..." Eylem bu sefer Laven'e döndü ama ona karşı kullanabileceği bir kozu olmadığını fark etti. Zaten koza da gerek kalmadı.
"Bana fark etmez. Eğlenceli olduğu sürece ben varım!" Eylem 'işte aradığım yol arkadaşı' bakışlarıyla Laven'e baktıktan sonra rotayı sınıfa çevirdi.
"Ey ahali! Bu yozlaşmış sisteme ve demokratik olmayan değişime karşı okulu yakmaya var mısınız?!" Eylem açık unuttuğu devrimci moduyla sınıfın ortasına gelene kadar yumruklarını havada sallayarak ilerlemişti. Kızlar da arkasından sınıfa girmişti ama şu an ne yaptıkları hakkında bir fikirleri yoktu.
"Bu kıza iyi ki bu ismi koymuşsunuz, cidden isminin hakkını veriyor." Kapıda Çetin ve Emirle birlikte duran Hasan başını kaldırmış tavanla konuşuyordu. Çetin ilk önce karşısındaki kızlara baktıktan sonra tavana baktı. Tavanda herhangi bir değişiklik göremeyince bu sefer Hasan'a baktı.
"Kanka kiminle konuşuyorsun?" Çetin ardından tekrar bir şeyler görme umuduyla tavana baktı.
"Onun hayali arkadaşları var, arada öyle muhabbet ediyorlar." Emir gülerek Hasan ve Çetin'e bakıyordu.
"Aaa... Cidden mi? Adları ne?"
Hasan kaşlarını çatarak önce Emir'e sonra Çetin'e baktı. "Yok öyle bir şey! Yani hayali arkadaşım falan yok. Ayrıca adlarını öğrenmek için layık olman lazım."
Çetin kafası karışmış bir şekilde Hasan'a baktı. "Nasıl yani? Thor'un çekici gibi mi?"
"Aynen kanka Thor'un çekici gibi... Dalga geçiyor seninle farkında değil misin?" Çetin elini omzuna koyan Emir'e döndü bu sefer. "Ne bileyim kardeşim dün çok fazla suya maruz kaldım beynim sulandı." Bu sözler üzerine hepsi birden tekrar kafalarını kaldırıp sınıfın ortasında duran kızlara baktı.
"Eylem okulu yakmayacağız değil mi? Ben mecazen refleksle söyledim onu. Yani ne bileyim duruma karşı çıkarız, hocayla falan konuşuruz sanmıştım." Eylem gözünden çıkan ateşlerle Rüya'ya döndü.
"Tabiki de okulu yakacağız! Bu durumu kökten halletmemiz lazım! Bugün geri adım atsalar bile yarın tekrar geri dönüşü olmaz bir biçimde kendimi XY birisinin avuçlarında bulabilirim! Bulabiliriz! Buna göz yumamayız!"
"Eylem... Sence de biraz abartmıyor musun? Rüya'ya katılıyorum. Gidip hocayla konuşalım. Okul yakmak da ne?"
"Ben sana yardım ederim." Laven Eylem'in koluna girdi.
"Utanın utanın... Şu yola çıktığım arkadaşlara bak, bir de canım sıra arkadaşıma bak. Doğru insan olduğunu biliyordum." Eylem kolunu Laven'in kolundan kurtarıp bu sefer omzuna attı. Resmen kanatları altına almıştı Laven'i.
"Eylem lütfen saçmalamayı ke..." Açelya tam konuşmaya başlamışken sınıfa giren Hakan'ın sesiyle cümlesi yarım kaldı.
"Çekilin, çekilin!" Hakan hâlâ kapıda dikilmekte olan Hasan, Çetin ve Emir üçlüsünü yararak sınıfa girdi ve hızla çantasından çıkardığı kağıdı sınıf kapısının yanındaki duyuru panosuna astı.
"Kusura bakmayın arkadaşlar, biraz geciktim. Yeni sıra listemiz bu şekilde. Lütfen herkes belirtilen yerlere otursun." Hakan panodan geri çekildikten sonra kızlar panoya yaklaştı.
İlk önce Rüya kendi ismini gördü. Yeri değişmemişti. Yanında ise 'Sen Bir Rahat Olsana Berk' oturuyordu. Açelya orta kısmın ikinci sırasında oturuyordu. Yanında Çetin vardı. Laven dolapların olduğu sıranın en önünde Emirle oturuyordu. Eylem ise Elif'in gösterdiği yerde Kerem adında bir çocukla oturuyordu.
"Bu ne ya? Dört bir yana savrulmuşuz resmen." Açelya yeni yerinden hiç memnun değildi.
"Ben boşuna okulu yakalım demiyorum."
"Eylem!" Açelya ve Rüya aynı anda bağırmıştı.
"Aman ne haliniz varsa görün." Eylem arkasını döndü ve yeni yerine doğru yürüdü. Yerdeki çantasını alıp bu sefer boş sıranın üstüne attı ve diğer boş sıraya oturdu. Yeni sıra arkadaşı henüz teşrif etme şerefinde bulunamamıştı. Mümkünse de teşrif etmemesi daha büyük bir şeref olacaktı.
"Selam. Ben Kerem." Eylem yavaşça başını kaldırıp kafasının üstünde dikilen kişiye baktı. Sonra tekrar başını sıraya çevirdi. Cevap vermesini gerektiren bir durum yoktu.
"Selam, ben Kerem." Kerem, Eylem'in duymadığını düşünerek cümlesini tekrar etmişti. Eylem daha fazla dayanamayacağını fark edince sinirle başını yukarı kaldırdı ve Kerem denen çocuğa baktı.
"Selam... Ben de ecelin." Eylem dişlerini birbirine bastırarak cevap vermişti.
Kerem'in bu cevap karşısında yüzü bozardı ve ne diyeceğini bilemeyerek elini saçına götürüp kaşıdı. "Şey... Değişik bir isimmiş. Rica etsem çantanı alabilir misin?" Aynı zamanda eliyle oturacağı sıranın üstündeki çantayı işaret etti.
Eylem oflayarak çantasını sertçe sıradan alıp masanın yanındaki askıya astı. Ne vardı iki kaba çıkış yapsaydı çocuk da kendisi de tersleseydi.
"Teşekkür ederim."
Eylem daha fazla bu nazik konuşmaya dayanamayıp rica etmeden sıradan kalkıp Açelya'nın yanına gitti.
"Sol tarafta ben oturacağım."
Çetin kollarını çiçek yaptı ve kafasını hayır anlamında salladı. "Hayır, sağ tarafta ben oturacağım."
Açelya kaşlarını çattı. "Solda ben oturacağım dedim!"
"Hayır... Sağda ben oturacağım!"
Açelya tam ağzını açıp cevap verecekken bu anlamsız tartışmayı anlamaz gözlerle izleyen Emir böldü.
"Şu an neden tartışıyorsunuz? Biriniz sağa biriniz sola oturmak istemiyor mu zaten?"
"Bu seni hiç alakadar etmez." Açelya omzunu silkip çantasını sağ tarafa koydu. Çetin de sol tarafa.
Emir tip tip Çetin ve Açelya'ya baktı. Kafayı yiyecekti.
"İyi de deminden beri sola oturacağım diyorsun neden sağ tarafa oturdun!" Eliyle Çetin'i gösterdi. "Sen de sağa ben oturacağım dedin sola oturdun!"
Çetin ve Açelya şaşkınlıkla birbirine baktı. Sonra Açelya kalem tutan eline baktı sonra kalem tutmayan eline baktı. Cidden sağ tarafa oturmuştu. Sağını solunu yine karıştırdığını fark ettiğinde bozuntuya vermedi.
"Diğer taraftan bakınca bu taraf sol taraf oluyor." Çetin de hızla kafasını sallayıp Açelya'ya onay verdi. Aslında o da sağını solunu karıştırmıştı...
Laven Çetin'in yüzüne bakınca kahkaha atmaya başladı. "Yine sağını solunu karıştırdın değil mi?"
"Hayır!" Açelya ve Çetin aynı anda bağırmışlardı. Laven bu sefer Açelya'ya bakıp kahkaha atmaya devam etti.
"Yok artık... Sen de mi karıştırdın?" Laven kahkahasının arasından zar zor cümle kurmayı başarırken Emir de fark ettiği gerçekle kahkaha atmaya başlamıştı.
"Ya gülmeyi keser misiniz! Karıştırmadım sağımı solumu falan!"
"Aynen, ben de!"
"Beni onaylayıp durmasana ya!" Açelya kaşlarını iyice çatmış bir Çetin'e bir Emir'e bakıyordu.
"Yeter artık, bu zırvalıkları ne zaman keseceksiniz? Okula ne kadar erken geldiysek hâlâ ders başlamadı ve bu kabustan..." Gözüyle arka taraftaki oturduğu yeri işaret etti. "Uyanmak için hâlâ 8 saat var!" Biraz durdu ve düşündü. "8 saat... Uyumak için ideal saat... Evet evet... Uyumalıyım. Ya da okulu yakmalıyım."
"Okulu yakmak mı? İlkokuldayken de böyle planların olduğunu hatırlıyorum Kıvırcık. Hâlâ amacına ulaşamadın mı?"
Eylem hayal dünyasının içinden Emir'in sesiyle sıyrılıp kaşlarını çattı. "Hâlâ yapmamış olmam yapmayacağım anlamına gelmiyor Numan. Sadece planımın biraz daha kusursuzlaşması lazım."
"Ne planı?" Rüya Çetin'in yanından geçmemek için sıraların arkasından dolanıp Eylem'in yanına gelmişti ve meraklı bir şekilde Eylem'e bakıyordu.
Eylem bu sefer Rüya'ya döndü. "YBP planı, okul için." Rüya anlamayan gözlerle Eylem'e baktı. Sonra birden yüzü aydınlandı. "Yüce Büşra Partisi mi!? Yoksa okula balkon konuşması için mi gelecek!?"
Hepsi anlamayan bakışlarla Rüya'ya döndü. "Yüce Büşra mı? O kim be? Yakmanın Büyük Planından bahsediyordum ben. Okul için olanından."
"Haaa... Mantıklı..." Rüya elini saçına götürdü ve düşünür bir şekilde kaşımaya başladı. "Zaten Yüce Büşra Partisinin okula gelmesi saçma olurdu. Neyse, ne diyorduk?"
"Eylem okulu yakma planından bahsediyordu. Daha doğrusu öyle bir planı olduğundan bahsediyordu. Kız yıllardır birisinin okulu yakalım demesini bekliyormuş, o kişi de sen oldun Rüya." Açelya sözünü bitirir bitirmez Çetin heyecanla söze daldı.
"Rüya okulu mu yakmak istiyor? Rüya istiyorsa ben varım!"
Rüya tedirginlikle Eylem'in arkasına saklandı. "Hayır, istemiyorum." diye mırıldandı sessizce. Ama Çetin duymamıştı.
"Rüya bu işte benden daha iyisin. 10 yıldır bu planı yapıyorum hiç bu kadar suç ortağı toplayamamıştım."
"1. sınıftan beri mi? Sessiz sessiz arkada otururken bunları mı düşünüyordun?"
"Ne düşünmemi bekliyordun acaba Numan? Eğlenceli kimse yoktu, arkadaşım yoktu."
Emir'in bu sözler karşısında yüzü düştü. "Arkadaşız sanıyordum." İlkokulda arka sırada tek başına mutsuz bir kız olarak oturan Eylemle arkadaş olmaya çalışan tek kişi Emir olmuştu. O kadar çok konuşuyordu ki Eylem sonunda pes edip onun arkadaşlığını kabul etmişti.
Eylem Emir'in cevabından sonra utanır gibi oldu. "Şey... Sen biraz fazla mutluydun. İnsanları seviyordun. Okulu seviyordun. Sana böyle bir plandan nasıl bahsedebilirdim acaba?"
"Arkadaşlar hoca geliyor herkes yerine geçsin!" Hakan'ın sesiyle herkes yerlerine dağılmaya başladı. Emir üzgün bir yüz ifadesiyle yerine geçerken Eylem derin bir nefes alıp verdi. "Çocuğu da üzdük. Neyse..." Eylem kendi kendine mırıldanırken yerinde oturan adı Mustafa olmayan çocuğu gördü ve tekrar sinirlendi. Yanlış yere gelmişti.
"Eylem, yanlış geldin bebeğim senin yerin diğer tarafta." Eylem kızgın gözlerle Rüya'ya baktı.
"Yanlış gelmedim!" Bu sefer adı Mustafa olmayan çocuğa döndü. "Burası dolu Mustafa, çok yakında buradan kalkmak zorunda kalacaksın. Bunu... Kafana... Kazı." Ve hızla arkasını dönüp duvar tarafındaki yerine doğru ilerlemeye başladı. Arkadan çocuğun sesi geliyordu. "Benim adım Mustafa değil!" Eylem umursamadan yürümeye devam ederken bu sefer yanında oturacak olan Kerem denen çocuğu görmesiyle sinirleri yine alt üst oldu. "Kesinlikle okulu yakmam lazım."
"Bir şey mi dedin kızım?"Tam kapıdan içeri giren Hasan hoca yerine geçmeden önce kapının önünden geçen Eylem'in mırıldandığını duymuştu.
Eylem korkuyla yerinde sıçradı ve hocaya döndü. "Yok hocam, bir şey demedim."
Hasan hoca kafasını salladı. "Tamam kızım, hadi çabuk geç yerine." Eylem oflayarak hızlı adımlarla yerine geçti.
Biyoloji dersi son hızla işlenmeye başlandığı sırada herkes yeni sıralarına ve sıra arkadaşlarına alışmaya çalışıyordu. Hâlâ eski yerinde oturan Rüya olduğu yeri garipsemediği için her zamanki gibi yerinde yayılarak oturmuş hocanın tahtaya yazdığı şeyleri defterine geçiriyordu.
"Açelya sol alt köşede mitoz bölünmenin yanında ne yazıyor?" Rüya rahatını bozmadan tahtayı görmeye çalışıyordu. Açelya'dan ses gelmeyince kafasını yan tarafına çevirdi ve istemsizce çığlık attı.
"Sen de kimsin be!?"
Rüya'nın çığlığıyla aynı anda ayağa fırlayan Çetin ve Açelya birbirine çarpıp tekrar oturdukları sıraya düştüler. Açelya kızgın gözlerle yanında oturan Çetin'e baktı. "Sana n'oluyor be?"
O sırada arkasını dönen Hasan hoca Rüya'nın olduğu tarafa döndü. "Kızım bir problem mi var?" Rüya tam ağzını açacakken yanında oturan Berk, hocaya cevap verdi. "Hocam siz rahat olun, arkadaş eski sıra arkadaşı yerine birden beni görünce şok oldu da. Sıkıntı yok yani."
Açelya bu sözler karşısında Çetin'e döndü. "Bak, duydun mu? Beni özlemiş." Çetin başını sallamaya başladı. "Evet, duydum. Seni özlemiş."
"Aferin aferin, anlaman güzel." Açelya kötü bir sırıtışla Çetin'e baktı ve konuşmaya devam etti. "Rüya'dan uzak dur. O benim."
"O kimseye ait değil. O kendine has birisi, ondan bir eşyaymış gibi bahsetme."
Açelya şaşkınlıkla Çetin'e baktı. "Ne zırvalıyorsun lan zibidi? Rüya benim dediysem benim!" Açelya tekrar sırıttı ve konuşmaya devam etti. " Bu arada düşünce tarzını sevdim."
"Kanka mıyız o zaman?"
"Bu kadar ince fikirli birisi aynı zamanda nasıl bu kadar ısrarcı ve dümdüz bir insan olabilir anlamıyorum. Hayır, kanka falan değiliz dön önüne!" Açelya Çetin'e çıkıştığı sırada Hasan hoca da sınıftakilere dersi kaynatmamaları gerektiğiyle ilgili bir şeyler anlatıyordu. Rüya oflayarak arkasına döndü ve yine görmek istediği yüzü göremeyince hayal kırıklığına uğradı. Bu sefer çığlık atmamıştı.
"Mustafa, burada oturmak büyük sorumluluk ister. Bundan sonra kalemlerimi sana fırlatacağım haberin olsun."
İsmi Mustafa olmayan çocuk sonunda sinirle patladı. "Benim adım Mustafa değil! Ömer, Ömer. İsmim Ömer tamam mı!? Yok Mustafa diye birisi."
Rüya omuzlarını silkip masadan bir kalem aldı ve elinde çevirmeye başladı. "Sen bir rahat olsana ya..." Rüya cümlesine devam edecekken Berk araya atladı.
"N'oldu bana mı seslendin?"
"Ne? Haaa... Yok ya sadece hayat mottonu ödünç almıştım sen devam et."
"Okay, o zaman. Bir şey olursa ben hemen yanındayım."
"Merak etme, hemen yanımda olduğunu az önce kötü bir şekilde tecrübe ettim. Neyse..." Bu sefer Ömer'e döndü. "Bak Mustafa, bundan sonra senin adın Mustafa Ömer olsun. Hatta oldu bile. Buna alışsan iyi edersin." Kalemi Mustafa Ömer'e fırlatıp geri önüne döndü ve hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden tahtadakileri yazmaya devam etti.
"Nasıl bir erkeğin bu kadar çok renkli kalemi olabilir?" Laven masanın üstüne saçılmış üç farklı markanın kalemlerine bakıyordu. Hepsi de piyasadaki en kaliteli ve en pahalı markalara aitti.
Emir gülümseyip masadaki kalemlere göz attı. "Ablası mimarlık okuyan ve ablasının kalem bağımlılığı olan bir erkeğin bu kadar çok renkli kalemi olabilir. Ha bir de ablasını sinir etmek için gördüğü tüm kalemleri çantasına dolduran bir erkeğin bu kadar çok kalemi olabilir."
"Ne? Nasıl yani? Ablanın kalemlerini mi çaldın?"
"Yok, hayır hayır. Çalmak demeyelim de akşam beni sinirlendiren ablamdan intikam almak için kalemlerini ödünç aldım diyelim. Bu arada istersen kullanabilirsin, bir şey olursa sorumluluk bana ait."
Laven bu açık izin karşısında keyiften dört köşe olmuştu. İzin vermeseydi kalemleri kullanmak için elinden gelen her şeyi yapmak zorunda kalacaktı.
"Seninle harika anlaşacağız. Zaten Çetin'in arkadaşları arasında en çok seni gözüm tutmuştu."
"Keşke herkesle anlaşmak bu kadar kolay olsaydı..." Emir saniyenin onda biri kadar kısa bir sürede gözünü Açelya'ya çevirdi. Ve aynı hızla tahtaya bakmaya geri döndü.
"Bir şey mi dedin?"
"Ha? Yok, şey... Zaten Çetin'in kaç tane arkadaşı var ki dedim."
Laven kendini tutamayıp kahkaha attı. Çetin'in olduğu tarafa bakıp konuşmaya devam etti. "Çok haklısın, zaten bir sen bir de o garip çocuk var."
Emir de gülmeye başladı. "Garip çocuk mu? Garip dediğin Hasan mı? Daha önce kimsenin onu tanımlamak için 'Garip' kelimesini kullandığını duymamıştım."
"Bunlar niye gülüyorlar ki şimdi?" Açelya Laven'in kahkahasını duyar duymaz kafasını kaldırıp kaşlarını çatarak onlara bakmaya başlamıştı.
"Bilmem ki? Benim dedikodumu yapıyorlar büyük ihtimalle. Hissediyorum, kulaklarım çınlıyor."
Açelya, niye senin dedikodunun yapsınlar ki diye soracakken Laven'in onun ikizi, Emir'in de onun arkadaşı olduğu aklına geldi. "Arkadaşının gülebildiğini bilmiyordum."
"Nasıl yani? İyi de Emir herkese güler. Yani herkesle konuşmasını bilir, güler yüzlüdür."
"Bana niye hep öldürecekmiş gibi bakıyor o zaman?" Açelya garip bir heyecanla Çetin'in cevabını bekliyordu.
"Gözleri bozulmuştur ya onun. Bakamaz yoksa öyle. Arada bana da öyle bakıyor gerçi. Ama sonra düzeliyor."
Açelya bir süre şaşkınlıkla Çetin'e bakakaldı. "Ne?" Ardından kahkahayı bastı. Böyle saçma bir cevap beklemiyordu.
"Çocuklar komik bir durum mu var? Varsa anlatın biz de gülelim." Hasan hoca kahkaha seslerine daha fazla kayıtsız kalamamıştı. Gözüne hâlâ Emirle konuşan Laven'i kestirdi. "Söyle bakalım vejetatif üreme nasıl olur?"
Laven eliyle kendini gösterdi. "Ben mi hocam?"
"Evet, kızım sen." Laven tamam manasında başını sallayıp ayağa kalktı. "Hocam, vejetatif üreme genelde bitkilerde olan bir eşeysiz üreme şeklidir. Bazı bitkilerde dalını kesip toprağa koyarak yeni bitkinin çıkmasıyla olur, bazılarında soğanla, bazılarında sporla... Örnek olarak da mesela annem geçen gün komşudan beğendiği bir çiçekten bir dal kopardı ve evde başka bir saksıya dikti. Şimdiden tekrar yeşillenmeye başladı bile."
"Aferin kızım dinlemişsin. Tamam öyleyse hadi derse devam edelim. Lütfen ders dışı şeylerle ilgilenmeyelim."
Hasan hoca arkasını döndüğü anda Emir şaşkınlıkla Laven'e baktı. "İyi de sen dersi bile dinlemiyordun ki, nasıl cevap verdin?"
"Yoo, ben dersi dinliyordum. Sen dinlemiyordun. Bu arada bu kalemleri ablandan aldığına emin misin? Bana sanki sahipleri senmişsin gibi geldi." Laven Emir'in renk düzenine uygun inci gibi yazılmış defterinden gözünü alamıyordu. İlk defa kendisinin defterlerinden daha güzel tutulmuş bir defter görüyordu. Üstelik daha önce kimsede görmediği kadar güzel ve karakteristik bir yazıya sahipti.
Emir biraz utangaçça elini saçına atıp yüzünü gizlemeye çalıştı. "Çoğu benim kalemlerim ama aramızda kalabilir mi lütfen. İnsanlar garip bir şekilde 'kız gibi bir sürü renkli kalem mi biriktiriyorsun, kız gibi defter mi tutuyorsun' gibi şeyler söylüyor. Renkli kalem kullanıp güzel yazmanın cinsiyeti mi olurmuş?"
"Yoksa Çetin'de mi dalga geçiyor? Eğer dalga falan geçiyorsa ben neden böyle güzel yazamıyorum diye kıskandığındandır. Yazmayı bilmeyen 3 yaşındaki çocuk bile harflere bakarak onunkinden daha çok benzeterek çizebilir. İkizim ama gram benzemiyoruz."
Emir Çetin'in yazısını hatırlamasıyla gülümsedi. "Hayır, Çetin dalga geçmiyor. Aslında o insanları olduğu gibi kabul edip yargılamayan hayatımda tanıdığım tek insan."
Laven gözlerini ikizinin üstünde dolaştırdı ve manidar bir tebessümle tekrar gözlerini Emir'e çevirdi. "Haklısın. Ama dediğim gibi ben onun gibi değilim. Yine de 'Kız gibi' diyerek dalga geçenler olmasın diye tüm kalemlerin benimmiş gibi davranıp hepsini sahiplenebilirim." İkisi de gülümseyip tahtadakileri yazmaya geri döndüler.
"Off, herkesten uzak kaldım. Hepsi de bıdır bıdır yanındakiyle konuşuyor. Biz olsak hepsi derste konuşulmaz moduna geçerdi." Eylem arka köşesinden dört bir yana saçılmış kızları gözüyle takip ediyordu.
"Bir şey mi dedin?" Kerem meraklı gözlerle Eylem'e bakıyordu.
"Seninle konuşmuyorum, dön önüne." Eylem XY olan herkese sinir olurdu ama bu çocuğa ayrı sinir olmuştu isminden dolayı. Aklına ilkokulda hoşlandığı çalışkan, sınıfın gözdesi Kerem geliyordu. Nasıl olmuştu da birçok kız gibi öyle bir çocuktan hoşlanabilmişti? Bu durumu tekrardan çocukluğuna verip tahtadakileri yazmaya devam etti.
Kerem biraz çekinerek tekrar Eylem'e seslendi. "Kusura bakma, tahtanın altlarını tam göremiyorum da senden geçirsem olur mu?"
"Niye? Kör müsün?"
"Hayır, sadece sınıfın en uzun boylu çocuğunu hoca en öne oturtmuş. Açıkçası çok saçma bir oturma düzeni olmuş."
Eylem duydukları karşısında memnuniyetini gizleyemedi. "Aha, işte aradığım isyankar yaklaşımlar. Aferin, böyle yola geleceksin."
"Kusura bakma, isyan etmek istememiştim. Özür dilerim."
"Oğlum ne özrü? Beni delirtmeye mi çalışıyorsun? Bu sınıftaki erkekler neden böyle naziklikten kırılıyor? Yok mu şöyle sinirini bozana bir kafa atan, müdürün odasına gittiğinde burası babamın çiftliği diyip müdürü mors eden, itlik serserilik peşinde koşup mafyacılık oynayan, sigarayla karışık tarçın kokan bir badboy? Gelsin de iki çift kavga edelim şurada. Böyle sarmıyor."
Kerem ağzı beş karış açılmış bir şekilde Eylem'e bakakaldı. "Şey, acaba senin sorunların mı var?"
"Aynen aynen. Sorunları da olmalı. Sorunsuz badboy mu olur?" Eylem sarsılarak hayal dünyasından çıkıverdi. "Bir dakika bir dakika sen bana sorunlu mu dedin? Sana öyle bir sorun olurum ki sözlükte sorunlu kelimesinin karşısına beni yazmak zorunda kalırlar. Haddini bil, dön önüne!"
Kerem oflayarak hiçbir şey göremediği önüne döndü. "Neden bu kadar agresifsin?"
Eylem işaret parmağıyla kendini göstererek konuşmaya başladı. "Ben mi? Ben mi agresifim? Bu benim her zamanki hâlim. Yoksa sana özel bir durum olduğunu falan mı sandın?"
"Ne! Yok, hayır hayır. Ne münasebet. Öyle bir şeyi nasıl düşünebilirim. Kusura bakma."
"Bu çocuk cidden benim sinirlerimi zorlamaya başladı. Hayır yani ben nasıl Kerem adında birinden hoşlandım aklım almıyor. Çocukluk işte..."
Kerem dehşetle yerinden sıçradı. "Benden mi hoşlanıyorsun?!"
Eylem de dehşetle yerinden sıçradı. "Ben senden mi hoşlanıyormuşum?!" Sonra sarsılarak kendine geldi. "Bu nasıl tepki ya? Eylem sen kendinde misin acaba? Ne bu çıtkırıldım, safoz, minnoş kız ana karakter tavırları? Kendine gel!" Yanağına kendi kendine iki tokat atıp derin bir nefes aldı ve neden ayağa kalktıklarını merak eden gözlere aldırmadan tekrar yerine oturdu. Sinsice sırıttı. Ve o sihirli sözcükleri söyledi.
"Sınıfa arı girmiş de ondan kalktık ayağa."
"Ne? Arı mı!?" Çığlık sesleri tüm sınıfa meksika dalgası gibi yayılmaya başlamıştı. "Hani? Hani nerede? Göremiyorum!" Ve başka bir çığlık daha... "Ahhh! Burada galiba!"
Eylem sınıftaki kargaşadan faydalanıp Kerem denen çocuğa döndü. Hâlâ şaşkınlıktan ağzı beş karış açık ayakta etraftaki kargaşayı seyrediyordu.
"Senin boyun kaç ya?"
Kerem bu sefer şaşkınlıkla Eylem'e döndü. "Ne? Benim mi? 1,75 falan galiba."
"1,75 mi?" Eylem kahkaha atmaya başladı. "E cüceymişsin sen."
Kerem sabahtan beri koruduğu nezaketini artık kaybetmişti. "Cüce mi? Kimmiş cüce? Türk standartlarında gayet normal bir boyum var benim! Senin boyun kaç ki?"
"Bırak şimdi Türk standartlarını falan. 1,78 benim boyum. Bu da senin cüce olduğunun kanıtı."
"Cüce falan değilim ben! 3 santim uzunsun diye kısa mı oluyorum? Sen çok uzunsun! Ayrıca İsmail benden daha kısa." Bu sırada teneffüs zili de sonunda çalmıştı.
"Boş ver İsmail'i falan." Oturdukları sıranın en önünde oturan Emir'e baktı Eylem. "Şşş, Numan!" Emir soru soran bakışlarla Eylem'e döndü. "Senin boyun kaç?"
"Bilmem ki... En son ölçtürdüğümde 1,87 falandı. Her ölçtürdüğümde daha da uzun çıkıyorum."
"Yuh, sırık!" Açelya şaşkınlıkla Emir'e bakıyordu. Cidden bu kadar uzun muydu?
"Siz kısasınız diye ben neden sırık oluyorum?"
Açelya her zamanki gibi kaşlarını çattı. "Biz kısa falan değiliz. Sen sırıksın!"
"Yoo, şu çocuk..." Eylem eliyle yanındaki Kerem'i gösteriyordu. "... gayette kısa. O kadar kısa ki ders boyunca tahtayı göremiyorum diye ağladı."
Kerem artık iyice sinirlenmişti. "En ön sıraya sırık gibi çocuğu oturtmuşlarsa bu benim mi suçum oluyor?! Ben normal boylu normal bir insanım!"
Eylem kahkaha atmaya başladı. Nezaketli sümsüğü nasıl da istediği kıvama getirmişti. "Hayır sen cüce boylu sümsük bir insansın!" Kerem diyecek daha fazla bir şey bulamayıp kıpkırmızı bir suratla sınıfı terk etti.
🧠🧠🧠🧠🧠🧠🧠🧠
"Offf, ne bitmek bilmez bir günmüş ya." Rüya son derse girmeden önceki teneffüs yanına gelen arkadaşlarına bakıyordu. Malum, eski yerlerinde kalan tek kişi Rüya olduğu için hepsi Rüya'nın yanına gelmişti gün içinde milyon kez geldikleri gibi.
"Gerçekten öyle. Bir daha okula erken gelmeyeceğim." Laven de bitmek bilmeyen güne isyan ediyordu. Her ne kadar yeni sıra arkadaşını -kalemlerini- sevmiş olsa da en önde oturmaya alışamamıştı.
"Neyse ki ders Fizik, yoksa hiç çekilmezdi."
"Salak salak konuşma Açelya. Fizik hiçbir türlü çekilecek bir şey değil."
"Fizik hakkında düzgün konuş Eylem! Fizik bir tutkudur. Bu tutkuyu bir kez tadan bir daha vazgeçemez."
"Offf, ne saçmalıyorsun ya? Tutkuymuş da vazgeçemezmiş de bilmem ne... Hayatımın geri kalanında Fizik bana ne kadar uzak olursa o kadar huzurlu olurum."
Açelya gün içerisinde milyonuncu kez yaptığı gibi yine kaşlarını çattı. Kaşlarının arasında oluşan çizgiler artık kaşlarını çatmadan bile görünüyordu. "Konuş konuş, Fizikle yolun ayrılmazsa görürüm ben seni."
Kızların hararetli konuşmasını kesen şey Tekin hocanın sınıfa girmesi oldu.
"Abiler, hadi bakalım bu ders laboratuvara çıkıyoruz. Hadi hadi hadi, çabuk olun!" Tekin hoca Açelya, Rüya ve Laven'in favori hocasıydı. O yüzden Fizik dersini sevdikleri bile söylenebilirdi. Eylem için böyle bir durum söz konusu dahi olamazdı tabii ki.
"Al işte, bir de laboratuvarımız eksikti. Neyse... Belki okulu yakmanın bir yolunu bulurum."
Herkes hızla üst kattaki laboratuvarın yolunu tuttu. İlk defa Fizik laboratuvarına gitmenin heyecanı vardı. 1 yıl boyunca başka okullarda ezik gibi okumanın sonucunda sonunda laboratuvarları bile olan bir okula sahip olmanın haklı gururunu yaşıyorlardı.
"Ayyy, laboratuvar çok güzel değil mi?" Açelya soru ekindeki i'yi olabildiğince uzatarak sormuştu.
"Cidden çok güzel. Acaba ne yapacağız? Çok heyecanlandım." Rüya da Laven'e katılıp başını salladı.
"Şimdi herkes sıra arkadaşlarıyla ikili grup oluşturup şuradaki malzemelerden alsın. Bu ders elektrik devresi yapacağız. Aman dikkat bir şeyleri kırıp dökmeyin, idareyle başımız derde girmesin." Tekin hocanın sözlerinin ardından her gruptan bir kişi malzemeleri almaya gitti, malzeme almayanlar da kendileri ve arkadaşları için yer tuttu.
Herkes yerlerine geçtikten sonra Tekin hoca tek tek nasıl yapacaklarını anlatmaya başladı.
Kızlar farklı masalarda oturmamak için beraber yer tuttuklarından dolayı şu an oturdukları masada Açelya, Çetin, Rüya, Berk, Laven, Emir, Eylem ve Kerem vardı. Doğal olarak en gürültülü masa da onlarınkiydi.
"Çetin o öyle takılmaz!"
"Sen bir rahat olsana Rüya, sen de rahat olsana Açelya"
"Kes sesini Berk!"
"Cüce bu kablo senden daha mı uzun sanki?"
"Ben cüce değilim! Bu masadaki en uzun 5. kişiyim!"
"Masada zaten 8 kişi var. Sen ve senden sonrası cüceler birliği işte."
"Eylem!" Açelya, Rüya ve Laven aynı anda bağırmıştı.
"Yani sadece XY'ler için. Bu durumda masadaki tek cüce sensin."
Kerem dikkatlice Eylem'e bakmaya başladı. "Cidden benden hoşlandığın için mi böyle davranıyorsun?"
"Ne?!" Eylem ve Kerem hariç masadaki herkes şaşkınlıkla bağırmıştı. Ardından Eylem'in tepkisinden korkup sessiz moda geçmişlerdi. Ama Eylem istifini bozmadan sırıtmaya başladı ve bu masadakilerin buz kesmesine sebep oldu.
"Kerem..." Eylem'in sesi hem normal hem de korkutucu çıkmıştı.
"Hı?" Kerem de korkmaya başlamıştı.
"Şu kablonun ucunu tutsana."
Kerem neredeyse bitmek üzere olan düzeneğin kablosunu eline aldı ve plastik kısmı yerine bakır ucundan tuttu. Bu sırada Eylem kablonun diğer ucunu açık olan anahtara değdirdi ve Kerem'i elektrik çarptı. Acıyla bağırıp hızla kabloyu elinden fırlatan Kerem'in tüyleri diken diken olmuştu. Neyse ki yüksek voltajlı bir elektrik olmadığı için büyük bir hasar yoktu.
"Aynen bak senden o kadar hoşlanıyorum ki aramızdaki elektrikten çarpıldın!"
"Sen manyaksın! Sen gerçekten manyaksın!" Ardından Tekin hocanın da müdahalesiyle Kerem'i Berkle birlikte revire gönderdi.
"Eylem sen cidden manyak mısın? Allah'tan çocuk hoş birisiymiş de seni şikayet etmeyip yanlışlıkla kablonun ucundan tuttum dedi."
"Ne var be! Kendi tuttu ucundan. Aklı yok mu? Tutmasaydı." Açelya onaylamaz bir şekilde kafasını salladı.
"Her ne olursa olsun bu yaptığın çok fazlaydı. Ya kötü bir şey olsaydı?"
"Abartıyorsun Açelya. Kötü bir şey olmadı sonuçta. Hem o..." Eylem sözünü tamamlayamadan kapı çalındı ve ufukta Meryem Kıran nâm-ı diğer Meryem Kafakıran göründü.
"Hocam dersinizi bölüyorum ama Eylem Aksakal, Açelya Akkaya, Rüya Taştepe ve Laven Karan'ı almam gerek."
Kızlar ne olduğunu anlamadan hızla eşyalarını toplayıp hocanın peşine takıldılar. Meryem hoca çok sinirli görünüyordu.
"Altı üstü bir mini elektrik çarpması yaptım diye şikayet mi etti acaba? Cüce Kerem, her şey beklerim o nazik görünümlü sünepe sinsiden."
"Kes sesini Eylem! Kerem şikayet ettiyse seni eder bizim ne işimiz var?"
"Açelya haklı. Biz bir şey yapmadık ki."
Rüya korkulu gözlerle ilk önce Meryem hocaya ardından kendi aralarında konuşan kızlara baktı. Korkuyordu...
"Kızlar..." Sesi titredi. "Çok kötü bir şeyler olacak. Hissediyorum. Bugün lanetli. Çok kötü bir şeyler olacak!"
"Sen de kes sesini Rüya! Kötüyü çağırma." Açelya tek kelime bile etmeden önden yürüyen sinirli Meryem hocaya baktı. "Ya da neyse... Haklısın... Kesinlikle kötü bir şey olacak."
"O zaman son dualarımızı edelim." Kızlar Laven'i onaylayıp ellerini açtılar. Yürürken aynı zamanda dua da ediyorlardı.
Dış kapıdan çıkıp bahçeye geldiklerinde polislerle burun buruna geldiler.
"Buyurun polis bey, bahsettiğiniz suçlular burada." Meryem hoca polislere kızları takdim etmişti.
"Suçlular mı?" Rüya'nın yine sesi titremişti. Neredeyse ağlayacaktı.
"Evet, hakkınızda toplu alanda insanları rahatsız etme, yaralama ve devlet malına zarar verme konusunda şikayet var. Bizimle karakola gelmek zorundasınız."
"Ne!" Dört kız şaşkınlıkla bağırmıştı.
Ve tabii ki dersi erken bittiği için dışarı çıkan Hasan da şaşkınlıkla bakakalmıştı.
