21 Eylül 2015
Açelya ve Rüya son hız okulun kapısından içeri girdiler. Ders zili çalalı henüz üç dakika olmuştu ve hala Erdinç'le geçen haftadaki gibi bir rezillik yaşamadan sınıfa gidebilme şansları vardı. Rüya hız kesmeden sınıfa doğru giderken Açelya onu durdurdu.
"Dur, dur! Yavaş ol biraz."
"Çekil, geri dur biraz. Evet! Seçtiğim sensin." Açelya Rüya'ya garip garip bakarken Rüya da ters koşarak cevap veriyordu. "Ne? Hedefe kitlendim."
"Bu mini konser için teşekkürler ama listelere bakacağız. Sınıflar karıştı ya."
Rüya ani bir frenle durdu tam yere düşecekken anti-kütleçekimi eğimi (lean) hareketi yaparak doğruldu. "Aa! Ben onu unuttum tamamen." Geri doğru yürüyüp Açelya'nın yanına panonun önüne geldi. "Eylem şimdi erkeklerle sınıfta tek başına mı?"
Açelya soruyla sarsıldı. Gözünün önünden en kötü senaryolar geçiyordu. Birinde Eylem eline kantinden bir bıçak kapmış sınıftaki tüm erkeklerin üstüne çıkmış teker teker hepsini bağırarak kendinden geçmişcesine katlediyordu. Bir diğerinde ise sınıftaki fazla erkek varlığından dolayı tansiyonu fırlamış, olduğu yerde bayılmıştı. Bir diğerinde de sınıfa hiç gitmemiş, direkt olarak idareye gidip kaydını kız lisesine aldırmıştı.
"Laven sınıftadır inşallah. Geç kalmadıysa, pek mümkün değil ama."
"Ya da hala aynı sınıftaysak."
"Yaa, ayrılmayalım." Açelya'nın gözleri 10-K listesinde geziyordu. "Aha! Ben aynıyım."
"Ben de."
"Eylem de burada."
"Laven de!"
İkisi de kocaman sırıtarak ellerini çaktılar. "Yey!"
O sırada tam yanlarından geçen Erdinç Hoca sınıfa doğru yöneldi. Kızlar da hemen arkasından yürüdüler. Erdinç Eren sınıfın kapısını açınca kızlar ona gülümseyerek içeri girdiler ve kapıyı kapattılar.
"Oo! Günaydın, günaydın."
"Günaydın hocam."
Kızlar erkeklere bakmadan direkt yerlerine oturdular. Sınıfın WhatsApp grubunda da konuşulduğu gibi sınıfta kalan kızlar hep birlikte cam kenarındaki sıralara ve orta taraftaki ilk üç sıraya oturmuşlardı. Orta tarafta en arka sırada iki erkek oturuyordu ve önündeki kızlarla aralarında bir boş sıra vardı. Kapı ve dolapların olduğu tarafta da erkekler oturmuştu.
Laven hala gelmemişti ve Eylem birazdan patlayacak gibi görünüyordu.
"Neredesiniz ya? Hani erken gelecektik? Siz beni delirtmeye mi çalışıyorsunuz?"
"Ya otobüs doluydu, binemedik."
"Bir gün binseniz şaşıracağım zaten. Ne çektim burada tek başıma ya."
"Tamam be! Otursaydın köşede işte, gelip üstüne atlayacak halleri yok." Zaten gergin olan Açelya'yı Eylem daha da geriyordu.
"Var! Gelip üstüme atladılar!"
"Eylem ne diyorsun?" Açelya anlamakta zorluk çekiyordu.
"Beni görür görmez yanıma gelip konuştular hemen."
"Ne!" İkisi birden şaşırmıştı. "Kim? Niye?"
"Kafanızı çevirmeden duvar tarafı en arkaya bakın."
"Kafamızı çevirmeden nasıl bakalım Eylem?"
"Ne bileyim ya, of! Belli etmeden işte."
"Oha!" Zaten yan oturduğu için oraya kafasını çevirmeden bakabilen Rüya şoka uğramıştı.
"Ne?" Açelya, Rüya'nın verdiği tepkiyle kafasını birden o yöne çevirdi.
"Lan!" Eylem saniyesinde Açelya'yı normal pozisyonuna döndürdü.
"Kimdi? Göremedim."
"Hayır, hayır, hayır. Şaka mı bu?"
"Rüya, kim ya? Bak dönerim gene arkama."
"Sapık."
"Sapık mı?"
"Hee."
"Yok artık." Açelya hafiften gülmeye başlamıştı. "İlanı almamış ama sınıfa gelmiş bak."
"Yok ya. Yani..." Rüya panik içindeydi. "Tesadüftür, değil mi? Kaç yıl oldu, artık bana takık değildir herhalde. Hem gülme öyle seninki de yanında."
"Benimki kim be?"
"Sizinki daha doğrusu." Rüya böyle deyince Eylem'den öldürücü bir bakışa maruz kaldı. "Üstüne su püskürttüğün çocuk."
"Ne! Hayır, olamaz!"
"Oldu bile maalesef!" Eylem çok sinirliydi. "Kabustayım şu an. Başka açıklaması olamaz."
"Ya ben o çocuğa çok gıcık oluyorum. İki damla ıslandı diye tip tip baktı bana sürekli. Adam öldürdük sanki."
"Sınıf değişelim n'olur! Sabah da gelip benimle muhabbet etmeye çalıştılar. Katlanamam ben bunlara, sürekli konuşmaya çalışacak."
"Hatice hayatta değiştirmez. Tüm sınıfları ayarladık sizin yüzünüzden bozamam der." Rüya haklıydı. "Neyse pozitif bakalım, pozitif olsun." Kendini buna zorluyordu. "Ön yargılı davranmamak lazım. Yani ilkokulda herkes saçma şeyler yapar değil mi? Sonra bambaşka biri olur mesela. Geçmişteki tatsız olaylar yüzünden kötü yaklaşmayalım. Kaç yıl geçti aradan, değil mi?" Eylem ve Açelya ona garip garip bakıyordu. "Ne? Güzel düşünmeye çalışıyorum. Diğeri de önceden Eylem'in en yakın kankası olduğuna göre kötü biri değildir herhalde. Çocuğun üstüne su püskürttüğün için hani, rahatsız olmuştur. Sınıf değiştiremeyiz, iyi düşünmekten başka çaremiz yok."
"Okul değiştirebiliriz ama." Eylem gayet ciddiydi.
"Saçmalama be!" Açelya sakin kalmaya çalışıyordu. "Erdinç bize bakıyor hadi susun."
O sırada kapı açıldı ve içeri Laven girdi. Erdinç'in işaretiyle direkt yerine geçti.
"Of! Nefes nefese kaldım. Aa, erkekler. Sınıf listesine bakmadım ben."
"Buradasın, biz baktık."
"Maşallah, maşallah." Eylem'in sözünü kesen Erdinç Eren'di. "Sınıflar da karıştı artık. Zaten geçen sene de sizin olduğunuz okullar çok yakındı birbirine. Biz öğretmenler hem kızların hem erkeklerin dersine girdiğimiz için bir o okula gidiyorduk bir bu okula. Neye göre ayarladılar sınıfları biliyor musunuz?" Öğrenciler hayır anlamında kafa salladılar. "Ben iki sınıfın da dersine giriyorum. Orası da proje sınıfı ona göre yapmışlar galiba. Niye böyle haremlik selamlık oturdunuz." Kimseden ses çıkmıyordu. "Bakın orada bir sıra boş kalmış onu dışarı atmak lazım. Size de bir yer değişikliği yapmak lazım. Karışıp kaynaşın." Tüm sınıf istemeyen gözlerle baktılar. "Neyse onu sınıf öğretmeniniz halleder artık."
Kimse geçen seneden alıştıkları sınıflarının ve arkadaşlarının değişmesini istemiyordu. O yüzden şu an kızlar erkeklere, erkekler de kızlara sinirliydi. Hatta birbirlerinden habersiz iki taraf da karşı tarafa savaş açmış durumdaydı. Kızlar artık sınıfta sürekli dans edemeyecekleri için mutsuzdular ve dahası helal diskonun 'erkeksiz, rahat ortam' maddesi bozulmuştu. Erkeklerse artık sınıfta birbirlerinin üstüne atlayıp her yeri dağıtamayacakları için mutsuzlardı.
"E madem herkes kendini tanıtsın sırayla. Siz de tanışmış olursunuz."
"Hiç gerek yok." Diyordu tüm sınıf içinden.
Erdinç Hoca'nın ısrarlarını susturmak için herkes tek tek adını ve soyadını söylemeye başladı. Sınıfta 14 kız ve 10 erkek vardı. Sıra erkeklere geçtiğinde Eylem hepsine lanet okumaya başlamıştı.
"Bunda tam bir inek tipi var. En öne de oturmuş zaten. Bunun adı Furkan'mış. Adından belli şerefsizin tekidir. Bunda da tam yavşak tipi var, uzak durun bundan. Hepsinden uzak durun gerçi de. Ne! Kerem mi! Nefret ederim tüm Keremlerden. Bak, şu tipe bak! Gereksiz mahlukat. Peki bu gereksizdeki bu enerji niye. Bu da havalı bir şey. Sarı sarı bir de. Bu ne böyle şu saçlara bak, toplamış bir de. Yakıştığını falan mı zannediyor. Bu kim ya? Konuşmaya bak. Bu kesin youtuber falandır bak. Ay bu ne hepsi birbirinden çöp bunların. Bak şimdi Laven en son en gereksiz çöpler geliyor. Teneffüste anlatırım bunları sana."
"Emir Numan." Eylem ve Açelya gözlerini devirdiler.
"Çetin Karan."
"Aa, Çetin!" Laven'den gelen bu sesle diğer üç kız şok oldu. "Aynı sınıfa mı düştük?" Diğer kızların garip bakışlarını fark etti. "İkizim."
Rüya'nın elindeki kalemlik birden kendini yerde buldu. Öylece Laven'e bakarak donakalmıştı.
"Ne oldu ya?"
Rüya'nın aklından bir sürü düşünce geçiyordu. Laven onu tanıyor muydu? İlkokuldayken Lavenle de tanışmış mıydı? Çetin hala kendisine takık mıydı? Laven sınıfa ilanı görüp mü gelmişti yoksa Çetin mi yollamıştı? Laven'in amacı ajanlık mıydı yoksa hiçbir şeyden haberi yok muydu? Babası böyle pasta yapmayı nereden öğrenmişti? Laven'in olaylardan habersiz ve ilgisiz olmasını istiyordu çünkü onu çok sevmişti. Bunları nasıl sorması gerektiğini düşünüyordu.
"Senin ikizin Çetin mi?" Rüya'ya yardım eli uzatan Açelya'ydı.
O sırada zil çaldı ve Çetin, Laven'in yanına gelmek için kalktı ama Emir onu dışarıya sürükledi. Eylem'i seviyordu ama Açelya'dan hoşlanmamıştı ve olası bir ikinci fıskiye durumuna karşı ondan olabildiğince uzak durmaya çalışıyordu.
"Evet. Tanıyor musunuz siz Çetin'i?" Laven olanları anlayamamıştı. Kızlar söze başlamaya çalışıyor sonra susuyorlardı. Sonra gözleri Rüya'ya ilişti ve anlar gibi oldu. "Aaa! O Rüya bu Rüya mı?" Kızlar Laven'in tepkisinden onun ajan olmadığını anladılar. "Gerçi doğru, bir okulda kaç tane Rüya olabilir ki?"
"Sen de tanıyor musun Rüya'yı?" Eylem konuya tamamen açıklık getirmeye çalışıyordu.
"Aynı ilkokuldaydık. Serviste de birlikteydik hatta. Ama hiç konuşmadık yani. Çetin'in bir Rüya'sı vardı ama onunla mı uğraşacaktım ya, saldım ne hali varsa görsün diye. Zaten en son Rüya'nın sınıfındaki çocuklardan dayak yemişti gerizekalı." Bunları anlatırken o kadar eğlenmişti ki gülmeye başlamıştı." Aa ama şey var. Bir gün parka gittik biz bununla, sen de oradaydın. Seni kovalamaya başladı gerizekalı." Hala çok eğleniyordu." Sonra ben bakkala giderken gördüm seni oturmuş kaldırımda ağlıyordun. Ayağındaki ayakkabılardan biri yoktu." Hepsi birden -Rüya dahil- gülmeye başlamışlardı." Dizin falan da kanıyordu. Seni öyle görünce çok üzüldüm benim salak ikizim yüzünden kızcağız ne hale düşmüş diye. Bakkaldan yara bandıyla su alıp vermiştim sana, bir şey demeden de gittim zaten sonra. İlk ve son irtibatımız."
"O sen miydin?" Rüya şaşkın şaşkın bakıyordu Laven'e. "Ben o kızı hiç unutmadım ya. Kurtarıcımdın sen benim."
Kızların kahkahası sınıfta yankılanmaya başlamıştı.
"Ben de diyorum bu çocuk neden bu okulu yazalım diye tutturdu. Meğer sen buradasın diyeymiş."
Rüya birden gülmeyi kesti. "Ne? Hala takık mı bana?"
"Tabiki de. Tüm hesaplarını takip ediyor. Arkadaşlarını, akrabalarını biliyor. İzlediğin, okuduğun her şeyi o da izliyor, okuyor. Animeci oldu başımıza sayende."
"Ben bir tane Rüya'ya zor dayanıyorum. Aynısından bir tane daha mı çıktı şimdi? Bu dünya iki tane Rüya'ya hazır değil." Eylem olaylara başka bir yönden bakıyordu şu an.
"Kaç yıl geçti canım, hala bana takık değildir. Ön yargılı olmayalım, pozitif düşünelim." Açelya, Rüya'nın dersteki cümlelerini gülerek ona tekrar hatırlattı.
"Hayır ya." Rüya ağlamak üzereydi.
"Böyle deyince stalker gibi oldu, çok korkunç. Yani ikizim diye demiyorum ama çok salak ve saftır yani. Öyle kötü bir şey düşünme. Sana karşı değişik bir hayranlığı var. Çocukluktan kalmış alışkanlık mı desem."
"Ne yapacağım ben şimdi 3 yıl ya?"
"Merak etme ben senin tarafındayım. Sana ajanlık yaparım."
"Laven!" Rüya mutluluktan neredeyse sıranın üstünden fırlayıp Laven'e sarılacaktı.
"E siz niye birlikte gelmediniz sabah?" Eylem mantıklı bir soru sormuştu.
"Sabah ben uyanamayınca bırakıp gitmiş gerizekalı. Ee siz nasıl tanıştınız? Heh, Eylem en son ikili en çöpleri diyordu." Laven çöp lakabı yüzünden sebepsiz yere çok eğlenmişti. İkizini çok sevse de onunla uğraşmaktan ayrı bir zevk alırdı.
Kızlar Laven'e geçen hafta Çetin, Emir ve Hasan'la nasıl karşılaştıklarını, nasıl hepsinin bitmek bilmeyen bir tesadüf silsilesiyle birbirinin tanıdığı çıktığını, Açelya'nın Emir'in üstüne nasıl su püskürttüğünü -Rüya ve Laven bu kısımda çok gülmüştü- anlattılar.
"Keşke Hasan da bu sınıfta olsaydı." Laven hala gülmekten doğru dürüst nefes alamıyordu. "Daha çok eğlenirdik."
"Sen niye bu kadar eğleniyorsun ya?" Açelya malum olayı tekrar hatırlayınca tadı kaçmıştı. "Biz kaçış yolu arıyoruz burada."
"Kötü bir başlangıç. Çok kötü bir başlangıç gerçekten. Ama bence çok eğleneceğiz, hissediyorum. Hepimizin birbiriyle bu kadar bağlantılı olmasının başka bir açıklaması olamaz. Olmamalı."
Ders zili tekrar çaldığında dışarıdakiler sınıfa gelmeye başladı. Kızlar ve erkekler birbirlerinin iki metre yakınına yaklaşmıyordu. Sınıfta gergin bir hava vardı.
Tek irtibatta olan ikili Laven ve Çetin'di. İkizler oturdukları yerden birbirlerine bakıyordu. Kaş göz işaretiyle anlaşıyorlardı.
"Anlıyor musunuz şimdi öyle birbirinizi?" Eylem ikiliyi -Laven'i daha doğrusu, Çetin'e kesinlikle bakmıyordu.- garipser şekilde izliyordu.
"Evet. O bana Rüya'yı işaret edip ilkokuldaki Rüya olduğunu söyledi. Ben de çoktan bildiğimi söyledim. O da 'Nasıl yani bu sınıfa bilerek mi geçtin sen?' dedi. Ben de ona dedim ki 'Tabii ki hayır, gerizekalı! Ben öyle bir şey yapar mıyım? Teneffüste öğrendim.' dedim. O da ona yardım etmemi istedi ve tabii ki reddettim. Üstüne ona elime düştüğünü ve benden çok çekeceği olduğunu da söyledim. Heh, bir de dedim ki: 'Sakın Rüya'ya yaklaşmaya kalkma yoksa ona öyle şeyler söylerim ki bırak bu sınıftan gitmeyi bu okuldan gider.'"
"Bunların hepsini kaş göz işaretiyle mi anlattınız?" Açelya da diğer ikisi gibi Laven'e 'Ne kadar zekisin!' dercesine bakıyordu.
"Evet." Laven'in yüzünde muzır bir gülümseme vardı. "İkiz hissiyatı da biraz yardımcı oluyor tabii."
Erdinç Hoca sınıfa geldiğinde herkes çoktan yerinde oturuyordu ve sınıfta sesli konuşan kimse yoktu.
"Artık sınıflar böyle karma olduğuna göre mangala gidebiliriz. Erkekler mangalı yapar, kızlar salatayı. Oh mis valla."
Bugün sınıftaki tüm öğrencilerin hemfikir olduğu bir şey varsa o da Erdinç Hoca'nın geçen seneden beri söylediği şeyin asla gerçek olmayacağıydı. Ders Erdinç Hoca'nın atasözlerinin nereden çıktığını anlatmasıyla son buldu.
Teneffüste erkekler - Emir ve Çetin- sınıftan çıkmayınca kızlar bahçeye gidip zil çalana kadar beklediler. Dönerken kantine uğrayıp su aldılar. Sınıfın kapısından içeri girerken karşılarına Emir çıktı. Neredeyse Açelya'yla çarpışacaktı. Emir Açelya'yı görünce refleks olarak bir adım geri gitti. Elindeki açık su şişesini görünce ise gözlerini korkuyla açıp Açelya'nın önünden kaçıp iki metre uzağa gitti. Açelya kendisinden kaçan Emir'e öldürmek istercesine bakıyordu. Emir de aynı şekilde karşılık veriyordu. İkili bir süre kelimeleri kullanmadan tehdit dolu gözlerle bakıştılar.
"Hadi kızım yürüsene."
Eylem, Açelya'yı hafifçe ittirince su şişesinden bir iki damla - belki biraz daha fazlası- yere atladı. Rüya ve Laven içlerinden gülerken sırıtmaları belli olmasın diye ağızlarını kapadılar. Açelya ağır çekimde Eylem'e dönüp az önceki bakışlarından daha da korkunç olanlarını Eylem'e yolladı. Derin bir nefes aldı ve gözlerini Eylem'den çekerken tekrar Emir'e denk geldi. Emir'in gözleri tam olarak şunları diyordu: "Nasıl bir şeysin sen ya? Bir yerlere su dökmeden duramıyor musun? Az önce senden kaçmasam o şişenin hepsi gene benim üzerimde olacaktı değil mi? Allah herkesi senden korusun. Manyak!"
Açelya, Emir'e nefret kusmak için sinirle ağzını açtığı anda arkasında bir ses duydu.
"Ne dikildiniz böyle kapının önünde?" Ses Merve Hoca'ya aitti. "Hadi geçin bakalım."
Gelen talimatlarla Açelya, Emir'e tekrar öldürücü bir bakış atmakla yetinip yerine geçti.
"Selam gençler. Karışmışsınız diyeceğim ama siz pek karışmamışsınız, ha? Anlaşıp mı böyle oturdunuz? Bir gerginlik var sanki burada hissediyorum. Birbirinizi yakmayın sakın teneffüste. Organik maddesiniz, kokarsınız sonra. Yakacaksanız böyle okuldan uzak bir yerde halledin de yakalanmayın." Bunların hepsini tabii ki de gülerek dalgasına söylüyordu. Ciddi olması da bir ihtimaldi ama." Evet, bu anlattıklarımın hepsi hayatın içinden kimya işte. Böyle zamanlarda lazım oluyor, görüyorsunuz ki kimya hayatın her yerinde."
"Siz rahat olun hocam, biz hallederiz." Sabahtan beri Erdinç Hoca'nın zorla söylettirdiği isimler dışında ilk kez bir konuşan olmuştu. Kızların hepsi refleks olarak ona baktılar. Saçı uzun olan çocuktu.
Merve Hoca gülmüştü. "Berk, sen ve ben bu okuldaki rahatlık seviyesini baya bir yükseltiyoruz, farkında mısın?"
"O da lazım hocam." Berk denen çocuk sırıtıyordu.
"Sınavlarda da böyle mi bu?" Kızlar ne olduğunu anlayamazken Merve Hoca konuşmaya devam ediyordu.
"Sormayın hocam, sınav zamanı İsmail'le kavga ediyorlar." Bunu söyleyen Eylem'in en çok gıcık olduğu Kerem'di.
"Tam zıt desenize. Biri iki hafta önceden çalışmaya başlıyor, biri bir gün önce."
Erkekler gülüyordu. Kızlarsa neden birden çenelerinin açıldığını sorguluyorlardı.
"Bir gün önceden olsa keşke. Sabah falan başlıyor." Açelya bu çocuğun adının Yusuf olduğunu hatırlıyordu.
"Yok artık sen de!" Berk iddiaları reddetmişti. "O kadar da değil. Kimyaya önceki gün çalışmaya başlamıştım hocam."
"Bir günlük çalışmayla iyi kalmamışsın o zaman. Tabii benim gibi mükemmel bir öğretmenin olunca..." Merve Hoca kendisiyle dalga geçerek dil çıkarmıştı. "Bu sene de öyle yaparsan seneye yollarımız ayrılır ama."
"Ya hocam siz bi' rahat olsanıza. Hallederiz. Strese gerek yok."
Erkekler Merve Hoca'yla konuşmaya devam ederken Rüya ve Açelya'nın sırasına ön sıradan bir kağıt geldi. Onlara da bir ön sıradan gelmişti.
"Kızlar, bunlar egemenliği ele geçirmek için konuşmaya başlamış olmasınlar? Artık geri çekilmek yok. Siz de yardırın! HURRAAAA"
Kağıdı arkaya Eylem ve Laven'e verdiler. Eylem çoktan savaş moduna girmişti bile. Bir kağıt da yan sıradaki kızlarda dolaşıyordu.
"Ders programı değişecek mi bir daha çocuklar, bir bilginiz var mı?"
"Bize bir şey söylenmedi hocam." Buse erkeklerden önce davranmıştı.
"Şu anki hali çok güzel. Tam bana uygun. Keşke hep böyle kalsa."
"Hocam, Vedat Hoca elbet bize sorar zaten bir değişiklik yapmadan önce. Biz ona söyleriz, değiştirmez." Elif bunu söylerken erkeklere müdürle olan yakınlıklarıyla gözdağı veriyordu. Kızlara +2 puan.
"Bir sizin dediğinize göre ders programı mı yapılır?" Erkeklerden biri -Hakan- Elif'in dediğini blöf olarak algılamış onu küçümsemeye çalışıyordu. Erkekler +1 puan.
"Geçen seneki programları kim yaptırdı sanıyorsun?" Ceren'in bu hamlesi başarılı olmuştu. Kızlara +3 puan.
"Hocam siz üst sınıfların dersine girmiyor muydunuz? Bize 9'lardan bir tek size giriyorum demiştiniz?" Merve Hoca okulun en iyi kimya öğretmeniydi. Herkes dersine girmesini istiyordu ama önceki sene 9.sınıflara girmiyordu. Hakan da bu hamleyle kendilerinin Merve Hoca'nın tek sınıfı olduklarını hatta bu sınıfa girmesinin de kendileri sayesinde olduğunu söylüyordu. Erkeklere +3 puan.
"O senenin başındaydı. Sonra erkeklerden bir sınıf, kızlardan bir sınıfa girmeye başladım. Vedat Hoca değiştirdi."
"Evet biz rica etmiştik. Hatta geçen hafta da rica ettik hocalarımız değişmesin diye o yüzden bizim geçen seneki hocalarımız var şu an." Şevval kızlara +3 puan kazandırdı.
Öğlen arasına kadar olan bütün dersler buna benzer çekişmeler ve hocaların sorduğu sorulara önce cevap verme yarışı şeklinde devam etti. Her teneffüste ya kızlar hemen dışarı kaçtığı için ya da Emir Açelya'dan kaçtığı için Çetin, kızların yanına gelememişti.
Sınıftaki gerilimin asıl tavan noktası ise kızlar öğlen yemeğinde döndüğünde olmuştu. Kızlar geçen seneki bir yarışma için sınıfın duvarlarını çeşitli karikatür ve küçük tablolarla doldurmuşlardı. Sene sonunda da yeni okula geçecekleri için oradan koparmış gelince buraya asmışlardı. Hep birlikte yemekhaneden döndüklerinde ise erkekleri bunları çıkartırken gördüler.
"N'oluyor ya?"
"Bunları çıkartıyoruz." Çok normalmiş gibi cevap veriyorlardı. Eylem artık bu Kerem denen çocuktan daha da nefret ediyordu. Keşke tüm Keremler ölseydi.
"Kime sordunuz pardon?" Ceren zaten patlamaya fırsat kolluyordu.
"Siz mi astınız bunları?" Bu da şerefsiz Furkan'dı.
"Evet. Bir sakıncası mı var? Sanat eseri onlar farkındaysanız."
"Ya siz bi' rahat olsanıza."
Berk'ten bu cümleyi bugün 23.kez duyan Rüya ve Açelya arkada gülmeye başladılar. "Sinirlerim bozuldu." İkili ve Laven diğer kızların aksine kızlar ve erkekler arasındaki bu gerilimden kendilerine eğlence çıkarıyorlardı.
"Biz idare koydu sandık o yüzden çıkartıyorduk. Takarız geri yerine."
Eylem o sırada bir çocuğun kitaplarını onun dolabına koymaya çalıştığını gördü. "Orası dolu yalnız." Çocuk onu duymadı veya duymamış gibi yaptı. "Aloo." Hala bir tepki yoktu. Ses tonunu korkunçlaştırdı. "Mustafa. Orası. Dolu."
"Mustafa mı?" Adı kesinlikle Mustafa olmayan çocuk bu sefer tepki verdi.
"Her neyse işte." Çocuk önce Eylem'e boş boş bakıp kitaplarını geri alırken Rüya, Açelya ve Laven arka tarafta gülme krizi geçiriyordu.
Kızlar sınıftaki sıraların ve haliyle üstündeki eşyaların birbiri içine girdiğini fark ettiler. Elif tüm eşyalarını yerde görünce başına ağrı girmişti. Kızların daha önce yapmadığı şey değildi ama başkasının, eşyalarını bu hale getirmesine sinirlenmişti. "Bu sıraları da düzelteceksiniz herhalde."
Rüya, Laven ve Açelya arka taraftan gülerek izlerken ve Çetin ile Emir de hiçbir şey yapmadan sıralarında otururken diğer öğrenciler arasında sebepleri anlaşılamayan bir sürü tartışma çıkmaya başladı. Herkes bir ağızdan konuştuğu için de hiçbir şey anlaşılmıyordu.
O sırada arkadaşlarına bir şey vermeye gelen Hasan, sınıftaki çatışmaya şaşkın şaşkın bakakaldı.

