16 Eylül 2015
Hacer hocanın bugün de izinli olması 10-K kızlarına yemekhaneye erken gidebilme şansı vermişti. Ne var ki menüde ıspanak olduğu için hepsi tıpış tıpış sınıfa geri döndüler.
Arka sıradaki üçlü hayatı sorgular biçimde oturmuşlardı. Rüya sandalyesini yan çevirmiş tavanı izliyor; Eylem gözlerini dikmiş, öğretmen masasına bakıyor; Açelya 2 saniye aralıklarla elini masaya vuruyordu.
"Biz niye sınıfa geldik?" Rüya hala ruhsuz bir biçimde tavanı izlerken en ufak bir duygu içermeyen bu cümleyi kurdu.
Uzun bir sessizlikten sonra Açelya aynı duygusuzlukla - daha doğrusu hayatta bıkma duygusuyla- cevap verdi. "Ispanak vardı." Eli hala masaya vuruyordu ve gözleri belirsizliğe kitliydi.
"Ama ben açım." Kafasını Açelya'ya doğru döndürdü ve göz göze geldiler.
"Ee ne yapacağız?" Açelya cevap bekler şekilde Eylem'e döndü.
Eylem önündeki iki kızın ona bakmasıyla gözlerini hapishaneden çıkardı. Üçü uzun süre ölüm sessizliği eşliğinde birbirlerine baktılar. Bir cevap bulacak kadar düşünmeyi başarabilen Eylem'di.
"Kantine gidelim."
Eylem'in bu cevabı üzerine diğer ikili aydınlanmış şekilde birbirlerine baktılar. Ağızları açık şekilde gülerek kafalarını sallıyorlardı.
"Çok mantıklı." Açelya hala kafasını sallarken Eylem'e bakarak onu tebrik etti ve sandalyeden kalkıp direkt kapıya yöneldi.
Onlar sınıfta boş boş bakınırken zil çoktan çalmış, tüm okul kantine dolaşmış yemek almaya çalışıyordu. Yemekhanedeki mükemmel menü dolayısıyla da normalde olduğundan daha çok kalabalık vardı.
"Ne yiyeceğiz ya?" Rüya'nın karnı açlıktan ağrımaya başlamıştı. Evde tüm gün yemek yemeden durabilirdi ama okulda sürekli acıkıyordu.
"Ne var onu da göremiyorum ki kalabalıktan." Açelya parmak uçlarında durarak - gene de Eylem'in boyuna yetişememişti.- görmeye çalıştı ama başarısız oldu.
"Aha Afra geliyor." Eylem, Afra'nın çılgın kalabalığın arasından savaş vererek çıkmaya çalıştığını görür görmez kızın kolundan tutup kurtardı. Elinde bir kutu tavuklu pilav vardı.
Afra derin derin nefes aldı. "Ay, öleceğim sandım. Allah razı olsun."
"Ne var yemek başka?"
"Var her şey de, kalır mı bilmem. Aradan falan girin, aç kalırsınız. Hadi ben gidiyorum, çok açım." Afra kızlara el sallayıp elindeki pilavla uzaklaştı.
Üç kız birbirine bakıp iç çektiler.
"Korkuyorum ben." Rüya gerçekten de korku dolu gözlerle kalabalığa bakıyordu. "Bunların hepsi dev. Yemek diye beni yer bunlar."
"Korkunun ecele faydası yok." Açelya yanında sürüklemek için Rüya'nın koluna yapıştı. "Kolumu bırakma, kaybolursun aradan." Pazarda çocuğuna sahip çıkmaya çalışan anne gibiydi.
"Haydi Bismillah!"
Eylem savaş narası atarak kalabalığın arasına daldı. Açelya da Rüya'yı peşine alarak Eylem'in arkasından girdi. Eylem boyunun avantajını da kullanarak zar zor da olsa yol açıyordu. Açelya bir yere kadar takip etmeyi başardı fakat sonra aralarına insanlar girdi.
"Eylem!" Kolunu ona uzatmıştı ama kalabalık kolunu eziyordu. Bir yandan da Rüya'yı kaybetmemeye çalışıyordu. "Eylem!"
Eylem kargaşada derinlerden gelen sesle arkasına döndü. İnsanlar dört taraftan ittirdiği için yerinde sabit duramıyordu. Gözleriyle arkadaşlarını arasa da bulamadı. Onların bu savaşta şehit düştüğü düşüncesi onu nefessiz bıraktı. Sanki bir an zaman genişlemişti. Her şey yavaş çekimdeydi.
Yanındaki kız kulağının dibinde yavaş çekimde bağırıyordu ama etrafındaki hiçbir sesi duymuyordu şu an. Kızın yavaş yavaş kocaman açılan ağzını gördü. Her bir kasının oynayışını görüyordu. Kız sol kolunu öndeki başka bir kızın omzuna uzattı ve sıkıca kavradı. Kızı geriye doğru çekti ve çektiği kız ne olduğunu anlamak için arkasına döndü.
Tam o anda Eylem karnında bir darbe hissetti. Sol tarafındaki çocuk onu iteklerken karnına yumruk geçirmişti. Hala her şey yavaş çekimdeydi. Acısı da. Erkekler her halükarda gereksiz varlıklardı. Ona bu acıyı yaşatan çocuğun ağzının ortasına bir tane yumruk geçirmek istedi. Tam elini havaya kaldırmıştı ki tekrar adını duymasıyla her şey tekrar normal hızına döndü.
"Eylem!"
Bir anda curcunanın ortasında kaldı. Sağ tarafındaki iki kızın bir anda saç baş kavgaya girişmesiyle herkes deprem olur gibi sallanmaya başlamıştı. Elinde yemekle geri dönenler dengesini kaybedip yemeklerini yere düşürmeye başladılar. Yerlerin kayganlaşmasıyla sağındaki herkes tek tek yere devrilmeye başladı. Savaş alanında cesetler kaçınılmazdı. Kendisi de düşecekti ki karnına yumruk atan çocuktan destek alarak dengesini sağlayıp o çocuğun düşmesine sebep oldu. Bir saniye de olsa ona bakıp galip gelen bir gülümseme fırlattı. İntikamını almıştı. Çocuğun düşmesiyle onun etrafındakiler de düşmüştü.
Eylem şu an savaş meydanındaki her kahraman gibi etrafındaki insanların arasında tek ayakta durandı. Sanki üstünde bir zırh, başında bir miğfer varmış gibiydi. Etrafındaki insanlar onu tam olarak öyle görüyordu. Elindeki kılıç kirlenmişti ama bu zorlu bir savaştı ve kurbanlar kaçınılmazdı. Bu savaşta ya ölecektin ya öldürecektin ve onun can vermeye hiç niyeti yoktu.
"Eylem!"
Tekrar adını duydu. Açelya önünde yığılan insanların gerisinde ona bakıyordu. Ayaktaydı ama hırpalanmıştı. Zırhı parçalanmış, kollarından kan akıyordu. Hemen elini ona uzatıp yanına çekti.
"Rüya nerede?"
"Bilmiyorum!" Açelya neredeyse ağlayacaktı. "İlk seni kaybettim sonra bir baktım o da yok. Ezerler onu Eylem, püresi çıkar buradan!"
Hala yerden kalkmaya çalışan veya birbiriyle kavga eden kalabalığın arasında Rüya'yı aradılar.
"Rüya!"
"Rüya!" Açelya nereye baksa da onu göremedi. "Allah'ım! Ya öldüyse!" Eylem'in koluna tutundu. "Ya şehit düştüyse!"
Eylem, Açelya'yı omuzlarından tutup sarstı. "Sakin ol! Bulacağım onu! Bu yola birlikte çıktık, biz kimseyi geride bırakmayız!"
Eylem üstün görüşünü açıp hala yerde yuvarlanan kalabalığı izlemeye başladı. Etrafı tararken yerde çırpınan bir cüce gördü. Üstüne bir dev düşmüştü, onun altında can vermemek için çırpınıyordu. Kafasındaki miğfer uçup gitmişti, kaşından kan akıyordu. Elleri morarmıştı. Sonunda kafasını kurtarıp oksijenle buluşan bu cüce Rüya'ydı. Eylem bir anda ona doğru atıldı. "Heyhat!" Rüya'nın üstündeki düşmanı alıp fırlattı. Rüya'yı da Açelya'nın yanına götürdü.
Açelya hemen Rüya'ya sarıldı. "Öldün sandım Rüya! Seni bir daha göremeyeceğim sandım!" Ölmemişti. Yaşıyor da sayılmazdı.
"Hadi, son bir adım kaldı." Eylem yoldaşlarına güven verici bakışlar verdi. Onlar da umut dolu gözlerle kafalarını sallayıp onayladılar.
"Ya Allah!"
Kadim kılıcını kaldırıp sıranın ön tarafındaki insanların arasına daldı. Önüne çıkan herkesi tek darbede indiriyordu. Yoldaşları da onun kahramanca açtığı yolu takip ediyordu. Sonunda zafere ulaştılar. Pahalıya mal olmuştu. Üstünde yılların yorgunluğu olan bir kral gibiydi. Bu başarı gözlerini doldurmuştu. Onu takip eden yoldaşları da dolu gözlerle, minnetle bakıyordu ona. Daha fazla yaralanmamak için hemen bu savaş alanından çıkmaları gerekiyordu.
"Abla bana bir tane köfte ekmek, yanında büyük ayran."
"Bana da bir tane kaşarlı tost abla çayla birlikte."
"Abla ben hamburger alacağım, su bir de."
Kantinde çalışan abla zaten arkada hazırda bulunan yemekleri hemen ellerine verip parasını aldı.
Geri dönüş yolunda Eylem arkasını döner dönmez herkes savaşta çoktan ün kazanmış bu vahşi aslanın gözleri karşısında sessizleşti. Eylem hiç uğraşmadan herkes ona yol açmıştı bile. Ellerinde yemekleriyle gazi olarak çıktılar savaş meydanından.
Kantinin taa dibindeki, insanların olmadığı yerdeki masalara oturdular. Açelya ağzını açıp hamburgerinden bir ısırık alırken gözleri bir şeye takıldı.
"Şu çocuk bize mi bakıyor?"
"Hangi çocuk?" Rüya kafasını çok çevirmeden gözlerini etrafta gezdirdi.
"Bak şu karşımızda üç tane çocuk var. Şu en uzun olanı, yakışıklıymış da." Diğer iki kız kınarcasına ona baktı. "Konumuz bu değil tabii. Gerçekten bize bakıyorlar.
"En uzun boylu ve sana göre yakışıklı olan o çocuk bana neden tanıdık geliyor?" Evet, işte bu garipti. Eylem'e bir erkeğin tanıdık gelmesi... "Ve neden yanındaki iki zibidiyle birlikte bize doğru geliyorlar?"
Üç çocuk kızların oturduğu masanın yanına geldiler. Eylem ve akabinde diğer iki kız ayağa kalktılar.
"N'aber kıvırcık?" Uzun boylu olan çok samimi ve neşeliydi.
Açelya ve Rüya aralarındaki tek kıvırcık olan Eylem'e sorgular bakışlarla baktılar. Eylem de ne olduğunu anlamamış gibi duruyordu. Bir süre gözlerini kısıp mesafesini koruyarak çocuğa baktı. Tanıyıp tanımadığını düşünüyordu.
"Yok artık Eylem!" Çocuk hayal kırıklığına uğramıştı. "Sana kıvırcık diyen kim var benden başka?"
Eylem'in gözlerinin önünde bir flaş ışığı belirdi ve ortaokul günlerini hatırladı. "Numan?" Belli ki şaşırmıştı.
"Emir aslında ama. Sen gene Numan de." Çocuk arkadaşı onu hatırlayınca mutlu olmuştu. "Ama aşk olsun, insan en yakın kankasını unutur mu?"
Bu cümle üstüne o sırada su içmekte olan Açelya Eylem'in erkek bir kankası olabilme ihtimalinin verdiği şokla suyu püskürttü. Bu zaman zaman yaptığı bir alışkanlıktı ama bu sefer su tam olarak Eylem'in 'erkek kankasının' üstüne uçmuştu.
Herkes donup kalmışken Açelya küçük bir öksürük krizi geçirdikten sonra ne yaptığının farkına vardı.
"Allah kahretmesin!" dedi içinden. Çocuğun suratına bakamıyordu.
Eylem zaten bu Numan erkeğinin nereden çıkıp geldiğine ve neden bu kadar samimi davrandığına söverken içinden daha da küfretmeye başladı. Rüya ise şaşkın şaşkın baksa da içinden kahkaha atıyordu.
"Çok özür dilerim." Açelya bunu söylerken hala çocuğun ıslanmış tişörtüne bakıyordu. Kafasını kaldırıp yüzüne baktığında ise hiç hoşlanmadığı bakışlarla karşılaştı.
"Yok, önemli değil." Böyle dese de ses tonu sitemliydi ve Açelya'ya son derece rahatsız olmuş gözlerle bakıyordu.
Açelya da çocuğun bakışlarına gıcık olmuş aynı bakışlarla karşılık vermişti. Ne vardı yani üstü biraz ıslandıysa? Bilerek yapmadı ya. İkili dik dik birbirine bakarken geri kalan herkes fazla sessizdi. Eylem içinden küfretmeye devam ediyordu. Açelya gözlerini devirirken gözü Numan denen şahsın yanındaki sarışın çocuğa takıldı.
"Hasan?" Açelya'nın modu bir anda değişmişti. Çok şaşırmıştı.
Rüya bu ismi bir yerden biliyordu. Eylem tanıdıkları bir erkek daha çıkmasına sinirlenmişti.
Emir daha da çok sinirlenmiş gibiydi. Arkasındaki sarışın çocuğa döndü. "Tanışıyor musunuz?"
"İlkokulda aynı sınıftaydık Açelya'yla." Hasan durumu açıklayınca Rüya bu çocuğun adını çok duyduğunu hatırlamıştı. Açelya'nın daha önceleri anlattığına göre ikili ilkokulda gayet yakın iki arkadaştı. "Emir benim kuzenim."
"Ne?" Açelya tepkili bir cevap verdi. Sonra tepkisini yumuşatmaya çalıştı. "Öyle mi?" Emir'e göz ucuyla dik dik baktı. Sonra bakışlarını henüz adını bilmedikleri diğer çocuğa yöneltti.
"Çetin de sınıf arkadaşımız."
"Sen de Rüya'nın tanıdığısın herhalde?" Eylem gittikçe sinirleniyordu.
"Hayır."
"Evet."
İkisi aynı anda cevap verip şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Diğer dördü de şaşırmış ve sıkılmıştı. Açelya içinden 'Ne oluyor ya?' diyordu. Eylem bayılmak üzereydi.
Rüya çocuğu tanımadığı için kendini mahçup hissetti. Gülerek Çetin'e baktı. Şaka mı yapmıştı acaba?
"Harbiden mi?" sorgulayan Emir'di.
"Evet, biz de aynı ilkokuldaydık. Farklı sınıflardaydık ama. O, B'deydi ;ben, D'deydim."
Tam o anda aynı Eylem'e olduğu gibi Rüya'nın gözlerinde de bir flaş ışığı belirdi ve ilkokul günlerini hatırladı. Hatırlamaz olaydı.
"D'deki Çetin misin sen? Serviste de birlikteydik."
"Evet."
Rüya'nın bir anda beti benzi atmıştı. Paniklemişti. Yardim çığlığı için kızlara baktı ama anlamadılar.
"Maşallah herkes tanıdık." Eylem sinir küpüydü.
"Yani biz üçümüz de baya farklı yerlerde oturuyorduk önceden ama." Açelya da bu tesadüfler silsilesini sorgulamıştı. "Niye toplanmışız buraya anlamadım."
"Çünkü O böyle istiyor." Hasan çok sakince ve normal bir şey söylemiş gibi cevapladı.
"Ney?"
Hasan hepsinin anlamsızca ona baktığını gördü. "Yok bir şey."
Eylem bu ortam daha da samimileşmeden derhal bu ortamdan kaçmak istiyordu. Neden lanet olası herkes birbirinin tanıdığı çıkmıştı ve neden bunların hepsi erkekti? Gitmek için bir bahane bulmalıydı ama gerek kalmadı çünkü bu görevi hala Açelya'ya dik dik bakan Emir üstlenmişti.
"Neyse, siz yemeğinizi yiyin. Bizim de işimiz var zaten." Açelya'ya son kez gıcık bakışlar fırlattı. Açelya da tam aynen karşılığını verdi. "Hadi görüşürüz kıvırcık."
Eylem yapmacık bir şekilde güldü. Açelya gıcık olduğu varlığı boş verip Hasan'a el salladı. Onu gördüğüne sevinmişti. Rüya ise hala heykel gibi donuktu. Diğer iki kız tekrar masaya otururken Rüya şoktan çıkıp yemeğini eline aldı.
"Sınıfa gidelim n'olur!"
"E yemek?"
"Sınıfta yeriz." Rüya ikiliyi beklemeden direkt kantinden kaçtı. Diğer ikisi de bir şey anlamasalar da peşinden gittiler.
"Ne oldu sana?" Açelya, Rüya'daki bu hali anlamamıştı.
"Sapık!" Rüya hala panik içindeydi.
"Ne?"
"Sapık ya sapık. Anlatmıştım ya."
Açelya biraz düşündükten sonra hatırladı. "Hee, dayak yiyen çocuk."
"Aa!" Eylem de hatırlamıştı. Kahkaha atmaya başladı. "Andımız sırasında gelip sürekli seni öpen çocuk!" Daha da çok gülmeye başladı.
"Ne gülüyorsunuz ya?" Rüya kızmıştı. "Bir kere parka kadar takip etmişti beni. Ondan kaçayım derken ayakkabımı kaybettim. En sevdiğim ayakkabımdı hem de. Nereden çıktı bu çocuk şimdi ya?" İki arkadaşı hâlâ kahkaha atıyordu. "Gülmeyin ya, çocukluk travmam bu benim."
Açelya nefeslendi. "Tamam, tamam. Ay ne saçma bir gün ya."
"Aa!" Eylem panonun önünde durmuştu. "İlanım yok."
"Ne ilanı?" Açelya da panoya bakıyordu.
"Yanımdaki boş sıra için."
"Yapmadık ki onu daha." Rüya, Eylem'in aklının şoktan bulandığını düşündü.
"Ya biz önceden konuşunca ben evde yazıp asmıştım pazartesi günü."
"Rüya'nın sapığı almıştır belki." Açelya tekrar gülmeye başladı. Rüya sinirli sinirli bakıyordu. "Ne? Bir kez düşman sınıfın kızları senin yolunu kesince arkadaşını yollamamış mıydı seni kurtarsın diye? Belki bu sefer kendi gelir korumak için."
"Düşman sınıf kendi sınıfı oluyor yalnız." Rüya gene korkunç anıları hatırlamıştı.
"He bir de düşman sınıflardaydınız. Nesiniz siz, Romeo'yla Juliet mi?" Eylem de Açelya'yla birlikte gülmeye başladı.
"Allah korusun."
Rüya ani bir ivmeyle dönüp yürümeye devam etti. Sınıfta yemek yedikten sonra öğleden sonraki üç derse de katlandılar. Editör Adil Efe Hamlaç Anadolu Lisesi'ndeki sıradan bir günleri daha böylece bitmişti.
