Haritada işaretli olan "Solmuşlar Köşesi", okulun en az uğranan, en az bilinen, en çok unutulan yeriydi: Bodrum.
Bodrum katına inen merdivenler, eski okul filmlerindeki gizemli sahneleri andırıyordu. Basamakların çoğu gıcırdıyor, duvarlar soğuk nefesler veriyor, zemin her adımda hafifçe titriyordu.
Berna tedirgin adımlarla ilerlerken "Burası gerçekten ürkütücü." dedi.
Damla burnunu hafifçe kırıştırdı. "Ürkütücü değil. Sadece hüzünlü. Burası, rengi unutulmuş hatıraların saklandığı yer."
Şeyma kaşığını anten gibi yukarı kaldırdı.
"Kaşığım manyetik bir şey algılıyor, ya da çantamda kalan yoğurt kokuyor, emin değilim."
Küçük Kırışık çantanın cebinden dışarı hopladı.
"Tam olarak ileride, sol taraftaki sandığın üzerinde. İşte tam da orada!"
Sandığın üzerinde duran eski şapka görünüşüyle bile iç çekiyor gibiydi. Bir zamanlar parlak kırmızı olduğu anlaşılıyordu ama şimdi solgun, tozlu ve mutsuz bir pembemsi tona dönüşmüştü. Tüyleri yok olmuş, kenarları yıpranmıştı.
Damla şapkaya usulca dokundu. Şapka parmaklarının altında hafifçe titredi.
"Merhaba," dedi Damla sıcak bir sesle. "Biz Ütüsüzler Takımı'yız. Seni bulmaya geldik."
Şapka ince ve yaşlı bir sesle konuştu:
"Beni mi? Ama ben artık hiçbir şey değilim. Rengim gitti, parıltım söndü. Bir zamanlar okulun yıldız aksesuarıydım. Her törende ben vardım. Parlak, kırmızı ve havalıydım. Ama sonra kimse dönüp bakmadı bile."
"Zaman geçince unutuldum," dedi titreyerek. "Ve susmayı öğrendim."
Berna hemen atıldı.
"Olur mu öyle şey! Sen hâlâ şapkasın. Bir şapka hiçbir zaman 'hiçbir şey' olmaz."
Şeyma kaşığını salladı.
"Ben kaşıkla bile kendimi özel hissediyorum. Sen niye etmeyesin?"
Küçük Kırışık şapkanın yanına sokuldu.
"Yardım etmek için geldik. Senin rengini geri getirebiliriz."
Şapka derin bir iç çekti.
"Peki bu nasıl olur ki?"
Küçük Kırışık, kendinden çok emin bir sesle konuştu:
"Bir tören yapacağız. Renk Canlandırma Töreni. Ama bunun için üç şeye ihtiyaç var: Bir anı, bir kahkaha ve bir umut."
Berna hemen el kaldırdı.
"Anı bende!" dedi ve tişörtünü ters giydiği ilk günkü komik hâlini anlatmaya başladı.
"Kızlar, ben o gün tişörtümün önüne etiket takmışım. Etiket '299,99 TL' yazıyordu!"
Hepsi yere oturup güldü. Bodrumun soğuğu bile kahkahalarla ısındı.
Şeyma, kaşığını parlatarak ışığı şapkanın üzerine yansıttı.
"Bu da kahkahadan doğan ışık!"
Damla şapkayı iki eline aldı.
"Ve umut. Senin bir daha unutulmana izin vermeyeceğiz."
Ütüsüzler bir halka oluşturdu. Küçük Kırışık melodik bir şekilde bir marş söylemeye başladı:
"Buruşuk olsak da gururluyuz biz,
Solsa da rengi, her şeyin bir iz.
Anıyla canlanır, kahkahayla parlar,
Umutla yeniden ışıldar her renk!"
Onların sesleri bodrum duvarlarında yankılandı.
Şapkanın üzerindeki solgun pembelik önce hafif bir ışıkla parladı. Sonra renklendi, sonra daha da renklendi. Ve nihayet eski ihtişamının bile ötesinde bir kırmızıya dönüştü. Tüyleri kabardı, kenarları yeni dikilmiş gibi tarandı.
Şapka heyecanla bağırdı:
"Ben geri döndüm! Hem de eskisinden daha canlıyım!"
Damla gülümsedi.
"Çünkü artık sadece kendi hikâyeni taşımıyorsun. Bizimkini de taşıyorsun."
Berna şapkayı havaya kaldırdı.
"Bu resmen yeniden doğuş!"
Şeyma kaşığını şapkaya doğru uzattı.
"Kırmızı seni çok genç gösterdi."
Şapka kahkaha attı.
"Kırmızı bana hep iyi gelmiştir zaten."
Bodrumdan çıkarken ışıklar sanki daha parlaktı. Damla şapkayı sevgiyle saçlarının üzerine yerleştirdi. Şapka sanki "oh be" der gibi hafifçe yana kaydı.
"Haritada daha keşfedecek çok yer var," dedi Küçük Kırışık, omzuna yerleşerek.
Damla derin bir nefes aldı.
"Ve biz, Ütüsüzler Takımı olarak hepsini bulacağız."