Kayıp Eşyalar Odası, okulun en unutulmuş ama en çok hikâye biriktiren yeriydi. Kapısındaki tabelada "Kayıp Eşyalar" yazsa da Damla'nın gözünde bu yer bir kıyafet müzesi, bir hatıra arşivi, hatta belki de minik bir evren gibiydi.
Odanın kapısı her açılışında içeriden eski montların, yalnız kalmış eldivenlerin ve "beni artık kimse istemiyor" diye sızlayan şapkaların kokusu yükselirdi. Raflarda üst üste dizilmiş kutular, tavanın köşelerine saklanmış örümcek ağları ve kapısının kenarında duran yarım yamalak bir şemsiye...
Berna kapı eşiğinde durdu. "Burası biraz korkunç."
Damla başını salladı. "Korkunç değil. Hüzünlü. Bu eşyalar yıllardır sahiplerini bekliyor."
Şeyma kaşığını anten gibi kaldırıp odayı taradı.
"Radyodan sinyal alacak gibi hissediyorum!"
"Kaşıkla radyo mu olur?" diye güldü Damla.
"Benim kaşığım her işe yarar," dedi Şeyma gururla.
O sırada Damla bir rafın üstünde duran yıpranmış bir mendile uzandı. Üzerinde küçük bir "S" harfi işlenmişti. Harf öyle yer etmişti ki sanki sahibinin adını söylemek ister gibi duruyordu.
"Baksana buna," dedi Damla mendili ışığa tutarak. "Sanki hâlâ birini bekliyor."
Berna yanına gelip mendile parmağıyla dokundu.
"Belki de hiç geri alınmadığı için üzülüyordur."
Şeyma kaşığını salladı.
"Belki özgürlüğünü yeni kazandı. Kim bilir?"
Damla mendili cebine koyacakken birden ayak sesleri geldi. Koridorda, dev adımlarıyla yürüyen biri vardı. Her adımın "tok tok" sesi gittikçe yaklaşıyordu.
"Biri geliyor!" diye fısıldadı Berna.
"Kesin Müdür Yardımcısı!" dedi Şeyma.
Damla'nın kalbi hızla atmaya başladı.
"Rafların arkasına! Çabuk!"
Üçü de raflardaki eski montların arkasına gizlendi. Damla mendili cebine koydu. O anda, pamuklar arasında hafif bir titreşim hissetti.
"Ah!"
Durdu. Gözleri açıldı. Mendil kıpırdamış mıydı?
"Yani," dedi mendil, "katlanmış olmak sıkıcı."
Damla nefesini tuttu. Berna ağzını kapadı. Şeyma'nın kaşığı titredi.
"Ciddi misin? Konuşabiliyor musun?" diye sordu Damla fısıltıyla.
"Konuşuyorum tabii," dedi mendil gururla. "Ama genelde pamuklu ailelerle muhatap olurum, onların dili başka."
Damla neredeyse kahkaha atacaktı ama o anda Müdür Yardımcısı Ahmet Bey, her zamanki gibi düzen tutkunu bir komutan edasıyla içeri süzüldü. Kayıp Eşyalar Odası'na girince kaşları çatıldı.
"Her yer buruşuk. Bu oda komple elden geçmeli," diye homurdandı.
Damla kendi gömleğine baktı.
Beni de çöpe atmak ister mi acaba? diye düşündü.
Müdür Yardımcısı odanın içinde birkaç adım attı. Ayakkabıları gıcırdadıkça çocukların kalbi ayrı bir hızla çarpıyordu.
Mendil, Damla'nın cebinden hafifçe fısıldadı:
"Bir planın varsa, lütfen şimdi söyle."
Plan? Damla'nın aklında tek plan vardı: Yakalanmamak.
Müdür Yardımcısı, bir kutuya doğru eğildiği sırada Damla hızlıca cebindeki mendili okşadı.
"Mendil, seni buradan kurtarmalıyız."
Mendil gururla kabardı.
"Ben kaliteli bir kumaşım. Tabii ki kurtarılmalıyım."
Berna gözlerini devirdi.
"Konuşan bir mendile burun kıvırıyor olmam inanılmaz."
Tam o sırada, okulun kapkara kedisi Kara, giysilerden kendine yaptığı yatağında uyurken birdenbire yerinden fırlayıp müdür yardımcısının üstüne atladı.
"Amanınnn!" diye bağırdı Ahmet Bey.
Kara umursamazca yerde yuvarlandı ve çıkıp gitti.
Ütüsüzler Takımı bu karışıklığı fırsat bilerek kapıdan sıvıştı.
Mendil başarılı bir operasyonla Kayıp Eşyalar Odası'ndan kurtarılmıştı.
Dersliğe vardıklarında Ütüsüzler Takımı nefes nefeseydi.
Mendil hafifçe dalgalandı, Damla'nın omzuna kondu.
"Teşekkürler. Uzun zamandır ilk kez rüzgâr hissediyorum."
Damla gülümsedi. "Bitti sanma. Sen artık bizim takımdasın."
Mendile artık bir ad lazımdı. Damla düşündü.
"Küçük Kırışık," dedi.
Mendil biraz gerildi.
"Kulağa hoş geliyor."