Sabah saat yedi buçuk.
Damla'nın odası, sanki düzenle savaşan başka bir gezegen gibiydi. Eğer dağınıklığa Nobel verilse, hiç şüphesiz uzak ara kazanırdı. Mavi pantolon sandalye tepesinde denge kurmaya çalışıyor, pembe tişört halının üzerinde adeta esniyordu. Çorap? Yine kayıptı.
Damla bu duruma zaten alışkındı. "Bir gün," dedi kendi kendine çorabını ararken, "bir gün beni ikizinle tanıştıracaksın herhalde." diye söylendi.
Çorap bu söze içerlemiş gibi yatağın altından fırlayıp yüzüne çarpabilirdi ama tabii ki çoraplar hâlâ konuşamıyordu.
Tam o sırada mutfaktan annesinin sesi havayı bıçak gibi yardı:
"Damlaaaa! Okula geç kalacaksın! Ütüsüz gömlekle çıkma o kapıdan, uyarıyorum!"
Aynaya baktı. Gömleği ütüsüzdü. Hatta kırışıklıklar adeta sabahki mücadelenin imzasıydı.
"Gömlek yaşanmışlık kokuyor," dedi. "Dünyayı kurtarmadım ama çorabımı da bulamadım. Bu sabah için yeterli."
Saçını toplamaya çalıştı ama bir tutam saç kenardan kaçıp özgürlük ilan etti.
"İyi ya," dedi Damla, "ben de bugün biraz dağınık olmak istiyordum."
Okula doğru yürürken sırt çantasından ritmik bir "tık-tık-tık" sesi geliyordu. Dün yaptığı deney şişesini çantaya koymuştu ama kapağı tam kapanmamıştı. Adını "Tuhaflığı Artırılmış Köpük Formülü" koyduğu, oldukça gürültülü bir karışımdı.
"Ne kadar köpürürse o kadar iyi," diye düşünüyordu.
Okul kapısına geldiğinde girişte büyük bir afiş gözüne çarptı:
DÜZENLİ ÖĞRENCİLER KULÜBÜ
Yeni slogan: "Ütülüysen Ünlüsün!"
Damla afişe baktı, sonra gömleğine baktı.
"Tamam," dedi kendi kendine, "Ben ütüsüzüm ama ben de ünlü olacağım."
Sınıfa girdiğinde her zamanki gibi Seda tam ortada dikilmiş duruyordu. O, Düzenli Öğrenciler Kulübünün başkanıydı. Saçı tokalı, eteği kusursuzdu; her kıvrımı sanki cetvelle çizilmiş gibiydi. Gömleği ise ışığı doğru açıyla yansıtan bir satranç tahtası gibi pürüzsüzdü.
"Damla," dedi Seda. "Ahmet Öğretmen seni sordu. Buruşuk görünüm kurallara aykırıymış."
Saçındaki tokayı düzeltti, eteğinin çizgisine göz ucuyla baktı. Sonra kısa bir an durdu. Neredeyse fark edilmeden bir iç geçirdi:
"Keşke bazen her şey bu kadar kusursuz olmak zorunda olmasa," diye mırıldandı kendi kendine. Ama hemen toparlandı.
Damla duymazlıktan geldi ama içten içe şaşırmıştı. Seda iç mi geçirmişti?
Omuz silkti.
"Ben modaya değil, tarihe yön veriyorum. Bu gömlek yaşanmışlık kokuyor."
Seda bu cümleyi anlamadı. Yüzü "Bu kız ne diyor?" ifadesiyle kırıştı. Evet, Seda bile kırışmıştı.
Damla öğretmen odasına giderken merdivenlerin başında Ahmet Öğretmenle karşılaştı. Öğretmen ciddi ve düzenliydi. Gözlüklerinin arkasından Damla'yı baştan aşağı süzdü.
"Damla, bir öğrencinin görünüşü ciddiyetini yansıtır."
Damla içinden "O zaman ben hayal gücümü yansıtıyorum" diye geçirdi ama kendini tutmayı başardı.
Teneffüste bahçede iki yeni öğrenci dikkatini çekti. Birinin tişörtü gerçekten tersten giyilmişti. Diğeri saçına kurdele yerine kaşık takmıştı.
Damla gülümsedi.
"İşte," dedi içinden, "benim dostlarım."
Onlara doğru yürüdü.
"Selam! Eğer üçümüz bir araya gelirsek Ütüsüzler Takımını kurmakla kalmayız aynı zamanda okulun ütüsüzlük rekorunu da kırarız!"
Kaşıklı olan Damla'ya şaşkınlıkla baktı.
"Ütüsüzlük rekoru mu?"
"Evet!" dedi Damla heyecanla. "Ütüsüzler Takımı: Kurallara karşı kırışıklık cephesi!"
İki çocuk kahkahayı patlattı.
"Ben Ters Tişörtlü Berna!"
"Ben de Kaşık Tokalı Şeyma!"
Damla gururla kolunu kaldırdı:
"Ben Damla. Kurucu Başkanınız."
O an okulun tarihine küçük ama gürültülü bir not düşüldü:
ÜTÜSÜZLER TAKIMI RESMİ OLARAK KURULMUŞTUR.
Ve Damla ilk kez gömleğinin kırışıklıklarını bir utanç değil, bir bayrak gibi hissetti.