05 Aralık 2023
Sevgili günlük!
Yine ben.
Hayır, pes etmedim. Yazmaya devam edeceğim.
Bugün büyükannem beni aradı. Hayır bu sefer beni yargılamadı. Biliyor musun sevgili günlük, bana nasıl olduğumu sordu.
Her ne kadar hatırımı sormuş olsada sonlara doğru yine beni yargıladı. Hayır, önemli değil. En azından nasılsın diye sordu. Ruhunu merak etti sevgili günlük. Beni bu hale sokan kadın bana ruhumun iyi olup olmadığını sordu. Ben, beni bu hale sokan kadına sorduğu soru karşısında teşekkür ettim. Hangi kitabın kaçıncı paragrafıydı bu kaybedişim?
Güçlüyüm.
Direniyorum.
Affediyorum.
Lakin yine yeniliyorum. Yeniden düşüp paramparça oluyorum.
Gelecekte değil geçmişi olan Açelya.
Sadece Açelya
Sadece Açelya
🫀
"Kendini affedemediğin şu anın mı, Açelya?" Her zaman, her seansta sorduğu bir soruydu. Her soruşunda hep aynı cevabı alıyordu.
"Ben şu anda değilim. Ben geçmişin bataklığına saplanmış o çocuğum." Defterine not almaya devam ederken küçük odasında bulunan tek cama odaklandım. Camdaki güvercin hâlâ orada duruyordu. Sadece bana odaklanan güvercinin bir kanadı kana bulanmış ona başka bir hava katıyordu. Beni simgeliyordu.
"Kendini bir nesneye benzetsen bu ne olurdu Açelya?" Bakışlarımı güvercinden ayırmadan sorduğu sorunun içinde boğulduğumu hissettim.
"Bilmiyorum." " Sanırım bir gemi." Odak noktam olan güvercinden bakışlarımı psikoloğum Esrin Hanım'a odaklandım.
"Tüm dalgalara rağmen limana bağlanmış yıpranmış bir gemi. Kimsenin umrunda olmadığı yıkık dökük gemi." Esrin Hanım aldığı cevaptan memnun olmuşçasına kemik gözlüğünü işaret parmağıyla düzeltip not alamaya devam etti.
"Kabus gördün mü Açelya?"
"Sanırım unutuyorsunuz Esrin Hanım. Ben şizofrenim. Gerçeklik algım kapalı." Sık nefesinden anladığım kadarıyla zorlanıyordu. Kapalı bir kutu olduğumu düşünüyordu. Açmak için uğraşmadıkları, adını kapalı kutu diye tasvir ettikleri kapalı kutu.
"Şizofren değilsin Açel." Bana Açel demesinden nefret etmeme rağmen sesimi çıkarmıyordum. Bir tek abim Açel derdi. Şimdi bir başkasından duymak tuhaf hissettiriyordu.
"Unutuyorum. Bütün iyi anılarım hasta zihnimden birer birer yok oluyor. Hayır beni delirten bu değil. Ben, bu kötü geçmişle tekrar ve tekrar yüzleşiyorum. İyi diyecek anılarım yok oluyor. Onlar yok oldukça bende yok oluyorum." Kalemini not ettiği defterin üzerine bırakıp ardına yaslandı.
"Günlük tutmaya başladın mı Açel?"
"Evet. Ne fark edecek bu? Kendimi yaralamaktan başka ne halta yarayacak?" Tebessümünü yüzüne yayıp kalemi tekrardan eline aldı.
"Zihin boş bir depodur Açel. Güçlü bir zihin cehennemden ibarettir." Ben her gün o cehennemi yaşıyordum.
"O halde benden cehennemi unutmamam için yaz diyorsunuz. Neden?"
"Yüzleşmen için. Varsayalım ki bir denizin içerisindesin ve boğulmak üzeresin. Çırpınmaya devam mı edersin yoksa yüzer misin? Ne yapardın Açel?"
"Beni o denize atanların kim olduğunu merak ederdim. Ben zaten cehennemi yaşıyorum Esrin Hanım. Ölmek benim için bir kurtuluş. Belki Tanrı'nın benim için başka planları vardır."
Defterine bir şeyleri karalamaya devam ederken güvercinin rengi daha çok kırmızıya boyanıyordu. Hâlâ bana odaklanmış yerinden ayrılmıyordu. Her kuşa bakışımda kendimi anımsıyordum. Tıpkı onun gibi biraz daha kırmızıya bulanıyor yerimden gram oynamıyordum.
"Cenneti neden bekliyorsun Açel? Bu umudun olduğunu gösteriyor."
"Evet umutluyum. Belki tanrını bana acır. Yetim çocukların yeri cennettir. Ben tanrının sevmediği kulu değilsem benimde o cennette olmam gerekiyor. Yoksa, cennete layık değil miyim?" Esrin Hanım'ın kaşları çatılmıştı. Derin bir nefes çekip yine defterini karalamaya başladı.
"Bir gemi olduğunu ve dalgalarla mücadele ettiğini söyledin." Sözünü bitirmesine izin vermeden lafını kestim. "Mücadele etmiyorum. Beni darmadağın etmesini bekliyorum."
"En büyük hayalin, darmadağın olmak mı?" Tebessüm etmek bir süreden sonra zor geliyordu insana. Ne kadar tebessüm etmek istesem de gözlerim yeniden yaşardı. Ağladığımı görmesini istemediğim için bakışlarımı gökyüzüne diktim. Kapalı hava içimdeki firtanayı anımsatiyordu.
"Belki o zaman rahat bırakır beni. Belki darmadağın olduğumu görünce beni bırakır. Anlıyor musunuz?" Başını iki yana sallayıp ellerini iki yana açtı.
"Sana dair hiçbir şey bilmiyorum Açel. Sadece göstermek istediklerini görebiliyorum. Bana anlat. Sen iyi ol diye buradayım." Sol yanağımda ki yaşları silip gülümsedim. Acı bir tebessüm.
"Ben iyi olayım diye değil Doktor Hanım. Büyük annem için yapıyorsunuz. Hayır, ben istediklerimi değil siz görmek istediklerinizi görüyorsunuz. Bu da mı benim suçum?" Ellerimin titremesi artarken göz yaşlarım da eşlik ediyordu bana.
"Açelya. Büyük annen sırf sen iyi ol diye tüm bu mücadeleyi veriyor. Neden ona karşı bir adım atmıyorsun?" Küçük odada yankılanan kahkaha sesim yankılandı.
"Ben iyi olayım diye mi?" Doktor başını olumlu anlamda sallayıp hüzünle bana baktı. "Beni buraya o soktu Doktor. Bana deli dedi. Sende arkasında mi duruyorsun? Bir kere dahi özür dilemesi benden!" Karşısında ıslanmış bir köpek varmış gibi acıyla baktı yüzüme. Kendimden o an yine nefret ettim. Tüm geçmişimden yine tiksindim.
"Bana acıma. Bana acıma. Bana acıma." Nefes alışım yine düzensiz olmaya ellerim yine titrmeye başlamıştı. Doktorun hemen sağında tanıdığım ve bir o kadar yabancı olduğum bir kız çocuğu belirdi. Elinde beyaz oyuncak tavşanı vardı. Tavşanın yarısı kırmızıya boyanmış göğsünde duruyordu. Tam gozlerimin içine nefretle bakıyordu. Her şeyin suçlusu benmişim gibi. Tüm çiçekleri ben soldurmuşum gibi bakıyordu.
Oturduğum yerde cenini pozisyonu alıp kulaklarımı ellerimle kapattım. Gözlerim geçmişimin parçasında takılı kalmıştı. Doktor oturdu yerden kalkıp yanımda diz çöktü. Odanın içerisine kırmızı soft ışık yayıldı. Çocukluğumun elindeki tavşan yere düşünce odanın içerisinede pencerede olan kuş kanat çırpıyordu. Her kanat çırpmasında çığlık atıyordum.
"Açelya. Kendine gel. Burada kimse yok. Sadece sen ve Esrin var. Geçmişinde kimse yok. Bana odaklan." Doktorun tüm dediklerini duymama rağmen çocukluğumda takılı kalmıştım. Bana doğru yürüdüğünde olduğum yere biraz daha sindim. Gözyaşlarım akmaya devam ederken tam karşımda durdu. Kısa bir an gözyaşlarıma odaklanıp tekrar gözlerime baktı. Daha yedi yaşında olmasına rağmen gözaltıları mosmordu. Üzerindeki beyaz, dizlerine kadar gelen elbise çamura bulanmıştı. Mavi gözleri kan çanağına dönmüştü.
"Her şeyi kan buladı Açelya. Her şeyi. Abimin en sevdiği elbisemi de kirlettim. Babamın aldığı tavşanım beyaz kalmıştı sadece. Ama bak. O da kırmızı oldu. Annem kırmızıya boyadı. Evimizin beyaz parkeleri annemin kırmızı rengini aldı. Yine her şey kırmızı oldu Açelya. Hani sadece tavşanım beyaz kalacaktı? Al işte, tüm dünya kırmızıya boyandı. Hatta bak, bileklerimde kırmızıya boyandı. " Bileğini bana gösterdiğinde gırtlağımı yırtacak derecede çığlık attım. Bileğimi tutup kanın akmasını engellemek istedim. Olmuyordu. Tüm oda kan içerisinde kalıyordu. Tıpkı yedi yaşında olduğu gibi beyaz parkeler kana bulanıyordu.
"İyi olacaksın Açel. İyi olacaksın." Ben çocukluğumu düzeltmeye çalışıyordum. Eskiden abim Açel derken şimdi ben yedi yaşıma açel diyordum. Gözlerinden yaş akınca yere değil kalbime damladı o gözyaşı.
Doktor beni sarsmaya başlayınca bilincimin kapandığını hissettim. Çocukluğum bulanıklaşmaya başlayınca kırmızı oda da kararmaya başladı.
Kendimi kabuslarımın arasından sıyırıp her şeyden uzaklaşmak için son defa tanrıya dua ettim.
