İçeriğe geç

Urgan

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Urgan

Bölüm 3

U.3

Karanlık göremediklerimizden ibaret değildir. Karanlık; herkesin kör olduğu yerde yaşadıklarından ibarettir.

Karanlıktan ibaretti hayatım. O karanlığın içerisinde en sevdiklerimin ellerinde bir silah ve o silahların namluları bana dönüktü. Öyle bir yerdi ki bu karanlık: bana evimde hissettiriyordu. Öyle bir evdi ki bu tüm camları patlamış tüm duvarları yıkılmış.

Karanlıkta gözlerimi açmamı, tekrar güneşi göreceğimi vadediyordular. Güneşin battığı, duvarları simsiyah bir evdeydim ben. Kimse o duvarları yıkıp ulaşmıyordu cesedime.

Oradaydım. Abimin kolları arasında uyuyordum. Bu geçmişimden kalan son hatıraydı. Bana bir ninni söylüyordu.Güneş yok olacak, karanlıktan ibaret olacak her şey. Ben buradayım, hisset gör beni. Karanlığın aydınlığı olsun gözlerinin mavisi. Kaybedersen aydınlığı, işte ordayım hisset beni.

Altı yaşındaydım burada. Son defa bir çatı altında birlikteydik. Son defa doğum günü pastamı kesmiş, Tanrı'ya teşekkür etmiştim.

Her zaman olduğu gibi yine bir rüyanın içerisinde olduğumun farkındaydım. Ama uzun zamandan sonra abim rüyama girmişti. Rüyama girmediği her gün bana küstüğünü, yanlış bir şey yaptığımı düşünürdüm. Tanrıya gecelerce dua etmiştim.

"Zavallı kız. Gerçeklerle algısı tamamen yok oluyor."

"Hastaneye yaptırmanızı istiyorum. Delilerin kalması gereken yer insanlığın içinde değil, delilerin kaldığı deli hastanesi olmalı. " Büyükannemin aşağılayıcı cümlelerine birçok kez yaşamıştım lakin ilk defa deli Hastanesine yatırılmamı istiyordu. İlk defa beni bu kadar yaralıyordu.

"Tam teşhis konulmadığı için bunu yapmak zor olacak. Siz istiyorsanız yaparız Fahriye Hanım. " Tahmin ettiğim gibi Esrin Hanım Büyükannem'e çalışıyordu.

"Uymadığını biliyorum Açelya. Titreyen ellerin engel oluyor rol yapmana." Ellerimin titrediğini o an fark ettim. Geçmişimin bende bıraktığı bâki hatıra.

"Seni görmek istemiyorum." Bir insanın sesinde dahi korku olur muydu? Sesimin titremesi kelimelerin anlamını silikleştiriyor yok ediyordu.

"Görme Açel, konuşma, dinleme. Ama beni hissediyorsun biliyorum. Binlerce metre uzağında beni hisseduyor ve deli gibi korkuyorsun." Sıcak nefesi soğumuş bedenimi sıyırıp geçti. Bedenimin kontrolünü yine eline geçiriyordu. Yatağın içerisinde o kadar çok titriyor o kadar korkuyordum ki; gören biri kriz geçirdiğimi düşünürdü. Bunun tek bir anlamı vardı. Korku. Gözlerimi açmakta dirensem dahi sesinden dahi korkuyordum.

"Senden korkuyorum Babaanne. Lütfen, ben deli değilim. Ben deli değilim." Kendimi dahi inanmadığı, sorguladı bir şeydi akıl sağlığım. Bir başkasına inandırmak zordu.

"Deli değilsin Açel. Fakat öyle bir delirecek öyle bir kendini kaybedeceksin ki sana sen bile inanmayacaksın." Bir kabusun içinde olmayı isterdim. Biliyordum ki Tanrı'nın bana kulakları tıkalı sesimi işitmiyordu.

Göz kapaklarımda biriken yaşlara direnmek için beyaz tavana diktim bakışlarımı. Sağ tarafımda yatağa doğru eğilmiş Babaannemi görmezden geliyordum.

"Akıt yaşlarını Açel. Akıt ki; şu yaşına kadar tüm yaşlarını nasıl ki ben sildim, yine ben sileyim." Sesindeki kinaye boğazımdan bir iniltiye sebep oldu.

"Tüm göz yaşlarımın sebebi sendin." Odanın içerisinde şen bir kahkaha atıp yatağımın üzerine bıraktığı kol çantasını aldı.

"Tüm göz yaşlarının sebebi olacağım Açelya Samyeli." Odanın çıkış kapısına ilerlerken duraksayıp ardına dönmeden " Adının anlamını o kadar güzel yansıtıyorsun ki. Adını yaşaman dileğiyle Açel. " Son sözleri kalbime bir hançer gibi batarken anılarımın sis bulutunu dağıttı. Adının anlamını taşı Açelya'm.

Yanağımdan süzülen yaşlarımı silme gereği dahi bulmadım.

Odadan çıkıp giderken sadece ben ve doktorum Esrin kalmıştı. Bütün her şeye şahit olmasına rağmen tebessüm edip o da odadan ayrıldı. Bakışlarım hâlâ tavana dönükken kendimce ninni mırıldandım.

"Uyu bebeğim. Yarın açacak gözlerini, Açelya çiçeğim." Tüm kelimeler boğazıma takılırken dudağımdan hıçkırıklar odada yankılanıyordu.

"Tüm kabusların bitecek, uyu çiceğim." Her şey bitecek mıydı? Tüm kabuslarım yok olacak mıydı? İntiharımın urganını kim başımdan geçirecek Tanrı'm?

"Annen yanı başında, tüm ışıklar gökyüzünde, sevgiler kalbinin içinde. Uyu çiceğim." Nereden biliyordum bu ninniyi? Annem mi söylemişti bana? Hayır, annemin tek görüntüsü vardı zihnimde. Abim mi söylemişti soğuk kış günlerinde? Hayır, abimin tek bir ninnisi vardı? Babam mıydı? Hayır, babam geçmişimde yoktu.

"Canım yanıyor. Tanrı'm canım yanıyor." Yatağıma yumruklarımı indirip belki bir kere beni işitebilecek yaratana sesleniyordum. Belkide işitiyor tüm herkes gibi o da bana gülüp geçiyordu.

"Ben, benim canım neden yanıyor Tanrı'm? Beni neden sevmedin babaanne? Tanrı'm sende mi sevmiyorsun beni? Neden? Neden? Küçüktüm ben, benim hatam değildi. Yemin ederim tanrı'm benim hatam değildi." Yumruk yaptığım ellerimi yüzüme yerleştirip ağlamaya devam ettim. Tüm bedenim titriyor bu sefer gerçekten kriz geçiriyordum.

"Tanrı seni neden sevsin? Bu haline acılımaktan başka ne yapsın?" Odanın içerisinde bir başkasının sesini işitince irkilip uzandığım yerden kalktım. Bulanık gören gözlerimi ovuşturup kapıda duran sülietin kim olduğunu anlamaya çalıştım. Kapı sonuna kadar açılmış, yanlış değilsem bir kere dahi kapı tıklanmamıştı.

"Ne hakla odama böyle girersin? Çık dışarı!" Beni rahatsız eden mahramiyetime izinsiz girmesi değildi. Beni bu halde, zavallı bir şekilde görmesiydi.

"Açık kapıyı çalmamı falan mı bekliyordun?" Kapı açık mıydı?

"Her açık kapıdan süzülüp içeri mi giriyorsun?"

"Sadece kapı değil." İşaret parmağını odanın içerisinde bulunan pencereyi gösterdi. Gözlerim irice açılıp söylediklerini idrak etmeye çalışıyordum. Hırsız mıydı? Adamı boylu boyunca süzünce pekte hırsıza benzemiyordu. Üzerinde beyaz bir tişörtü altında siyah eşofman vardı.

"Hırsız değilim. Her eli kolu olan pencereden içeri girebilir. Odan zemin katta. Kendine gel!" Kafayı yemişti galiba.

"Şizofren misin?" Belki karşındakini küçümsediğimi düşünürdü ama benim için gayet sıradan bir soruydu.

"Var bir kaç eksik de tam anlamıyla değilim. " Sol eliyle dağınık saçlarını karıştırıp elini bana uzattı. Geceye kaçan saçları vardı. Saçlarının zıttı bembeyaz bir teni, uzun büyü buna eşlik ediyordu.

"Esran Yamaç Demirkan." Uzattığı eli öylece havada kalırken sadece gözlerinin içine bakıyordum. Kollarım bacaklarımı sarmış zayıf bedenim dahada küçülmüştü.

"Açelya." Elini geri cebine koyunca yüzünde bozulmuş bir ifade yoktu. Anlayışla karşılamış yüzüne tebessüm kondurmuştu. Dudakları kurumuş gözaltıları morarmıştı.

"2 Temmuz 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkmıştı. Bundan muaf mısın?"

Yüzümde anlamamış bir ifade oluştuğuna yemin edebilirdim. Ne saçmalıyordu bu?

"Konuşmak istemeyen birisinin daha ne kadar şey yapması gerekiyor Esran Yamaç soyadından muaf olmayan Demirkan?" Gülüşü büyüyünce ince yüzünde gamzeleri belirdi. Fazla belirgin değildi ama yakınımda olduğu için hemen kendisi peyda olmuştu.

"Gözlerindeki ışıklar bunu inkâr ediyor ama Açelya." Başını yana yatırmış gözlerini gözlerimden ayırmadan büyük bir heyecanla konuşuyordu. Beni etkilemeye mi çalışıyordu?

"Ne demezsin." Gözlerimi ondan ayırıp kararmış gökyüzüne odaklandım. Yıldızlar parıldarken kendimi bu odadan soyutlamaya çalıştım. Yıldızlar kendince çok güzeldi. Karanlığın tek çekilir yanları yıldızlardı.

Kapının kapanma sesini işitince gözlerim kapıya odaklandı. Odadan çıkmış kapıyıda ardından kapatmıştı. En azından laftan anlıyordu.

Babaannemin Hastanesi'nde olduğumu biliyordum. Bir kaç saat sonra beni eve götürmek için geri gelecekti. Çenini uzanıp gece lambasını kapattım. Odaya sadece sokak lambaları ışık veriyordu. Yıllarca bu sokak lambası arkadaşım olmuştu. Eskiden karanlıktan korkar tüm ışıkları yakarak uyurdum. Üstümü örtmez belki abim örter diye ümit ediyordum. Ben bu hastane köşlerinde yıllarca çok ümit bağladım hayata. Sonra çok şey değişti. Önce ümitlerim bitti. Sonra abimin bir daha gelmeyeceğini kabul ettim. Sonrada kendimi kaybettim. Ben bu odada her şeyi kabul edip çıkmıştım. Tüm acılarımı burada bırakmıştım. Yine bu odaya girmiş tüm acıları tekrar hissetmiştim. Ben kendimi kazanmaya çalışırken en çok kendimi kaybediyordum.

"Güneş yok olacak, karanlıktan ibaret olacak her şey. Ben buradayım, hisset gör beni. Karanlığın aydınlığı olsun gözlerinin mavisi. Kaybedersen aydınlığı, işte ordayım hisset beni." Bu ninniyi söylememeye yemin etmiştim yıllar önce. Bu odada unutmak istemiştim ninniyi. Tekrar bu odada kendine verdiğim bir sözü daha çiğneyip ezmiştim. Kendime dahi saygım yoktu benim. Acılarıma, geçmişime dahi saygım yoktu. Abimin varlığını kalbimde hissediyordum. Ninnide dediği gibi, onun bana dediği gibi kalbimde hissediyordum.

Gözlerimi kapatıp abimin rüyalarıma girmesini diledim. Hayır Tanrı'dan değil. Albümden diledim bunu. Biliyorum, Tanrı dahi kıysa bana, abim kıyamazdı.

"Tüm ümitlarim sana bağlansın, beni çek çıkar bu çukurdan." Abimle aramızda olan bir sözdü bu.

Tek duyduğum ses kalbimin atışıydı.

Uykuya dalmadan önce kapımın açıldığını duydum. Doktorların geldiğini varsayıp karanlığa bıraktım kendimi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.