İçeriğe geç

Urfaya Tutsak

Bölüm 18 · 26 dk okuma

Urfaya Tutsak

Bölüm 18

Kırık olsada kalpler daima pusuda bekler

Alya gözünden az sonra akacağını anladığı göz yaşı ile masadan uzaklasarak odadan çıktı.

kapıyı kapatmasıyla göz yaşınin yanağından akıp gidiyor oluşu aynı andaydı.

tekrar döküleceğini bilsede.elinin tersiyle yanağını sildi. adımları binanın çıkışını bulduğunda bahçenin ortasında durmuş gözlerini bu olanlar hiç yaşanmamış olmasını dileyerek kapattı.

rüzgar tenini okşuyorken bir süre o halde durdu.

aradan 1 dakika geçmiş bu kirli dünyaya gözlerini tekrar açmıştı.ve her şey aynıydı tüm yaşananlar aldığı darbeler her şey gerçketi.

istemesede bu gerçeğe alışacaktı.evlendiğine ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının bilincinde olacaktı.

"arabaya bin!"

yanımdan geçip giden alparslan ile bende yavaş adımlar ile bahçeden çıkmış arabanın ön koltuğuna binmiştim.

araba alparslan tarafından çalıştırılırken ben yaşanan yıkımın hâla etkisinde olduğumu canı gönülden hissederek gözlerimi yumdum.

bedenim sert bir şeyin üzerindeyken rahatsızca kıpranmaya çalışmış ama başaramamıştım.

bir kez daha denediğimde ise yumuşak yüzeye bırakılmam ile rahatca kıpranmanın verdiği başarı ile tebessüm ederken neler olduğunu anlamak için gözlerim yavaşca aralanmıştı.

yüksek ihtimal alparslanın kollarından yatağa bırakıldığımı anlamam ile yerimde doğrulmuş aniden doğrulmamın verdiği ağrı beynime vurmuş olacak ki bir süre geçmesini bekledim.

ağrı bir düğüm gibi hızla çözülürken ayağa kalktım.

"birdaha dokunma bana!"

"kes sesini!

sert bir uslüpla söylenen söz beni uyku halimden almış kendime gelmemi sağlamıştı.

"Sen nasıl bir adamsın!...bu gün tüm olanlar senin yüzündendi Ve sen bana kes sesini diyorsun öylemi!"

alparslan aramızdaki bir adımı kapatarak yaklaşmıştı"Benimle normal ses seviyesinde konuş Bağırarak değil!"

sert fakat seviyeli bir ses tonu ile konuştuğunda sesimi kontol altına almış tekrar konuşmuştum"Tamam bağırmıyorum soruma cevap ver!"

"Tüm bunlar senin eserindi alya.Ben sana baştan söyledim fakat sen damarıma basmayı tercih ettin."

şaşkınlıkla kahverengi gözlerine bakıyordum sinir tüm hücrelerime yayılmıştı ve ben ya şu an ya ağlayacaktım ya da bağıra bağıra sinirimi herşeyden çıkaracaktım.

"Alt tarafı bir yataktı yatabilirdin ama nedense sen yatmamayı tercih ettin üstelik karşılığında seni işinden ederim dememe rağmen sözümü dinlemedin!"

"asıl sen söyle alya düğün günü konuştuğun sevgiline ihanet etmemek için mi benimle aynı yatakta yatmamayı tercih ettin!"

alparslanın sözlerinin üstüne hızla dudaklarımdan şu cümleler döküldü. "Sen ne saçmalıyorsun"

üzerime doğru atılan bir adım ile bende geriye doğru bir adım atmak zorunda kalmıştım.

"Ne yapmamı bekliyordun benimle evli olan bir kadının başkalarıyla konuşmasına göz yumacağımı mı!"

"Ben gevşek değilim.Bu evliliği ikimizde kabul ettik sana sordum kabul ediyormusun diye sen evet dedin madem sevdiğin vardı niye söylemedin?!"

"haddini bil alparslan benim ne sevdiğim nede bir sevgilim yok olsaydı niye sana söylemeyeyim."

"bana masal anlatma alya.Belkide ablan için soylemedin berdel ona kalır diye söylemedin! lan nereden bileyim senin fedakarlığın belkide kendinide aşmıştır ablan için yapmışsındır böyle bir şey"

sinirle kendini telkin etmeye çalışarak kurduğu cümlelere karşı ben bir adım daha geriye atarak sırtımın duvarla buluşmasına izin verdim.

düğün akşamındaki alparslanın murat ile konuşmamı kastettiğini çok iyi anlasamda bu konuyu kapatmam lazımdı zaten bu evde geçen günlerim zorken iyice zorlanmasını istemiyordum daha doğrusu ben kendime böyle bir imayı kabul edemezdim.

"Dediğin gibi bir durum olsaydı.Ben nikah günü teklifini kabul etmezdim."

şu ana kadar hiçbir şekilde o anı hatırlamak istemiyordum nikah günü bana sadece nikah değil gerçek bir evliliği teklif etmişti ve ben tanımadığım bir adamla agabeyim altkatta hastaneye götürülürken

alparslan ile aynı yataktaydım.

gözleri gözlerimdeyken güçlü bir adım daha attı bana doğru.

"Bana doğruyu söyle."

az öncekine nazaran daha sakin çıkmıştı sesi.

"Ben seni tanımıyordum alparslan.

hâlada tam tanışıyor değiliz.Nikah günüde mecbur bıraktınız beni bende kabul ettim seninle aynı yatağa girdim.

eğer dediğin gibi saçma sapan ihanet etmemek için seninle aynı yatakta yatmıyorum gibi bir durum söz konusu olsaydı.seninle o gün aynı yatağa girmezdim."

gözleri en ince ayrıntıma kadar takip etti beni sanki kontrol ediyordu doğruyumu söylüyordum yalanı mı diye.

ne kadar zaman öyle birbirimize bakıyorduk bilmiyorum ama alparslan geriye doğru bir adım attı.

"Madem öye tamam.bu dediklerine inanıyorum ama eğer yalan söylüyorsan alya emin ol bu gün ki yaşadığın acı yaşayacaklarının tesellisi olur."

adımları giyinme odasına doğru ilerleyip içeriye doğru giderken

üzerindeki beyaz gömleginin düğmelerini açıyordu.

kapı kapanma sesi ile tuttuğumu yeni anladığım nefesimi bıraktım.dolu olan gözlerim ile yatağın üzerine oturdum.

ne yapacağımı bilmiyordum.sadece alparslanın giyinme odasından çıkmasını ardından da içeriye girmemi bekliyordum.

aradan geçen bir dakikanın ardından giyinme odasından siyah tşört ve siyah eşorfmanıyla alparslan çıkmıştı.

yataktan ayağa kalkıp giyinme odasına gireceğin sırada alparslan ve ben birbirimize deymemek için bedenlerimizi yan çevirmiştik.

aynı anda bir adım daha adımladığımızda alparslan arkamdan yatağa doğru ilerliyor bende alparslanın arkasından giyinme odasına ilerlemiş kapıyı kilitleyerek kapatmıştım.

Dolaptaki koyu yeşil gömlek alt üst takım alıp giyindim.saçlarımı günün yorgunluğu ile açtım.

odadan çıkmak için adımlarımı ilerletirken sırtımdaki hançerleri ve kalbimdeki ihanetin ağırlığını nasıl saracaktım bilmiyordum.

kilidi geri çevirdim ve kulpu kavrayarak giyinme odasından çıktım.

bakışlarım bir yatağa birde koltuğa gittiģinde yatağın üzerinde bulunan alparslana gözlerimi deydirmiyordum.

usulca yatağa yaklaştığımda yataktaki boşta kalan yastığı elim kavraraken alparslan ne yapacağımı anlamış olacakki eliyle bileğimi tuttu.

ancak şu an baktığım yüzünde öfke görmesemde sözleri emir veriyodu.

"Burada uyuyacaksın alya"

"hayı-"

"Alya!"

"aynı şeyleri bir daha tekrarlamayalım istersen."

onun cümlesinin ardından dudaklarımdan şu cümleler döküldü.

"bu bir tehtid mi?"

sözlerim oldukça yorgun çıkmıştı.

"tehtid mi değil mi onu yarın öğreneceğiz."

"tehtid ediyorsun beni.söylesene bu defa ne yaparsın."

eli bileğimi çok sıkı tutmasade hâla bırakmıyordu.

yataktaki pozisyonunu bozarak bana doğru doğruldu.

"tehtid ettiğimi söylemedim.o yarın belli olacak"

"yatakta yat alya.istersen araya yastık falanda koy önemli değil ama aynı yatakta yatacağız."

kendinden ve söylediklerinden oldukça emin olan alparslan ile biraz düşündüm.

dün beni tehtid etmişti ve bu gün yapmıştı.hemde bu tehtid sadece bir kez çıkmıştı onun ağzından ve yapmıştı.

onun ağzından çıkan bir cümle ile ben tam dört kişinin oluşturduğu hasarın kırıklığını içimde yaşıyordum.

bu gün ki toplantı masasında yaşananlar aklımdan geçti.

gözlerimin dolduğunu hissettiğimde başımı yere doğru eğdim.

bendeki tuhaflığı fark eden alparslanın bileğimdeki eli dahada hafifledi.

yatağın üzerine halsizce otururken.

göz yaşlarım yanağımdan hızlı hızlı dökülüyordu.

hıçkırarak ağlamaya başlamam saniyeler sürerken göğüsüm hızla inip kalkıyor olanlar aklıma geldikçe göz yaşlarım dahada artıyor hıckırarak ağlıyordum.

elleri bileğimi bıraktı.bir elim kalbimin üzerinde durdu.sanki bedenim bile biliyordu asıl nerenın acıdığını.

gökhan murat asaf benim kardeşlerimdi bana nasıl ihanet etmişlerdi.

komutanım bana hep kızım derdi baba kız gibi olduğumuz çok kıymetli anlar aklımdan film şeridi gibi hızla geçti.

ya murat en çokta ona kızıyordum biz onunla abi kardeşten öteydik.

"bu kadar kolay olmamalı"

başımı iki yana sallamıştım.

hıçkırıklarım hâla devam ederken yatağın yanımdaki alanda çöküntü hissettim ve ardından alparslanın kollarını bedenimde hissettim.

"Şşş" "sakin ol"

telkinlemeye çalışan alparslanın sesini işittim bir müddet.

odada duyulan hıçkırık seslerimin yerini derin iç çekmelerim almıştım.

sırtımdaki elleri yüzüme doğru uzandı.

parmakları göz yaşlarımı narince silerken bir yenisi daha akıyordu.

boğazımda bir acı hissetsemde dudaklarımı ıslattım.

"onları tehtid mi ettin"

kahverengi gözleri onlar derken kimleri kast ettiğimi soruyordu adeta.

"muratları"

sesim sanki tekrardan ağlayacak oluşumu belli edercesine çıkmıştı.

"hayır"

kulaklarım hiç duymak istemediğini duydu.

içimdeki kalan küçük bir umut kırıntısı da alparslanın son sözünden itibaren yok olmuştu.

ela gözlerimin dolduğuna saniye saniye şahitlik eden kahverengi gözleri gözlerimden ayrılmıştı.

elleri hâla yüzümdeyken gözleri yavaşça dudaklarıma kaymıştı.

gözlerindeki koyulaşmayı saniye saniye izledi ela gözlerim.

yüzümü ellerinin arasından çekmek adına yataktan kalktım.

bu hareketimle gözleri yüzümü irdeledi.

yatakta yatmak istemiyordum ama bunu nasıl dile getireceğimide bilmiyordum ki bilsem bile söyleyemiyordum.

alparslan o insanı ürküten heybetiyle ayağa kalktı eline aldığı yastığı koltuğun üzerine bırakıp otururken şaşırarak ona baktım.

"sen yatakta yat bu günlük koltukta yatacağım."

ben hâla ayaktayken alparslan koltuğa uzanmıştı.

hızla kendime gelmeye çalıştığımda bakışlarımı alparslandan çekip yatağa yönelttim ve yatağın içine girip uzanacaktım ki çalan telefon zil sesi ile duraksamıştım. yatağın yanında olan ve bana daha yakın olan komidinin üzerindeki telefon alparslanındı.

telefonu elime aldığımda arayan kişinin ismine de bakarak alparslana uzatmıştım.

'miran'

alparslan çalan telefonu elimden alıp kulağına götürürken hiçbir şey söylememiş karşı tarafı dinlemişti.

"bekleyin geliyorum"

koltuktan ayağa kalkıp odadan çıktığında meraklı gözlerim ile onu izliyordum.

her nereye gittiysede belliki önemli bir işti.

yerimden doğrulup ayağa kalktığımda kattaki balkona çıkmak istemiştim.

odadan çıkıp katın girişindende çıktığımda gözlerim avludaki hareketliliğe kaydı.

avlunun içerisinde 7 koruma vardı ve her kim onlarla konuşuyorsada elleri önünde başlarını eğmişlerdi ve içlerinden sadece bir kişi karşıya oldukça tedirgin halde bakıp konuşuyordu.

karşıdaki kişiyi merak ettiğimde kattaki balkona dahada yakınlaştığımda görüş alanıma alparslan girmişti.

konuşan koruma her ne anlatıyorsa alparslan dinlemiş ve dış kapıdan çıkmıştı.

konağın önünde gece saatleri olduğu için koruma ve alparslan ile miran dışında kimse yoktu.

miran alparslanın kuzeniydi.bu gunde misafirlige gelmişlerdi.fakat gece gece bu neyin görüşmesiydi.

alparslan miran ile hararetle konuşuyorken konunun ne olduğunu bilmesemde umursamamayı tercih etmiş odaya geri döneceğim esnada bir koruma yukarı kattaki merdivenlere doğru yöneliyordu.

koruma balkona adım atmadan merdiven basamaklarında durduğunda gozleri yerdeyken ben kime konuşuyor diye az kalsın havaya bakacaktım.

"ağabeyim sizi çağırıyor yenge"

muhtemelen bu ağabey alparslan yengede ben oluyordum.

başımı olumlu anlamda salladığımda merdivenlerden aşşağı doğru iniyordum.

son basamağıda bitirdiğimde avlunun ilk girişindeydim.

alparslan her ne konuşuyorsada ben yanlarına gelince susmuştular.

"sorun ne?"

gözlerim miranı es geçerek alparslana ulaştı.

"yaralılar var hastaneye gidene kadar eşlik etmen gerekiyor"

alparslanın cümlesinin bitmesiyle kafamı olumlu anlamda aşşağı yukarı salladım.

"olur ama yanımda malzemelerim yok bari ilk yardım varsa sizde onu almam lazım" sesim istemesemde fazla yorgun çıkmıştı keza gerçektende yorgundum sadece yatıp uyumak istiyordum ama madem hasta var hastaneye kadar yardım etmem gerekiyordu.

"arabada var"sabırsızca konustuğunda durumun ciddiyetini yeni idrak etmiştim."

alparslan elimden tutup konaktan dışarı çıkardığında beni hızla birlikte arabaya binmiştik.

bindiğim arabada gördüğüm tanıdık yüzler ile gözlerim şaşkınlıkla şoför koltuğunun yanında oturan alparslana gitti.nasıl oldu ne ara oldu hiç bilmiyordum fakat hemen kendimi toparlayıp görevimi yerine getirmem gerekiyordu ilk işim bu olmalıydı.

ne bu gün dostlarımın gidişini ne ağabeyimin ihanetini ne de kardeleni soy adım yüzünden tehlikeye attığımı düşünmemeye çalışarak yoğunluğumu kol ve omuzlarından oluk oluk akan kanlara yoğunlaştırarak ilk yapmam gerekene odaklanmıştım.

arabada kanlar içerisinde oturan azad ve fıratı görmem ile gözlerim şaşkınlıkla şöför koltuğunda oturan alparslana gitti araba çalıştığında ise miran ön koltuktan ilk yardım malzemelerinin olduğu çantayı uzatttı.

kanların yoğun olduğu noktaya baktığımda azad omzundan fırat ise kolundan yaralıydı.

fırat yarasının üzerine ceketini bastırmış

azad ise nereden geldiğini bilmediğim bir bez ile.

fıratın ceketini çıkarıp hızlıca çantadan çıkardığım temiz nemli bezi yarasına bastırdım."elinle çok güçlü olmayacak şekilde bastır."

bezde tutulu olan elimi çektiğim sırada fırat bezi aynı anda yarasında tutuyordu.

on koltuktan destek alarak kalçamı kaldırmış azad vr fıratın arasına oturmuştum.

azadın gömleğini hızla yarasına kadar indirip aynı bezden onada verdim.

duruş pozisyonlarını rahat edecek şekilde tutmuştum.

ardından ilk fıratın sonrada azadın yarasına bandaj taktım.

"görünüşte çok bir şey görünmüyor fakat siz geç kalmışsınız hastaneye gitmeye fazla kan kaybı var"

ikiside ter içinde acı ile kıvranıyorlardı fakat tebrik etmeliydim buna rağmen ağlayıp sızlanmıyorlardı.oturdukları koltukta direnmeye çalışıyorlardı.

"başka bir şeye ihtiyacın var mı"

alparslanın sorusu üzerine "arabanın içerisinde kurşunu çıkaramam bunun için aletler lazım zaten ama kan akışını aza indirdim şu an sadece hastane şartları altında tıbbi yardım gerekiyor."

alparslan başını olumlu anlamda salladığında gözleri kardeşlerinden sonra bende bekledi.

"nasıl vuruldular"

alparslanın kahveleri tekrardan kardeşlerine kaydı ardından önüne döndü.

"ağabey-"

azadın acı dolu sesi duyuldu arabada.

"şu an değil azad konuşma"

otoriter sesiyle alparslanı bir kez daha süzdüm.oldukça sakindi.

aslında az da olsa endişeliydi kardeşleri içim ama ne korku ne acı ne telaş pek yoktu.

bu durumda beni şaşırtıyordu bu sakinlik nereden geliyordu!

araba hastanenin önünde durduğunda ilk ön koltukta oturan alparslan ve şoför koltuğunda oturan miran inmişti.

açılan kapılar ile miran azadı alparslan da fırata yardım ederek hastaneye girdiler.

acile girer girmez yanımıza gelen sedyeler ile aslan soy adlı iki şahsiyetler sedyeye alınmıştı.

doktorlar ne olduğunu sorduğunda.hızla ben konuşmuş silahlı yaralama olduklarını ve muane ettiğim kadarıyla da bilgileri verdim.

doktor verdiğim detayları beğenmiş olacakki sedyeyle ilerlerken bana baktı.

"doktor alya kara"

başıyla memnuniyetle onayladığında önüne dönmüş acilin girişinden uzaklaşarak sivillerin giremeyeceği alana girmiştiler.

bakışlarım ardımda kalan ikiliyi buldu.

"gece gece her neyin yaralanmasıysa silahlı yaralama diye polis sorguya gelecektir."

miran ve alparslan beni ciddiyetle dinlerken dudaklarımı tekrar ıslattım.

"ve nedense yasal olmayan bir nedenden dolayı vurulduklarını seziyorum."

alparslan beni dinliyorken gözleri baştan aşşağı bedenimi süzdü.ardından

Ceketini çıkararak benim omuzlarıma bırakmıştı.

üzerimdeki saten pijamalar oldukça inceydi ve üşümüştüm.

omuzlarıma yerleştirdiği ceketi giymiştim.

dediklerime rağmen hiç aldırış etmeyen miran ve alparslana çatık kaşlarla bakıyordum."peki keyfiniz bilir ben insanlık namına sorayım dedim."

"sen merak etme yenge burası benim hastanem burada kimse bir aslana hesap soramaz"

duyduklarım ile bu sefer kaşlarım şaşkınlıktan havalandı.bu koca lüks hastane alparslanın kuzeni miranınmıydı.

ve aklıma gelen ilk soruyu onlara yönelttim."fakat bu da yasal değil"

şüpheli bakışlarımı miranın gözlerinden çekmiyordum.

"herşey yasal yolla çözülmez"

"ama ben askerim"dedim.

bunu demem ile bu günki sonlanan mesleğimin farkına vardım.ben asker-dim asker değildim artık.

"ha birde o vardı değil mi.

siz de varya karı koca piyasanın içerisinden fena geçersiniz.Birini asker biriniz-"

"miran muhabbete gelmedik buraya"

miran sırıtarak kurduğu cümleye alparslanın sözleri ile son vermişti.

aradan geçen daikalardan sonra gözlerimi alparslanın kahverengilerine diktim.bir insan hiç tanımadığı birisine neden bunu yapardı ki?

'belkide ağabeyim yüzünden berdel olduğumuz içindi ama bu yinede bir sebep değildi.ben ona öyle mi davranıyordum.'

yanımıza yaklaşan hemşireyle kadına döndüm.

"Alya kara sizdiniz değil mi?"

"evet"

"doktor alp bey sizi çağırıyor hocam"

ben konuşcakken miran benden önce davrandı"neden"

"doktor olduğu için hastayla ilgili çağırıyordur diye düşünüyorum.fakat bende tam olarak bilmiyorum miran bey"

"buyrun ne taraftandı" diyerek yavaştan adımladım.kadında benden daha hızlı yürüyerek önüme geçti ve beni dış koridordan iç koridorlardan geçirdi.

adının alp olduğunu öğrendiğim doktoru gördüm ve yanında da bir kaç hemşire daha.

"alya hanım buyrun" verilen izin ile odaya girmiştim.

"ferhat beyin kolundan geçen kurşun sıyırmış o yüzden onu daha erken çıkaracağız fakat azad beyin ise kurşrun omzuna isabet etmiş kurşunu çıkarmakta biraz zaman alacaktır."

açıklama yaparken aklına bir şey takılmış olacakki yüzünü bana döndü doktor bey.

"siz hastaların nesi oluyordunuz"

"ben.ben ablaları sayılırım"

ne diyeceğimi bilmeyerek ablaları demiştim.

"yaralanırken yanlarında değildiniz muhtemelen çünkü yaraya geç müdahale edilmiş kan kaybı yoğundu.Kan takviyesi yapılacak.bu gece iki hastamızda burada kalacak siz yakınlarına belirtirsiniz"

neden bana belirtiyordu bilmiyordum ve bu gün bir çok şeyi bilmek istemiyordum.

"fakat bundan önce sizden bir şey isteyeceğim.siz meslektaşımsınız anlarsınız beni bu gün acil oldukça yoğun bir yeni hasta daha vardı ben azad beyle ilgilenirken siz o hastayla ilgilenebilirmisiniz"

bu gece hiç bitemeyecekti sanırım"tabi bakarım"

"teşekkür ederim buyrun size eşlik etsin sevda hemişre"

az önceki hemşirenin ismi sevdaydı o beni geldiğimiz yere götürürken acilin girişindeki sedyelerde yatan birisin yanına gitti.

ben ise bana neler oluyor diye bakan 2 çift göze baktım."ikiside bu gece burada kalacaklar.fıratın kurşunu sıyırmış azadında omzuna isabet etmiş.ikisi de fazla kan kaybetmişler bu yüzden burada kalacaklar."

"bunun için mi çağırdı seni"

alparslanın sesini duysamda umursamayıp konuşmuş.

"bir hasta varmış ona uğrayıp geleceğim"

ardındanda hemşirenin beni yönlendirdiği alana girmiştim.

hemşire hanım"hasta 22 yaşında askerler getirmişti kadını baygınlık geçirirken kafasını yere çarpmış"

kadın konusmaya devam ederken ben dona kalmış şekilde hastaya bakıyordum.

ellerim kendi halinde yumruk olmaya başlarken hemşire tam konuşacaktı ki bendeki tuhaflığı görmesiyle susmuş bana tuhaf tuhaf bakıyordu.

Belki bu uygun bir şey değildi ama ben bu gün benim yerime askeri doktorluğa geçmiş ve hain olduğuna emin olduğum seline yardım etmek istemiyordum.

geriye doğru bir adım attım. bir adım daha ve bir daha

hemşire hanımdan"alya hocam iyimisiniz"

sözlerini duydum başımı saga sola sallarken kendime gelmeye çalıştım.

"h-hayır yapmayacağım"

"miran bey"

hemşire kadının sesi hedefine ulaşamamış gibi tekrar yükseldi arkama doğru bakarak "Miran bey bir bakarmısınız"

Tam üç kez derin derin nefes aldım sakinleşmem gerekiyordu.

gür adım seslerini duymuştum sadece ardından kolumda bir el.

derin nefes alıp vermiş olmam bana iyi gelmiş olmalı ki kendimi toparlıyordum.

arkamda kolumda hissettiğim elin sahibinin alparslan olduğunu biliyordum ve yanındaki kişininde miran olduğunu.

arkama döndüm."miran başka doktor varsa o bakabilir mi"sesim yorgun çıkmıştı.

alparslan kolumdaki elini bırakmıştı.

bunu hemşireyede söyleyebilirdim ama miran buranın sahibiydi onun sözü daha işleyişli olacaktı elbette.

"tabi"

miranın nezaketli sesi oldukça samimi çıkmıştı.ardından hemşire kadına dönmüş"bir gelebilirmisin"

miran hemşire kadın ile birlikte bizden uzak bir yere doğru ilerlemişlerdi.

bende selinden uzaklaşmak için sağıma dogru bir adım daha attım.

"gece gece seni yorduk ben seni konağa bırakayım"

alparslanın sesini duyduğumda yerde düşünceli olan bakışlarımı alparslana doğru kaldırdım.

"yok estağfirullah görevimdi.ama ben gitsem iyi olucak"

alparslanın yüzündeki silik tebessüme şahit olmuşum.

neye gülmüştü ki.

gözlerimi yüzünden çekip tekrar seline çevirdim.

"yanlış yapıyorum değil mi?"

öyle yorgun ama sert ve anlaşılır çıkmıştı ki sözlerim.alparslan neyi der gibi gözleriyle soruyordu.

"doktorum ben o da hasta kim olursa olsun özel hayatı karıştırmamalıyım ama karıştırıyorum."

bakışlarımı selinin olduğu taraftan alparslana çevirdim seslice yutkunmuştu.bakışları bir şeyi hatırlamamamı umuyordu sanki.

alparslanın bir şey söylemeyeceğini anladığımda seslice nefes verdim.

"gidelim mi artık"

başını onaylarcasına salladı.

"hayrola gidiyormusunuz"

miranın sesini duymamız ile alparslan arkasına döndü"Alyayı konağa bıraktıktan sonra geliceğim"

miran başını sallayıp bana baktı."emeğine sağlık teşekkür ederiz"

gülümsemekle yetinmiştim.

Alparslanın elini belimde hissettiğimde çıkışa doğru yönlendirmişti beni.

çıkışa giderken mecburen selinin yatakta baygın olduğu muayene alanındanda gececektik.gecmeden önce oraya ilişti gözlerim ardından selini görüş alanıma alacak şekilde geçip gidecektik oradan

ama

gidemedim.

'ama' sözcüğü ne garipti kendinden önce gelen tüm olumlu cümleleri olumsuzlaştırıyordu ve yine öyle olmuştu.

selin yalnız değildi bu defa ve uyanıktı etrafında ise murat,gökhan ve asaf vardı.

______________YAZAR'DAN_______________

Alya olduğu yerde dururken alparslan alyanın bakıp ta dona kaldığı yere baktı.

Alparslan bu günün alya için oldukça zor olduğunu anlayabiliyordu.

selin karşısında ki alyayı fark eder etmez özelliklede muratı yanına çağırdı."murat kendimi kötü hissediyorum sarılırmısın sana ihtiyacım var"

murat selinin sözlerini bitirir bitirmez sarılmıştı."şşş üzülme geçecek.her şey düzelecek"

"tabi ki geçecek kendini daha fazla konuşarak yorma"bu defa konuşan asaftı.

"ama ilk günden böyle şeyler yaşamam çok üzüyor beni özür dilerim hepinizden"ağlamaklı olan ses seline aitken gökhan teselli etmek için harekete geçti selinin kolunu destek verircesine tutmuş"Asıl biz senden özür dileriz sen göreve geçmeden önce murat ve alyanın bizlere mirası olan düşmanlarını hesaba katmamız gerekirdi."

Alya duyduklarına ve gördüklerine inanmıyordu daha doğrusu inanmak istemiyordu.

alparslan ise gözlerini karşısındaki manzaradan alıp hareketlenen alyaya çevirdi.

alya karşıda olan bakışlarını üzerine çekti.evet belki onun üzerindeki kanlar ona ait değildi ve sağlık açısından iyiydi durumu fakat ruhu fazla darbe almıştı bu tesellileri hak eden bu sevgiyi benimsemesi gereken kişi o değilmiydi.

kanlı ellerinde olan bakışlarını tekrar karşıya yönlendirdi.

aldığı nefeslerde ona fazla gelmeye başlarken gözlerinin dolmasına engel olamadı.

murat selinden ayrılalı on saniye geçmişti ki alyayı ilk fark eden de murat olmuştu.

murat kara kardeşini şu an burada görmeyi hiç beklememişti.ufak bir şaşkınlığı üzerinden atacakken alyanın üzerini süzdü açık kahve gözleri.

"ne oluyor lan"

muratın sert ve yüksek çıkan sesi ile gökhan ve asafta muratın bu sesle bağırmasının nedenine baktılar.

murat kara selinin yanından ayrılıp alyanın yanına doğru adımlarını hızlandırırken onu durduran bir el olmuştu.

"yaklaşma"

alya sağ elini murata durması için havaya kaldırmıştı.

muratın adımları sendelenerek durmuştu.

Alya öyle bir bakıyordu ki murata murat her şeyi anlıyordu.

Alyanın timine en çokta kendisine çok kırılmış ve çok kızmış olduğunu dolan gözlerinden dahi anlayabiliyordu murat.

Alya onun tek kız kardeşiydi anlıyordu onu en çokta murat anlardı alyayı alya en çokta en güvendiğinden aldığı darbeye kırılmıştı bu kırık hiç kapanmayacak eskisi gibi olmayacaktı bunu biliyordu murat.

tüm olanlara rağmen boğazını temizleyerek konuştu murat"üzerinde kan var sana mı ait"

sona doğru sesi titremişti.

alya muratın sorusunu es geçerek bir seline ve time ardından tekrar murata baktı."Ne fark eder ki yaralı olmam için illaki kanın benden olması mı gerekiyor."

murat aldığı cevabı beğenmemiş olacak ki tekrar konuştu."kanlar sana ait değilse kimin niye üzerin kanlı neden buradasın!?"

murat çatılmış kaşlarıyla bir alparslana baktı ve ardından kardeşine.

"Bu seni hiç alakadar etmez."

muratın alnındaki damar belirginleşmeye başlasada gökhan ve asafta muratın yanına geldi.

"haklısın etmez.ama bunca yılın hatrı adına cevap verebilirsin.bunca yıl sen bizi iyileştirdin şimdi sen yaralımısın değilmisin bilmeye hakkımız var"

asaftı konuşan.

asaf için de bu konuşma zor olsada alyada bıraktığı etki kadar zor değildi.

"Varsa hakkım helal olsun.Ben yaptıklarımın karşılığını kimseden beklemiyorum.Sizde beklemeyin."

alyanın otoriter sesi üç adamıda üşütmüştü adeta.

hırsla inatlaşarak konuştu asaf

"ama bekliyoruz"

"Belli oluyor neyi beklediğiniz"alyanin bakışları asaftan sonra seline gitmiş bir süre oyalanmış ardından asafa dönmüştü.

"ah"

agrılı bir ses çıktı selinden ve timdekiler hızla birden seline döndüler selin başını tutmuş ağrı ile kıvranıyordu.

"doktor. doktor yok mu"

muratın yorgun sesi duyuldu.

alya ellerini önünde birleştirdi öyle zor tutuyordu ki kendini "gidelim mi"

dolu olan gözlerini yerde tutarak sırtını muratlara döndü ki zaten muratlarında sırtı selinin agrısından dolayı alyaya dönüktü.

alparslan elini alyanın beline dolayarak hastanenin acilinden çıktılar.

soğuk hava alyanın saçlarını geriye doğru itmiş açıkta kalan tenini ise okşuyordu. çisim çisim yağan yağmur da terapi gibiydi.

arabanın kapıları açılırken alparslan ve alya bindiler arabaya.

çalıştırılan arabayla alya gözlerini kapatıp kafasını geriye doğru yasladı.

"iyimisin"

duyduğu soruyu başını sağa sola sallayarak cevapladı.alyanin ela gözleri tekrar açıldığında gözleri dışarıda akan yağmurda oyalandı.gözündeki yaşlar yanağından kendine yol bulurken alya istesede artık bu ihaneti hiçbir zaman unutamayacaktı...

Az önce selin ile ilgilenen hemşire selinin yanına gelip onunla ilgileniyordu.murat kara arkasını döndüğünde gözleri hastane acilini hızla taradı"hayır hayır hayır"

murat alyanın gidişinin boşluğuna öylece bakarken asaf konuştu.

"lan işe bak ya"

"asaf Alya çok kırıldı değil mi?"

duymak istemesede sordu bu soruyu murat cevabını bilsede belki bir teselli bulurdu kendisine.

"ben böyle işin ta..."

asaf öylece bir küfür savururken gokhan konuştu.

"Sadece kırılsa iyi gurunu kırdık onun zoruna gitti kızın."

murat boşluğa bakan bakışlarını gökhana çevirdi."birde gözünün önünde selinle ilgilendik oysaki kız neler yaşadı ve yaşıyor kendiside dedi zaten onun yarası bedeninde değil diye yaralı olmuyor mu sayılıyor.yalnış bu!

alya çok yaralı üstelik onun yanında ona destek olacak kimsesi yok yedi yabancının elinde gururu kırık! kardeşim dediği bizden ihanete uğradı.komutanından bile ihanete uğradı ağabeyisinden de ailesinden de geçmişin silinmeyecek olan izleri. ya kardelen..."

demirden yapılmış sandalyeye tekmesini geçiren gökhan sandalyenin kendisinden baya bir uzaklaşmasını izlemeden murata döndü. "ben gidiyorum bu duvarlar üstüme üstıme gelmeye başladı bir sorun olursa beni ararsınız!"

Muratın bir şey demesini beklemeden hastaneden hızla çıtı gökhan.

murat başını ellerinin arasına aldı."sana söz veriyorum seni kurtaracağım oradan.sana bu sonu reva gören Aslan ailesindende intikamını alacağım."

kendi kendine konuşan murat kara bakışlarını ardındaki asafın gözlerinde tuttu asaf başını onaylarcasına salladığında selinin yanından ayrılmıştı.

araba konağın kapısında durduğunda alparslanin ardından alyada inmiş konağın merdivenlerdini çıktıktan sonra en üst kattaki odalarına geçtiler.

üzerindeki ceketi koltuğun kenarına bıraktıktan sonra giyinme odasına girdi alya.

..........................ALYA'DAN.............................

üzerimi değiştirdiğimde tenime sıçramış bir kaç damla kanı ıslak mendille silmiş hızla odaya girip yatağa girmiştim.

sırtım yatak başlığına yaslıyken ve başım öne eğik bir vaziyette iken karşımdaki karartıdan dolayı kafamı kaldırdım.

alparslan ifadesiz bakışlarını üzerimde tutmaya devam ederken.ben de ifadesiz bakışlarımı onun gözlerinde tutuyordum.

"aklından neler geçiyor"

bedeni karşıda duran makyaj masasına dayalı iken sorusunu yöneltmişti.

"bir çok şey... ama düşünmüyorum susmasalarda düşünmüyorum."

ondaki bu ifadesiz tavrından güç alarak dudaklarımı tekrar ıslattım."ama merak etme en geç yarın düşünmeye başlayacağım"

söylediklerim ile kaşları havalanmıştı. "sende merak etme.En geç bu geceyi düşünerek geçiririm yarında icraata geçerim."

ifadesiz yüzünün yerini kendinden emin ifadesi aldı.

sen düşünürsün ama ben uygularım diyordu.Ben alparslana Alya karayı göstermekten çekinmeyecektim ama şu aralar bir de özellikle bu gün hiç sırası değildi ne düşünmeyi ne de birisiyle konuşmayı dahi istemiyordum zaten istesemde kafam almıyordu.

"anlaşıldı yarın bir muhabere yaşanacak gibi umarım yanlış anlıyorumdur"

söylediğim ile dudakları yukarı kıvrılmıştı."doğru anlıyorsun"

"o zaman seni baştan uyarayım doktorlukta özel hayatı karıştırsamda muhaberede kimseyi tanımam haberin olsun"

bedenini yaslandığı yerden doğrultuğunda dudaklarını ıslattı."aksine sen muhaberelerde herkesi tanıyorsun alya."

adımları oturarak yaslandığım yatağın yanına doğru geldi.

ve söylediği mantıklı gelmişti bana.

"kim dost kim düşman bunu savaşta anlar inasan.fakat sende ki durum en çokta sevdiklerin için herşeyi yapabilme potansiyelinin olması var."

tek kaşım havaya kalktığında nereden biliyorsun diyip böyle bir soru sormayacaktım elbette ama bende alparslanı derinden bir araştırmayla araştırmam lazımdı.

Çünkü konuşması benimle ilgili dogru ve oldukca sağlam bilgileri biliyor oluşunu hissettiriyordu ve bu duruma karşı bendimde bilgi kaynagım sağlam olmalıydı.

ben yatağın sağındayken alparslan yatağın solunda bedeni bana dönük halde oturdu.

"muratla arandaki bağ nasıl bir bağ? Nasıl tanıştınız."

ilk sorusu soru gibi çıksada ikinci sorusu

kendinden emin çıkmıştı.

"Neden soruyorsun"kaşlarım çatılıyorken alparslan dudaklarını tekrar ıslattı."Murat bir erkek alya.Şayet kadın olsaydı seninle olan bağını yadırgamazdım ama bu topraklarda bir kadınla bir erkeğin samimiyeti bu derece olmamalı.

ağızı olanda konuşuyor.bu yuzden bana anlat ki bileyim bileyim ki kimsenin konuşmasına müsade etmeyeyim."

inanılmaz derecede beni ikna ettikten sonra dudaklarıni tekrar ıslattı.

"Dostluğunuzun nedeni nedir?"sert olmayan Sanki beni anlamak ister gibi konuşmuştu.

"Burada hoş karşılanmadığını biliyorum ama merak etme artık yoklar benim için."

sesim sona doğru zor çıkmıştı.

bana olan bakışları itiraz kabul etmiyor gibiydi.

"yinede bilmek isterim eğer varsa seninde bir sorun başım üstüne cevaplarım."

Her ne kadar iyimser yaklaşsada iyimser olduğuna inanamıyordum.

Tsk da çalışacağım sıralarda murat bana insanların nasil rol yaptıklarıni anlatırdı bunu kendiside tiyatro oyuncusuymuş gibi canlandırırdı hatta.Bir insanın sesindeki ton,davranışları ve bakışları bile ele verebiliyordu yalan söylediğini.

Alparslanin gözlerinde ise gizem görüyordum.Belki şu an üzgün bir halde olabilirdim ama aptal degildim.

davranışları veya sesi normaldi aslında hatta bakışları bile normaldi ama bir sey vardı sanki bana alparslanında çok iyi bir rol yaptığını söylüyordu o şey.aslında rol yapmak için de çaba gerekirdi ama alparslanda o yoktu.

yani Gizem evet evet.gizem vardı onda.bir şeyi saklıyordu gerçeği bilmek ister gibi...

"Murat benim komutanımdı başlarda ve ben daha acemiydim o zamalarda.Tabi askerlere nazaran benim bir çok istisnam vardı. o yüzdende biraz şanslıydım...Bir akşam yine ben spor yapıyordum. çok hırslıydım bir de o zamanlar.

kafamada koymuştum dahada iyi olacağım diye.o sırada murat geldi işte konuştuk tanışmak için.Sonra o bana nerede yaşıyorsun nerelisin dediğinde başladı herşey"

meraklı gözleri beni buldugunda samimi bir dinleyiş ile beni dinlediğini fark ettim.

Belkide yanlıştı düşmanıma bunları anlatmak ama o kadar yalnızdım ki ne ailem ne de ailem dediklerim kimse yanımda değildi ve artık bir telefon kadar uzağımda bile değillerdi.

"Ben o zamana kadar kimseye geçmişmi anlatmamıştım şimdidemurata anlattığım kadar kimseye anlatmamışımdır.fakat özlüyordum ailemi ablam olsa derdimi ona anlatırdım diyordum sonrada şu an ki gibi ama daha samimi ânın samimiyetine kapılıp anlattım"

"muratta bir yabancıya duygusal yönlerini ve geçmişini hiç anlatmayacak bir tip ama ben anlatınca aynı seyleri yaşamışlığımızda olunca muratta anlattı."

konuşurken o anlara geri dönüyordum sanki.

"Neydi aynı olan yaşadıklarınız."

ela gözlerim gözlerindeki merağa şahit olmuştu.

"muratta benim gibiydi.ailesiyle görüşmüyor konuşmuyordu.o da evi rest çekerek terk etmişti.ama hiç şaşırmamıştım murat o dönemler çok soğuktu o bakışların altında yatan derin bir hikayenin olduğunu anlamıştım çünkü."

"Ailesinden dolayı çok acı çekmişti.benim en azından ailemle olan güzel anılarımda vardı ama muratın hiç yoktu."

gözlerim dolduğunda sessizce "canım kardeşim" demiştim fakat alparslanın dediğimi duyduğunu zannetmiyordum.

"Ne yaşadı ki ailesiyle"

alparslanin sözü ile bakışlarım yüzüne gitti."onu söyleyemem o onun özeli"

başını onaylayarak salladığında 'sen anlatmaya devam et ' der gibi bakıyordu.

"sonra işte o günden sonrada hep konuştuk canı her sıkıldığında yanıma geliyordu yada ben onun yanına gidiyordum.Ama tabi başlarda bana çok sert davranıyordu."

sona doğru kaşlarım çatılmıştı."herkese murat kara geliyor denildiğinde bir destur çekmedikleri kalırdı ama benim istisnam vardı tabi. ama işte Murat Karaydı o. ona göre o zamanlar yoktu bana istisna. yine arkadaştık o zamanlarda ama muratta kardeş ayrımı yoktu."

"ben tabi yeniyim ya çok şaşırmıştım bu duruma.bir insan mesai saatlerinde özel hayatı bu kadar mı karıştırmaz işte murat ve gökhan o kadar karıştırmıyorlardı"

bakışlarım gökyüzünü buldu."Birde muratın ağabeylik tavırları kanına işlemiş gibi benim ailevi durumumu birde komutanımdan dinlemiş ona göre bana hep desteğini gösterdi."

"sonra time katıldım bendeki bu süreçtede muratın emeği çoktur.

biliyormusun ben cok inatçıyımdır ama bir kere pes etmeye kalkmıştım.Çünkü komutan kılıklı birisi vardı.bir yerden mi ne gelmiş ama geçiciydi onu biliyordum sözlü tartışmaya girmiştim o komutanla üstüme çok geliyordu bunalmıştım artık.muratın yanına gidip içimi ona dökünce...bana o komutanın iki haftalık gidiş gününe kadar izin vermişti. evimde dinleniyordum."

yüzümde anlık bir gümümseme belirdi."birde biliyormusun ben yemek yapmayı bilmiyorum ama muratı görsen sanırsın aşçı.ben de dedim ki timi yemeğe çağırayım tim gelirken komutalarımızdan iki kişi ve birde selin ile bir doktor arkadaşım daha vardı leyla onlarda geldiler."

alparslanın dudağında bir gülümseme yer almıştı"yemek yapmayı bilmiyorsun ama dedin ki kendi kendine timi yemeğe çağırayım öyle mi?"

onun sorusu üzerine yaptığım saçmalığı yeni anlamış gibiydim.

"öyle değil."kendimden emin bir ses tonuyla kurmuştum cümlemi.

'öyleydi'

"yemğe çağırdım ve yemeklerde çok güzellerdi hatta murat zorla tarifi yemeğin üstündeyken istedi.ve her şey oraya kadar güzel gidiyordu."

bakışları merakla beni dinlediğini onaylarken tekrar konuştum."tek sorun yemekte patatesin olmayışıydı."

"ya biliyorum muratta dogruluğundan şaşmayan bir adam da kardeşim biraz tamam de geç ya.el mecbur tarifi söyledim.ama yok beğendiremedim. tutturdu yemeğin içinde patates yok ya diye."

"sen yapmadın değil mi yemeği"

dudaklarını birbirine bastırırken zaten bu gerceği anladığını tavırları belli ediyordu.

"Ne münasebet."

kendi dedigimle bende gülerken alparslanın sesini işittim.

"muratı anlatırken sanki o eski günlere dönüyorsun"

Gülümsememin yerini hüzün almıştı."Hayat işte sana seni kıranların en sevdiklerin olduğunu anlatıyor acımasızca."

"bir şey olsa onlara şimdi gidermisin hemen yanlarına."

bakışlarımı gök yüzündeyken gözlerine sabitledim."konuda bu zaten."gözlerimin doluluğunu umursamadan içimdeki acıyı hissettim.

"anlat istersen."

gördüğü gözlerimde her ne görmüşse acı dolu bir sesle söylemişti bunu.

"yanlışları sevmiyordum sadece.bunu biliyorlardı niye böyle yaptılar ki?"

"kimler?"

"En sevdiklerim..."

"genç yaşında aileni terk etmek ne demek nasil bir duygu...seni evden kovan agabeyin için ölumu göze almak nasıl bir duygu...tam bir hafta esir alınıp hastaneye kaldırılırken gözünü ilk açtığında hasretle bekledigin ailenin yanında olmayışı nasıl bir duygu...kızım diyip küçük bir kız çocuğunda kendini görerek ailenin sende bıraktığı yarım hikayelerini o cocuğun üzerinde kapatmaya çalışmak nasıl bir duygu...ağbeyinin ihaneti nasıl bir duygu...ailemden sonra aile diye gördüğün arkadaşların ihaneti nasıl bir duygu...?"

sustuğumda gözlerim yerde takılı kalmıştı ardından alparslana baktım."ben bu duyguları galiba hiç yaşamadım..."dedikten sonra tebessüm ettim.

alparslan affallayarak bana bakıyordu.ama ben şu an hiç kendimde degildim ağladı aglayacaktım ama bu durumu yuzümdeki tebessümle örtmeye çalışıyordum.

"bende galiba bilmiyorum."

onunda konuşması uzun surecek gibiydi ama alparslandan benim kadar dürüst bir açıklama beklemiyordum.

"neyi?"

bakışları benim de gökyüzüne hasret kaldığım günlerdeki gibi gökyüzünü buldu.

"baban yeni karısıyla evlendigi aynı günde annenin başka bir adamla zorla evlendigini bilmek nasil bir duygu...sırf anneni koruyordun diye eziyeti hak ettiği duşünülen çocuk olmak nasıl bir duygu...annenin gözlerinin onünde kendine sıktığını görmenin nasıl bir duygu...babanın kirli işleri yüzünden o kirin sanada bulaşması nasıl bir duygu...kardeşlerin için ölümden doneminin nasıl bir duygu olduğunu...işin sonunda hiç istemediğin bir kişiliğe dönüşmenin nasil bir duygu olduğunu. bende bilmiyorum."

bakışlarını ela gözlerime indirdi.

ela gözlerim dolu olmasına rağmen gözbebeklerimin büyüdüğüne emindim.

gözlerimdeki yaşların yanağımdan akıp gitmesine neden olan olay benim hikayem olsada sondaki imza alparslana aitti.

onun kahverengi gözlerinin benimkiler gibi dolduğunu gördüğümde şaşırsamda dahada ağlayasım gelmişti.

bir eli gözlerine gittiğinde elimle elini tutarak durdurmuştum.

"bırak ya.belki akarsa acısı diner"

gözlerimdeki yaşlar hâla akiyorken ben aglamakli sesimle konuşmuştum.

ellerimde olan eli aşşağı doğru indi.dudaklarında silik bir tebessüm oluştuğunda gözlerim anlık olarak dudaklarına gitsede aniden sağ gözünden akan yaşa gitti bakışlarım.

akıyordu yaşlar bir bir.

"bence geçmeyecek ama ben alışğım."

onun gözlerindeki yaşlar benimki kadar yoğun olmasada sağ gözünden bir damla yaş akmıştı. sesi buna rağmen yinede daha pürüsüz çıkmıştı.

"alya"az önceki pürüzsüz sesinin yerini acılı bir ses aldı.

konuşmasamda bakışlarımla konuşmasını bekliyordum.

dudakları anlık olarak acılsada aynı hızda tekrar kapanmıştı.

elleri yanağıma doğru uzandığında göz yaşlarımı silmişti.

içimdeki yoğun duyguya ve isteğe karşı çıkamayarak alparslana yaklaşarak sarılmıştım.

sarıldığım gibi belimde hissettiğim kolları sıkı sıkıya kavradı belimi.

şu an düşmanım dediğim adama sarılıyordum bu normal bir şey degildi ama ben kendimi daha fazla tutamıyordum.ne zamandan beri tuttugum nefesimi bırakmış hüngür hüngür aglamaya başlamıştım.

odayı sesli ağlama seslerim doldururmuştu.

aradan geçen dakikalarda sesli aglamaların dinmiş sessiz gözyaşlarım ve ardından onunda yerini iç çekmelerim almıştı.

alparslanın bedeni benden uzaklaştığında boşluğa düşer gibi olmuştum.ama bunu az önce ağladığım gerçeğiyle bağdaştırıyordum.

yatağın üzerindeki pikeyi üstume örttüğünde gözlerim yavaştan kapanıyordu.

gözlerim tamamıyla kapanmadan önce silik bir şekilde alparslanın banyoya gidişini ve ardından su sesinin gelişini duymuştum...

_____________YAZAR'DAN________________

yaşadığı zorlukların birikimini alya alparslanın kollarındayken aşmıştı.

Alparslan alyayla olan konuşmasından sonra yüreğine yabancı olan bir duygu ile karşılaştı. Vicdan.

omuzlarındaki yüklere alışkın olan alparslan alyanın kolları arasında alışkın olmadığı yüklerini bir bir göz yaşlarına sakladığı anılarıyla yüzleşmesini saniye saniye izledi.

Belki Alyayı az tanıyordu ama yüreği acımıştı.

Alparslan aslan en son annesinin öldüğü gün toplum içerisindeyken ağlamıştı.

belki alya alparslanın gözündeki sadece tek bir damla göz yaşını görmüştü ama yinede görmüştü.bu durum normalde alparslanı rahatsız ettirmesi lazımdı ama etmemişti.

banyodan çıkan alparslan üzerini giyindikten sonra yatağın sol tarafına geçmiş pikeyi üzerine örtümüştü.

Nice insanlar vardı.Alya dogduğu toprakları seviyordu elbet fakat doğduğu toplumda kadının yeri pekte el üstünde değildi.

Elbetteki kız çocukları bu toprakların neşesiydi fakat bir kadın ile bir erkek aynı durumdaki bataklığa düşse bu bataklıktan insanların yardımıyle erkekler üstleri yıkana yıkana çıkarlardı.

kadınlar ise insanların yargilayıci bakışlarının arasında üstundeki çamurla çıkardı.

Sözde herkes eşitti.ama sözde işte...

Bu durum sadece bu topraklara özel degildi elbette fakat alya bu durumu yaşadığı toplumda gördüğü için en çokta bu yüzden sarıldı işine. güçlü, kendi ayakları üstünde duran bir kadın olarak yaşmak istemişti sadece.

Bölüm sonu

4 yorum