arslan konağına giriş yapmıştılar.alparslanın kolundan destek alarak merdivenlerden yukarı doğru çıkıyordu alya.en üst kata çıktıklarında kendi katlarına giriş yapmıştılar.
alya üzerindeki yükü çıkarmak için alparslanın kolunu bırakıp odaya ilerlemişti.
giyinme odasına girerek kapıyı kapatmıştı.alparslan arslan da odaya adımlamıştı.eli giyinme odasının kapısındaki kulpü kavrayarak aşşağı indirdi.
içeri adımlayan alparslan alyaya kısa bir bakış atıp kendi dolabına ilerlemişti.
alya da alparslan gibi dolapta rahat üst ve alt eşorfman aradı fakat alparslan kadar hızlı olamamıştı.
alya dolu olan gözlerle ofkeyle içinden kendi kendine söylenmeye başlamıştı.dolapta dogru düzgün pijama yoktu.o an aklına ceylan ile alışverişe çıktığındaki aldığı eşyalar gelmişti alışveriş poşetleri burada olmalıydı.
alyanın gözleri etrafı ararken poşetleri görebilmişti.adımlayıp poşetleri eliyle kavrayacakti ki yakınında bulunan alparslanın hızlı bir hareketle üstünü çıkardığını görmüştü.alya hızla arkasını dönmüş."ne yapıyorsun."demişti.
alparslan arkasını dönmüş onun gibi hızla arkasını dönen kıza bakmıştı."ne yapıyor gibi görünüyorum"
"biraz dikkat et tek yaşamıyorsun burada önümde soyunma birdaha!"alparslan arslanın karısından duyduğu sözlerin ardından tek kaşı havalanmıştı.
"az önce arkanı dönmüştün hızlıca değiştiririm diye düşünmüştüm ama sen biraz hızlı çıktın."
alyanın da tek kaşı havalanmıştı."hızlı çıktın derken.ne yapmamı bekliyordun ağır çekimle mi hareket ediyim." alya yerdeki alparslan arslana ait olan gölgeye baktı.
alparslanın başını olumsuz anlamda salladığını görmüştü.
alparslan tişörtünü başından geçirip giyecekti ki duraksamış tişörtü elinde tutmuştu.genç kıza doğru bir adım attı.
alya kendisinin tam arkasında duran adamın gölgesini görmüştü.
alparslan aslanın damarlı parmakları alya aslanın sırtına doğru uzanmıştı.
alya hissettiği dokunuş ile arkasını dönmüştü."ne yapıyorsun"alya hem şaşkınlıkla hemde kızgınlıkla alparslanın kahvelerine bakıyordu.
alparslan aslan alyanın tavrını alaya alarak gülmüştü"giyerken yardım istemiştin çıkarırkende isteyecektin seni zor durumda bırakmak istemedim senden önce davranmak istedim"
alya karşısındaki alayla konuşan adama yüzünü hafif buruşturarak baktı"düzgün bir cümleyi böylesine bir egoyla söylemeyide sen becerebilirdin zaten."eğilerek eline aldığı poşeti açarak arkasını dönmüş kendisine ait olan dolaplara doğru ilerlerken "hadi seni bekliyorum hızlı ol üzerimi değiştireceğim"diyerek konuşmuştu.
alparslan alya görmesede başını sallamış tşörtünü üzerine geçirmişti."bu günlük seninle ugraşmayacağım"eline aldığı eşorfman altı ile kapıya doğru ilerlemiş çıkmadan son sözlerini söyleyip gitmişti."sonuçta aslan hayatının ilk günü pekte kolay geçmeyecek senin için".
duyduğu sözlerin ardından alya arkasını dönüp kapanan kapıya baktı.her ne kadar düşünmek dahi istemesede o düşünmekten bile kaçındığı hayata girmiş içinde bulunuyordu.
şimdi ailem arkadaşlarım ne haldelerdi.alyanın yüzünde ufak bir gümseme belirdi.
ne demişler çok nefret etme çok seversin benimkide o misal ben gurursuzluktan nefret ederdim şimdi ise gurursuz gibi tüm o inatlaşmalarımı yutmuş suskun bir alya vardı burada.aslan konağında...
alya aynaya baktı tekrar.duruşunu dikleştirip bir adım geri attı görüntüsüne baktı,bu omuzlar asla bükülmeyecekti her daim dik duracaktı.
aslan konağı berdele kurban gitmiş bir gelin aldıklarını sanıyordular ama ben onlara gelin değil,alya kara olacaktım.bu saatten sonra herkes yerini ve haddini bilecekti.
saçlarımdaki tokaları çıkarmıştım düz saçlarımı elimle düzeltmiş üzerimi dr değiştirdiğimde giyinme odasından çıkmıştım.
banyodaki su seslerini iştittiğimde alparslanın hâla çıkmadığını anlamıştım.
dolaptan çıkardığım çarçaf ve yastıkla yatak odasındaki koltuğa ilerlemiş düzenleyerek sermiştim.
oturduğum koltukta pencereyi açıyordum ki çalan telefonumun zil sesi ile giyinme odasına ilerlemiş telefonumu elime almış odaya ilerliyordum.
yabancı numara ile sıkıntılı bir nefes verip açmıştım.
karşı taraftan gelmeyen sesle "alo"diyerek konuşmuştum.
"anne"gözlerim kendiliğinden kapanmıştı.beklediğim bir durum değildi bu."çiçeğim" kelimelerim kendiliğinden dudaklarımdan dökülmüştü.
"çalışıyormuşsun murat dayım öyle söyledi."kardelenin yumuşacık sakin ama biraz üzüntülü çıkan sesi kalbimde yerini usulca alıyordu.
"izin gününü kullansana anne ben çok özledim seni geçende çok az gördüm seni..anne benim uykum sensiz gelmiyor."sona doğru çatallaşan ses benim üzülememe yetiyordu.
dudaklarımı ıslatarak en az kardelen kadar sakince cümlelerimi kurmuştum." bende seni çok özledim ama bir süre ayrı kalmamız gerekiyor.biliyorsun arada böyle işim çıkabiliyor o yüzdende izin günümü kullanamam..."
aklıma gelen soru ile düşünmeden sormuştum aklımdaki soruyu"hem sen kimden aradın beni?"
karşı taraftan gelen erkek sesiyle pür dikkat karşı tarafı dinlemiştim."uyuyamayınca benden aradı."
dudaklarımı ıslatmıştım ki önümden heçen alparslan ile duraksamıştım.
komidinin üzerindeki telefonunu eline alarak yatağın diğer yönüne geçmişti.gözleri hiç bana değinmediğinde
telefondaki gür ses tekrar bana kendini hatırlatmıştı."alya oradamısın iyimisin.susutun kaldın öyle."
dudaklarımı ıslatmıştım."iyiyim.neyse bi sorun olursa heberdar edersin beni.kendinize iyi bakın kapatmam lazım iyi geceler iyi uykular"
telefonu kapatıp ayağa kalktığımda üzerimdeki bakışların alparslandan olduğunu bilerek alparslanın kahverengi gözlerine bakmıştım.
sırtını yatağın başlığına dayayarak uzanmış elindeki telefonda her ne işi varsa da bırakarak bana bakıyordu.
"kimdi o."
ela gözlerimi gözlerinden çekmiş banyoya ilerlerken dudaklarımı ıslatmıştım."bir arkadaşım dı."
"bir arkadaş"
söylediğimin tekrar edilmesiyle banyoya tam girmeden alparslana dönmüştüm.
"çok özlediğini bir süre ayrı kalmanızın gerektiği kişi,sadece bir arkadaş mı?"
kasılan çenesi ile sorduğu soru oldukça aynı hissiyatla yani sinir hissiyatıyla adeta bütünleşerek önüme bir soru olarak sunulmuştu.
konuşmanın belli bir yerini duyan alparslanın kızım dediğimi duymamasına mı sevinmeliydim yoksa şu an sanki eski bir sevgilimle konuşuyormuşum gibi gözüktüğüme mi üzülmelimiydim.
"evet" diyerek olayı uzatmamayı tercih ederek banyoyla aramdaki 2 adımlık mesafeyi kapatarak banyoya girip kapıyı kilitleyerek üzerimdekileri çıkartıp askıya asmıştım.
duşa kabindeki yerimi aldığımda ılık su tüm vücudumu uyarırcasına bendenimden akıp gidiyordu.
iyice yıkandıktan sonra duşa kabinden çıkmış havluyla üzerimi kurutmuştum.az önce daha yeni değiştirdiğim kıafetlerim temiz olduğundan askıya astığım kıyafetlerimi geri giyip saç kurutma makinasını açtığım ilk dolapta bulmuş fişe takmıştım.
saçlarımı tam kurutmadan kurutma işlemini bırakakarak makineyi dolaba geri yerleştirmiştim.
elim ile kapının kulpunu kavrayıp indirdiğimde banyodan çıkmış banyoya girmeden önceki serdiğim yatağımla bakışıyorduk.ela gözlerim sinirle alparslana çevrilmişti."ne yaptığını zannediyorsun sen!"
alparslan ise rahatını bozmayarak elindeki telefonla ilgilenmeye devam ediyordu"ne oldu sana ya düğünden sonra tek söylediğin cümle 'ne yapıyorsun' cümleleri oluyor."söylediği cümlelerin ardından bir şey aklına gelmiş gibi bana döndü bakışları bir şeyi merak eder gibi bir hal almıştı"acaba mesleki deformasyondan dolayı mı yani doktorda olsan asker de olan soracağın soru hep hesap oluyor"söylediği boş konuşmaları açıkçası şaşkınlıkla dinliyordum.
"dalga mı geçiyorsun yatağım nerede benim ne yaptın?"
"aynı soruyu bende sana sorayım.sen benimle dalga mı geçiyorsun geçenlerde ne dedim sana!?"alaylı ifadesinin sonlara doğru ciddileşmesini dikkatle izledi ela gözlerim.
ne söylediğini hatırlıyordum ama bu benim umrumda değildi!"ne bekliyorsun benden! tanımıyorum etmiyorum seni,niye seninle aynı yatakta yatayım."
kahverengi gözleri üzerimi süzdü bir süre ardındanda bakışları gözlerimde durdu."tanımadığın birisiyle evleniyorsun ama!"
odayı aydınlatan komidinin üzerinde duran son abajuru da kapattığında,
geceyi aydınlattığı gibi odayıda sadece ayın ışığı aydınlatıyordu.
pencereden gelen ay ışığı arslanın yüzünü korkutucu derecede aydınlatıyordu.
yatağa iyice yerleştiğinde kahverengi gözleri ela gözlerimdeydi.
o inatla susmuş beni düşürdüğü bu durumdan zevk alırcasına her hareketimi dikkatle izliyordu.gözlerimi gözlerinden ayırıp yatağa doğru ilerledim elimle yastığı kavrayıp koltuğa bırakmıştım.koltuğa uzandığımda bir şeyi fark etmiştim.Ben örtüsüz yatmayı sevmiyordum.fakat şu anlık böyle idare edebilirdim.
alparslana bakmadan gözlerimi kapatmıştım."alya"ismimi duymam ile içimden ya sabır diyerek gözlerimi açmış alparslana bakıyordum.
"biz sevsekte sevmesekte evliyiz yani istesekte istemesekte aynı yatakta yatacağız.Bu gün koltukta yatma diye seni zorlamayacağım."
bu zorlamadığı haliyse zorladığı hâlini düşünemiyordum.
"Ama!..Bana karşı çıkmak ne demek en geç yarın bunu öğrenirsin.!"
dudaklarımda tebessüm oluştu."Beni! Alya karayı tehtid mi ediyorsun."
onunda dudaklarında bir tebessüm oluşmuştu fakat benimkinden farklı bir anlamı vardı bu tebesümün.
"A a ne münasebet bir doktoru ve bir askeri tehtid etmek kimin haddine.Ben şu an benim karım olan Alya aslanı uyarıyorum."
yüzümdeki tebessümün silinişine saniye saniye şahit olmuştu kahverengi gözleri. Alışamadığım bir gerçeği hatırlatmıştı bana."Yine de ben aynı doktor ve askerim ben yine alya karayım resmiyette de bu böyle!"
odayı dolduran kahkaha sesleri alparslana aitti.bu kahkahası beni korkutmuştu.uzandığım koltukta doğrulmuştum.
sona eren kahkahası ile dudaklarını ıslattı.
"Nikah cüzdanına iyi bak alya.senin soy adın sence kırşan kara mı hâla yoksa aslan mı?."
gözlerim kurduğu cümle ile kısılmıştı.başımı sağa sola sallamıştım."Böyle bir şey mümküm değil istesem bile değiştiremez kimse.Sadece üstdüzey yetkililer değiştirebilir.Bu konuda sadece onlar izin verirse değiştirebilirim ki bu da benim için çok tehlikeli"
"Ya beni tanımadığın için bu kadar imkansız gibi konuşuyorsun.Ya da aptalsın alya.sence hangisi?"yataktan doğrulduğunda ciddi ciddi kurduğu cümle ile afallayarak ona bakıyordum.
"Haddini bil! Düzgün konuş benimle."
"Ben alparslan aslanım.Eğer iyi bir askersen kimseyi hafife almamayı öğrenmiş olmalısın.Ve beni hafife almak hayatına mâl olur.Ben istedikten sonra kimin haddine karşı çıkmak!"
tekrar dudaklarını ıslatmıştı
"Belliki sana ne desem boş o yüzden anlamaz birisine bir şeyi anlatmayacağım yarın görüşeceğiz seninle.Bu gece ayrı yatmanın bedelini de kalan asker ve doktorluk görevinin sonlanacağını duyduğunda ödeyeceksin.!"
kaşlarım çatıldığında"Ne diyorsun sen be.!"
kızgınlığım sanki onu onure ediyor gibi bir zafer duygusunu gördüm gözlerinde."Bak alparslan baştan söylüyorum eğer ki bir daha beni işim ile tehtid etmeye kalkacak olursan sana bunun bedelini fazlasıyla ödetirim.!"
sinirli kahverengi gözlere bende öldürecekmiş gibi bakıyordum."Haddini bil doğru konuş benimle."dişlerinin arasından sinirle konuştuğunda.
"bunu ilk sen dene sonra ben deneyip doğru konuşurum."
alparslan dikkat çekecek şekilde bir süre sustu.Baştan aşşağı süzmüş ardından gözlerimde durmuştu.öyle derin bakıyorduki şu an her ne düşünüyorsa sinirli hâli gitmiş gibiydi.derin ve sesli bir nefes aldı.
bu hareketi bana tuhaf gelirken dudaklarını tekrar ıslattı ve benim hiç beklemediğim bir soru sordu bana.
"İstanbulda mayısın birinde saat 8:30 civarında yaşanan olayda silahla yaralandığında.o kurşun sana mı denk geldi yoksa sen mi atladın önüne?"
öyle bir sessizlikti ki bu kendi nefesimi dahi duymuyordum.ne için sormuştu bu soruyu canımı acıtmak için mi? 'bak böyle konuşuyorsun ama senin kıymetin ancak bu kadar mı ' demek istiyordu.
yada sadece bir merak mı?.
gözlerimin buğulanmasını önemsemedim çünkü fark ediyordum ki kimse kendini önemsemekten başkalarını görmüyordu.
"Ne için soruyorsun bu soruyu?"çekinmeden sorduğum soruya dudaklarını ıslatarak "Merak ettim.Bir insan bu kadar mı kardeşini hiçe sayar..."
sözleri kalbimi ok gibi delip geçiyorken yanağımdan süzüldüğünü yeni hissettiğim göz yaşımı elimin tersiyle sildim.boğazımdaki yumru yerini belli ediyorken ben olmam gerken yerde değilken agabeyim beni ateşe atmışken , karşımdaki kendini zalim olarak tanıtıyorken Neyleyeyim ben konuşmayı.
cahilin sözü Alime ok gibidir derler ben bir yenisini daha ekliyorum zalimin sözüde ok gibidir kalbi parçalayacak kadar kuvvetli bir ok gibi...
sustum..gözlerimi zorda olsa çektim kahverengilerinden oturduğum koltukta geri uzandım arkamı döndüm elimi kalbime götürdüm camdan yıldızlara baktım genellikle istanbuldan izlerdim şimdi ise urfadan.
sabah saat 12 ye gekiyorken ben sırtımın ağrısıyla ve karşımdaki boş yatağı görerek uyanmıştım. koltukta doğrulurken ayağa kalkmış banyoya ilerlemiştim.
aslında elimi yüzümü yıkamak için girmiştim ama kısa bir duş gerçekten bana iyi gelebilirdi.
ılık su bedenimi uyararak yeni bir günü haber ettirircesine uyandırıyordu beni.
elime aldığım havlu ile bedenimi kurulamıs havluyu bedenime sarmıştım.
kapıyı hafifçe aralayıp etrafa bakındım.
alparslan odada gözükmüyordu.umarım giyinme odasında da yoktur.
dualar ederek hızla banyodan çıkmış giyinme odasına girmiştim.
kapıyı arkamdan kapatıp kilitlediğimde derin nefes aldım.buradada yoktu.
üniformam olsaydı şu an onu giyinip gidecektim fakat şu an yanımda yoktu elime aldığım siyah pantolon ve siyah tşörtü pufun üstüne bıraktıp siyah iç çamaşırlarımı giyinip ardından pufun üstüne bıraktığım kıyafetlerimi giyindim.
hızla saçlarımı toplayıp çantama telefonumu , silahımı ve olması gereken bir kaç eşyamı koymuştum.
aynadaki görüntüm ile spor ayakkabılarımıda giyip hızlı adımlar ile odada çıkmış aşşağı inmiştim.
merdivenleri hızlı hızlı inerken avludaki kahvaltı masasının toparlanışı ilk olarak gözüme çarpmıştı.Bu gün katılmam gereken bir toplantı vardı ve bu toplantı urfada olacaktı yani burada.
nedeni neydi bunun bilmiyordum fakat alparslan bana kaç gün öncesinden toplantı var diyip geçiştirmişti.
gözlerim alparslanı ararken "günaydın gelin hanım"kulağıma çok farklı gelen cümle ile meryem aslana dönmüştüm."günaydın meryem hanım"alparslanı bulamayan gözlerimi tekrardan meryem aslana çevirdim.
"alparslanı gördünüzmü?"
meryem aslan alyanın sorusuna hafif şaşırarak cevap vermisti"kardeşleri ile yukarıda kahve içiyorlar.Hayr ola ne için sordun"
istediğim cevabı almam ile ahlak anlayışını pek beğenmediğim meryem hanımın sorusuna "işimiz vardı o yüzden."diyerek cevap vermis adımlarım ile merdivenlere yöneldim.
meryem hanımın eliyle gösterdiği birinci kata çıkmış konuşma seslerin çoğunlukla geldigi odaya kapıyı tıklatıp bekledikten sonra girmiştim.
az önce oda demiştim fakat burası birinci kattaki salondu. içeride ferhat aslan alparslan aslan ve daha önce hastanede gördüğüm alparslanın kuzenleri ve daha önce hiç görmediğim alparslanın yanında oturan kumral yaşı benden 1 veya 2 yaş küçük gibi görünen bir adam daha vardı.
tekrar alparslana baktığımda elindeki kahvesini önündeki masaya bıraktığını gördüm.
"alparslan bir gelirmisin."
odadaki herkes benim gelişim ile susmuş bakışlar beni bulmuştu.
alparslan başını sallayıp kalktığında daha önce hiç görmediğim kumral olan alparslanı hafif andıran adamın sesini duydum."Bu o mu!"
sert ve sinirli olduğu herhalinden anlaşılan ses ile ben ifadesizce bana bu o mu diyen adama baktım. ne gereksiz tipti.
ferhat aslan eliyle sus dercesine dürttü o adamı.
alparslan önce kumral olan adama ardından bana baktı.oturduğu yere tekrar oturduğunda eliyle bana gel işareti yaptı.
kumral adama dik dik bakarken alparslanın yanına oturdum.yani kasap et derdinde koyun can derdindeydi.şimdi muhabbetin sırasımıydı.
"Alya seni kardeşimle tanıştırayım.7 yıldır yurt dışındaydı bu gün geldi."
ben sadece kardeşim dediği yerde kalmıştım."Ne."
"Hani üç kardeştiniz?"şaşkınlıkla alparslana ve bana gösterdiği adama baktım."hayır 4 kardeşiz"
alparslan bir elini adamın omzuna koydu."bu bizim aslan parçası azad"
şaşkınlığım herhalimden belli oluyordu buna emindim."Nasıl olur sen bana başka kardeşim yok dedin"söylediğim cümle ile azad olduğunu öğrendiğim adam yerinde hafif kıpranmıştı."o zaman düşmandık birbirimize herşeyimi söylemem hata olurdu değil mi?"durumu toparlamak adına konuşmuştu alparslan.
şaşkınlığımı kenara koymam gerekiyordu.kendime gelmeye çalışıp arslana döndüm."Her neyse tamam."
"Toplantı vardı bu gün ne zaman gideceğiz"
memnuniyetsiz hali ile
"Daha var saat 4:00 'da" demişti.
telaşımı dizginleştiren saat rakamıyla çantamdaki telefona baktım.gördüğüm 1:30 saati ile rahatlamış derin nefes vermiştim.
bakışlarım tekrar azad denen alparslanın kardeşine çevirdim."kusura bakma ben geç kaldım sandımda o yüzden tanışamadık.Memnun oldum ben O mu dediğiniz kişi Alya "
yarı laf sokmam ile anlar gibi hâli ile azad aslan dudaklarını ıslattı"soy adınız yok mu"
duyduğum soru ile anlık refleksle alparslana gözlerim değindi ardındanda azada geri döndü.
abi kardeş ne kadarda aynılardı resmen bana 'Bu o mu 'dediysem bir bildiğim var diyordu.Agabeyisi gibi beni soy adları ile vuruyorlardı.
duruşumu dikleştirip dudaklarımı ıslattım"olmaz mı tabiki var...Kara! soyadım alya kara."
azadın ve odadaki herkesin bakışları alparslana döndü."o ne demek"
ferhat aslan suskunluğunu bozmuştu bu defa.
alparslanın sinirli bakışları bana ardından olaylı sözleri ben söylesemde cevabı ondan bekleyen adamlara döndü."alya askeri doktor"
bana bakarak"Geçici süreliğine Sahte! soy ad kullanıyor.Düşmanlarına karşı önem almak için"
bu defa sinirlenen ben olmuştum.Sahte! kelimesini nasıl da imalı söylemişti Şefersiz.
alplarslanda olan bakışlar beni buldu bu defa."kırşan değilmisiniz dolandırıcılıkta var sizde şaşırmamalı!"
duyduğum cümleler ile kaşlarım çatılmıştı.
"Geldiğimden beri Ne saçmıyorsun sen!"
sinirlerime hakim olamamış normalinden hafif yüksek çıkan sesim ile alparslan ters ters bana ve kardeşine bakıyordu.
"Ne ne saçmalıyorsun ne bekliyordun hoşgeldin falan mı? üslüba bak!."
bu defa sinirle konuşan bendim"Ne hoşgeldini be öyle de diyen mi oldu!."sözlerimin ardından susmuş derin nefes alarak ayağa kalkmıştım."ya insan gibi konuşuyorsan konuş yada muhattap olmayalım birbirimizle."
tam gitmek için hareketlenecektim ki azad ayağa kalkmıştı."sanane lan istediğim gibi konuşurum.Sana heleki bir kırşana mı sorucam nasıl konuşacağımı."
kimsenin konuşmasına izin vermeden ben konuşmuştum."bak azad kardeşim yaşındasın o yüzden aldırmıyorum bu sözlerini ama aldıracak olursam iyi olmaz senin için."
daha fazla orada durmamış kapıya doğru ilerleyip çıkıyordum ki
"allah allah Alya hanımlara bak-"azadın sözlerini kesen gür bir ses olmuştu.
"Azad!"
öyle gürdü ki sesi alparslanın sinirlendiğini suartına bakmadan anlayabilmiştim.onların diyaloğuna girmeden ben çıkarken alparslanın uyarıcı sesleri o odada yankılanıyordu.
merdivenlerden aşşağı indiğimde avluda bulunan sandalyeye oturmuştum.
gözlerimi gök yüzüne çevirdim.
gökte ferahlık , yerde tevazu vardır.
derin nefes alıyor nefes verişlerimi hissediyordum. Ben yaşıyordum ama nefes almayı unutmuştum sanki. Bu konak fazlasıyla yabancıydı bana.içindekileri düşünmek bile istemiyorum.
rüzgarın tatlı esintisini dinledim bir süre taki ceylan gelene kadar.elindeki çayları ortamızda bulunan sandalyeye koydu."nasılsın alya desem de alacağım cevabı az çok tahmin ediyorum"
ceylanın sözlerine tebessüm ettim."iyi diyelim iyi olsun. sen nasılsın ceylan"
"iyiyim.az önce sesler duydum galiba kaynımız azad beyle tanıştınız sanıyorum"
ceylan tebessümle sormuştu sorusunu.
"evet biraz öyle oldu"kısa cevaplar tercihimdir bazenleri.
"sanki pek samimi geçmemiş tanışmanız"
ceylana baktım öyle sanki dalga geçmekle samimi bir tebessümün arasında kalmıştı gülüşü.
"evet pek anlaşamadık"
ceylan başını aşşağı yukarı salladığında ciddiyetli bir hâle bürünmüştü."aslında azad çok iyi birisidir çok samimi cana yakın."
ceylanın sözlerine açıkçası şaşırdım biraz.
"ama işte sizin durumlar belli ya ondan böyle.e ablasına da düşkündü o yüzden.
yoksa görsen konağın neşesidir."
ceylanın anlattıklarına başımı salladım."belli oluyor kişiliği"
ufak çaplı sohbet ilerledi bir kaç saat.
gözlerim az önce indiğim kattaki hareketliliğe kaydı misafirler gidiyordu galiba.
aşşağı inen aslan erkekleri ve kuzenleri avluya inmişti.
"yenge Allaha emanet ol." bir tebessüm ile ceylana bakarak söylenmiş bir cümleydi bu.
ardından kuzenler gitmişti.
çantamdaki telefonu silah çantamın yanından çıkardığımda."çanta güzelmiş. ne bu makyaj çantası mı"
ceylanın sözlerine karşılık saf bir tebessüm oluştu dudaklarımda."silah çantası"diyerek ceylanın suratına baktım.
bir anda o gülümseyen yüzü ciddileşmişti.
telefonumu çıkarıp saate baktım. saat 3:30 du.hızla ayağa kalkarak avludaki alparslana baktım."çıkalım mı"
gözler beni buldu yine.başını sallayıp telefonunu çıkardı.bir numarayı tuşlayıp kulağına götürmüştü."arabalar hazır mı"
karşıdan gelen cevap ile "tamamdır." diyerek telefonu kapatıp kahverengi gözleri bana değindi baştan aşşağı süzdü beni sanki ilk defa görüyormuş gibi.siyahlar içerisine bürünmüştüm belkide bu yüzdendi bilmiyorum.
arabaya binmiş ilerliyorken. peşimizdeki arabalara baktım."niye bu kadar koruma var"
alparslanın bakışları bana döndü."öyle olması gerekiyor çünkü."
kuşkulanmama yeten açıklaması ile önüme döndüm.
çalan telefon zil sesi kesinlikle bana aitti.
çantamdan çıkardığım telefonu yanıtlamıştım."alya"ses tonu sinsice geliyordu
"geç kaldın. daha erken bekliyordum aramanı"
kısık bir kahkaha sesini duydum"beni bekleyeceğini düşünmemiştim."
gözlerimi istemsizce devirmiştim."ne söyleyeceksen söyle senin aksine benim işim var gitmem gereken bir yer var.
."demiştim.o sırada araba yavaşlıyor gireceğimiz binanın bahçesine giriyordu.
"çok mutluyum biliyormusun alya hayat sensiz daha bir güzel"
bu sefer seline ayak uydurarak bende hafif gülmüştüm."desene bir hayatın kalmamış artık."sözlerimin ardından alparslanın gözlerinin üzerimde olduğunu hissettim
"Ee yok sen anlamadın dur ben anlatayım.senin timinin yeni doktoru artık ben olacağım.ve sen ne olmuş olacaksın biliyormusun.evli mutlu çocuklu kocanın dizinin dibinde oturacaksın."
sinirlerimi bozmaya yeten cümleleri ile gözlerim alparslana gitmişti.
"kazanan ben olacağım alya sen değil.Hani sen diyordun ya 'izle ve gör seni nasıl yakıyorum' diye."bir kez daha kahkahasını işittiğimde başımı yanımdaki cama çevirdim."ya sabıır"
"aslında seni bitirmeyi ben isterdim fakat bana gerek kalmadan sen kendini bitiriyorsun.Artık kaybeden sensin"
bir şeyi yeni hatırlamış gibi"haaa" diyip durmuş sonra tekrar konuşmuştu.
"Toplantıya katılmayı sakın unutma beni bu zevkten mahrum bırakma lütfen."
kendimden taviz vermeyerek dudaklarımı ıslattım."Bak selincim.sen istediğin kadar benim varlığımla üzülebilir yokluğumla da sevinebilirsin fakat inan bu benim zerre umrumda değil.
ki zâten seninle benim farkım buradan bile anlaşılabiliniyor.
Benim seninle olan tek savaşım timime zarar vermenden dolayı."
telefondaki sessizliği fırsat bilerek tekrar konuştum."emin ol hayatımda o kadar sorunum var ki sana şu an vakit ayırıyorsam bile bu senin için büyük bir lütüf olmalı."sözlerimi bitirdiğimde araba durmuş iniyorduk.
ve selin tekrar söze girdi"toplantıda da böyle kendinden emin konuşabilecekmisin bakalım."
"inan bana şov yapacağım" diyerek kapatmıştım telefonu.
telefonu elimde tutarak geldiğimiz yere baktım.
büyük bahçenin içerisinde blok blok binalar vardı.
ileride ki beyaz renkte boyanmış binanın önünde yakın bir sima belirdi.
muratı gormem ile adımlarımı hızlandırmıştım.
aramızdaki 10 adımlık mesafeyi bitirdiğimde sıkı sıkı sarıldım murata.
"alya"
tuttuğumu yeni fark ettiğim nefesimi seslice bıraktım.Evime dönmüştüm bu beni huzurlu hissettirmişti.
birbirimizden ayrıldığımızda muratın gözleri üzerimde gezindi sanki bir şey varmı diye kontol ediyordu beni.
gözleri gözlerimi bulduğunda aniden yanıma gelen alparslanı buldu.
"diğerleri nerede?" sorum üzerine murat tekrar bana döndü.konuşacaktı ama sanki cesaret edemiyor gibiydi onun bu halinde bir anormallik vardı ama neydi bilmiyordum.
gözleri benden uzağa gitti"içerideler gel"diyerek bana bakmadan az önce çıktığı binadan içeri girdi.
benden önce alparslan kapıya doğru ilerlediğinde ancak kendimi toparlayabilmiş hızla alparslanın yanına gerek muratı takip ediyorduk.
siyah çelik kapının önünde duran murat ilk bana sonra alparslana baktığında ne demek istediğini anlamış "alpars-" sözüm bitmeden alparslan kapıyı tıklatıp içeri girmişti.Ne yapacağımı bilmeyen ben muarata baktım oda aynı benim gibi şaşkındı alparslanın bu hareketine.
duruşumu bozmadan girdim bende içeri
gökhan ve asafla sarılacaktım ama oturdukları sandalyeden ayağa kalkmadılar bakışları sadece alparslandaydı.muratta içeri girip selinin yanına oturmuştu.bende alparslanın oturduğu sandalyenin yanındaki sandalyeye oturdum.
"hayırdır niye toplantı var?"
sessizlik zerre dahi bozulmazken bir soru daha yönelttim."tasadüfe bakın ki birde benim memleketimde?"
bu sefer gözler alparslandan sonra beni buldu ama kimse yine bir şey söylemedi fakat ben bu sessizliği bozacaktım.
"size soruyorum neden cevap vermiyorsunuz."
...
yine kimse bir şey demedi fakat gökhanın sıkıntıyla verdiği nefesi duydum ve haline bakılırsada burada yine bir problem yaşanacaktı.
içeri giren mahmut komutan ile şeref bey ile herkes ayağa kalkmıştı.
şeref bey ilk olarak alparslana tokalasmak için elini uzatırken halimin dışarıdan ne kadar tuhaf göründüğünü bilmiyordum.
"merhaba alparslan bey ben şeref güler"
alparslan şeref beyin uzattığı elini tutup tokalaşmışlardı.
ben şaşkınlıkla ikisini izlerken mahmut komutanım uyarırcasına sahte olduğunu anladığım öksürük ile ben kendime gelmiş şeref beye elimi uzatmıştım.
"alya kara"
kendimden emin bir şekilde duruşumu dikleştirerek kendimi tanıttığımda şeref bey elimi tutup sözcüklerini sıralamıştı"memnun oldum alya arslan"
demiş ardından elimi bırakarak murat ile tokalaşan şeref beyi dikkatle izledim.
nereden biliyordu diye düşünecektim ki ela gözlerim alparslana gitti.
sanki aradığı tüm soruların cevabının nerede olduğunu bilir gibi gözlerim onun kahverengilerindeydi.
dün geceki diyoloğumuz aklıma geldiğinde ela gözlerim hayır dercesine yalvarıyordu.
soy adımı arslan yapmıştı bundan artık emindim fakat tek bir şey beni artık korkutmaya başlamıştı.
alparslan gece beni işim ile tehtid etmişti.gerçektende bu doğrumuydu?
Şeref bey ve Mahmut komutanım masaya oturduğunda ben ile birlikte herkes masadaki yerini almıştı.
"Alparslan bey toplantımıza teşrif ettiğiniz için müteşekkiriz"
"tabi sende alya"
bu sözleri mahmut komutanımın kurduğuna emin değildim fakat gözlerimin önünde bu sozleri mahmut komutanım kurmuştu.
"ben misafir değilim teşekkur etmenize gerek yok Komutanım"
'komutanım'derken ima ile söylediğimde ortamdaki sessizlik gerginlige dönüşmüştü bunu hissedebiliyordum.
"evet toplantımıza baslayabiliriz"
sözlerimden oldukca rahatsız olduğunu anladiğım komutanım şimdi ise toplantı ile ilgili konuşuyordu.
klasik sohbetten sonra konu asıl konuya geldiginde dikkatimi masadakilere vermiştim.dik duruşum ile ciddiyetle söze giren komutanımı dinliyordum.
"evet normalde bildiğiniz gibi bu tim istanbuldaki kışlada kalıyor ve görevi nereyse oraya gidiyordu.fakat şimdi bir çok prosedür ve görevleriniz değişti."
"sizler için burada uygun bir ev ayarlayacağız bir süre burada kalacaksınız"
komutanımın bakışları bana değindiğinde gözleri hızla benden cekilmişti yada ben öyle görmüştüm.
"timiniz artık 4 kişilik olacak görevlerinize görede lazım olursa bildirmeniz suretiyle takviye ekip yollanacaktır.
yeni kural ve belgelere görede artık timdeki doktorunuz...Selin güneş"
'selin güneş'
'selin güneş'!
"Ne!"
kaşlarım çatıldı sadece susacaktım ta ki bu konusma bitene kadar.
"Alya..."
mahmut komutanım derin bir nefes aldı senki odadaki hava cigerlerine yetmiyormuş gibi haline bakıldığında bu konuşmayı gerçekleştirmekten son derece rahatsız görünüyordu.
"Alya Kara olarak hem vatana hemde seninle tanışan bizlerde son derece iyi bir geçmiş bıraktın.Sana hem vatan adına hemde benim alanımdaki bir doktor olarak teşekkür ediyorum..."
bir eli yakasına gitti sanki boğuluyormuş gibi yakasını eliyle genişletmişti.
seslice yutkundu ve sözlerine devam etti.
ve ben biliyordum ki bu bir veda konuşmasıydı.
konusmanın verdiği hasar dışarıdan nasıl görünüyorsa komutanım gözlerimin içine acır gibi baktı
"Sen yeri geldi kışladaki askerlerin ablası benim ise bir kızım oldun.senden çok şey öğrendik fakat artık herşeyin olduğu gibi bu işinde sonuna geldik.
yeri geldi askerlikte yaptığın doktorluk görevine sayın şeref gülerin ve benim de iznimin olduğu karara göre son verilmiştir."...
ela gözlerim mahmut komutanımın bu sözlerine dayanamamış olacakki dolmuştu gözlerim.
elalarım timdeki arkadaşlarıma gitti ardından bir şeyi hatirladığımda dudaklarımı güclükle ıslattım.
"yalnızca ikinizin kararına göre olamaz."
sözlerimin ardından masadaki herkes beni izliyordu.
"bu görevi kabul etmeden önce imzaladığım belgede benim görevimin kurum tarafından son verilmesi için timiminde imzalaması gerekiyor"
görevden atıldığımı anlamıştım fakat bir sorun daha vardı.timim bana ihanet mi etmişti?
"bir yıl önceki imzaladığın kağıttaki maddeleri aklında tutacak kadar zeki biri olduğunu düşünmemiştim açıkcası.
fakat komutanın 'alya bunu unutmaz' demişti."
yetkili üstümüz olan şeref bey tekrar konuştu.
"timdeki tüm arkadaşlarının imzası mevcut onlarda benimle aynı fikirdeler"
demesiyle benim ağzımdan çıkan cümleler ard arda gelmişti"öylemi nedir hepinizin benim hakkımdaki fikriniz"
sandalyemi masadan biraz uzaklaştırıp herkesi görüş alanıma almıştım.
hiç şüphesizki masadaki en sinirli ve öfkeli kişi bendim.
" fikrimiz şu ki..Bu görevi Selin Güneşin senden daha iyi yapacağına eminiz"
kaşlarım havalanmış yanımdaki varlığını yeni hatırladığım alparslana baktım.
belki alparslanı tanımıyordum fakat bu duruş tek bir şeyin gücünü ifade ediyordu.
galibiyet.
mağlup etmişti beni dün sırf aynı yatakta yatmak istemediğim için mi benim işimi elimden alıyordu.
alparslan sandığımdan daha güçlüydü.
şu masadaki herkesi susturabilmişti.
ela gözlerim alparslanın kahvelerinden çıkıp arkadaşlarıma gitmişti.
"imzaladınız!?"
asaf ve murat tek kelime dahi etmezken gökhan konuştu"ne gerekiyorsa onu yaptık"
tek kaşım havaya kalktı.ayağa kalktım.
"bu sözün son sözün olarak kalsın gökhan zira benim bir yakınımdan daha alacağım darbeye ihanete gücüm kalmadı!"
komutanıma baktım "Siz bana bu görevin en başından beri ne diyordunuz hep 'ne olursa olsun doğru olanı yap'diyordunuz."
komutanıma doğru bir adım daha yaklaşırken istemeden alparslana da yaklaşmış olmuştum.
"Merak ediyorum da bu cümleleri kuran cesaretli komutanı ne oldu da haksızlığa susturdular"
bakışlarım keyifle bizi izleyen alparslana gitti. ardından masadaki herkesin gözünün içine bakarak su cümleleri kurdum."Bu anı hiç unutmayın olur mu.zira ben hiç unutmayacağım.
Ne bu anı ne sizi komutanım nede kardeşlerimin ihanetini asla unutmayacağım."
"Açıkçası bu kadar erken kabul edeceğini düşünmediğimiz için belgeleri buraya getirmedik fakat merak etme evine yollarız"
"isminiz, anlamına göre ne kadarda kisiliginize zıt! sizin kaç paraya satıldığınızı anlamak zor değilde en çokta komutanımı merak ettim."
"sen benimle nasıl konuşu-"
şeref gülerin konusmasını aldırmadan yüksek sesle mahmut ve şeref gülere bakarak konuştum.
"Başından beri selinin sadık bir asker olmadığını ve sadık bir doktorda olmayacağını biliyorum.ama bu bilgide artık umrumda değil siz ikinize sadece şunu söylüyorum."
"Eğer ki şu kız yüzünden benim kardeşlerime az da olsa bir zarar gelsin o zaman aynı gün sizi ziyarete gelirim.
Bu konuda parmağı olan herkes payına düşeni alır."
şeref güler muhtemelen yanımdaki alparslandan dolayı sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu.
"Sen devlet memurunu tehtid mi ediyorsun"
"Hayır bu bir tehtid değil...Ben sadece buradaki veya başka yerde olan bir sivilin ve asker kardeşlerimin kılına dahi zarar gelirse ansızın bir gecede gelirim! diyorum."
şeref bey gözlerini sonuna kadar açmış şaşkınlıkla bana bakıyordu.
"ama eğerki siz buna tehtid diyorsanız evet ben sizi biraz tahtid ediyorum.
çok korkmayın ya rahat olun en fazla canınızdan olursunuz."
masadaki herkes gerginlikle bana bakıyorken tek bir kişi beni memnuniyetle izliyordu o kişi de hic şüphesiz alparslandı.
şeref bey ayağa kalkarak"mahmut komutan senin kurduğun timdeki insanlar böyle insanlar mı bu ne hadsizlik!"
sözlerini bitirdiğinde bende mahmut komutana bakmıştım ki üzgünlükle başını eğmişti.
fakat bu boyun eğişi üstümüz şeref beye karşı değil bana karşı gibiydi ve ben bunu anlıyordum çünkü bir zamanlar ben onun kızı gibiydim...
ben ayakta olsamda yanımda büyük bir zafer ile sandalyede oturan alparslanın bir şey kefini bozmuş olacakki sertçe yerinden kalktı.
"sözlerinize dikkat edin!"
alparslan büyük bir adım atarak şeref beyin tam karşısına geçmisti.
"alparslan bey o anlamda-"
"başlatma lan o anlamını! "
"kurduğun cümlenin sahibine iyi bak. senin karşında alya kırşan değil aslan duruyor. haddini bil!"
şeref bey nasıl oldu anlamadığım şekilde sessizlige gömülmüş ve mahçubiyetle alparslan dan sonra bana bakmış
"özür dilerim alya hanım"
sözlerini duymam ile şaşkınlıkla geriye dogru bir adım atmıştım.
burada Ne yasanıyor Ve Ne oluyordu?!
alparslan alacağını memnuniyetsizlikle almış gibi başını onaylayarak sallamıştı.
ela gözlerim bu anı iyice hazfızasına almak için odadaki herkesi izledi.
burada ne oluyordu böyle.
gözlerim dolmaya baslarken kafamı sağa sola salladım.
"bitti...birdaha hiçbirinizin yüzünü görmek istemiyorum bu gün bana hayatımın bir diger dersinide siz verdiniz."
işaret parmağımı masadaki tim arkadaşlarıma ve komutanıma dogru sallayarak
"yine bana En güvendiklerim verdi bu dersi.
birdaha güvenmeyeceğim! bir daha bu hataya düşmeyeceğim!" son sözlerimi kurmuş masada duran çantamı alıp kapiya doğru adımlıyorken ardımdan mahmut komutanımın sesini duydum.
"alya. üzerinde bulunan tsk ya ait silah kimlik vb. eşyaları burada bırak."
duyduğum cümleler canımı delip geçerken ben sadece bu cümleyi hazmetmeye çalıştım.zira hazmedemezsem çıkıp gidecektim ardımda kendime dair hicbir şey bırakmadan...oysaki bırakmamı istiyorlardı...
yüzümü komutanıma doğru dondüm.
içim büyük bir hayal kırıklığı ile doluydu ki yüzümede vurmuş olacakki komutanım
"prosedür gereği kızım"
deme gereği hissetmişti.
Çantamdan kimliklerimi çıkardım.uğruna bir zamanlar ailemi sildiğim bu kimlikler şimdi ellerimin arasında yok oluyorlardı.
ellerimin arasından masaya doğru gitti asker ve doktor kimliklerim.
silahıma gitti bakışlarım.silahın şarjörünü çıkarıp içindeki mermileri tek tek çıkardım. gözlerim dolu doluyken mermileri dahda hızlı çıkarmaya çalışmış ve çıkarmıştım.
mermileri masadan toplayıp cantama koyarken komutanıma doğru uzattıp silah ve kimliklerimi.
bana üzgün ve düşünceli gozler ile bakarken dudaklarımı güçlükle ıslattım
"mermileri kişiye özel yaptırmıştım.normalde bunları kullanmıyorum tabi ama en son koymuşum bunları sonra da değiştirmeyi unutmuşum galiba"
komutanım başını hafifçe yana eğdi.gözlerinde oyle bir hüzün vardı ki komutanıma şunu söylemek istiyordum madem üzülüyorsunuz o zaman neden boyle davranıyorsunuz diye fakat soramazdım çünkü herkes herseyi bilerek ve isteyerek yapıyordu.
"canınız sağolsun komutanım.Hakkınızı helal edin"
YAZARDAN
mahmut kaya kızı gibi sevdiği alyasından duydugu son söz ile kalbinde bir oyuk oluşmuştu sanki.az önce siniri ile odayı dahi yakabilecek olan alya şimdi tüm o derin sessizliği ile helallik istemişti kendisinden.
hakkı ona her zaman helaldi fakat şimdi 'helal olsun kızım' demeye hakkı dahi yoktu.
başını onaylarcasına sallayarak yetinmişti.
alya zaten zor günler geçiriyorken bir darbeyide kendisinden almıştı.ona her zaman doğru olanı yap diyen komutanı şimdi ise yanlış olanı yapıyordu.
ama mecburdu ailesi ile tehtid edilmişti mecburdu buna.
alya tüm doğruluğu ve samimiyetiyle kızı gibi olmuştu onun ama ailesinden daha önemli olamazdı.
alparslan aslanın gazabına uğrayamaz bunu göze alamazdı.