uykumu bölen telefon zil sesi olsada başımı yasladığım yere dahada yakınlaşmak istedim.
ellerimin altında hissettiğim bedeni garipsemiş olacaktım ki uyanmaya çalışan gözlerle gözlerimi araladım.
gözlerimi açar açmaz yanımda uyuyan alparslanı görmem ile ellerimi sanki ateşe değmiş gibi hızla alparslanın karnından çemiştim.
yatakağa dirseğimi yerlestirip biraz doğruldum.
boylu boyunca yanımda yatan alparslana sinirlenmek için önce üzerimdeki şaşkınlığı atmam lazımdı.
gözleri kapalı olan alparslan dudaklarını ıslatmıştı.
"açıcakmısın artık"
ben hâla yatakta ona bakıyorken söylediği ile afallamıştım. uyumuyormuydu bu!
birde hâla kalkmıyordu yataktan!
gözlerimi etrafta taradığımda yatağın yanindaki sol komidinin üzerinde telefonumu görmüştüm.ve tekrar alparslana baktığımda yüzümde sinsice bir gülüş belirmişti.
elimi alparslanın göğüsüne bastırarak alparslanın yanında bulunan komidine uzanmış telefonumu almıştım.
göğüsünü hâla bastırdığım alparslana doğru kafamı eğdiğimde bu hareketimden hic rahatsız olmayışını ela gozlerim irice açılarak izledi.
resmen tüm ağırlığımı elimle göğüsüne bastırarak veriyordum ama bi yeri ağrımıyordu oysaki şu an kalp ağrısından hastaneye gidecek tavrı ile karşımda durması gerekiyordu!
yüzüm istedigini alamamış bir ifadeye döndüğünde elimdeki telefonu açmış yatağın sağ kısmına geri gidecekken alparslanın eli tüm ağırlığımı verdiğim göğüsündeki elimi soluna doğru çekmesiyle kafasını da sola dogru çevirmesi aynı anda olmuşken beni üzerine düşürmüştü.
bedenim onun bedenin üzerindeyken ve yüzümde boynuna düşmüş dudaklarım boynuna değmişti.
şu duruma karşı bile alparslanın yüzünü çevirmesine şükür etmem lazımdı zira çevirmeseydi benim yüzüm onun yüzüne değeceti.
kafamı kaldırmış alparslanın yüzüne baktığımda sinirle üstunden kalakacağım sırada belimde hissettiğim kolla kalkamadım.
bedenim onun bedenine tam anlamıyla üst usteyken içimdeki sinirin yanına birde gerilme duygusu yerleşmişti.
alparslanın yuzünde muzur bir ifade varken aynı zamanda şu an ki halimden zevk alıyordu.
ben sadece kafamı kaldırmışken alparslanda dik durmuş yüzlerimizin yakınlığını arttırmıştı.
"çek elini"
sözler dudaklarımdan istediğim gibi sert çıkamamıştı.
"dün gece öyle söylemiyordun karıcığım."
alaya aldığı sözleri işitirken kaşlarım havalanmıstı.
tam konuşacaktımki odadaki yabancı bir sesle bakışlarım sesin geldigi yöne gitti.
"ALYA!"
yüksek ses ile muratın sesini duyduğumda gözlerimi telefondan alıp alparslana çevirdim.
"yok artık"
ellerimle alparslanı iterken bir tanede rlimi yumruk halinde tutarak vurmuştum göğüsüne.
bedenimi aşşağı doğru biraz itmiş ardından belimdeki eli tutuşunu sertleştirirken ve ben çekilmek isterken altımdaki bedene dahada bastırılmıştım.
kalçam alparslanın kalçasının üzerindeyken belimdeki elin sıkılaşması yüzünden kalçamı onun kalçasının altında hissedebiliyordum. bu çırpınmanın gittikçe bana zarar vermesinden dolayı çırpınmayı bırakmıştım.
gözlerimi yatakta şu pozisyondayken gözlerinde tutmak anlamsızdı.bakışlarımı telefona çevirdim.
düşerken yatağın üzerine düşürdüğüm telefona uzanan elimi fark eden alparslanın benden önce davranarak kapatmasını beklerken ekrandaki isme bakarak hoparlöre alışını ela gözlerim sonuna kadar açarak şahit oldu buna.
"Alya konuşsana!"
sert sesi ile murat konuşurken alparslan telefona yetişemeyim diye telefonu benden uzakta tutmuş ve belliki konuşmamı bekliyordu.
gözleri gözlerimdeyken konuşmayacağımı anlamış olacakki telefonu murat duymasın diye sessize almış" eğer sen konusmazsan ben konuşacağım karıcığım...ama şu an da anlamışsındır nasıl bir konuşma yapacağımı"
gözleri şaşkınlıkla bakan gözlerimi izlerken ela gözlerim şu gerçeğe bu günde şahit olmuştu alparslan zevk alıyordu bundan. Beni küçük düşürmek yada sözleriyle üste çıkmak ona zevk veriyordu.
ben ona sinirle bakıyorken tam konuşacaktım ki beklemeden vereceğim cevabı sıkıyorsa itiraz et der gibi sessizden geri aldı.
bu yaptığına karşı gözlerimi devirmiş bakışlarımı etrafta bekleterek dudaklarımı ıslattım.
"efendim murat"
"alya ne oluyor orada o herif yanında sana bir şey mi yapıyor!"sertçe konuşan muratın sesini duydum.
telefonda murat ilk benim "çek elini "ve sonrasında da alparslanın "dün gece öyle söylemiyordun karıcığım" cümlelerini duyduğunu ima ederken ben şu an yerin dibine girmek istiyordum.
alparslanın dudakları geriye doğru kıvrılırken halindeki alayı gizleme gereği duymadan sırıtıyordu.
şu an bu durumdan nasıl çıkacağımı bilmesemde tüm tuşlara basacaktım o belliydi.
sesimi düzende hissettiğimde dudaklarmı ıslattım.
"saçma sapan konuşma."
diyerek muratın salağa yatarak' ha tamam ben yalnış duymuşum diyerek' kapatmasını bekliyordum adeta.
"Alya ben senin ciğerini bilirim! konuyu saptırma! o herif sana.." sert olduğu telefondada duyulan derin nefes verişiyle tekrardan konuştu"sana zorla mı dokunuyor" dişlerinin arasında konuştuğunu anladığım muratı duymam ile başımı utançtan alparslanın gögüsüne gömmüştüm.
bir kaç saniye öyle kalmış sonra geri çekilmiştim.kaşlarım çatıkken söyleyeceklerimi toparlamaya çalışıyordum.
"hayır murat."
sesim boğazımdan zor çıkmıştı.
telefonda galiba masaya yumrukla vurulmuş bir ses duyduğumda murat tekrar konuştu."Hayır! öylemi!..Lan"
sinirini nefes soluşundaki öfkesinden anladığım murat belliki şu an her neredeyse orayı dağıtacak gibi duruyordu ve en kötüsüde buraya gelmesi olurdu herhalde.
"lan... "
"Bana bak dogru söyle sana zorlamı dokunuyor yada zorla dokundu mu!"
bakışlarımı öfkeyle alparslana diktim.
"Hayır diyorum murat.Neyini anlamıyorsun."
sesim sert ve normalinden yüksek çıktığında telefonda sessizlik oluştu.
sessizliği bozan "eğer yalan söylüyorsan-"
hızla ben komuşmuştum."ya sanane ya.ha murat.sananee"
"sen değilmiydin bana ihanet eden.sanene ben nasılım? napıyorum? sanane ya seni ne ilgilendirir."
benden daha sinirli bir ses tekrardan duyuldu odada" bana bak Alya her ne olursa olsun eğer sana böyle bir şey yapıldıysa ve sen bana söylemiyorsan tahmin ettiginden daha büyük yangın çıkar haberin olsun!"
derin bir nefes almış söyleyeceklerime birazdan ben bile inanamayacatım ama muratın bu hadsizligi ve yüzsüzlüğü beni çıldırtmak üzereydi.
"Sanane murat..."
derin nefes almış az sonra söylediklerime ben de muratla birlikte şaşıracaktım.
"Sen kimsinki sana söyleyeceğim.Kocam değil mi!.Alparslanla aramazıdaki ilişkiyi niye anlatayım sana!"
telefondaki ses bir süre kesildi ve ben bana kaşlarını havaya kaldırmış gözlerini gözlerimde bekleten alparslana bakmıştım.
birde bu eksikti Alparslanın umarım diline düşmezdim.
"Alya az önceye kadar dedimki kesin o oruspu cocuğu senin yanındadır diye ama şu an şu sözleri duydum ya. sana inanamıyorum sen bu cümleleri kurmazsın hele başkasinın yaninda asla kurmazsın-"
sözlerini kesmiş"Küfür kullanma bana!"diye bağırmıştım fakat konu şuydu ki o küfürü bana kullanmamıştı.
"kafanmı güzel alya.alparslana diyorum oruspuçocuğu diye.
"Ne fark eder alparslan benim Kocam ,ailem değil mi.ona söylenmiş bir söz benide ilgilendirir"
sona doğru kısık çıkan cümlem ile şu an konuşa konuşa Alya olmaktan çıkıyor sırf muratı sinirlendirmek için saçmalayıp daha da batıyordum.
şu an tek tesellim murati sinir etmeyi başarmamdı.
"yok yok anladım ben seni..."
dediğinde ne anladığını merak etmiştim zira ben kendimi şu an kesinlikle anlamıyordum.
"sen sırf beni sinirlendirmek için böyle konuşuyorsun.buna eminim.Çünkü benim kardeşim bu sözleri kuracak insan değil.Ne kadar acıdıysa kalbin beni de acıtmak için her yolu deniyorsun!"
murat konuşmaya devam ederken hüzünlüce derin bir nefes verdim.
az önce sinirle muarata o cümleleri kurarken üzerinde yattığım alparslanı o anki sinirle unutmuştum.
verdiğim nefes alparslanın tenine değerken kahverengi gözlerinin koyulaşmış olduğunu ela gözlerim garipseyerek izlemişti.
kahve rengi gözleri ile eli bir süre yüzümde gezinmiş ardından gözleri gözlerimdeyken eli dudağımın üzerinde durmuştu.
zaten alparslanın üzerinde oldugum için aldığım nefes bana yetmezken aynı şekilde bu alparslan içinde geçerli bir mazeret olmuştu.
dudağımda hissettiğim parmaklarıyla bacaklarım titremişti.
alparslan ani bir hareketle beni altına almış ben yatakta kaybolmuşken alnını alnıma dayamıştı.
"başımı döndürüyorsun" sessiz fakat sarhoş gibi nefesini dudaklarıma üfleyerek konuşmuştu
şu an da farkındamıydı bilmiyordum ama benimde başım dönmeye başlamıştı. üzerime ağırlığını vermezken onu itip kalkabilirdim buradan ama kalkacak gücü kendimde bulamıyordum.
dudakları dudaklarımın üstünde dururken gözlerimi kapatmıştım.
öpmüyor öylece duruyordu.
kulaklarıma muratın sesi dolduğunda alparslan yanındaki telefonu yere doğru sertçe itmişti.
yere düşen telefon sesi beni kendime getirirken hızla ellerimi göğüsüne koymuş bedenini bedenimden uzaklaştırmak adına hafifçe itmiştim.oda diretmemişti. benim uzaklaştırdığımı anladığında geriye doğru çekildi.
Gözlerindeki koyu kahveler hâla aynı duyguda iken sanki zorla çekilmişti üzerimden.gözlerimle halini birkez daha izlediğimde sertçe yutkunmuştum.
eğer üzerimden kaldırmasaydım kalakacak gibi durmuyordu.kendini zor tuttuğunu anladığımda bu anı bozmak için kendimi içten içe toparlamaya çalışıyordum.
az önce bizi bu duruma getirecek cümleleri ben kursamda böyle bir pozisyona bizi sokan onun hareketleriydi.
ve sabahtan beri benim kıvranışımdan zevk alıp benimle dalga geçen alparslana lafımı sokmadan gitmeyecektim.
"olmuyor ama kocacığım dün gece böyle söylemiyordun.Ne oldu zapt edemiyormusun kedini?."
koyu siyaha yakınlaşan gözleriyle hâla susuyorken. kasılan çenesiyle sinirlendiğini anlayabiliyordum.
yataktan kalktığımda alparslanı ardımda öylece bırakarak giyinme odasına ilerlemiştim.
"tamam sus sus.az önceki anı yaşamadın tamam mı alya yok yaşamadın.!"
kendime içten içe telkinler vererek
üzerimi çıkarmış, ardından elime aldığım rengi buz mavisi ve açık mavi arasında olan üsttende hafif göğüs dekoltesi olan bir elbise giyinip saçlarımıda düzeltip girmeden önce kilitlediğim giyinme odasının kilidini açarak kapıyı açmıştım.
karşımda saçlarındaki damla damla suyun boynundan gögüsüne dogru akan ve belindeki havlu ile karşımda duran alparslanı gördüğümde seslice yutkunmuştum.
yüzümdeki her bir duyguyu takip etmeye çalışan alparslanın dudakları yukarıya doğru kıvrıldı.
kapının onünde öylece dururken alparslan aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapatarak yaklaştığında aynı anda bende geriye dogru adım atacaktım ki eliyle kolumu tutarak ondan uzaklaşmama engel olmuştu.
yeni duş aldığı için kullandığı duş jelinin kokusu burnuma doluyordu.
kulağıma dogru egildiginde aramızdaki yakınlık beni rahatsız etmişti.
"Dikkat et beni zapt etmeye kalkacak hale gelirsin"
sözlerinin sonunda boynuma dogru verdiği nefesi boyun bölgeme yayılıyordu.
az önceki yenilgiyi kabullenemediğini anladığımda benimde dudaklarım kıvrılmıştı."sana kullandığım sözlerin bu kadar uzun vaadeli olduğunu bilmiyordum zira ben o cümleyi kurduğumu unutmuştum bile alparslan"sona doğru ismini narince söylemiş ve tekrardan yüzüne galipçe bakarak yanından geçip odaya girmiştim.
büyük salondan içeri girdiğimde kahvaltı masasının içeride hazırlandığını görmüştüm.
salonda sadece ben vardım o yüzden masaya değil koltuğa oturmuştum.
alparslan salona girdiginde kimsenin olmayışını o da garipsemiş gibiydi.
fakat istivini bozmadan masaya geçtiğinde bende ayağa kalkıp masaya geçmiştim.
çiğdem abla ekmeğide getirdiğinde merak ettiğim soruyu yöneltmiştim"ev halkı nerede?"
sorduğum soruyu garipseyerek bana bakan çiğdeme karşı benim kaşlarım çatılmaya başlamıştı.
"onlar erkenden kahvaltılarını edip hastaneye gittiler hanımım"
sondaki kelimeyi duymamazlıktan gelerek başımla onaylamıştım.
çiğdem gittiği sırada bedir ağa içeri girmişti.
masanın baş köşesine geçtiğinde "alya kızım kahvaltını ettikten sonra bize bir kahve yapta içelim."
başımı onaylayarak saladığımda "tabi" demiştim.bakışlarım alparslana gittiğinde doğrudan tabağıyla ilgileniyordu.
"hastane nasıldı yoruldunmu aslanım"
bedir ağa konuştuğunda alparslan başını tabağından kaldırmış dedesine bakıyordu.
"sabaha kalamadım işim vardı"
ses seviyesini biran bile düşürmeden kendinden emin bir şekilde cevap vermişti.
"mazeretin nedir?."
bedir ağanın sorularındaki imayı yeni fark ettiğimde bir şeylerin ters gittiğini ve bu ters şeylerin dün geceki fırat ve azadın vurumasıyla ilgili olduğunu anlayabiliyordum.
"Kimseye hesap vermemeyi ben senden öğrendim dede."
ortam git gide gerilirken bedir ağa tekrardan konuştu.
"Haklısın ama bu konuda sen haksızsın o senin kardeşin onu bulmak sana düşüyor.ha! eğer ki zamanında ben bulurum demeseydin ben aramaya devam ederdim ama madem bir söz verdin o zaman tut o sözü evlat..."
kaşlarım çatılırken alparslan tekrar konuştu."az kaldı.aldığım bilgi doğruysa...urfaya gelmiş dede."
bedir ağa az önceye kadar ki olan tavrını bir kenara atmış elini kalbine götürmüştü.
tıpkı timimin bana olan ihanetini yaşadığımdaki verdiğim tepkiyi vermişti.eğer o el kalbe gidiyorsa kılıfımız olan beden bile biliyordu demek yaranın nerede olduğunu...
"iyimisin diye sormayacağım dede.iyisin iyisin" alparslan elindeki suyu uzattığında bedir ağa alıp içmiş ardınan seslice yutkunmuştu.
"Yıllar sonra kavuşacağım demek ha!"
bedir ağanın gözleri dolarken ben şaşkınlıkla bedir ağaya bakıyordum ağlıyormuydu o?
bir ağanın ağladığına ilk defa şahit olmuştum.
bedir ağa elleriyle gözlerini silmiş dik bir postüre geçmişti.
"Aslanım benim.yardıma ihtiyaç varsa-"bedir ağanın sözlerini alparslan kesmişti.
"yok dede ben hallediyorum."alparslanın derin bakışları beni bulduğunda oturduğum yerde kıpranmıştım.
bedir ağanın sesi aramızdaki bakışmayı bölerken ikimizde bedir ağaya döndük.
"Alya gelinim.komutanın sana ulaşamamış tim arkadaşın beni aradı senin ödül törenin varmış."
bedir ağa konunun benimle alâkalı olduğu konuşma yapmasıyla dikkatimi bedir ağaya verdim.
"b-ben bilmiyordum."
afallayarak konuştuğumda icten ice kendime kızmıştım.
bedir ağa masanın üstündeki elimin üstüne elini koymuş "alya...hakkında güzel şeyler duydum.bu topraklarda cesaret isteyen yürek isteyen bir işi ailene rağmen yaptın.
Ben bir askerlerimizi çok severim birde doktorları.iki meslekte onurlu ve gururlu bir meslektir.Sen kızım bu ikisinide yaptın.Allah senden razı olsun."
bedir ağa tüm samimiyeti ile konuşmaya devam etti.
"Ağayım belki ama bu toprakların kanunuda bu kızım.hakkında duyduklarım ile gurur duydum senden. vatan için bir çok şey yapmışsın."
bedir ağanın veda ettiğim meslek ile ilgili konuşmasındaki tek bir şey dikkatimi çekmişti.Ailem bir kez bile bana seninle gurur duyuyorum dememişti.
bir yabancı ise yanımda benden gurur duyduğunu söylüyordu.
"üzüleceksin belki ama alışırsın elbet."
kalbimde bir yerlerin acıdığını hisetsemde bu durumu dışa vurmuyordum.
"Senin için hazırlık yapacaklarmış bana gelmek istemezse ikna edin dediler.o an aklıma benim gençliğim geldi.ben de gençliğimi mermiden hızlı yaşardım."
son sözünden dolayı yüzümde bir gülümseme belirdi.
"bende askerdim biliyormusun"
duyduğum cümle ile kaşlarım merakla havalandı.
"benimde ailem istemiyordu o zamanlar sonra zorlandım biraz çünkü ben anneme düşkündüm. annem hic istemedi. akrabalarda öyle sonuçta alparslan gibi genç yaşımda ağalık omuzlarıma bırakılmıştı bir kere."
"size zarar gelir diyemi karşı çıktılar"
uzun zamandan sonra sesim duyulmuştu masada.
bedir ağa gülümserken konuştu"evet. nereden anladın diye sormayacağım çünkü beni sen anlarsın zaten."
derin bir nefes aldığında tekrar konuştu.
"şimdi ise alıştım.bak ailem oldu benim torunlarım oldu.mesleğim mi ailem mi diye sorsalardı yine ailem derdim."
sözler ağızımdan bir anda çıkmıştı.
"oysaki ailemizi korumak için o mesleği yapıyoruz"
bedir ağanın bakışları alparslandan sonra tekrar beni buldu."Eğer ki dersen ben evde oturmaya alışkın değilim alışana kadar istersen çalışabilirsin."
gözlerim duyduklarım ile irice açılmıştı.
karşımda duran alparslana baktığımda ise yemeğini yerken ben ve dedesine bakıyordu.
"bu iş tabiki askerlik olmayacak fakat senin için ilerleyen zamanlarda şirkette bir iş ayarlayacağız.tabi eğer istiyorsan"
sevinçli gözlerimin parlaklığı bedir ağanın son konuşmasıyla sonlanmıştı.
halimdeki tavır masadakilerede geçmişti ki onlarda memnun olmayışımı anladılar.
"timde olmamam gerektigini anlayabiliyorum ama doktorluk? onu neden yapamıyorum."
bedir ağa konuşmadan hızla alparslan konusmuştu"onada ben izin vermiyorum.çünkü düşmanların var"
düsmanlarımın olmasını bahane ettiğine yemin edebilirdim.
"senin yok mu?"
sahte bir merakla sorduğum soruya cevap verdi.
"Alparslan Aslanım yani ağayım ben elbette olacak.Ama ben kendimi koruyabilirim."
alparslan hayatının hastası olan sözlerini sarf ediyordu ama ben eğer bedir ağa yanimızda olmasaydı muhtemelen alparslanla bırak tartışmayı saldıracaktım ona.
"Alya karayım yani askerdim ben sen müdahale olmadığın zamana kadar.ve başarıli birisiydim.komutan olucaktım rütbemi yükselteceklerdi. kendimi koruyamaz olsaydım niye komutan olucaktım.üstelik ben askerken seni bile korumak için savaşıyordum.sonuçta sivil değil misin!"
alparslan sinirlenmemek için kendini zor tutuyordu
bedir ağanın boğaz temizleme sesiyle ikimizinde bakışları ona döndü.yüzündeki saklamaya çalıştığı silik gülümsemeyle konuştu.
"Uzun lafın kısası torunum bulunduğunda herşey düzene girecek o zaman senin mesleğini düşünurüz kızım fakat o törene katıl helalleş arkadaşlarınla. bu hem senin hemde onların hakkıdır kızım."
başımı onaylarcasına salladım"söz veremem ama bakacağım dede."
sondaki kelimeye alışkın olmasamda başka türlü hitap etmem uygun olmazdı herhalde.
kısa süreliğine sessizliğin hakimiyet olduğu masada ben kahvaltımı bitirdiğimde müsade isteyip kalkmıştım.
mutfağın yolunu çiğdem ablanın sürekli oraya gidiş gelişinden öğrenmiştim.
içeriye girdiğimde elime bir cezve almış türk kahvesi yapmak için malzemeleri doldurmuştum.
son olarak cevzeyi ocağa koymuştum.
avludan mutfağa dogru gelen ayak sesleri ve konuşma sesleri ile duyduklarım ile kaşlarım çatılmıştı.
"Alparslan ağaya çok şaşırdım normalde hiç bu kadar sakin kalmaz olanlara karşı ama hâla sakinliğini bozmadı?"
"fırtına öncesi sessizlik seziyorum ağamızda başka türlüde zaten olmuyor alparslan ağaya.illaki bir nedeni vardır böyle sakin kalmasının."
"Özelliklede Alya hanıma olan tavırlarınıda kast ediyorsun dimi?!.Bencede birbiri ile zaten denk değiller. Eğer ki berdel olmasaydı Ben sana söyleyeyim bu evlilik uzun sürmezd-"
içeriye giren hizmetlilerden biri zerrin teyze diğeri ise ayşe teyze tedirgince beni beklemediklerini bildirircesine bana bakıyorlardı.
"Konağın dedikodusuda mı yapılıyor sizde?"
sakince sordugum soru üzerine ikiside "hayır olurmu öyle şey" tarzı cümleler kurasalarda arkamı dönmüş kaynayan kahveyi çıkardığım bardaklara doldurmuş tek kelime dahi etmeden çıkmıstım mutfaktan.
..............................................
"Sakın alparslan evlendin sen artık.kendini frenlemeyi bileceksin bak azad ile fıratla hâla uğraşıyoruz hele azad aynı sen almış başını gidiyor.senin sorumluluğun arttı artık sakın evliligini bozacak huzurumuzu bozacak bir şey yapmaya kalkma!"
"Dede evlenmiş olabilirim ama ben hâla aynıyım değismedim değişemem de zaten.Üstelik huzurumuzun bozulmaması gibi bir lüksümüz yok bizim.hem sen benden onca tehlikenin içinde azadımı bul diyorsun.Tabikide gerekirse bir değil bin masumun canı yanacak yinede azad aslanı bulacağım.evlendim ama ben kendimi frenleyemem dede bunun için ancak bir güç gelip beni durdurması gerekir"
içeriye doğru adımlarken sesleri duyduğum gibi durmuştum.normalde kapi dinleyen birisi hiç olmamıştım ama refleks olur gibi olduğum yerde durmuş bedir ağa ve alparslanın konuşmasını dinlerken kendimi bulabilmiştim.
"Alparslan sakın Alyaya-"
bedir ağa sözlerine beni görmesiyle devam edememişti.
ben içeriye doğru adımladığımda oonlarıdinliyor gibi göründüğüme karşı hiç utnamamıştım.
kahveleri masaya bıraktığımda."size afiyet olsun"
diyerek salondan çıkmıştım.
salonun bulunduğu kattaki geniş avlu gibi balkonundan derin derin nesef alıyor veriyordum.
burada iyi hissetmiyordum bunalıyordum aldığım nefesler bana zorluk çektiriyordu.
gökyüzündeki bakışlarımı çalan telefonuma indirmiştim.'Anne'
annem arıyordu beni uzun zaman sonra annem arıyordu.telefondaki bakışlarım bir an olsun başka bir yöne çevrilmiyordu.
benim annem o kadar uzaklaşmıştibki benden o artık bende 'Annemm' değil 'Anne' olarak telefonumdaku rehberinu tamamlamıştı.
"alo"
telefondaki kişinin benmiyim değilmiyim onu teyit ediyordu.biliyordum ben annemide tanırdım çünkü.
"efendim"
"gül kızım nasılsın"
gözlerim daynamamış kapanmıştı.
ben daha seninlede yüzlesemeden hasret kaldım anne. diyemedim....
"iyi diyelim iyi olsun.sen nasilsın" dedim bir yabancı misali.
"iyiyim bende kızım." telefonda sıkıntılı bir nefes veriş sesi duyuldu.
"kardelenle tanıstım.maşallah Allah bağışlasın çok terbiyeli hanım hanımcık bir kız.seninde bazenleri evinde kalıyormuş.tabi çok konuşkan değil ama az az konuşuyordu benimle."
annemin kardelen hakkındaki konuşmasini defalarca kez süzgeçten geciripte dinliyordum ve anladığım kadarıyla annem ben ve kardelenin samimi hayatımızı ya bilmiyordu yada şu an bana imada bulunuyordu.
"evet kardeleni çok severim ben kızım gibi benim."
annem bir süre telefondaki sessizligini korudu.
"her neyse.oradakiler sana karışıyormu? iyisin gercektende değil mi gül kızım."
kardelen hakkında ki diyaloğu bu kadar hızlı kesmesinin altında muhtemelen tahmin ettiğim gibi ima vardı.
"hayır anne normalde de nasılsam şimdi de öyleyim."
gerçeği bu kadar kolay kestirip atmıştım işte.
"serhat ağabeyim ile babam onlar nasıllar"
gercektende onları merak ediyordum.Onaları çok özlemiştim.
ablalarımi ise sormuyordum.zaten şu zamana kadar benim yanımda hic durmamışlardı.ne evi terk ettiğimde ne de bu eve geldiğimde her ikisindede cevap olarak susmayı tercih etmiştiler.
"Sen bizi düşünme biz sen iyi olduğun sürece iyiyiz gül kızım.Ama..."
ama neydi bilmiyordum ve annemin sözlerinin devamını getirmesini bekliyordum.
"ama yanımıza gelsen içimiz daha rahat edecek.ama durumunu da biliyoruz biraz zaman geçsin evinede gelirsin gül kızım benim"
annemin her defasında bana gül kızım demesine karşı sertçe yutkunmuştum.
"eğer kötü bir şey olursa canın sıkkın güreğin yanarsa eğer kül olmasını beklemeden gel evine."
annemi görmesemde yüzünden inci tanelerini akıtıyordu bundan emindim.
"sakın deme ben berdelle geldim geri dönsem sorun olurmu diye hiç düşünme gel annen baban hatta o deli ağabeyin serhat dahi senin daima arkanda."
yüzümdeki tebessüm hiç şüphesiz ailemin beni bir yıl uzakta tutuşunun hüzün tebessümuydü.
bir yılda ailem ne kadar değişti yada bu bir yıldan neleri tecrübe edindiler bilmiyorum ama ben çokça değişmiş bir yıldan misliyle tecrübeler kazanmıştım.
"yigenlerim neredeler nasıllar"
sorumun üzerine annem konuyu değistirmeme müsade etmiş başta yiğenlerimi sonrada ablalarımın durumunu anlattı.
benden sonrada konakta ölüm sessizliği oluşmuştu.bunuda bana annem söylemişti.ve eğer oyleyse buradaki sessizliğin nedenide ölü olan bendim.
güneş batımını gerceklestirmiş akşam saatlerindeydim.
annem ile konuşmamız ben odama girene kadar devam etmiş ardından odada biraz dinlenmiştim.
gözlerimi duyduğum seslerden dolayı açtığımda koltukta uyuya kaldığımı anlayabilmiştim.
banyodan çıkmış olduğunu nemli saçlarından anlamıştım.
üzerine ise siyah eşorfman altı vardı sadece.
yerimden doğrulduğum esnada başıma giren sızı ile olduğum yerde durdum sızı hızla geçerken bedenimi tamamen dogrultmuştum.
"daha öncede söylemiştim yalnız yasamıyorsun burada üstü çıplak gezemezsin."
keskin bakışları beni bulduğunda uyandığımı sesim ile anlamıştı.
"evliyiz biz. daha önce görmedeğin bir şey değil alya"
ciddiyeti ile bana kurduğu cümleleri duymak benim ürpermemi sağlamıştı.
"fark etmez alparslan.ben nasıl dikkat ediyorsam sende ediceksin"
inatla kurduğum cümlem üzerine alparslan üzerime doğru büyük adımlarla karşıma geldi.
"Alya...Benden gizlediğin ne varsa şimdi söyle yoksa diğer türlü senin zararına olacak!"
gözlerim anlık olarak kasılan çenesine gitmiş ardından gözlerine ulaştı.
başımı dikleştirmiş sırtımı koltuğa dik bir postürle yasladım.
"o konuya girmeyelim istersen...çünkü sen zararlı çıkarsın."
kahve tonunun benzersiz rengi gözlerini pencereden içeriye sızan ay ışığı aydınlatıyordu.
gözleri yüzümü irdeledi.
"alya."öyle bir ses tonuyla söylemişti ki bu bile yeterliydi bana cevap olarak.
"ya sen kelimelerine dikkat ediceksin! yada ben sana bunun nasıl yapacağını ögretirim."
kaşlarım havalanmıştı."bu iki oldu alparslan.bu ikinci tehtid edişin... inan bana seni buna pişman ederim."
sona doğru kaşlarım çatılmış tüm yaşadığım acının sebebi alparslanmış gibi öfkeyle bakıyordum gözlerine.
karşımdaki yatağın bir ucuna oturduğunda
yakınlığı o kadar fazlaydı ki bacaklarıni acarak oturduğu için benim bacaklarım alparslanın bacaklarının arasında duruyordu.
gözlerim şuana kadar hiç bu kadar sert bakmamıştı."ben tehtid etmem alya.icrat ederim...Ben teklifimi yaptım yarin sabaha kadar vaktin var. benden ne gizliyorsan söyle.."
son sözun ağırlığı omuzlarına yük yapıyormuş gibi derin bir nefes verdi.
"söyle ki karşımda düşmanım varmış gibi davranmayayım sana." elalarımın en derinlerinde alparslanın kahverengi gözlerinin ağırlığını kaldıramayacak hale gelmiştim adeta.
fakat direniyordum hâla benden cevap bekleyen alparalana bende dik dik bakıyordum.
araya giren sessizlik uzadıkca alparslanın öfkeyle soluduğunu işitiyordum.
ayağa kalkmış yatağa yavaşca uzanmıştı.
gözlerimin ağrıdığını hissetmiştim.çalan telefonum ile bu gergin sessizligin bozulmasına karşı hızla telefonumu aldım ve her kimse tam zamaninda aramıştı.
"iyi akşamlar seher ben."
"Aa iyi akşamlar seher. nasılsın"
"sağolun alya komutanım siz nasılsınız?"
seherin dalgalı konuşması benden alamadığı cevap ile ciddileşmişti.
"Alya?."
kendimi toparlayıp dudaklarımı ıslattım "artık espirilerindeki komutanım sıfatından kurtuldum."
seherin sakin sesini işittim bu defa."biliyorum...yarın için tören düzenlendi senin için."
alayla konuştum."hıh...benim için...fazla fedakarlık vatana ihanettir derken ben kendi kalbimi hesaba katmamışım hiç."
sözlerimin ardından üzerimde bir çift gözlerin ağırlıgını hissettim.
"Alyaa.bak biliyorum kötü bir ayrılık oldu senin için ama törene katıl.senin onca eğitim verdiğin askerler var orada.onlar için bari git."
derin bir nefes vermiş"seher akşam vakti malum yatmamız gerekiyor."
"alyaa.katılacakmisın soyle ondan sonra yat yatıyorsan ."
"düşuneceğim seher.görüşürüz kendine iyi bak."
seherin de telefonu kapatmasıyla arkamı dönmüş yatak ve koltuk ile bakışıyordum.
"yatakta yat diye ısrar etmeyeceksin umraım değil mi?"
sorumu üzerine alınmayan ama cevap verme lüksünü taşıyan alparslanın sözlerine şaşırmıştım.
"hayır.koltukta yat.
sert uslubuna sinirlensemde bir şey dememiş elime aldığım yastık ve örtüyü koltuğa serip sırt üstü uzandım.
gözlerim alparalana iliştiğinda onunda sırt üstü ve gözleri kapalı halde olduğunu gördüm.
gözlerimi gökyüzüne çevirip ardından gözlerimi kapatmıştım.
Ayın hükümdarlığı güneş doğana kadar diyorlardı fakat eksik söylenmiş bir sözdü bu çünkü güneşinde hükümdarlığı güneş batana kadardı.
güne oldukça geç baklasamda benim için 12:36 oldukca erkendi.
sabah sabah aklımda olan şey ise üniformama olan özlemimdi.
belki türlu türlü dertlerim vardı aglayacak bir çok yaşanmışlıklarım ama sadece üniformam hak ediyordu benim özlemimi.
sağımdaki alparslanın da yatakta olmayışı beni şaşırtmamıştı.
yatağımı topladıktan sonra duşa girdim.
suyu ılık seviyede ayarladığımda oldukça geniş olan duş başlığından suyun akmasıyla gözlerim kapandı.suyun bedenimi ıslatması gittikçe bedenimi rahatlatıyordu.
vücudumu lifle yeterince köpükledikten sonra üzerimi yıkayıp saçlarıma kokusunu beğendiğim şampuanı sıkmış onuda köpürttükten sonra durulanıp vucuduma havluyu sardım.
saçlarımı kuruttuktan sonra üzerimdeki havluyla banyodan çıkıp giyinme odasına ilerledim.gözlerim saate kaydiğında ise saat 13:45 geçiyordu.
aklıma bir yıl önceki anılarım yerleşti.
normalde ailemle birlikte yaşadığımda annem ve ablalarım banyoda çok uzun süre kaldığmdan hep şikayetçi olurlardı.arada bir bana banyoda ne yapıyorsun bizde aynı şeyleri yapmıyormuyuz nasıl bu kadar geç çıkmayı beceriyorsun derlerdi.ozamanlar banyoda 2 saat kaldığım zamanlarda olurdu.fakat onlar benim banyoda bedenimi yıkayarak temizlerken zihnimide temizledigimi bilmiyorlardı.o zamanlarda derdim vardı çünkü.Annem ile meslek kavgamız vardı mesela...
bu anılar bana kendini hatırlattığı esnada üzerimi giyinmiş avluya inmiştim bile.
yemek masası bu defa avluda kurulmuştu
fakat anladığım kadarıyla her zaman güne 11: gibi kahvaltı masasına oturan aslan ailesi bu gün benjm gibi geç kalkmış olmalılardı bunun nedeni ise muhtemelen dün gece eve teşrif eden iki hastaydı.
"geçmiş olsun."
aslan masanın baş köşesinde otururken bende onun yanında kalan sandalyede oturdum.
"sagolasın alya.özelliklede azad için doktoru söyledi kan durdurulmasaydı azad yoğunbakımlık olurmuş."
ferhat aslan samimi gülumsemesiyle konuştuğunda
meryem aslan konuşmuştu
"Çok şükür ki olmadı böyle bir şey"
elime aldığım bardaktan bir yudum su içtim.ceylan konuştuğunda ise bakışarım onu buldu.
"alya senden pansuman hakkında bilgi almak istiyorum.kan görmeye zaten pek dayanamıyorum birde fıratımın kanı acımasın canı.yanlışıklada olsa acıtmayayım canını."gözlerinden aşkın samimiyetini akıtan ceylana "olur kahvaltıdan sonra ilk işimiz bu olsun."gülümseme gülümsemekle cevap vermişti ceylan.
azada baktığımda gözlerimi alparslana ççevidiğimde gözlerimiz aynı anda buluşmuştu.
"nasılsın aslanım"
alparslan gözlerini benden çektip azada bakıyordu.
_____________yazar'dan_______
"iyiyim abi durumlar nasıl"
can pazarında dahi işinin durumunu soran azada karşı alparslan ve azadın dediğini anlamayan alya dışında herkes azada yok artık gözleiyle azada bakıyordu.
"pansuman için hemşire çağırırız sana"
alparslan konuştuğunda ise ben ne gerek var ben yaparım gibi bir konuşmaya girmemiş keyifleri bilir bakışlarımla kahvaltımı ediyordum.
"gerek yok.temastan hoşlanmıyorum."
diyen azad yeterince kendini iyi bir şekilde ifade ettiğinde
"yeterince temas ettiler sana pansumandada eldiven takılı olur"
dayanamamış konuşmuşum.
"seni ne ilgilendirir benim durumum."
sert sesini işttiğimde"doktorum ya insanlık görevimi yapayım dedim.çünkü sen omzundan vuruldun durumunda iyi değil pansumanı tek yapayım derken durumunun kötüye gitmesini sağlayabilirsin.bu yüzden söylüyorum.kabul edersen bende yapabilidim sana ama pek edecek gibi degilsin o yüzden beni kabul etmiyorsan ağabeyin ilgilensin seninle"
konuyu alparslana bırakmıştım bunu neden yaptım bilmiyordum fakat galiba ablalık damarlarım kabarmıştı.çünkü insanın en yakını varken bir yabancıya ne gerek vardı ki pansuman için.
"öyle bir şey mümkün mü?"meryem hanım şaşkınlıkla bana baktığında konuşma gereği hissetmiştim."kendisi yaparsa muhtemelen az once söylediğim gibi bir durum oluşacaktır fakat bilen birisi yaptığı halde herhangi bir problem yaşanmaz"
konuşmam ile derin nefes veren meryem hanım için belliki oğulları çok kıymetliydi.
bakışlarım alparalana gitti.sahi meryem hanım alparalanın üvey annesi oluyordu değil mi?
şu an babası ve dedesi ortalarda gözükmesede alparslan babasındansa meryem hanıma daha yakındı.
yani babası ile görüsmüyor ve konuşmuyor meryem hanım ilede sadece konuşmuyordu.
çalışan telefon sesi alparslana aitti.
"bir dakika"
"timden aranıyor"
duyduklarıma inanamazken bana uzattığı telefonu aldım."alya."
"selin senmisin"
tiksinerek kurduğum cümleyi muhtemelen herkes konuştuğum kişiyi sevmiyor oluşumu anlamıştı.
"sana hediye borçluydum vereyim dedim bende."
yavas yavaş cümle kuran seline"çocuk eğlendirme hattı mı sandın beni.niye arıyorsun birde alparslandan?"
"bende onu diyorum işte.şimdi bak alparslan- yok yok kocacığının gözlerine..."
selindeki sesinin tuhaflığını fark ettim ve dedigini yapıp alparslana baktım.
"işte aradığın cevap onda.kardelenin murat ve senin çocuğun oldugunu ve ismide kardelen kara oldugunu ona söylediğimde sence kardelene ya da o murata bir zarar vermeme ihtimali var mı?"
sona doğru ince bir ses ile resmen benim sesimi kesmişti.
"n-ne diyorsun"
seline konuşsamda alparslan hâla bana idadesizce bakıyordu.
"hayır.çocuk eğelendirme hattı değilsin. çocuğunu kocasından koruyamamış bir annenin hattı bu."
"eğer ki benimle uğraşmaya kalkışırsan bu tek seferlikte kalmayacak bil istiyorum"
selin son sözünüde söyledikten sonra telefon kapandı.
endişemi gizlsmeye özen göstermeden önce alparslana bakıyordum.böyle birbşey yapmamıştır değil mi.
dün akşamda sabaha kadar izin verdiginden bahsetmişti gerçektende bunu yapmış olabilir miydi.
yanımdaki bir telefon daha çaldığında yerimden az da olsa anlık sıçradım ve elimdeki alparslanın telefonunu bırakıp hızla arayan seherin telefonunu açtım.
"seher kardelen nerede!"
sinirle soludugumda alparalan telefonu elimden almıştı.
"bende"...
duyduğum cümle beni çıldırtmaya yeterli bir cümleydi.
kardelen en son bana seni çok seviyorum demişti.dün konuşmuştuk onunla bu gün ona zarar gelemezdi.
alparalan ve selinin yan yana olması onların bana karşı güçlü birer düşman oluşu belliyken aldığım nefesler bana yetmemeye başlamıştı.
"alya özür dilerim"
ceylanın sözünü duymam ile gözlerim ardına kadar açıldı.
ceylanda mı bu ikilinin içerisindeydi.
alparslan az önce benim yudumladığım bardaktan suyunu içtiğinde gözlerinde işten çıkarıldığım günün komutanımla tartışırkenki bakışlarını gördüm.