Kahvaltı masasını Elmas hanımın yaptığım işe karışmalarıyla toplamış şimdi de bulaşıkları yıkıyordum. "Gelin hanım hızlı ol sen bu yavaşlıkla evininde kocanında hanımı olamazsın" sesindeki iğneliyici tını her ne kadar beni zorlasada ona birşey diyemezdim. O Afşin'in annesiydi laf söylediğim an beni koşa koşa İsak beye şikayet ederdi.
Elime zeytin çekirdekleriyle dolu bir tabak gelince gülümsedim. Bu Afşin'in tabağıydı kahvaltıda bir tek onun tabağında siyah zeytin vardı. Parmaklarıma sardığım peçeteyle zeytinleri çöpe boşalttım.
Arkamdaki masada oturup yaptıklarımı eliştiren Elmas hanım ellerini birbirlerine vururken cıkladı "gelin gelin, sen daha kocanın yediklerini çöpe atarken peçete kullanıyorsun. İnsan kocasının yediği şeyi dokunmaz mı?" iğrenç vallahi bu kadın iğrenç ya. Yüzümü buruşturup omzumun üzerinden konuştum. "Elmas hanım ben kocamın, özür dilerim müstakbel kocamın yediği zeytinin çekirdeğine niçin dokunayım?"
"Gelin hanım o senin kocan nasıl onun yediği şeyden tiksinirsin. Hadi başkaları olsa neyse ama insan hiç kocasının artıklarından iğrenir mi?"
Midem bulanıyordu bu nasıl sohbet. Şuan kaynanam oturmuş ben ayakta böyle bir muhabbet ortamıyla benim az önce yaptığımı konuşuyoruz ya da çekiştiriyorduk. Zaten herkes kaynanasıyla, yaptığı işin dedikodusunu yapmak için can atmıyor muydu?
Köpüklü ellerimi tezgaha dayayıp ağırdan alarak Elmas hanıma döndüm. "Elmas hanım neden sizde diğer ev halkı gibi televizyon izlemiyorsunuz" masanın üzerindeki dilimlenmiş elma kasesinden iki dilim alıp aynı anda ağzına attı.
Ağzındakini bitirmeden "gelin ben senin yaptığın beceriksizlikleri sana gösteriyorum. Mesela o bulaşık detarjanı süngere öyle sıkılmaz!" kaşlarım çatıldı ne haddine bana sesini yükseltiyor. "Bana bak beni sinirlendirme alırım yumruğumun altına seni!" ağzını beş karış açarak kendini gösterdi "beni mi döveceksin? Ay Afşinim duydun değil mi beni neler ile tehdit ediyor" Afşinim derken?
Kafamı hızla kapıya çevirdiğimde Afşim gözlerini kısmış bana bakıyordu yaslandığı dolaptan. Aha şimdi yakandın Lavin. Bakalım kim imdadına yetişecekte bu gaddar adamın zulmünden seni kurtaracak.
Okyanusları önce annesinin üzerinde sakince tekrar söylüyorum normal birini delirtecek sakinlikte dolaştı. Tahminimce hasar kontrolü yapıyordu.
İki parmağını burun kemerine götürüp sıktı. Yaslandığı dolaptan ayrıldı. "Sen çık" iki kelime altı harf annesini mutfaktan kovmaya yetmişti. Demin aslan gibi kükreyen Elmas hanım şimdi arkasına bakmaya korkarak tıpış tıpış yürüyordu.
Korkumun aksine bana hiçbir şey yapmadı. Nazikçe bileklerimde tutup ellerimi akan çeşmenin altına soktu kusura bakma çeşme kardeş seni de boşa akıttık ama inan benim suçum yok.
Ellerimi bir süre suyun altında bekletip beni masaya oturttu. Afşin karşıma geçmek yerine yanıma oturunca yüzümde bir gülümseme oluştu beni karşısına almaktan korkuyordu. Ellerini masanın üzerine koydu "Beni dinle Lavin annemi bende sevmiyorum fakat bu ona saygı göstermemeni görmezden geleceğim anlamına gelmiyor."
Çenimi tutamayıp sordum "anneni neden sevmiyorsun? O senin annen değil mi? Hiç insan kendisine dokuz ay bakan, koruyan bir meleği sevmez mi?"
"Sever ancak kardeşin diye başkasını sana gösterse inan sende küsersin annene. Her neyse sana şöyle söyleyim bizim aramıza zaman ile gelişen birtakım olaylar beni annemden uzaklaştırdı. Ama bu ondan tamamen koptuğum anlamına gelmez" ama ben kopmuştum beni annemden koparmışlardı. Benim gibi küçük bir çiçeğin kuruyacağını bile bile sapımdan koparmışlardı.
Görüş alanıma giren benimkilere nazaran büyük elleri düşüncelerimden sıyrılmamı sağlamıştı."Şimdi gelelim senin yaptığın saygısızlığa" ben kimseye saygısızlık yapmam hele ki benden yaşça büyük birine asla!
Sandalyeyi geri ittirerek düşmesini sağladım ve adımlarımı kapıya yöneltirken kısık tutmaya çalıştığım sesim ile " Bana bak Urfalı ağa beni sinirlendirme ben herkese şu zamana kadar hak ettiği saygıyı ve sevgiyi gösterdim şimdi ya da sonra ki hayatımda bu altın kuralımı değiştirmek gibi bir niyetim yok" kendimi salonun ortasında bulduğumda hiç bozuntuya vermeden Ahves'in yanına oturdum.
Planımda mutfağın karşısındaki bahçe kapısından çıkıp bahçeye ordanda ver elini Mardin yapacaktım ama küçük çaplı kaçma planım Afşin'in benim sinirlerimle oynaması yüzünden başarısız olmuştu. Boşuna pislik herif demiyorum kesin anlamıştı kaçmaya çalışıcağımı bu yüzden beni sinirlendirdi.
Ahves'in kulağına yaklaştım bari alışveriş yapayımda normale döneyim bunaldı be şu tutsak hayattan. "Ahves hani AVM'ye gidecektik. Hani alışveriş yapıp paraları har vurup harman savuracaktık noldu toz pembe hayellere?" Ahves gözleriyle hararetli bir şekilde ona politikada kendince yanlış bulduğu şeyleri anlatan babasını işaret etti sanki kendisi çok biliyor da oğluna anlatıyor. Gülümserken konuştu "Lavin tam şuan sırasıydı. Bak gerçek diyorum sırasıydı sen babama 'Ahves beni alışverişe götürecek İsak baba' de babam bizi o anki neşesiyle sırtında götürür alışveriş merkezine" kaşlarım havalanırken bir insana baba desem sanırım kimsenin İsak beyin vereceği tepkiyi vermeyeceğine yemin edebilirim.
Dirseği ile kolumu dürten Ahves gözleriyle babasını gösterip 'hadi söyle' dercesine dudaklarını kıpırdatıyordu. Derin derin nefes alıp verdim uzan zaman sonra birine 'baba' diye hitap edicek olmak istemsizce içimdeki kanatları koparılmış kelebeklerde küçük küçük kımıldanmalara yol açıyordu.
"İsak baba" sesimi kendim bile zar zor duyabilmiştim ancak bu İsak bey için geçerli değildi. Afşin'inkine tıpa tıp benzeyen okyanuslarını bana çevirdi. "Efendim gelin kızım" m harfini uzatarak söylemişti yüzündeki geniş gülümsemesi ile. Şuan koskoca adam ona baba diye seslendim diye utanmasa çocuk gibi sevinecekti. Girişimi beklediğim gibi sesli olmamıştı ama sonları İsak beyin hoşuna gideceğine koşulsuz eminim.
"İsak baba seninde iznin olursa Ahves beni alışverişe görürecekti odamda eksiklikler var onları tamamlamalıyım. Ben şimdi Ahves'le alışverişe gitsem siz akşam konuşsanız olmaz mı? Çünkü alacağım ürünler sınırlı sayıda gelmiş" uzun olmuştu ama garantiye almak işimi şansa bırakmaktan daha cazip gelmişti bana. İsak bey yüzündeki babacan gülümsemesiyle "tabi kızım gidin bizim zaten konuştuğumuz konular önemli değil. Eğer bu sıpa seni alışveriş merkezi yakın diye yürütmeye kalkarsa sen bırak bunu yürüsün. Beni ara ben sana hemen araba gönderirim." aceleci hareketlerle ayağa kalktı ve askılıktaki ceketinin yanına gidip ceketin iç cebinden cüzdanını ve telefonunu çıkartı.
Cüzdandan çıkardığı siyah kredi kartını bana uzattı. "Hatta dur ben işimi garantiye alayım. Kızım sen al şu kredi kartını istediğin gibi harca ben şimdi en iyi korumalarımı arayım sizi takip etsinler" bana uzattığı kredi kartı normal bir kredi kartı değildi. Özel kredi kartıydı az sayıda basılmıştı bu kredi kartlarından çünkü bu siyah kartlar limitsizdi!
İsak beye baba diye seslenmemin onu bu kadar sevindireceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Bu evden hem kendimi hem de Ahves'i kurtarmak yetmezmiş gibi bir de limitsiz bir kredi kartı vardı şuan elimde. Benim yerimde başkası olsa şuan gurur yapıp bu kartı almazdı. Bende gurursuzluk yapıp almayacaktım tabi kartı. Bir de Afşin'den alacaktım kredi kartını sonra Afşin'inkini bitirip İsak beyin bana verdiği karttan üzerinde 'baba' veya benzer bir hediye alıp İsak beye verecektim. Belki o zamanda sevinirde beni oğluyla evlendirmez. Biliyorum şuan düşündüğüm her şey aptalcaydı ama fakirin ekmeği umudu değil miydi?
Afşin mutfaktan uzun boyuyla çıktığın İsak bey dışında herkesin gözleri Afşin'e döndü. Üstünde kırmızı bir tişört ve siyah eşofman altı yanımdaki Ahves'in iç çekmesini sağlamıştı.
Ahves, abisinin yanında durup Elmas hanıma aralarındaki boy farkını gösterdi. "Anne sen bu oğlana vermeseydin babamdan gelen boy genlerini şimdi ben böyle yercücesi gibi kalmazdım yanında" Ahves ve benim dışında kimse Ahves'in isyanına gülmüyordu. O an mutfakta Afşin'in söyledikleri geldi aklıma 'Sever ancak kardeşin diye başkasını sana gösterse inan sende küsersin annene...' Afşin bana ailesinin özelini bana mı anlatmıştı? Gözlerim Afşin'e döndüğünde başı eğikti ve ses çıkarmadan sadece etrafı dinliyordu. Bana ne zaman güvendinde ailenin özelini anlattın?
İsak baba telefon görüşmesi bitince yanımdaki koltuğa oturdu. "Kızım siz çıkın mağzayı kapattırdım ben korumalar sizi orada bekliyor arabayı kapının önüne getirtim. Bi de neydi? He şu kart olayına gelirsek çekinmeden harca kızım"
"Ne kartı baba?" bu sevimsiz ses ağa kırıntısına aitti. "Oğlum ne senden ne kardeşinde bir icraat görüyorum. Ben de gelin kızım ortada kalmasın diye sahip çıkıyorum" Ahves kahkalarının arasında abisine gerçekleri anlattı. "Abi Lavin babama İsak baba dedi onun sevincinden babam yerinde duramıyor" Ahves kadar tepki vermesede ağa kırıntısının da dudakları usulca yukarıya doğru kıvrıldı.
İki kardeşin tam önündeki koltukta oturan Elmas hanıma gözlerim kaydığımda keyfim yerine gelmişti. Suratı kıskançlıktan mosmor olmuştu. Niye daha önce gözüm kaymadığsa şuan kalkıp kimseyi umursamadan kalk sırf Elmas hanımı böyle gördüm diye oynayabilirdim.
"Ahves hadi gidelim" ben kapıya yöneldiğimde Ahves de arkamdan geliyordu. İsak bey arkamızdan seslendi "beni iyi dinle Ahves gelin kızım zarar görürse seni Urfa'dan sürgün ederim!" ağzımdan küçük kıkırtı kaçınca Ahves beni taklit etti. "Hıhıhı çok komik zaten" söylene söylene ayakkabılarını giyip İsak beyin bizim için gönderdiği arabanın yanına gitti.
"Ahves, şu ağabeyinin arabasını açsana benim orada hediyem vardı." sabah gideceğimizi söylediğinde Afşin'in arabasının anahtarını görmüştüm. Umarım hediye kutusunun olduğu arabanın anahtarıdır.
Cebinden çıkardığı anahtarın bir tuşuna basarak ilerideki arabanın kilidini açtı. Sanırım arabayı boyatmış çünkü o gün gördüğüm arbanın rengi gri değildi. Arabanın bagajanı açtığımda büyük, kurdeleli bir kutuyu gördüm. Kutuyuda yanıma alıp Ahves'in süreceği arabanın arka koltuğuna oturdum. "Abime aşık ol yenge. İnsan hiç kaynının yanına oturmaz mı?"
"Ahves çok konuşma arbayı sür. Ayrıca kör müsün kutu açıyorum tekli koltukta nasıl açayım kocaman kutuyu" kutuyu kaldırıp gözünün önünde salladım. Her ne kadar dokunmak istesede iki eli de direksiyonu tutuyordu.
"Yengem o kutu Aybars'ın sınav günü sana verdiği kutu değil mi" sınav günü Ahves'in bana attığı kazığı unutmamıştım. Sınava da seneye tekrar gireceğim konu burada kapanmadı bu da böyle bilinsin. Sebebini bilmiyorum ama Ahves'i gördüğüm ilk andan beri ona karşı içimde bir güven duygusu vardı. Belki de bu yüzden şuan Afşin ile değilde Ahves'le alışverişe gidiyorum.
"Evet Ahves. Bu kutu o kutu ve söylemeden geçemeyeceğim bu kutuyu hatırladığına göre bana attığın kazığıda hatırladın değil mi?" gözlerini yoldan ayırıp orta dikiz aynasından bana baktı "yengem vallahi o dağ mandası zorla söyletti" Ahves abisine benim gibi dağ mandası dedikçe benim ona olarak sinirim azalıyordu.
Ama yinede bunu ona belli etmeden soğuk çıkarmaya çalıştığım sesimle hesap sordum. "Hadi ordan uydurma muallim Ahves. Sen söylemediğin sürece sana asla söyletemez" ben bulaşıkları yıkarken Elmas hanım söylemişti Ahves'in öğretmen olduğunu. 'Benim küçük oğluşum öğretmen Labin hanım senin kardeşin ne iş yapıyor?'
Bıkkınlıkla nefesifi dudaklarımdan üfledim. 'Lavin, Elmas hanım adım Lavin.' "Hopp! Yengem dinliyor musun beni." gözlerimi kırpıştırarak Ahves'e baktım sabah ben onun adıyla dalga geçmiştim öğlende anası benim adımla dalga geçmişti. "He Ahves ne var" tek kaşını kaldırdı ve "abimi ve onun yakışıklı yüzünü mü düşlüyorsun yengem?" açtığım kutunun kapağını kafasına vurdum "saçma sapan konuşmada az önce ne dedin onu söyle" pis pis sırıtarak "abimin o gece bana ne yaptığını bilseydin bana şimdi kazık attın demezdin."
Elimdeki kutuya baktım sarı birşey vardı yol boyunca buna bakma imkanımı zaten kaçırmıştım son iki üç dakika kalmıştı mağazaya, bu vakti değerlendirmeliyim. "Ahves alışveriş merkezine az kaldı yemek yemek için oturduğumuzda anlatsan olur mu şimdi kutuya bakmalıyım" başını sallayıp orta dikiz aynasından kutudan çıkardığım ördeğe baktı.
Evet bu bir ördekti sarı orta boyutta bir ördekti.