İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 8 · 8 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 8

Afşin'den

Arabayı park etmesi için Ahves'e verdiğimde önüme bir saksı düştü. Ahves korkuyla gerilerken ben saksının geldiği yere Lavin'in penceresine baktım. Pencereyi kilitlemiştim ama kaçmak için camı kırdığı zaman kriz geçirmiş olmalı.

Kırılmış camdan aşağıya bir masaüstü lamba düştüğünde ardından Lavin'in çığlığını duydum "NEFRET EDİYORUM!" sonrada isyan.

Hızla eve girip Lavin'in kapısını açtım ve içeriye daldım. Eline aldığı yastığı yatağa vuruyordu. "NEFRET EDİYORUM!" avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

İğne, iğne olmalıydı. Lavin daha benim odada olduğumu fark etmemişti. Küçük ve de seri adımlarla konsola yöneldim kapağı çevirdiğimde on- önce tane iğne bana el sallıyordu. Bir tanesini alıp aynı şekilde Lavin'in arkasına yürüdüm.

Elindeki yastığı hâla yatağa vuruyordu sağ tarafının tam ortasına. Elimdeki iğneyi kaldırıp koluna batırdım benden kaçamasın diye kolu beline sardım ve bedenini bedenime çarptım. Çığlıkları ve isyanları kesilmişti. Dizlerinin üzerine çöktüğünde "bırak öldürücem onu o beni ve annemi öldürdü" küçücük bedeni kollarımın arasında bayılıp kalırken kapıda şaşkınca bizi izleyen Ahves telaşla yanıma koştu, yengesini kendi kucağına alıp hızla kapıdan çıktı ve asansöre geldiğinde kabine binip en alt kattaki sağlık bölümüne bastı. Şuan onları takip falan edemezdim kalbim çok hızlı atıyordu hapı içmem gerek.

Komidinin üstündeki kırmızı haplardan bir tanesini ağzıma attım. Küçük bardakdaki suyu içip başımı öne eğdim. Yorulmuştum artık gerçek anlamda yorulmuştum. Hem fiziksel hem de ruhsal yorulmuştum.

Battaniyeyi kaldırıp usulca yatağa girdim. Artık sakin bir ortam bulmalıyım kendime ve Lavin'e belki Ahves de bizimle olur. Gözlerimi kapattığımda eskiden yapmadığım birşeyi yaptım. Hayal ettim ama sıradan bir hâyel, hâyel etmedim. Böyle nasıl desem koştuğum ama durmaksızın koştuğum bir hâyel.

Yirmidört yıllık hayatımda kalbimin ucundan bile geçmeyen bir eylem, şimdi küçük bir kız için maratona katılıyordu. Bu gerçek miydin? Ben kalbimi önce hastalıkta sonra da küçük bir kızda... Kaybetmiş miydim?

🥀

Uyandığımda ayın cılız ışıkları kırık camdan içeriye girip yüzümün her bir bölgesini kaplıyordu. Yastığın altına koyduğum telefonumun kilidini açıp saate baktım 03:57 telefonu yanımdaki boşluğa atıp yatağa oturdum.

Ayaklarımı yataktan sarkıttım ve terliklerimi ayağımı giydim. Üstümdeki kıyafetlere bir göz gezdirdim aynı kıyafetler vardı. Değiştirmeye gerek yok bunlar iyi. Sabah zaten yenilerini giyeceğim.

Terasa çıktığımda demirlerin yakınında bir sandalye vardı. Sandalye boş değildi Lavin oturuyordu evet Lavin. Kısa kumral saçları salık ve rüzgar nereye eserse oraya doğru savruluyordu.

Bilmiyorum bugün fazla şey hâyel ettim ama... Gözlerimi sımsıkı kapattım sanki birazcık aralık olsa göremeyecekmişim gibi. Lavin'i hâyel ettim fakat kısa saçlı değil uzun kumral saçlı bir Lavin hâyel ettim. Yine bir sandalyedeydi ya da hayır hayır bu çok sıradan olurdu.

Denizin kenarındaki kumlara oturmuş dalgaları seyrediyor o güzel gözlerini güneşin ışıkları yüzünden kısmak zorunda kaldığı için göremiyorum. Sırf bu haksızlığı önleyebilmek amacıyla gece ve karanlığında tutsak olmayı isterdim.

Yüzündeki küçük tebessüm dalgaları sevdiğini fısıldıyordu bana.

Bir adım attım bana bakmadı, bir adım daha attı dikkatini çekemedim, bir adım daha attım benim varlığımı fark etmedi.

"Urfa'lı ağa? Gel otur ayakta kalma" var gücüyle kolumu sarsan Lavin hâyalim kaybolmasın diye sımsıkı kapattığım gözlerimi açmıştı. Gözlerimi açık grilerine çevirdiğimde hâla kolumu sarsıyordu. Elinin altındaki kolum bütün bedenime elinin sıcaklığını yayarken derince yutkundum.

Elimi çenesinin altına yerleştirip yüzünü yüzüme hizaladığımda artık kolumu sarsmayı bırakmıştı. Açık grileri okyanuslarımda kaybolmamak, boğulmamakta kararlı olduğunu belli edercesine bakıyordu. Aşkla ya da şefkat ile değil inat ve hırçınlıkla bakıyordu.

O an aklıma birşey takıldı, açık griler bir tek bana mı kapalıydı? Bir tek bana mı böyle inatla bakıyordu?

Çenisini elimden kurtarıp yerine oturdu. Ben hâyel kurarken bir sandalyede bana getirmiş olmalı. Ortamın sessizliğini bozmayarak her zaman ki yerime onun yanına oturdum.

Etrafta hiç bir ses olmayıp içinin gürültülü olması insanın boğazını kesen bir bıçak gibi olması acı veriyordu. Bunu şimdi ikimizde deneyip o bıçağın önünde sonunda boğazımıza batacağını bile bile susuyorduk. Ama sadece susuyorduk ne bağırıyor ne de yardım istiyorduk.

Lavin bıçağın verdiği acıya daha fazla dayanamayıp sessizliği bozdu " Urfa'lı ağa, sadece derdimi anlatıp gidiceğim ve aramızda bu gecenin muhabbeti geçmeyecek. Anlaştık mı?" başımı salladım. Ağzının içinde kısa bir kelime mırıldanıp devam etti.

"Ben biliyorum senin gözünün önünde iki kez kriz geçirdim belki sana göre deli olabilirim ama inan hepsinin bir nedeni var. Ben daha çok küçükken başlamıştı bu hastalıklarım daha doğrusu sorunlarım.

Dokuz yaşımdayken babam annemi öldürdü. Polislere verdiği ifade 'ben eve geldiğimde beni karşılamak yerine uyuyordu' olmuştu. Aslında hepsi yalan annem zengendi parasına konmak için öldürdü annemi. Ama onun aklı böyle şeylere ermez sevgilisi söylüyordu bunları ona. O yönetiyordu babamı. Annem öldükten sonra gittiğim her psikolog beni bir doktora yönlendirdi fakat sıradan doktorlara değil. Zaten daha sonra bipolar teşisi koyuldu." sana şuan yaralarına dikkat ederek sarılmak ne çok istiyorum Lavin tahmin bile edemezsin.

Gözünden izinsizce akan yaşlarını silip devam etti "sonra ondört yaşımda kaçırıldım. Onun da nedeni babam benim yaşlarımdaki bir kızı öldürmüş. Eğer vaktinde ondan kaçamasaydım o da beni öldürecekti. O adam benimle önce arkadaş olmuştu bana güven vermişti sonra beni kaçırmıştı. Her gözümü kapatıp açtığımda psikologdaydım diyeyim sana. Ondört yaşımda bipolarımın yanına güven sorunu da eklendi." bana bakmıyordu ya da başka bir yere sadece gözlerini kapatınca çöken karanlıkta kendine güvenli bir ev yapmak istiyordu. Ama karanlıkta olması bütün evini yıkıyordu.

"Onaltı yaşımda babam, amcam, yengem ve kuzenim öldü trafik kazasında. O yapmıştı biliyorum çünkü olay yerinde yeşil bir maske bulunmuş. Benim canımı alamadığı için tüm ailemin canını almıştı"

Ellerini yüzüne kapatıp sessizce ağlamaya başladığında kalbimin acıdığını hissettim.

Bir elim kalbimin üzerin de baskı yaparken diğer elimi Lavin'in omzuna koydum ve onu göğsüme bastırdım. Kısacık saçlarına minik minik öpücükler kondurdum. Sonrasını anlatmasına gerek yoktu ben zaten biliyordum.

Göğsüme yasladığı başı orada kendine yer edinince ruhumun içinden geçen gerçekler ağzımın içinde fütursuzca dolaştı 'kazadan sonra bipoların arttı ve Aybars seni sağlığın için özel doktorlar tuttu ve kendi evinde birkaç aylık tedavi gördün. Tedavi sonucu olumlu yanıt verince kalan tedaviyi Aybars'ın himayesi altında devam ettin.' ama dışarı çıkmasına izin vermedim.

Başını küçük hamlelerle göğsümden kaldırdı ve kollarımın arasından çıktı. Kahretsin gözleri kızarmıştı.

Kuruyup çatlayan dudaklarını yalayıp "üşüdüm ben yatmaya gidiyorum. İyi geceler sana." arkasını dönüp kapıya doğru yürürken ardından seslendim "Lavin, aramızda. Sen anlattın ben hiçbir şey anlamadım" kapı kapanınca güldüğü işittim.

Yüzümde istemsizce gülümseme oluştu benim söylediğim birşeye gülmüştü. Ağladıktan sonra onu güldürebilmiştim. Mutlu etmiştim.

🥀

Lavin'den

Güneşin doğuşunu Afşin'in odasının kırılmamış camından izledim. Elimdeki sıcak kahve dolu kupadan küçük bir yudum aldım ve gece yarısı Afşin'e anlattığım her şeyi. Aslında anlatmamam gerekirdi fakat insanın içi dolu olunca susamıyordu. Sanki susmayı unutup sadece doluluğun boşalmasına odaklanıyordu.

Kupayı pencerenin üzerine bırakıp üstüme mavi bir diz üstü elbise giydim. Aynanın karşısına gittiğimde yansımama baktım, berbat görünüyordum.

Şuan odamda daha doğrusu Afşin'in tutsaklığım boyunca geçireceğim zindanda olsaydım elime geçen her makyaj ürününü yüzüm ile birleştirip bu berbat görüntüden kurtulurdum. Ama maalesef ne ben zindandaydım ne de ruhum ait olduğu yerdeydi.

Benimle birlikte aynadaki yansımamda ağlamaya başladığında ellerimi yumruk yapıp aynaya vurdum. Hayır onu düşünürsem kendime haksızlık yapmış olurdum. Aynanın yerde kırık dökük kanlı parçalarına gözlerim kayınca kendimi gördüm. Yarısı kayıp, ruhu ardına bile bakmadan bedenini terk edip gitmiş olan beni gördüm. Ama Aybars'ı göremedim.

Kapım çalındığında ayağımın ucundaki kanlı parçaları açtığım kıyafet dolabının içine ittirdim. Kapı ısrarla çalmaya devam edince cam parçalarını toplamayı bırakıp sadece kafamın görüneceği şekilde kapıyı açtım. Bedenimde kan ya da cam parçaları olabilirdi ve kapıdaki her kimse bunu anında Afşin'e uçururdu.

Başı öne eğik Ahves "yenge abim işe gidicek seni kahvaltıya çağrıyor. Afşin abim işe gidince seni AVM'ne götürücekmişim. Odanda istediğin ya da eksik bulduğun herhangi birşey eksik varsa çekinmeden alacakmışsın Afşin abim beni bu konuda güzelce tembihledi" bu ayının başına kovan mı düşmüşdü? Bir gecede ne olmuştu o düncesiz despot adama? "Tamam Ahvez kahvaltıya birazdan geliyorum. Alışveriş konusuna gelirsek içi rahat olsun o konuda çok cömertimdir. Özellikle Afşin'in parasıyla ise mağzayı bile alırım"

Başını kaldırmadan gözlerini yüzüme çıkardı "para kulun köpeğin olsun yenge. Yalnız Ahvez değil, Ahves" hayır hayır gözlerimi devirmiyeceğim sonra öyle kalır "ne farkeder ki?" karşısındaki kişiye yaptığı daha doğrusu çok yanlış yaptığı bir hatayı yakalayıp şimdi de ona öğrenircesine "Ahves kahraman demek yenge. Ahvez'in şekli şüklü yok anlatabildim mi yenge?"

Ukala birde alay ediyor "yenge deme bana"

Yüzündeki zafer gülümsemesiyle "tamam yengem"

"Yengem de deme, ben senin yengen değilim yakın zamanda kaçıcam zaten bu zindandan"

Başını omzuna doğru eğip yüzündeki şirin gülümsemesiyle "tamam yengeciğim ama kaçarken beni de çağır. Bu dağ mandası benimde sinirlerimi bozuyor beraber kaçalım"

Ben kime ne anlatıyorum ki! Kapıyı yüzüne çarpıp kalan cam parçacıklarını dolaba tıkıştırdım. Giderek uzaklaşan kahkaha sesleri benimde yüzümde gülümseme oluşturmuştu manyak bu çocuk.

🥀

Kahvaltı masasında gerilim hattı çekiliyordu ben ve Afşin arasında. Şimdi soracaksınız ne oldu diye Afşin beni kahvaltıya değil ailesi ile tanışmaya çağırıyormuş. Masanın başına beyefendi kurulmuş sağına beni oturtu babasını karşısına annesini de soluna almış benimle beraber gerilim hattı çekiyordu aramıza.

Okyanusları, grilerimi dalgalarına katmak için ailesini buraya getirtmiş ve 'en azında senin burada olduğunu bizden başkalarıda bilsin' cümlesini tevcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp bana yediriyor.

Elimi işaret parmağıyla küçük küçük dokunarak benimle iletişime geçmek istiyordu. Madem benim sözüm ve isteklerim onun umrunda değilde o zaman bende kısasa kısas yapardım.

Masada bizim tarafımız dışanda hiç bir yerinde hareketlilik yoktu. Sadece onda bakın onda diyorum çünkü sorunun asıl kaynağı yanımdaki değişik varlık.

Parmağı yavaş yavaş bileğime sonra dirseğime doğru rotasında ilerlerken bacağına tekme attım. Ağzından kaçan acı inleme masada benim tarafımdan yapılacak olan bir davranışı kötülemek için hazırda bekleyen pek sevgisiz kaynanam Elmas tarafından "Allah şimdi gençleri ıslah etsin. Hiç ar kalmamış bu nesilde" diye ayıplandı. Hayır yanlış anlamamıştı bilerek yapıyordu çünkü ben oğluşuyla evlenirsen hanımağa o değil ben olacaktım.

İsak bey elindeki çatalla Afşin'i işaret edip " Elmas, gelinimin her hareketini hemen ayıplama. Benim oğlan haketmiştir tekmeyi. Nerden biliyorsun beyamca senin oğlana tekme attığımı? Afşin sadece benim duyabileceğim tonda "sen ayağını kaldırınca masa örtüsü biraz yukarı kalktı onu gördü." dişlerimin arasından "be aptal ne diye bacağını kaçırmadın o zaman?" sırıttı ve tabağındaki son zeytini ağzına attı.

Bıkkın bir nefes verip tabağımdaki kahvalrılıklarla bakıştım. Gelinimin her hareketi demişti İsak bey bu tek kelime bile Afşin'in bana anlattığı beşik kermesi olayının doğruluyordu. Ama işte o yumruğum kadar olarak şu kalbim susmuyordu 'yalan söylüyor' diye fısıldıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.