Ahves ve benim şaşkın bakışları avucumun içinde oturan en fazla yirmi santimlik boyuyla bana tatlı tatlı bakan peluş ördekteydi. Tabi, Ahves'in bakışları yanımdaki oturunca benim boyuma erişen peluş ördekteydi.
Arabadaki şaşkınlıktan dolayı oluşan sessizliği bozan Ahves olmuştu. "Yengem bu dingil ne demeye çalışıyor, hayır yani bir mevzu varsa söyle arkandayım hatta sen zarfa görme diye önünde dururum" burnumdan nefesli bir gülüş verdim. Adam gibi adamdı bu Ahves ama asla Aybars'ın yerini dolduramazdı. Ama benim için ondan farkı yoktu.
Bakışlarımı ve gülen yüzümü ördekten alıp Ahves'e baktığımda hâla yanımda oturan kocam peluş ördeğe baktığını gördüm. İlk defa mı ördek görüyor yoksa ilk defa oyunca peluş bir ördek görüyor? Bence ikiside değil ilk defa bu kadar büyük bir oyuncak peluş bir gördüğü içinde bu şaşkınlığı. Benim ki Aybars'ın bunu bana getirmesine Afşin nasıl izin verdiden kaynaklıydı.
Ahves avcumun içinde oturan minik peluş ördeği alıp ön koltuğa oturtturdu. Kemrini açarken "Yengem hadi inelim geldik" kapısı açtığı gibi benim kapımı da açtı ve kapıyı tutarak benim inmemi beklemeye geldi. Abisinden çok daha kibar ve nazik bir kişiliği vardı ona güvenmemin en temel sebeplerinden bir tanesi de bu olmalı.
Kemeri çözüp arabadan indiğimde Ahves önden, İsak beyin gönderdiği korumalar arkadan alışveriş merkezine girdik. Ahves cüzdanını çıkarıp bana bir kredi kartı uzatırken ona boş gözlerle bakıyordum. Babası ayrı Ahves ayrı ben bu kartı alırsam yanlış anlaşılır. Beklemekten sıkılmış olsa gerek avucumu açıp kartı koyduktan sonra geri kapattı. "Yengem bu kartı Afşin abim verdi seni uyandırmadan önce de ' bunu Lavin'e ver dibini çıkarsın eğer eve geldiğinde kartın içindeki para bitmezse senin kafanı kırarım Ahves' dedi" ağzım beş karış açık Ahves'e bakıyordum o dağ mandası eğer kredi kartının dibini çıkarmazsam kardeşine zarar mı verecekti? Bu adam nasıl bir manyak ben Aybars'a beddua etmeye korkarken o, kardeşine burada mıydı?
Ahves yüzümdeki korkuyu görmüş olsa gerek cümlesini toparladı. "Yengem yanlış anlama abim bana kıyamaz. Afşin abim sadece senin onun parasını kullanmamadan korktuğu için beni böyle tembihledi. Ortada şiddet falan yok yani"
Canıma minnet para verdiyse ben de harcardım. Ahves'in koluna girip ilk önce kıyafet mağzasına girdim...
"Ahves! Çık artık seni beklemekten içime daral geldi!" elimdeki buzlu suyu yuvarlak sehpaya sinirimi çıkartırcasına koydum. "Ama yengem bu bana olmadı başka bir bedeni yok mu bunun? Ve büyük olsun bundan" gülerek başımı iki yana salladım elbiselerin oraya yöneldiğimde reondaki mor elbiseyi elime aldım. "Ahves bu da mor mu olacak" cevabı gecikmememişti "evet yengem o da sonraki elbiselerde mor olacak" elimdeki mor elbiseyi kendi üzerime tutup arkamdaki boy aynasına baktım. Yok bu çok büyük ve uzundu benim için.
Topuklu ayakkabılarım boş mağazada yankı yaparken kabinin üstteki boşluğundan elbiseyi içeri fırlattım. "Al hiy Ahves bekliyom sonra fotoğraf çekinicez söz verdin" Ahves gülerek "sözümü tutarım yengem. Ve unutmadım fotoğraf çekileceğim zaten unutmadığım için bu kadar özenli giyinmeyi çalışıyorum. Yoksa en başta verdiğin o siyah elbiseyi giyerdim." yüzümdeki tebessüm ile eski yerime oturdum.
Şimdi ne oldu diye soracaksınız hemen anlatayım
On dakika önce
Telefonum cebimde titremeye başladığında elimdeki çantayı sepete koyup kimin aradığına bakmadan aramayı cevapladım.
"Efendim"
"Lavin annem nerdesiniz diye soruyor"
Çektirdiği eziyet yetmedi bir de alışverişime mi karışacak yok artık "niye ne yapacakmış"
"Lavin ne yapabilir sizin yanınıza gelecekmiş"
"İyi söyle o zaman şöyle bir yerdeyiz... Onun bana eziyet edemeyeceği, aldıklarıma karışamayacağı ki ne sen ne annen karışamazsınız izin vermem"
"Uzatma da yerini söyle"
Anlık gelen sinirle çığlık attım. "Söylemiyorum! Yeter evde çektirdiği yetmedi bir de burada mı çektircek bana!"
"Ahves'e söyle geri getirsin seni. Tabi önce yatak odasındaki eksikleri alın malum beş gün odadan dışarıya adımını attırmayacağım sana"
Telefonu Afşin'in yüzüne kapatıp ağlamaya başladım. Hayır bu duygusallıktan değil sinirdendi. Yanıma gelen Ahves telaşla göz yaşlarımı sildi. "Yengem kim üzdü seni söyle sıkayım kafasına" elimdeki telefonu cebime atıp elimin tersiyle akmaya devam eden gözyaşlarımı sildim. "Ahves senden önce ben sıkıcam şu abinin kafasına. Yeter bıktım şu dağ mandasından!"
Ellerini göğsünün hizasında kaldırdı. "Tamam yengem bağırma değmez onun için boğazını acıtmaya" haklıydı bir hiç uğruna boğazım acıyordu.
"Yengem bak burada elbiseler var sen giy bende puanlayım mı" ayaklarımı zemine vura vura sinirimi yerden çıkarttım. Elime aldığım siyah geniş elbiseyi arkamdaki Ahves'in üzerine tuttum. "Ahves bu sana yakışır giysen bunu" diyip eline tutuşturduğum elbiseyle bakışıp bakışlarını tekrar bana çevirdi. "Eğer sinirin yatışıp eski neşen yerine gelecek ise neden olmasın" diyip benden onay bekledi.
Gözlerimi şaşkınlıkla açıp ona baktım giy desem gerçekten giyecek miydi? Sabırsızca "giyim mi giymiyim mi? Dediklerim olacak mı?" başımı sallayıp onu kabinlere doğru ittirdim. Gerçekten giyecek mi çok merak ediyorum.
Şimdiki Zaman
Ya işte böyle kabul ettirmişti bana elbise giymeyi. Kendi istemişti giymeyi yani ben istememiştim.
Şimdi sonucu soracaksınız sonuç; kabinden mor bir elbiseyle salına salına yanıma gelen Ahves. Evet bildin tabiri caizse kadın gibi salına salına geliyordu kadın değil bayan!
Bu görsel şöleni bozan iki unsur vardı:
1-) elbiseyi giyen kişi benim müstakbel kayım
2-) simsiyah ayakkabıları
Yanımda durup bir tur kendi etrafında dönüp bana nasıl olmuş derecesinde göz kırptı. Şunu söylemeliyim ki bir erkeğe elbise ne kadar yakışmazsa Ahves'e bir o kadar yakışmıştı. Gerçeği söylemeliyim elbise benden daha çok ona yakışmıştı. Benimde üzerimde onun mor elbisesinin üç beden küçüğü vardı.
Ahves koluma girip aynanın yanına kadar bildiğin beni peşinden sürükledi. Aynanın karşısına geçtiğimizde telofunu kendi yüzümün yarısına tuttum. Ahves de yüzünün yarısını saçlarıma gömüp poz verdi. Beş- altı tane çektikten sonra sadece ikimizin gözlerini kapatacak şekilde fotoğraf çektim...
Ahves üstündeki mor elbiseyi çıkartıp gelirken giydiği beyaz eşofman takımı giymişti. Mağazadan çıktığımızda elindeki poşetleri korumalara verdi ama bir tane poşedi kendi taşıdı. Parkmak ucumda kalktım ve kulağına fısıldadım. "Görmelerinden mi utanıyon Ahves ağam" dudakları yukarıya doğru kıvrıldı. "Eğer öyle birşey olsa kapıda olduklarını bildiğim halde elbiseyi giymezdim. Ya da Afşin abimin göreceğini bile bile o fotoğrafları çekmezdim" evet Ahves'in elindeki poşette mor elbiseler vardı ikimizinde giyip fotoğraf çektiği elbiseler.
"Ama itiraf et senden daha çok yakıştı bana" gülerek başımı salladım doğru söze ne denir?
AVM'nin içindeki restorana girip ortadaki masalardan birine kurulduk. "E Ahvez anlat bakalım abin seni nasıl tehdit etti?" sitemli sesiyle "yenge Ahvez değil Ahves." elimi havada sallayıp sitemini geçiştirdim. Dudaklarını yalayıp "yengem hani sen geldin ya yanıma bizi sınava götür diye sonra ben havluları toplamaya gittim işte o gece bana neler yaptı neler"
Yok bu böyle olmaz "Ahves kendi gözünden anlat olayı" çünkü böyle birşey anlamıyorum. Başını salladı ve dediğim gibi anlatmaya başladı...
"Ya işte böyle yengem bildiğin beni küçücük banyoda aç ve uykusuz bıraktı ne içinmiş 'karım ile gece gece nasıl konuşursun' o kadarda söyledim yengemle kapıda konuştuk diye ama dinlemedi sabaha ezanında çıkardı beni sonrada bana anlattırdı" yazık ya bende bana kazık attım diyorum canım kaynım sabah ezanına kadar dayanmış ona söylediğimde saat 00.00 olsada olsun birkaç saatte olsa dayanmış mı dayanmış.
Ahves telefonuna gelen mesajla ayağa kalktı bana bakmadan "yengem sana daha fazla bakmadan ve temas etmeden konağa dönmeliymişim. Ben çıktan sonra Afşin abimin senin yanına geleceğini söylememiymişim abim kesin bir yazıyla bana bunu mesaj attı bak" telofunun ekranının bana çevirip Ahves'in demin bana söylediklerinin Afşin ile olarak özel sohbetinde yazılı halini okudum. Dudaklarımdaki lekeleri silmek için aldığım peçeteyi silerken peçetelikten Afşin'in bulanık silüetini gördüm.
Sırıtarak bana bakıp "kudur abim sana hiç böyle mesaj attı mı? Atmadı çatla" omuzlarını aşağı yukarı sallayarak kapıdaki Afşin'in sırtına vurup koşarak AVM'den çıktı. Yani şuan tek derdim Afşin'in bana mesaj atmamasıydı.
Afşin, söylene söylene yanıma geldi ve beni oturduğum sandalyeden kolumdan tuttuğu gibi kaldırıp kapıya giden bedeninin arkasından sürükledi beni. Ne yapıyordu bu? Kolumu çekiştirerek kurtarmaya çalıştıkça kolumu tutan eli sıkılığını azalttı. İki üç defa daha çekiştirince kolumu bırakıp bana döndü kızgındı bu çenesini sıkmaktan elmacık kemiklerinin belirginleşmesinden belliydi.
"Ne bu hayvanlık! Hiç mi medeniyetle tanıştırılmadın sen!" rica etse kalkardım zaten masada onunla oturmak gibi bir hayalim olmadı. Ahves ile oturdum Ahves ile kalkacak-tım bu dağ mandası beni zorla kaldırıp, peşinden sürüklemden önce.
"Bana bağırma nerde senin büyüklere olan saygın?" keyifliydi beni sinirlendirmek onun o lanet keyfini yerine getiriyordu. Ama dur bakalım Urfalı ağa vakti geldiğinde nasıl kaçırıcam zevkini. "Benim büyüklere olan saygım hep burada" elimi kalbimin üzerine bastırdım " ama ne sen büyüksün ne de sana gösterdiğim saygının bir gram fazlasını hak ediyorsun" onu göğsünden ittirip arabaya doğru yürüdüm.
"Dur bakalım orada Lavin hanım, ne demek sen büyük değilsin aramızda yedi yaş var haddini aşma" birde utanmadan aramızdaki yaş farkını söylüyor! Ayaklarımı yere vurarak durduğumda kapının aynasından bana yetişmek için koşan Afşin'i gördüm.
Yanımdan rüzgarıyla geçen Afşin tam karşımda durdu elimi çenesin dört santim uzağına kaldırdım. "Birde hiç utanmadan aramızdaki yaş farkıyla övünüyor musun! Evleneciğin kadınla aranda bir çocuk yaşı var çocuk!" sakinliğini bozmadan önce elimi tek parğıyla ittirerek indirdi sonra da okyanuslarındaki alay parıltılarıyla "evlenince çocuk yaparız aramızdaki yaş farkı kapanır bunu mu dert ediyorsun?" çıldırıcam şimdi! Bu adamdaki genişlik kimsede yok Ahves'de bile.
"Sen sorunlu musun?" evet konu buraya kadar gelmişti ben şuan ciddi ciddi ona bu soruyu sormuştum. Sinir bozan sakinliğini sürdürerek "hayır karıcım değilim, o çocuk olayını toplarsan kızımız yedi yaşına gelsin senin yaşına ekleriz onun yaşını hallederiz yani bir şekilde. Bu en kötü seçenek en iyi seçenek dört çocuk yapar..." elimdeki peçeteyi Afşin'in ağzına tıkıp yanından geçtim ve çıkışa yöneldim. Bu adam sorunluydu ya beni sinirlendirmek için yapıyor ya da kaçığın teki! Başka hiç bir açıklaması olamaz.
Kapının önündeki Ahves'in aracının ön kapısını açtım ördeği de kucağıma alıp arabaya bindim. Ahves hiç soru sormadan arabayı çalıştırdı ve geldiğimiz yoldan geri döndü.
Şuan sadece şu kucağımdaki minik ördek ve arkadaki benim boyumdaki ördek benim Afşin yüzünden kaçıp giden neşemi geri getirebilirdi. Ahves, eve yaklaştığımızda yavaşladı. "Dümdüz yol niye gaza bas mıyorsun?"
"Annemin yanında mutsuzsun, Afşin'in yanında üzgünsün, evin içinde tutsaksın" başını bana çevirip çenesiyle kucağımdaki ördeği işaret etti "eğer kaçmazsan aklımda seni ve ördekler ile gidip dağ mandası gelmeden önceki neşemizi geri getirebileceğimiz bir yer biliyorum" kaşlarını kaldırarak "ama yanımdan ayrılmayacaksan götürürüm" Ahves'in yanında kaçmak gibi bir planım yok, dediğim gibi onu ilk gördüğüm an güvenmiştim ve mağzada benim için yaptıklarını göz önünde bulundurursak kendisi istese bile onun yanından ayrılmam.
Elimi camdan dışarı çıkarıp "söz kaçmayacağım ve gerekirse kendimi sana bağlarım ama bırakmam" dedim ve yumruk yaptığım elimi gökyüzüne kaldırdım. O da kendi camından yumruk yaptığı elini havaya kaldırıp heyacanlı sesiyle "o zaman ver elini tsunami!" diye Urfa'ya sesini duyurdu.