20 Yıl Önce
Yazarın Anlatımı
Bahçede top oynadığı ama ayakkabılarını çıkarmamakta ısrarlı olduğu için genç ve alımlı dadısına alttan alttan baktı minik Afşin. O küçücük boyuyla darılmış, küsmüştü dadısına. Ona söylüyordu ayakkabılarını çıkarırsa daha rahat oynarsın diye ama genç dadısı onu dinlemiyor ayakkabısıyla oynamakta ısrar ediyordu.
Kolarını geleceğe nazaran ufacık olan kollarını göğsünün üzerinde birleştirip ayağına gelen topu rastgele bir yere vurdu. Dadısı koşmuyordu ve koşmak istemiyordu da fakat bu küçük Afşin için önemli değildi onun canı oyun istiyordu.
Yönünü başka tarafa çevirdiğinde biliyordu dadısının onun bu küsmüş hallerine dayanamayıp önünde sonunda istediğini yapacaktı. Öylede oldu küçük beyin güzeller güzeli belkide minicik kalbinin ilk sahibi önünde diz çöktü ve yanağını okşadı.
Küçük beyi dizlerine oturtup saçlarını öptü dadısı. "Küçük beyim küstün mü bana" istesede küsemezdiki küçük bey küsmek nedir bilmiyordu. Sadece annesi kollarını göğsünde birleştirip babasına 'küstüm' diyip arkasını dönüyordu. O da annesinden öğrenmişti.
Sarı saçlarını etrafa savurlucak hızda iki yana salladı başını. Genç dadısı Afşin'i dizinden kaldırıp elini tuttu ve eve girdi. Küçük beyin banyosunu yaptırdıktan sonra ilaçlarını verip uyutmuştu alımlı dadısı. Çok seviyordu dadısını ve bu sevginin karşılığını da eksiksiz alıyordu.
Dadısı Seray elini kapının kulpuna uzattığında biliyordu artık çıkması gerekiyordu ama çıktığı zaman Elmas hanım yine ona zarar verecekti. Kısa bir an düşündü genç kadın, kalbinin sesini dinledi çünkü kalbini her dinlemediğinde kalbi protesto ediyordu 'çocuğunu bu kadının evinde bırakma' 'o senin yavrun onada zarar verecek' 'yanından ayrılırsan koruyamazsın küçük beyini!' kulpu aşağıya indirip çocuk odasından çıktı ve merdivenlerden indi.
Salondaki manzara aynıydı Elmas hanım yine küçük beyin varlığından şikayet ediyordu kocasına. İsak bey de kucağındaki beş aylık oğlunu susturmaya çalışıyordu. Seray, İsak beyin bu haline güldü ne güzel babalık yapıyordu Ahves'e ama bebek bir türlü memnun olmuyordu sürekli ağlıyordu.
Seray, İsak beyin yanına gelip ağlayan bebeği ay gibi beyaz kollarının arasına aldı. Minik bebek iki üç debelendikten sonra başını Seray'ın göğsüne yasladı. Küçük ciğerleri, genç kadının kokusundaki yuva hissini hemen benimsemişti.
Elmas hanım bebeğinin Seray'ın kucağında susmasını kıskanarak oğlunu çekip aldı kendi kucağına. Seray ne kadar kızsada bunu içinde tutmak zorundaydı İsak beye baktı adamın gözlerinde pişmanlık vardı fakat bu Elmas hanımın umrunda değildi. "İsak artık bebeğimizde olduğuna göre Seray çocuğunuda alıp gidebilir buradan değil mi? Ee artık kumaya ihtiyaç kalmadı" İsak bey bu sözlere güldü halbuki Seray ile nişanlanacağı günün sabahı ağlaya ağlaya yanına gelip ben hamileyim demişti. Fakat o gün hamile olan tek kişi Seray'dı. İsak bey o gün verdiği karara çok pişmandı günümüzde ama bilmiyorduki Seray'ın hamile olduğunu, Elmas'ın ona yalan söylediğini. Bilse onu şimdi oğluna annesi yerine dadın diye tanıtır mıydı?
Elmas hanımın yalanını öğrendiğinde küçük oğlunu ve annesini yamacına almıştı ama o zaman bile oğluna babalık yapamamış annesini kuma durumuna düşürmüştü. Salonda sessizlik hakim olduğunda Seray, İsak beye bakmadan "ben giderim ama oğlum burada kalsın sokaklarda üşür yeni hayat kurduğumda alışamaz küçük beyim. Biliyorum eskiden yapamadığın babalığı yine yapamayacaksın, fakat şunu bil benim oğlumun babaya değil sıcak bir eve ihtiyacı" arkasına bakmadan o an üstünde olan kıyafetleriyle terk etti konağı.
Bir sonraki gün Ahter konağında kıyamet çıkmıştı. Seray'ın üzerinde hakkı olanlar bir bir hayatın karanlık kısmında kalmıştı...
Şimdiki Zaman
Lavin'den
"Uçuyoruz yengem!" ben midemdeki şeyleri kusmaktan daha başımı kaldıramamıştım inşallah benim aşağımda biri yoktur.
Peluş ördek elimden kayınca çığlık attım. Ahves güvenlik için takılan kemeri çıkarıp düşüşte olan ördeği yakalı. Bir elini peluş ördekte diğer eli ise güvenlik kemrindeydi. Bindiğimiz makine tam tepede durup bizi sallamaya başladığında çığlık çığlığa Ahves'in bileğinden tuttum. Makine tüm hızıyla aşağı inip tekrar yukarı çıkıp bizi kendi etrafımızda dört tur döndürdü. Ahves'in bedeni düz dönmeye başladığında bir çığlık da attım.
"Aptal herif sakın düşme!" korkuyordum ama Ahves'in düşmesinden değil, düşüpte ölmemesinden. "Sen rahat ol yenge ben listeye baktım en sonda bile yazmıyor adım" benim aksime bağırmadan konuştu. Ne listesinden bahsediyor bu?
Makine son turlarında hızını arttırdığında Ahves ördeği bana verip diğer eliylede tutundu. "Yengem superman gibi uçayım mı?" bedeni hâla düzdü ve makine durana kadar böyle olacağı kesindi. "Sonra aptal herif sonra!" sırıtarak bir elini gevşettiğinde çığlık çığlığa bağırdım "sen superman değilsin ahmak!" ağzıma kan tadı geldiğinde çok fazla bağırdığımı anladım.
Makine sonunda bizi aşağıya indirmeden 10 santim önce Ahves yere atlamıştı yanımıza gelen güvenlik görevlisi kemerimi açtı yerde yüzü koyun yatmış deliye cins cins baktı ve çekip gitti. Para ve güç insanın anahtarıydı eğer Ahves ağa kardeşi olmasa o istediği için lunaparkı kapatmazlardı ya da güvenlik kemerini açtığında yaka paça dışarı atarlardı bizi.
Hâla midem bulanıyordu tsunami derken bunu kastediyormuş. Yerden başını kaldırdığında ördeği işaret etti "minik ördük iyi mi yengem" ilk başta ciddi mi yoksa alay mı ediyor anlamadım ama yüzünde en ufak bir ciddiyetsizlik yoktu. "Sağol ördüğü kurtardın ama sen iyi misin?" eliyle bir dakika deyip ayağa kalktı. Bizimle tsunamiye binen büyük ördeği aldı. "İyiyim yengem yalnız uçarken aklıma geldi küçük ördeğe amcasu, büyük ördeğe varyemez koyalım mı?"
"Koyalımda niye küçüğe amcasu koyduk"
"Afşin abim bu ördekleri görünce o da alacak. Ama üç tane aldırcam ona varyemez amcanın üçüz torunları var ya şimdi buna isim bulmakla uğraşmayalım diye kestirip attım."
"Üçüzlerin anasını kim alıyor? Sen mi" sırıtarak başını salladı.
"Küçüğe başka bir isim koyalım"
"Gargamel nasıl"
"Şirin birşey olsun adı"
"Peki ya Şirin Baba?"
"Saçmalama Ahvez"
"Şirin dedin şirin koydum adını ayrıca Ahvez değil benim adım"
"Kapat çeneni yok Ahvezsu koyarım adını" dudaklarını öne büzüp yanımızdaki banka oturdu. Aklına isim gelmiş gibi "Cin,Can ve Cem'in annelerinin isimleri neydi onu koyalım"
O an aklıma pilotaj okuyan arkadaşım geldi bence küçük ördeği ona göndermeliyim "Ahves küçük ördeği pilot olacak arkadaşıma göndereyim ama ismini 'Çılgın Pilot' koyalım ne dersin" Ahves'in gözleri ışıldadı elini havada sallayıp "analarını ben alacağım zaten çılgın pilot olsun ismi de... Yengem kimdir bu şahıs?" kuşkulu gözlerle bana bakınca kıkırdadım. "Ortaokulu Ankara da okurken aynı yurtaydık ama odalarımızın farklı olması arkadaş olmamıza engel olamadı keşke cinsiyetlerimiz aynı olsaydı."
Alınmış bir şekilde varyemez amcaya sarılarak çarpışan arabalara gitti. Bana da arkasından koşmak kalmıştı "beni bekle!" umursamazca omuz silkti "Koşarsan yetişirsin yengem"
Koskoca adam bana tirip atıyor aklır alır gibi değil.
"Ahves! Çarpama araba..." benim cümlemi tamamlamama izin vermeden bir kez daha yandan çarpınca zeminle bir olmuştum. Keşke emniyet kemerini taksaydım ama takıncada havam bozuluyor gözlerimin önünde çift siyah ayakkabı görünce ne yapacağımı şaşırdım Afşin mi gelmişti. Ayakkabıların sahipleri önümde diz çökünce ikiside elini uzatıp çenemi kaldırdı.
E hani nerde Afşin? "Yengem iyi misin biraz sert çarptın zemine" gözlerimi kapatıp açtığımda sağdaki Ahves yavaş yavaş silinmişti.
Bana yardım ederek ayağa kalktım daha fazla tehlikeye girmeden buradan ayrılsak hiç fena olmazdı. Ahves de benimle aynı fikirde olduğunu girişteki arabaya doğru yürürken anlamış oldum.
Arabanın çaprazında maraş dondurması görünce ister istemez canım çekti. Penguen gibi ayaklarımı yan basarak dondurmacının önünde durdum dondurma birde zararlı diyorlar hepsi yalan, zararlı olsa ben görür görmez iyleşir miydim?
Ellerimi ceplerimde gezdirdiğim kredi kartı dışında hiçbir şey yoktu yanıma Ahves ve deniz kokusu gelince yüzümde gülümseme oluştu. Bu adam ne zaman imdadıma yeticeğini iyi biliyor. Cebinden çıkardığı yüz lirayı dondurmacıya verdi. Donrurmacı para üstünü uzatsada almadı. Dondurmaları külahına koyup hiç oyun yapmadan verdiğinde içim rahatlamadı değil.
Ahves şoför koltuğuna ben de yan koltuğuna bindiğimiz arabanın arkasında varyemez ve çılgın pilot oturuyordu.
Telofona gelen bildirim az çok kimin olduğunu biliyordum ama yine de o can sıkıcı mesajı okudum
Afşin: Nerdeysen hemen eve geliyorsun. O koca kafalıyı da yanında getir fazlalık kafasını kırıcam.
Parmaklarım hızlıca klavyede gezdirdim mesajı gönderip telefonu tamamen kapattım. Biraz korkmasında fayda var.
Afşin ile postahaneye gidip çılgın pilotu hediye kutusuna koyup arkadaşımın adresini yazdım.
İşimiz bitince arabaya binip konağa gittik Ahves'in dediği gibi tutsak olduğum eve gidiyordum işin komik kısmı kendi isteğim ile gitmem.
Araba garaj yoluna girdiği zaman evin kapısında elleri pantolonunun ceplerinde bizi bekleyen Afşin'i fark ettim. Gözleri araba bahçeye giriş yaptığı andan itibaren bir kez olsun ayrılmamıştı gözlerimden. Camlar filmliydi ama Afşin tam gözlerimin içine bakıyordu göremeyeceği halde.
Arabadan Ahves ile helalleşip indiğimde arka koltuğa uzanıp varyemez'i aldım ve çatık kaşlarıyla her hareketimi inceleyen Afşin'e korkusuz ya da benim öyle sandığım adımlarla önünde durdum.
Ellerinden birini cebinden çıkarıp sağ kaşının üstünü kaşıdı. "Neredesin sen" başımı hafif yana yatırıp acıyarak "yazık hem beyinsiz hem kör, bu yaştan sonra bu ikisi bir arada nasıl idare edecek aklım almıyor" beni taklit ederek "olmadığı için almıyordur. Eğer olsaydı sana yapacaklarımı tahmin edipte Ahves'le birlikte lunaparka gitmezdin." bu nerden biliyor demeyeceğim çünkü şuan Afşin'in arkasında kalan pencereden atlayan Ahves bana kimin söylediğinin sinyallerini veriyordu. Yolda Ahves'i İsak bey aramıştı ve nerede olduğumuzu sorduğunda Afşin de orada olmalıydı. Tabi Ahves bana yalan söylemiyorsa.
"Bu olmayan aklımla bile senden daha iyiyim her konuda. O yüzden çekil kenara, kaplamışsın bütün kapıyı"
"Ailem seni en küçük kardeşim Alev'e isteyecekler o yüzden bu akşam ben nereye sen oraya anladın mı? Akşam söz kesecekleri zaman istemiyorum diyeceksin peki bunu anladın mı?"
Alev nerden çıkmıştı şimdi! Allah aşkına bu Ahterlere elini veren kolunu alamıyor. "Anladım" benim tek seferde anlamama ve ilk defa ona zorluk çıkarmadan dediğini yapmama şaşırmıştı. "Özet geç bakalım" sırayla parmaklarımı kaldırıp saydım. "Ailen senin ailen Alev'e beni isteyecekler. Bu yüzden de nereye ben zıt yöne. Akşam söz kesecekleri zaman Alev'i çok seviyorum diyeceğim" avcunun içini alnına vurup homurdandı.o kadarda dersime çalışmıştım.
İki parmağıyla burun kemerini sıktı. "Lavin. Karım. Benim karım. Sus ve ilk defa da olsa beni dinle sonra senin sözünden çıkmayacağım" varyemez'e sımsıkı sarılıp "ben Alev'in karısıyım Ağam insan kardeşinin karısına 'benim karım' der mi?"
Okyanusları şaşkınlık dalgaları istila etmiş ağzı açık bana bakıyordu. Umrumda değildi beşik kertmesi yüzünden Afşin ile evlenecektim ama töre gereği boşanamayacaktık. Fakat Alev ile evlendirilirsem kaçma ya da boşanma şansım olurdu. İstanbul kızı olmam töreleri bilmeyeceğim anlamına asla gelmez! Ya da gelir çünkü Afşin'in karalılığı töreye karşı gelinmeyeceğini anlatıyordu. E aptal değilim anladım herhalde boşanamayacağımızı.
Afşin'i arkamda bırakıp ex kaynımın eve girmek için atladığı pencereden eve girdim. Akşama buradan kurtulmam için küçük bir ışık tutulmuştu bana. Kimin veya niye tutulduğu hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu. Kurtulacağım kesin miydi? Hayır ama bu benim için engel değildi.
