"Üfff bu çok sade bana böyle şatafatlı bir elbise lazım" elimdeki siyah uzun kollu elbiseyi yatağın üzerine gelişi güzel fırlatıp ayağımı zemine vurarak ritim tuttum. Sayın seyirciler en yakın zamanda sizleri yeşil saha benide İstanbul da görmek dileği ile maçımıza başlıyoruz. Bu saatler o saatler tutsaklık içinde alınan kurtuluşta verilecek olan nefeslerin saati. Askıdan çıkardığım su yeşili elbiseyi üzerime tuttum "cık bu olmaz" siyah elbisenin yanına yollayıp Ahves'e seslendim. "Ahvoş! Buraya gel sana birşey sormam gerekiyor!" merdivenlerden yükselen adım sesleri Ahves'in habercisiydi.
Dolabın karşısına geçitiğimde Ahves odaya ilk adımını atmıştı. "Buyur yengem dinliyorum. Eksik mi var alayım geleyim hemen." ben bu çocuğu harbi seviyorum omzumun üstünden kapıda dikilmiş iki dudağımın arasından çıkacak sözcükleri bekleyen can ciğer kuzu sarmasına baktım. "Ahves adam gibi adamsın bak harbi söylüyorum abin yerine senin ile beşik kertmesi yapsalar sesimi çıkarmazdım. Çünkü hakiki adamsın." iç çekti öyle bir iç çektiki sanki bir yerde büyük bir hata, yanlış yaptığımı en derinim de hissettim.
Elimi havada sallayıp "her neyse konu dağılıyor şimdi sen bana abinin gözünden gösterdiğim elbiseleri puanlayacaksın algıladın mı?" yapay bir sırıtmayla kafasını salladı ve yatağın bitimindeki düz koltuğa oturdu. Yatağın üstüne fırlattığım küçük kıyafet yığınına kısa bir gözgezdirip "yengem bu tepecik nedir?"
"Boş ver Kaynım o tepeyi sen üstüme tuttuğum elbiseleri puanla" olmayan şapkasını çıkarıp zarifçe selam verdi bana.
Bakalım abisi olarak nasıl biri...
"Beğenmedim bu ne biçim bir renk ulan" elimdeki beyaz omzu açık yarısı yenmiş elbiseyi de Ahves'in arkasına attım. Artık son diye niyetlendiğim kaçıncı elbise bilmiyorum ama bunuda beğenmeyeceğine eminim. "Kızım bu nedir pembe elbise mi olur Allah aşkına git değiştir şunu" aynı abisi gibi konuşuyorduk eller falan aynı Afşin. "Of Ahves aman Ağam daral geldi ne giyeyim sen seç o zaman" beni kenara ittirip bilmiş bilmiş dolaba baktı pek giyilecek birşey kalmamıştı ama olsun yinede baktı.
Eline aldığı mavi askılı ve arkasından ipleri olan, diz hizasında biten şirin elbiseyi üzerime tuttuğunda dudağı usulca kıvrıldı. "Yengem abim maviye renge bayılır bence onu terk ederken bu elbise ona iyi bir posta koyar benden söylemesin." elimin tersiyle ağzımı kapatıp kıkırdadım. "Ahves sana şunu söylemeliyim ki abinden çok daha iyi abin oluyorsun" tek kaşını kaldırıp sorgularcasına bir bakış attı.
Elindeki muhteşem ötesi kurtuluş elbiseyi alıp giyinme odasına girdim. Hızlıca giyip boy aynasından kendime baktım. İpleri bağlamadığım için boldu ama ipleri bağlarsam üzerime tam olurdu. Kapı tıklatılıp "yengem ipleri bağlayamadıysan bağlayabilirim. Gözümü kravat ile kapattım yengem bakmıyorum yani sana, bağlayım mı iplerini?" şuan Ahves değilde bu cümleleri kuran Afşin olsa asla inanmazdım fakat siz bilmezsiniz biz buna Ahves farkı diyip kapıyı açıyoruz. "Ahves kapıyı açtım tam karşındayım arkamı döndüm aç avcunu" dediğimi yaptığında ipleri avcunun içine koydum. Umarım kör gözünle düzgünce bağlayabilirsin ipleri Ahvesim.
İçimden saydığım 60 saniye daha bitmeden Ahves ipleri sımsıkı bağlamıştı incecik iplerin gerginliğini çıplak sırtımda rahatça hissediyordum. Arkamı dönüp kravatı çözüp bileğime sardım. "Ahvesim? Nereden ve nasıl öğrendin ip bağlamayı? Sen erkeksin çocuğum elbise giymeler sonra ipleri bağlamalar falan hayırdır oğlum mevzu nedir?" göz kırpıp yanağımı öptü. "Bizde boş değiliz yengem de biraz daha sen bana" iki parmağını birleştirip aramızdaki mesafeyi gösterdi. "Böyle yakın olursan boş ve hoş bir dayak yiyeceğim abimden." Afşin ne alaka dayı.
Omuzlarımdan tutup tam arkamda kalan aynaya çevirdi beni kendinide kenara çekince, evet haklıydı ama Afşin konusunda. Saçları kadar olmasa da siyah çatık kaşları, düz halde duran hafif kırmızımsı dudakları ve cayır cayır kıskançlık ateşinde yanıp kavrulan gözleriyle aynadaki yansımasıyla bakıştım. Her zaman durduğu gibi yine kapıya yaslanmıştı.
Eğer Ahves karşımda durup odamın tamamını kaplamasıydı Afşin tam karşımda dururdu böyle yansımadan bakmak zorunda kalmazdım ona. "Ne var ne istiyorsun ağa kırıntısı?" keyfim gayet yerindeydi kimsede kaçıramaz. Derin bir nefes aldığında tişörtünün altından zaten belli olarak göğsü daha da belli oldu. Çenesiyle arka çaprazımda kalan Ahves'i gösterdi. "Kardeşimin tahminini benim dışımda kimse gerçekleştiremeyeceği için bu işi yapmak zorundayım. O arkandaki varlığında dediği gibi ona hoş bir dayak atacağım." Ahves'i hızla odanın içine aldım. "Ağam o senin gibi benim kaynımdır insan yengesinin kaynına bunu yapar mı?" yenge konuş Afşin'in canını sıkıyordu belkide kendine yediremediği içindir. Elleriyle yüzünü sıvazlayıp Ahves'e sakin sakin odadan kovdu. "Ahves çık dışarı bekle bini abisi senin şimdi karnında açtır yeme hiçbir şey doğru alt kattaki spor salonuna ben karım ile konuşup anlaşıp geliyorum yanına" Afşin'in yengesi olma fikri içimi sımsıcak ediyordu.
Ahves küçük adımlarla kapının önündeki Afşin'in yanına geldi kapıyı açtı arada kafasının sığacağı kadar boşluk bırkıp kafasını odaya uzattı. "Yalnız abi 'karım' değil 'yengem' olacak" Afşin, Ahves'in yüzünü avuçladı ve başını geriye itti. Kapıyı sessizce kaptığında makyaj masasının koltuğuna oturdum. Yaşasın kurtuluş!
Kaba saba ellerin omzuma koyulmasını beklerken bir bebek gibi yumuşacık eller beni afallatmıştı. Başını eğerek yüzlerimizin yan yana durmasını sağladı. Ben onun yansımadan izlerken onun bakışları bendeydi. Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. "Lavin... Sana her şeyi anlatmayı öyle çok istiyorum ki... Ama işte beni engelleyen sebepler isteğimi aşmış vaziyette ve bu vaziyet çok canımı sıkıyor." dudaklarından çıkan sözcüklere eşlik eden sıcak nefesi tam şah damarımın üzerine çarpıyordu.
"Ağam bu yakınlık olmaz yakışmaz sana da bana da" ellerini omuzlarımdan çekip masaya yasladı ve tam arkama geçip çenesini başımın üzerine koydu. Artık o da bana aynadan bakıyordu ama öyle bir bakıyordu ki içimdeki o duvarlardan birini kırdı ve tek bir parçasını dahi bırakmadı. "Lavin..." kapı açıldığında İsak bey önce bana sonra ikimize de baktı boğazını temizliyip "Kızım so kesilecek aşağı gel seni bekliyoruz. Afşin sende Ahves ile annenin verdiği eksikleri tamamlayın." küçük oğlunun sözlüsü olacaktım ve az öncede dediğim gibi bu yankınlık her ikimize de yakışmazdı.
Ellerini küçük temaslarla ittirip odadan çıktım daha fazla yanlış anlaşılmaya yer yoktu. Merdivenler bittiğinde koskocaman değilde küçük bir salonun içinde İsak beyi ve Elmas hanımı giyinmiş koltukta karşılıklı oturmuş beni beklerken buldum ee boşuna dememişler kız evi naz evi diye.
İsak bey kalktığında Elmas hanım da ayaklanmıştı. İsak bey kolunu girmem için uzatıp "güzel gelinim gir kolumada elalem baba kız görsün" tam o an sol gözümden bir yaş aktı yavaşça süzüldü yanağımdan aşağıya ve benim için uzatılan bir babanın elinin üzerine düştü. Ama kendisi düşmedi o el tuttu onu kaymasın, tutunsun küçükte olsa hayatı yaşaması için tuttu.
İsak baba parmağı ile tuttuğu gözyaşımı mendiliyle sildi. Sonrada sanki hiç yanağımdan bir damla gözyaşı süzülmemiş gibi o yolu sildi.
İsak babanın koluna girdim ve bizim için hazırlanan arabanın arka koltuğuna baba kız oturduk yan yana.
Arabalar konağın önünde durduğunda sözün burada kesileceğini anladım. Çok tuhaftı oğlunun evi bana zıdırapken kendisinin evi bana kurtuluş olmuştu. Konağın büyük avlusuna girdiğimizde bütün gözler bize çevrilmişti. Ama sayamayacağım kadar fazla olan gözlerin arasında iki kahve göz bana nefret ve kin ile bakıyordubir tek o dikkatimi çekmişti bir tek o yakmıştı bu olmayan canımı.
Bu kahvelerin sahibi Alev'di o bakıyordu bana kurtuluş biletim bana kin ve nefret ile bakıyordu. Sebebini nedir ne değildir bilmiyorum ama günün başında dediğim cümleyi geri alıyorum ve o cümle güncelliyorum. Sayın seyirciler maçımız olumsuz hava koşulları sebebiyle ileriki zamanlara ertelendi. Umarım en yakın zamanda tekrar bu yeşil sahalarda görüşebiliriz.
Yüzümdeki sahte tebessüm duraklarımda kendine yer edinince İsak babanın kolundan çıktım ve avlunun ortasında ayakta dikilmiş pek sevgili sözlüsünü bekleyen Alev'e ilerledim. Alev'in yanında İsak babanın karşısında duruyordum. İnsanlar koca bulamaz bende iki tane hazırda var.
Yüzükler takılınca İsak baba ve avludakiler bizler için dualar okurken ben Alev ile uğraşıyordum. Ben parmağımdaki yüzüğü çıkarmaya çalışırken Alev sürekli eşek gözü gibi olarak parmaklarını yüzüğün üstüne koyup geri yerine takıyordu yav gardaş ben diyem ki onun yeri orası değil amma bu koca kafalı anlamıyor! Girmiyor kalın zırhından içeriye.
Uzun uğraşlar sonucunda pes eden taraf bendim. Bununla uğraşılmazdı yok olmaz laftan anlamıyor.
İsak baba arkamızdaki beyaz masayı gösterince aklıma birşey dank etti. Ben Lavin Aksel, Afşin Ahter ile beşik kertmesi yapılmıştım. Ve bunu babalarımız yapmıştı. Ancak şimdi İsak baba beşik kertmesine karşı gelerek beni en küçük oğlu ile söz kesmişti. Ama en büyük sorun İsak baba bunları yaparken Afşin'in hiçbir şey yapmaması hatta diğer ağların yapmamasıydı.
Bir sorun vardı ve ben bu sorunun tam merkezindeydim. Tabii, bir tek ben yoktum bu merkezde ya Afşin vardı ya da Alev ama hangisi bilmiyorum.
Başımı sağ tarafa çevirince öfkeden deliye dönmüş Afşin ve onu sakinleştirmek için devamlı içi kırmızı olarak bir kadeh veren Ahves dudaklarımdaki sahte gülümsemeyi alıp götürdü. Yerine çok daha canlı çok daha taze gerçek bir gülümse bıraktı.
Gözlerim Afşin'i süzerken o benim onu süzmemden bir haber kendisini sakinleştirmeye çalışan kardeşine asabi tavırlarla derdini anlatıyordu. Kendim diye demiyorum ama bu konuda maşallahım var insanların neşesini ansızın bertaraf edip yerini öfkeye devrettirebiliyordum.
Afşin'den bakışlarımı çektiğimde yanıma gelen siyah uzun saçlı ve mavi gözleri 'ben Ahterlerdenim' diye bağırıyordu. Avluda bir tek Ahter soyu mavi gözlüydü onlarda erkek tarafının bölümündeydi benim oturacağım tarafın alayı kahverengi gözlüydü. İçimden acaba Alev üvey mi sorusu geçmedi değil.
Siyah saçlı kız belinin birkaç parmak yukarısında kalan saçlarını bana nispet yaparcasına savura savura yanımda durdu ve kolumu tutup üst kata çıkardı. Şuan tüm bu saçmalıklara karşı çıkacak gücü bedenimde bulamıyordum. Belki de vardı fakat ben daha bu gücün farkına varmamış o gücü bulamamıştım.
Elindeki beyaz uzun kollu ve ayak bileklerimin altında biten kapalı elbiseyi bana uzatık tek kelime dahi etmeden çıktı.
Giyinince aynadan kendime baktım. Pek benim tarzım olmasada beğenmiştim çok güzeldi.
Kapı tıklatıldığında bakışlarımı aynadan çektim. 'Gel' dediğimde içeri İsak baba girdi arkasındanda Afşin. İsak baba elindeki beyaz örtüyü kısa saçlarımın üzerine bıraktı ve bir ucunu diğer omzumun üzerine koydu. Ellerimi, ellerinin içene alıp destek verircesine sıktı.
İsak baba bana birkaç nasihat verdikten sonra Afşin'i bana yardım etmesi için bırakıp avluya indi. Dışarı çıkmak amacıyla adım atmaya yeltendiğimde arkamda duran Afşin kolumdan tutup beni kendisine çevirdi. Gözlerinde kıskançlık, öfke, hayelkırıklığı ve en büyüğü de merak hakimdi. Normalde insanların gözünden ne düşündüklerini ve hissettikleri anlayan biri değildim ancak beni kaçırdığı günden kurtuluş günüme kadar olarak bu süreçte okyanuslar bana her şeyi açıkça anlatıyordu. Ama bu açıklmayı karalayan kendisiyken şimdi niye bu kadar açık bakıyordu bana?
