Afşin gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan "Lavin bak hiçbir şey bilmiyorsun ve anlaşılan o ki anlamıyorsun da. O yüzden beni iyi dinle." bakalım bu sefer neler anlatıp değerli vaktimi harcayacaktı. "Şimdi içeri girip dini nikah için seni bekleyen o adamın kafasına yüzüğü atacaksın tamam mı?"
Cıkladım "değil" dilini alt dudağının içinde gezdirdi. "Ne istiyorsun para mı? Varis mi, yoksa sadece beni süründürmek mi?" alayla güldüm bu ne diyordu? "Ağam siz neler dersiniz hiç yakışı kalır mı sizin gibi ağaya sürünmek falan bak şimdi hiç yakıştıramadım size ağam" çenesi seğirmeye başladığında durmadım. "Hem ağam siz ne yapacaksınız beni? Siz ve ben sadece babaları tarafından biçilen kaderi yaşamak zorunda olarak iki kurbandan başka hiçbir şey değildik. Şimdi ne olduda beni istiyorsunuz?"
"Bana ne olduysa oldu bundan sanane ulan ben gavat mıyım alnımın yazısındaki kadını başkasına vereyim?" gözlerimi odada gezdirdim. "Ağam sen vermeyeceksin ki hatta artık vermek istesende veremezsin çünki ben sözlendim." sol elimdeki yüzüğü gözüne soktum. "Birazdan da avluda bütün Ahter soyu ve misafirlerimizin önünde dini nikahımız kıyılacak"
İşaretparmağımı kalbinin üzerine bastırdım. "Beni en çokta ney mutlu ediyor biliyor musun? Senin elin kolun bağlı alın yazın olan kadını başkasıyla daha doğrusu kardeşinle evlenirken izlemek" gözlerini kapattı arkasını döndü ve iki elini birden saçlarına geçirerek asıldı. "Ulan bende Urfa'nın genç ağası Afşin Ahter'sem seni o adamla evlendirmem ulan" diye yüzüme tısladı.
"Sen evlendirmiyeceksin zaten Urfalı ağa. Ben kendim evlenicem. Kendime de anlı şanlı bir düğün yapıcam bu kadar. Urfa senin emrinde olabilir amma ben asla senin emrinde olmam haddini bil kırdırma kafanı bana!"
Bir adım atarak burunlarımızın birbirlerine deymesini sağladı. Alt dudağını dili ile içeriye yuvarlayıp dişlerini zalimce dudağına geçirdi.
"Kulağını aç beni iyi dinle. Ben Urfa'nın genç ağası Afşin Ahter. Kafama ne koyarsam kimseyi umursamam yaparım bu bir. İstesem senin ruhun dahi duymadan kendime gelin alırım birde üstene kırk gün kırk gece düğün yaparım bu iki. Beni dellendirme daha evlendiğiniz gece o adamı öldürürüm sende dul kalırsın sonra kimse seni almayınca el mecbur baban seni bana verir birde seni zorla benim koynuma sokar bu da üç. Şimdi tekrar söylüyorum içeri girip o adamın kafasına yüzüğü atmazsan daha ne olduğunu anlamadan bir bakmışın Lavin Ahter olmuşsun." dedi tıslayarak.
Dudağımı büzdüm "hodri meydan. Yok sana gelin melin yallah konağına sana burdan ekmek çıkmaz git umudunu ye" omzuna çarparak odadan çıktım. Arkamdan duyduğum küfür ile geri dönüp odaya girdim.
Afşin'in tam karşısına geçip parmağımdaki yüzüğü kafasına attım. "Yüzüğü kafana atmam lazımmış. Yoksa Afşin ben daha ne olduğunu anlamadan beni bir bakmışım Lavin Ahter yaparmış." dedim ve yanağından makas alarak odadan çıktım. Birde üstüne basa basa seni evlendirmem ulan diyor. Köpek! Sen benim kapımın önünden geçecek kadar stadüdede bile değilsin.
Kısa saçları savura savura merdivenlerden indim ve Alev'in yanına oturdum. İmam çağırmışlardı dini nikah kıyılacaktı bugün. Her ne kadar şuan yaptığım aptalca da olsa yapmalıydım buna mecburum çünkü diğer kapı zifiri karanlık.
Hoca nikahı kıydıktan sonra yanımızdan ayrıldı. Kalabalık yavaş yavaş dağıldıkça avlunun genişliği ortaya çıkıyordu. Afşin, ona yüzüğü attıktan sonra benim arkamdan bir hışımla konaktan çıkmıştı. Ahves yanıma geldiğinde kaçış planlarımı düşünmeyi askıya aldım. "Yengem bak uine benim yengemsin yine ben senin kaynınım" dedi sırıtarak. Üzerindeki siyah damatlık ve omuzlarına koyduğu bez parçası olarak nitelendirdiğim kumaş siyah takıma ve onun bebeksi yüzünü öne çıkarmıştı.
Başımı iki yana sallayarak "doğru diyorsun bir ara cimhatı toplada seninlede evleneyim. Malum koca adayım sizin soyunuzdan olmak zorunda." Ahves babasının neden benim ile Alev'i evlendirdiğini bilirdi çünkü gözlemlerime göre ailenin en sevilen çocuğu oydu. Ancak ona şimdi sorular sorup beni yanıltmasına izin veremezdim her şeyin bir zamanı vardı ve benim yapmam gereken bu oyunu zamanında bozmamdı.
Gülseyerek yanımdan ayrıldığında Alev yanıma geldi. Kolumdan tutup beni ayağa kaldırdı ve üst kattaki odalardan bir tanesine çekiştire çekiştire beni odaya soktu. Kendisinin ardından kapıyı kilitleyip anahtarı ceketinin iç cebine attı.
Çatık kaşlarıyla karşımda durdu bileğimi kendine çekip bedenimi bedenine çarptı. "Bu saçmalıkta ne halt yiyorsunuz bilmiyorum ama elbet öğreneceğim küçük maşa. Sen ve lanet varisin neden bir anda Ahter konağının içine girdiğini öğreneceğim!" yüzüme bağıra bağıra bana küfr ettikten sonra beni yatağa itip kapıyı açıp bırakıp odadan çıktı.
Başım yatağın ucundaki tahta şeye çarpınca dudaklarımdan acı bir inleme yayıldı odanın içine. Bileğimi zorlukla kaldırıp baktığımda tuttuğu kısım kızarmış ve parmak izlerinin apaçık ortada olduğunu fark ettim. Pislik herif! Ben yine birşey yapmadan ne yaptımda öfkeni benden çıkarıyorsun!?
Ellerimi zemine bastırıp odanın içindeki banyoya girdim. Özellikle bileğimi sabunla yıkadıktan sonra yüzümde hasar var mı diye aynaya baktım. Hiçbir şey yoktu sadece bileğimde kızarıklık vardı onuda uzun kollu elbisem kapatıyordu.
Banyodan çıktığımda Ahves yatağın üzerinde oturmuş zeminle birleşik olan ayaklarını havada sallamaya çalışıyordu. Yanına oturduğumda yerdeki bakışlarını bana çevirdi. Ağzımı açtığım an Ahves hiç beklemediğim birşey yaptı ve beni dumura uğrattı.
Kollarını belime sarıp bana sımsıkı sarıldı. Başını boynuma gömdüğünde "yengem lütfen Alev ile evlenme bak sadece Afşin abim seni koruyabilir. Alev seni ateşin içine atar yanarsın ve yanarsan ben de yanarım yengem bak daha çok geç değil her şeye baştan başlamak için zaman müsait." Ahves'i omuzlarından itip yüzünü ellerimin arasına aldım. "Seni endişelendiren Alev'in beni koruyamaması mı yoksa Afşin'in beni koruyamaması mı?" biliyorum biliyorum şuan ki durumumuz yenge kayın birader durumuna göre değil fakat biz zaten hiç öyle olmamıştık.
En başından beridir ben Ahves ile abi kardeş hatta bana hiç babalığını yapmayan o adamın yerine koymuştum Ahves'i. Bana gösterdiği sevgiyi şevkat olarak hissetmiştim. Ben ise onun kızıydım hiç olmayan ama olmaya müsait olan kızıydım.
"Bak Lavin durumun ciddiyeti senin kaçırılman değil... İnan sana şuan her şeyi harfiyen tek bir ayrıntısını dahi atlamadan anlatmak istiyorum ama yapamam bunu ne sana ne de abime yapabilirim" kollarını belimden çekti. "Lavin geç değil istersen Afşin abim ile kapı kapı dolaşır tüm saatleri geriye alırız yeter ki iste" parmaklarını saçlarına daldırıp odadan çıktı.
Ne demek istemişti şimdi?
"Offf ben deliyim ama bunlar zır deli!" kapyı kapatıp dolaptan ilk giydiğim mavi elbiseyi giydim. Avluda geldiğimdeki kadar çok olmasada yinede kalabalık vardı. Kısa elbisem her adım attığımda kalkıyor sonrada iniyordu. Mutfağın kapısında durup içeriye göz gezdirdiğimde Elmas hanım ve bir kadının benim hakkımda konuşurken duydum. "Ay Melek kendimi anlatamıyorum. Bu kız çok açık bak bize olmaz diyorum ama dinlemiyor İsak ağa. Bu yüzden sabah sana anlattığım planı bu akşam yapıyorsun tamam mı kızım?" Melek dediği kadın siyah saçlı ve mavi gözlü kızdı. Beni üst kata çıkartan kızdı.
Bedenimi geriye çektim konuşmaları daha iyi duymak için kulağımı kapıya yaklaştırdım. "Tamam Elmas anne ben zaten istiyordum Alev'i ha kuma olmuşum ha kuma alınan olmuşum ne fark eder ki?" ikisi bu iğrenç cümleye gülerken ben bu kıza acımak ile meşguldum senin yaşamak istediğin hayatı yaşamak ile meşgulüm gulum devamkee demek istesemde dudaklarımı birbirlerine mıhladım.
"Aferin kızım zaten Afşin bu dinsiz imansız kadına aşık yakında kıskançlığından kudurur kaçırır kızı. Yaklaş tekrar edeyim planı sakın hata yapmıyorsun!" Elmas hanım kızı sertçe uyardığında irkildiğimi hissettim. Elmas hanım fısıltıyla "akşam olunca sen gidip... 'Ben birşey yapmadım'... Ağlamaya başlayacaksın bu kız o zaman dellenir tabi başlar Afşin ile kıyaslama yapmaya... Çıktığı gibi tekrar odaya ve Alev'in koynuna..." bazı yerleri baya sessiz söylediği için tam duyamamıştım ama planın temelini anlamıştım. Birde bana dinsiz imansız diyor asıl bu şeytani planı yapan kişiler dinsizdir!
Mutfak bölgesinden seri adımlarla uzaklaşıp avlunun kıyrı köşesinde saksıdaki büyük çiçeği izleyen Ahves'in yanına koştum. "Ahves! Bana bak Ahves!" bağıramıyordumda duyar diye. Hani demiştim ya Ahves'in yanına koştum ben onu geri alıyorum yanındaki Alev yüzünden koşmam yerini haber kanallarının sağ alt köşesindeki kadına devretmişti.
Ahves, Alev'i cama ittirip boğazına yapıştığında küfür ettiğini duydum. Hiç bir olayı ciklemeyen Ahves de küfür ettiğse vay bizim halimize.
Ağırdan alarak Ahves ve Alev'in yanına yürüdüm. Dört basamaklı merdivenden inince Ahves'in yanına varıyordum ki Alev'in odada bana yaptıkları aklıma gelince merdivenleri tekrar çıktım sonrada tüm asaletimle merdivenlerden indim.
Ahves, Alev'in kafasını cama vura vura camı kırarken benim dışımda kimse bu anı görmüyordu. Ahves'in yanına geldiğimde koluna dokundum. "Ahvesçim yapma annem yap oğluşum" sesimi oldukça kısarak Ahves'i izledim. Alev'in kafasını cama vurdukça dirseği bana çarpıyordu. Birkaç adım geri çekilip birde buradan seslendim. "Ahves dur yapma. Aman Allah'ım! Çocuk ölüyor biri yardım etsin." sesim hala kısıktı. Alev'in kafasından oluk oluk kan akmaya başladığında artık Ahves'i durdurmam gerekiyordu.
Kolundan tutup Ahves'i geri çekmeye çalıştım. "Ahves tamam bu kadar geri kafalı olma borcunu peşin ödeyecek diye bir kural yok ya taksit yapsın bu varlıkta" mavileri bana döndüğünde tam ortasında siyah nokta kırmızılaştığını gördüm. Allah'ım Ahves vampir miydi!?
Beni belimden tutup bahçeye çıkardı. Büyük kapalı havuzun yanına geldiğimizde buraya ilk kez görmenin merakla gözlerimi etrafta gezdirdim. El alem burada havuz keyfi yaparken bizde üst kattaki bizi duysun diye tavana süpürgeyle vururuz. Fakirliğimiz batsın.
Aklıma gelen anıyla gözümden tek bir damla çimenlere yürüdü. Ama tek aynı onun gibi tek bir damla. "Yengem açar mısın bileğini bakayım fotokobisini çekeyim aynısını o dingile yapacağım." Alev'in tutup kızarttığı bileği Ahves'e gösterdim. "Açık ya zaten kör mahluk" bileğimi inceleyip beni şezlonglardan birine oturttu. "Sen burada beni bekle yengem ben bir merhem alayım geleyim. Morartmış hıyar ay tenini." yanımdan uçar adımlarla ayrıldığında ben havuzun temizleyicilerinin çalışma seslerini dinledim.
Kapalı havuzun kapısı açıldığında başımı kaldırıp kimin geldiğine bakmak gibi bir zahmette bulunmamıştım Ahves'ten başka kimse benim burada olduğumu bilmiyordu. Gözlerimi huzur içinde kapatıp beleğimi sağ tarafımda nefes alış veriş seslerini duyduğum Ahves'e uzattım. "Çok acıtmadan sür merhemi yoksa boğarım seni havuzda" ben uyarımı yapayım takdir Allah'ın.
Burnumun ucunda muhteşem gül kokusu soluduğumda bedenim gevşedi. Gözlerimi açıp kokunun kaynağına bakmak istediğimde gözlerimin önüne düşen karanlık perde bilincimi kapadı. Bileğime değen soğuk metal kanımın sıcaklığı ile birleştiğinde ruhum titredi. Çığlık atmak için ağzımı açtığımda ağzıma sokulan silah ucu boğazıma geldiğinde havuzun boş duvarlarında boğuk bir ses yankılandı. "Küçüğüm benden kaçmak için çıktığın her yolu ben açtım sana" kulaklarım cızırdadığında sanki ruhum bedenimden çıkıyormuş gibi bir acı hakim oldu bedenime. Ve ben bu acıya dilsizdim, sağırdım ve görmüyordum.