İçeriğe geç

Urfalı Ağa

Bölüm 14 · 8 dk okuma

Urfalı Ağa

Bölüm 14

Ahves Ahter

1 gün sonra

Omuz silktim arkamı döndüğümde cebimden çıkardığım bıçak ile abimden en uzak yere koştum. Biticekti elimdeki bıçağı kalbimin üzerine bastırdığımda olduğu yerde çırpınan kalbim başıma ağrılar sokuyordu. Ueter Allah kahretsin ki yeter bu acı bitmedi mi! Abim koşarak yanıma geldiğinde elimdeki bıçağı çimenlerin üzerine atıp bana sarıldı. "Şşş sakin kardeşim sakin bulucaz sakin" sırtına bilinçsiz yumruklarımı geçirirler aklıma bir kez bile canı acıyor mu diye gelmemişti.

Yönümüz hastaneye dönük olduğu için kaşları çatık Alev bana doğru yürüdüğünü gördüm. "Ahves! Yeter karım o benim benden daha çok sen sahipleniyorsun karımı!" Alev başı sargılı halde yanıma gelip beni kaldırıma itti. Kaldırıma düştüğümde abim Alev'i kenara sıkıştırdı.

Afşin abim ellerini Alev'in boğazınanda birleştirdi. "Ulan sen kimsin benim kardeşime bağırıyorsun!" Afşin abim belinden çıkardığı silahı karın boşluğuna yerleştirdi. "Şimdi gebertiyim mi seni! Buradaki herkes senin lanet bir katil olduğunu bilmiyor mu sanıyorsun! Sırf alın yazımdaki kadını inat uğruna kendine aldın diye öldürebilecekken şimdi kardeşime mi el kaldırıyorsun! Nerden geliyor bu cesaretin değirmeni! Amcan mı yoksa babam mı? Ya da dur dur fahişe Elmas hanım mı!?" Alev yanında yumruk yaptığı elini abimin yüzene geçirdi.

Afşin abim kısa bir anlığına dengesini kaybettiğinde Alev, abimin elindeki silahı alıp abimin alnına bastırdığında çimlerin üzerindeki bıçağı kavrayıp Alev'e fırlattım. Hastanenin bahçesinde acı bir haykırış tüm doktor ve hemşirelerin dikkatini çekmeye yetmişti.

Şimdiki Zaman Ahves'ten

Elimdeki merhemin reçetesini okurken kapalı havuza girdim. Adımlarım ezbere bildiğim fayans zeminde yengemin yanına giderken ayakkabımın altındaki ıslaklık kaşlarımın çatılmasına yetmişti.

Bakışlarımı reçeteden ayırıp ayağımın altındaki birikintiye baktığımda kırmızı su derince yutkunmamı sağladı. Gözlerim kırmızı suyu takip ederken sanki ufuğa bakıyormuşum gibi hissettim. Ya bu kanın sonu bitmiyordu ya da ben bitiremiyordum.

Gözlerim en sonunda havuzun kenarında sırtı bana dönük, kumral kısa saçları kan içinde kalmış yerde hareketsiz yatan yengemde durdu.

Saçmalama Ahves daha yengene ördek almadın. Hatırla geçen seneyi hatırla bu da bir çeşit sanrı.

Küçük ürkek adımlarla kırmızı suyun üzerinde diz çöktüm. Evet Ahves kırmızı su kan değil kırmızı su o, yengen sana şaka yapıyor. Titreyen ellerim yüzüne dağılmış kanlı saçları kenara çektiğinde gördüğüm manzara beni güldürmüştü.

Evet Ahves bak yengen sana şaka yapıyor. Ellerim yanağından akan kanları sildiğinde bir kez daha güldüm. Eğer yaşamıyor olsaydı kadar akmazdı! Ölmemiş yaşıyor bak parmak uçlarında kan var yengenin kanı. Kahkahalarım artıkça ellerimin ve bedenimin titremesi de artıyordu. O an aklıma şey geldi hani vardı ya bir film kız kayın biraderine şaka yapıyordu kayın biraderi onu abisinden kurtarsın diye.

Kahkalarımın arasında hıçkıra hıçkıra ağladığımda kan akan kırmızı su pıhtılaşmış su durmuştu. Şaka bitiyor Ahves bu son sahne sonra... Sürpriz! Yengen sana şaka yapmış!

Havuzun kapısı açıldığımda ben hâla ağlıyordum ve gülüyordum. Bu lanet şaka ne zaman bitecek! "Ahves abicim" biri omzumdan tutup beni ayağa kaldırdığından ben hâla yerde kırmızı su ile bana şaka yapan yengeme bakıyordum.

"Ahves bana bak birşey yok şaka yapıyor bunların hepsi kırmızı su hatırlamıyor musun? Kan değil kırmızı su kokar." yüzümü ellerinin arasına alan abim bana birşeyler fısıldıyordu ama ben şaka bitsin diye gülüyordum. Küçükken bizim evde ay tenli bir bakıcı vardı o da yerde böyle yatıyordu ondanda kırmızı su akıyordu ama ben ağlamaya başladığımda babam bakıcıyı kaldırmıştı ve bakıcı bana bakıp "Ahves bak bende birşey yok tatlım. Sana şaka yapmak istedim eğer bir daha sana biri şaka yaparsa gül. Gül ki şaka yapmayı bıraksın" demişti. Sonra ben dinlememiştim ağlamıştım şakası bitsin diye eve dönsün diye ama gelmemişti. Belkide onu dinlemeliydim.

"Kızı babamın hastanesine götürün ben en kısa zamanda gelmeye çalışacağım!" abim bağırarak sarı yelekli insanların yengeme dokunmasına izin verirken ben şaşkınca bileğlerinden oluk oluk kadar akan yengeme bakıyordum. Zar zor bulduğum sesimle "abi yen-yengem gidiyor ona dokunuyorlar." dizkapaklarımın arkası sandalyeye değince oturdum. "Ahves bana bak arkadaş gidiyor abicim. Bana bak sana ne demiştim" hâla omuzlarımda olan ellerini itip yengemin yanına koştum. "Ahves buraya gel!" ellerim grileri perdeleyen gözkapaklarına gidince yanımdaki sağlıkçı beni ondan uzaklaştırdı.

Sirenleri çalan ambulansa yengemi bindirdiklerinde benim elim hâla açamadığım grilerin perdelerindeydi. Ahves öldü o aptal herif ölmese güldüğünde şaka yaptım derdi! Öldü o anla artık! "Hayır! Hayır! Ölmedi işte yaşıyor aptal ses!" avuç içlerimi başımın her iki yanına vurdum. Ensemde hissettiğim elektirik dudaklarımdan acısını çıkarırcasına çığlık kaçmıştı. Gözlerim karanlığa, bedenim ise soğuk duvarla teslim ederken aklımda geçmiş vardı. Hani geçmişini bilmeyen geleceğini bilemez derler ya yalan hepsi. Ben geçmişimi biliyorum ama geleceğimi bilmiyorum.

"Melek hadi abicim sen Ahves ile bizi burada bekle ." gözlerim kapalı olsada az çok etrafımdaki sesleri duyabiliyordum. Enseme dokunan el tüm uzuvlarımı uyuşturan kısımda dolaşıyordu.

1 saat sonra

Gözleri zorlukla açtığımda odak noktam beyaz tavandı. Gözlerim yavaş yavaş aşağıya kaydığında buranın hastane odası olduğunu gördüm. Aptal herif kriz geçirmek zorunda değildin! Beynimin içinde aynı sesler doluştuğunda sanki onları susturabilecekmişim gibi ellerimi kaldırmaya çalıştım. Odada zinri sesleri yayıldığında başımı yastıktan kaldırdım. "Birde beni bu yatağa kelepçelediniz mi!?" burnumdan sert bir nefes verdiğimde kelepçeleri bir kez daha zorladım.

Geri itilen sandalye gürültüyle yere düşünce kafamı sesin geldiği yöne çevirdim. Melek temkinli adımlarla yanıma geldi. "Sakin bak senin ilacın bende" elini cebine atıp çıkardığı şeyi açtı. Ahves elindeki senin tek ilacın Afşin abin yok bu şansı kaçırma. Komedinin üzerindeki küçük anahtarı alıp kelepçeleri açtığında bileklerimi ovdum.

Bana uzattığı ilacımı alıp poşedi kafama diktiğimde beynime hücum eden sesler susmuştu. Dudaklarım kıvrıldığında kendimi bulmuştum. Ben buydum ben bağımlıydım tek çarem bu küçük ilaçlarken beni bunlardan uzaklaştırıyorlardı. "Yavaş tüket şunları. Hastaneye kontrolümden zor geçirdim zaten." Melek sırıtarak söylediği sözler umrumda değildi. Ben bana kafayı bulduran ilaçlarımı içmek ile meşgulüm.

"Ahves tamam yeter bu kadar. En son dört yıl önce içtin fazlada-" komedinin üstündeki cam sürahiyi yere fırlattım. "Kapat çeneni!" damarlarımda süratle ilerleyen uyuşturucu artık ilaç olmayı bitirmiş zarara başlamıştı.

Kapı hızla açılıp duvara çarpıldığında okyanus kokusu ciğerlerime doldu. Abimin bakışları önce Melek'te sonra bana ve en son da yerde tuzla buz olmuş cam sürahide durdu.

"Ahves'e sen uyuşturucu mu verdin Melek?" sesi şaşkınlıktan kısık çıkmıştı. Abim şu hayatta annesi yerine koyduğu kadının ona ihanet edip yeminini bozması abimi şaşırtmıştı. Ama sadece şaşırtmıştı bir yanı sanki bu ihanetin gerçekleşeceğini bilirken bir diğer yanı bu kadar erken olmasına şaşırmış gibiydi. "Afşin bak" Melek ellerini kaldırıp Afşin abimin ellerine uzattığında daha ulaşamadan abim onu itip yanıma geldi.

"İyi misin kardeşim" gözlerimin önü kararmaya başladığında kanımdaki açlık çoğaldı. Kahretsin! Daha fazlasına ihtiyacım var. Yumruk yaptığım ellerimi yatağa bastırdığımda Melek'in üstündeki kırmızı mont başıma sancı girdirmişti. Yengem... Yengem hastaneye gidecekti daha tek adım atamadan etraf dönmeye başladı. Yatağa yığıldığımda Afşin abim koluma girdi. "Tamam sorun yok az dozda almışın sıkıntı yok geçecek birazdan." odadan çıktığımızda aceleci hareketleri yerine sakinlik almıştı.

Beyaz koridoru kalabalık süslüyordu siyahlar içinde. Beynime vuran bıçak darbeleri acının yerini sızıya bıraktığında derin nefes aldı. Sağ koluma baktığımda serum takılıydı bu ne zaman takıldı?

Abim beni koltuklardan birine bıraktığında duvarın dibindeki koltukta oturan babamın yanına gitti. "Baba en son Ahves dışında kim girmiş havuza?" Afşin abimin sorusu kulağıma vızırtı halinde gelirken tebessüm ettim. Bana güveniyordu belki orada kriz geçirmiş olsamda beni o halde görsede bana güveniyordu. "Bilmiyorum oğlum kameraları dn Alev çıkartmış yenisi takılacak yarın takılacak diye"ah tabii sabah güvenlik görevlilerinin yanında birkaç kişi vardı.

"Peki takıldı mı?" babam yorgunlukla başını salladığında abim yanıma gelip önümde diz çöktü, kalabalığı ve tebalarını umursamadan. "Evet- Hayır oynayalım mı?" hayır hayır bana güvenmiyor. "Oynayalım" dudaklarını usulca ısırıp gözlerimin içine baktı. "Bana Alev dün senin ile konuştu mu?"

"Hayır"

"Lavin ve sen dışında biri var mıydı?"

"Hayır" kahretsin son iki hakkım kaldı.

"Hmm peki havuza girdiğinde sinirli miydin?"

"Hayır" son bir, son bir buna da hayır dersem beni hastanede bırakacak. "Ahves, Lavin ile konuşmadan önce madde kullandın mı?" kahretsin cevap veremem bezi dinliyor. Gözleri üzerimde hissediyorum. "Ahves?" abim sorgulayan gözlerle vana bakarken cevap veremezdim biliyorum ama bir daha 'hayır' dersem annem beni o delilerin yanında bırakacaktı.

Abim sıkıntı dolu nefesini dudaklarından üfledi. Dizlerinin üstünden kalktığında babamda ayağa kalktı. İkiside hastane koridorunun sonundaki kapıya gelene kadar konuşmadılar. "Bağımlı! Ne istedide karımı öldürdün!" teyzem Zümrüt'ün yanında uslu çocuklar gibi oturan Alev, abim ve babam hastaneden çıkış yaptıklarında üstüme yürüdü. Maddenin verdiği uyuşma hissiyle gözlerimi açacak halim yoktu. Yumruk yaptığı eli çenem ile birleşince yere yığıldım. Yüzüme yine yumruklarına karşılık veremiyordum. İtin zamanlaması iyidi. Burnumdan sızan kan dudaklarımı sıyırıp geçtiğinde gözlerimin önü bugün kaçıncı kez olduğunu unuttuğum kararma kapladı.

🥀

"Baba ben o itin kafasını kırarım" ağzımın içi kupkuruydu zorlukla yutkundum. "Eşek sıpası daha ne kırıcan? Çocuğun kafasını sargıya aldılar zaten yarım akıllıydı o da kalmadı sayende." babamın sitemi Afşin abimi güldürmüştü. Gözlerimi açamasamda bilincim yerime gelmişti bu yüzden onları çok net duyuyorum. "Ben insanlığa örnek oluyorum baba." gözlerimi araladığımda babam odada volta atıyordu. "Ne örneği oluyorsun!? Çocuğum ne sen aşcısın ne de Alev'in kafası soğan! Lan yumruk atıyorsun, birde 'daha kanın çıkmadı' lan sanki soğanın cücüğünü çıkarıyor" babam elleriyle sitemini destekleyerek Afşin abime derdini anlatmaya çalışıyordu ama abim sadece gülüyordu.

"Eşek herif" babam sonunda gardını indirerek abime sarıldı. "Dimi baba bu çocuk çok eşek" cılız çıkan sesimi ilk duyan babamdı. "Ahvezim uyandın mı aslanım" şu ismimle ne alıp veremedikleri vardı? "Ahves adım. Abi yengem nasıl?" başını öne eğdiğinde dert dolu tarafı yüzünü kaplamaya çalışıyordu. "Ahves açık konuşucam Lavin'in durumu kötü bilekleri kesilmiş. Daha doğrusu çalışılmış sonrasında şahdamarının sadece dört milim üstüne sivri uçlu bıçak saplanmış. Uyanmama tarafı yüzde altmışbeş." yüzüme küçük bir umut kapladı abimde şakanın içindeydi.

Odanın duvarlarının içinde kahkaha seslerim yankılandı. Babam teleşla kapının önüne çıkıp doktor diye hastaneyi inletirken Afşin abim duvara yumruk atıyordu. Kahkahalarım durdurak bilmeden yükseldi 'Ahves dört hakkın var yoksa burada kalırsın' 'eğer deli olmasan seni burada bırakmazlardı' 'abin ölüyor aptal! Sen hâla şaka diyip gülüyorsun' 'o kanlı peçetelerden abine kan aktaramazlar, hem hani onlar kırmızı suydu?' odaya akın eden hemşire ve doktorlar yatağa yatırdılar beni. Biri elindeki iğneyi havaya birazını sıktığında Afşin abim beni tutan doktorların ellerini üzerimden çekmeye çalışıyordu.

Kolumdan sinsice damarlarımın içindeki kana karışan sıvı beni acı dolu bedenimden kurtardı. Evet bitiyordu belki de bu acıların yuvası bedenim benden kurtuluyordu. Sonunda başarmıştı beni kendi bedenimden kovuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.