Elimdeki kaşarlı tosttan bir ısır aldım. Uyanalı fazla olmamıştı ama yengemin durumu kötüleşince daha fazla yatamamıştım. Acilin önü çok kalabalık değildi çekirdek aile fakat Alev yerine amcam vardı. Afşin abim evdeki gelişmeler nedeniyle yaklaşık on dakika önce gitmişti.
Ameliyathanenin kapısı açıldığında eldivenleri kan olmuş, taş çatlasın yirmiyedi yaşındaki hemşire babamın önünde durdu. "İsak bey gelininizin duru gittikçe kötüleşiyor ayrıca bebeğin durumu da kritik. Size umut vermek istiyorum ancak bunun için elimden gelen hiçbir şey yok." hemşire anneme kısa bir an bakıp yanımdan geçip gitti. Babam kaşları çatık az önce hemşirenin çıktığı kapıya baktı dudakları kımırdandı. "Bebek?" evet bebek demişti hemşire ama daha yaşı bile tam değildi yengemin.
Boğazımı saran eller beni boğuyordu başı göğe kaldırdım.. Nefes alamıyorum aldırmıyorlar. Duvarlardan destek alarak hastanenin arka bahçesine kadar geldim. Tutunabileceğim duvar kalmadığı için üç dört adım atamadan yere düştüm. Ellerimi taşların arasından çıkan otlara attım ve asıldığım tüm otları sağa sola fıtlattım. Bebek demişti, durumu kötü demişti... O pislik küçücük kıza dokunmuş muydu? Hayır bebek abimden değildi. Abim küçük bir kıza dokunacak kadar kansız, şerefsiz değildi.
Yolacak ot kalmadığında ellerim ile yüzümü kapattım. Yapma dedim, koruyamazsın dedim, dinletemedim kendimi. Şimdi ne olmuştu? Kavuşmuş muydu deliler gibi aşık olduğu kıza.
Afşin abimin arabası önümde durduğunda bakmaya bile tenezzül etmedim. Hiçbir şey yapmamaş olabilirdi fakat olanların merkezi Afşin abimin etrafında dönüyordu. "Ahves?" sorgulayan bakışlarıyla yanımda diz çöktüğünde etrafa dağıttığım otlara baktım. "Hamileymiş, Lavin hamileymiş abi." sadece yaptığı eseri beğendimi diye baktım yüzüne.
Bakışlarındaki sorgulamadan eser kalmamıştı. Boş bakıyordu hep böyle bakıyordu eskiden. Ancak eskiden öyle bakmasının nedeni vardı şimdi niye boş bakıyor?
Dudaklarını yaladı. "Ahves kalk ayağa" bu muydu tek diyeceği? "Aşağılık herif hani aşıktın! Bu mu senin deliye döndüren kadına olan tutumun. Sen ne zamandan beri seviyesiz biri oldun!" belki daha sonra kendi kendimi yiyip bitirecektim niye bağırdın abine diye fakat şuan değil.
İşarat ve ortaparmağıyla burun kemerini sıktı. "Ahves dinle beni sonrada kendine kızma duyacakların için" omuzlarını tutup kendime çektim. Alnım burnuma çarptığında ayağa kalktığımda karnına tekme attım. Parmaklarını burnuna götürdüğünde parmakuçlarına bulaşan kanla bir küfür savurdu. "Beni niye dövüyorsun ahmak!" onun burnundan, alnıma bulaşan kanı elimin tersiyle sildim.
Omuz silktim arkamı döndüğümde cebimden çıkardığım bıçak ile abimden en uzak yere koştum. Biticekti elimdeki bıçağı kalbimin üzerine bastırdığımda olduğu yerde çırpınan kalbim başıma ağrılar sokuyordu. Ueter Allah kahretsin ki yeter bu acı bitmedi mi! Abim koşarak yanıma geldiğinde elimdeki bıçağı çimenlerin üzerine atıp bana sarıldı. "Şşş sakin kardeşim sakin bulucaz sakin" sırtına bilinçsiz yumruklarımı geçirirler aklıma bir kez bile canı acıyor mu diye gelmemişti.
Yönümüz hastaneye dönük olduğu için kaşları çatık Alev bana doğru yürüdüğünü gördüm. "Ahves! Yeter karım o benim benden daha çok sen sahipleniyorsun karımı!" Alev başı sargılı halde yanıma gelip beni kaldırıma itti. Kaldırıma düştüğümde abim Alev'i kenara sıkıştırdı.
Afşin abim ellerini Alev'in boğazınanda birleştirdi. "Ulan sen kimsin benim kardeşime bağırıyorsun!" Afşin abim belinden çıkardığı silahı karın boşluğuna yerleştirdi. "Şimdi gebertiyim mi seni! Buradaki herkes senin lanet bir katil olduğunu bilmiyor mu sanıyorsun! Sırf alın yazımdaki kadını inat uğruna kendine aldın diye öldürebilecekken şimdi kardeşime mi el kaldırıyorsun! Nerden geliyor bu cesaretin değirmeni! Amcan mı yoksa babam mı? Ya da dur dur fahişe Elmas hanım mı!?" Alev yanında yumruk yaptığı elini abimin yüzene geçirdi.
Afşin abim kısa bir anlığına dengesini kaybettiğinde Alev, abimin elindeki silahı alıp abimin alnına bastırdığında çimlerin üzerindeki bıçağı kavrayıp Alev'e fırlattım. Hastanenin bahçesinde acı bir haykırış tüm doktor ve hemşirelerin dikkatini çekmeye yetmişti.
🥀
"Afşin bey kurallar gereği en azından bugün kardeşini nezarethanede kalmalı. Lütfen zorluk çıkarmayın çünkü davcı tarafta Ahterlerden." polis memuru kelepçelerimi çıkarıp beni parmaklıkların arkasına bıraktı. Kapıyı kilitleyip abime baş selamı verip mahcubiyetini apaçık belirtip beni abimle yalnız bıraktı.
Eliyle yüzü ovuşturup parmaklıkların dibine çöktü ve soğuk betonun üzerine oturdu. Abimin çaresiz halini görmek canımı sıkmıştı. Eski banka oturup battaniyeyi üzerime örttüm.
Fırlattığım bıçak Alev'in omzuna isabet etmiş olmasına rağmen aptal bağırıp etraftakilere polisi arayın diye bağırıp sonra bayılmıştı. Yani şu yaşıma kadar gördüğüm en şerefsiz, beyinsiz, çelimsiz ve haysiyetsiz kişi. "Ahves homurdanma." dudaklarımı büzüp battaniyeye sarıldım.
Bana kızsa sesimi çıkarmam çünkü haklı. Aşık olduğu kadın acilde ve durumu kötü. Onum yanında olmalıyken benim yanımda ben geceyi kriz geçirmeden, zorlanmadan geçireyim diye yanımda kalıyordu.
"Dudaklarını büzme, ayrıca sana kızgın değilim." dişlerimi gösterecek kadar sırıttım. Çünkü duydum ve biliyordum bana kızgın değildi! "Abi yengemin yanına gitmek istersen geç olmadan git istersen." cıkladı. "İstemem" zekiyi oynayıp susamak varken salağa yatıp sordum. "Neyi" dudaklarından bıkkınlıkla dolup taşmış bir nefes verdi. "Ahves, Lavin benim karım değil ve bundan sonra istesede olamaz. Yengen dediğin kadın Alev'den bak daha tanışalı bir saat bile olmamış bir adamdan çocuk yapmış bi-" ikimizde nefesimizi tutmuş abimin cümlesinin sonunu saçmalığını düşünüyorduk 'daha tanışalı bir saat bile olmamış bir adamdan çocuk yapmış' bir küfür savurup ayağa kalktı. "Ahves vazgeçtim istiyorum sen burada kal ben doktorla görüşeceğim kardeşim" cümlesi baştan sona saçmaydı! Bir saat içinde değil çocuk, pilav bile olmazdı. Polis memurunun açık bıraktığı ağır sürgülü kapıdan dışarıya fırlayan abime arkasından şaşkın şaşkın bakıyordum. Arkasından sinir bozucu sesle kapınan kapıyla kulaklarımı tıkadım.
Battaniyeyi üzerimden atıp bu gece kalacağım evimin içinde turlamaya başladım. "Yengem hamile değil o zaman hemşire ya içimizden birine galezi var ya da maşa." beş turu sessizce tamaladığımda ameliyathanenin önündeki zaman gözümün önünde canlandı. Hemşire babam ile konuştuktan sonra anneme bakmıştı. Ama normal değildi bakışları sorgularcasınaydı. Kahretsin hemşire maşaydı ve o anı göz önünde bulundurursak annemin maşasıydı.
Yumruğumu eski banka geçirdiğimde çatlasada tamamen kırılmamıştı. "Hemşire maşa Elmas hanım ise kurnaz hatta çok kurnaz. Geleceği az çok tahmin edip hamile deditmişti yengem iyileştiğinde abimle evlenmesin diye." unuttuğum ve yokluğu göze çarpan detay ile derince yutkundum. "Katil Alev ve Elmas hanım oğlunu cinayeti işlerken gördüğü için hemşireyi tuttu." okkalı bir küfür savurdum sandığımdan çok daha kurnazdı bu kadın.
Nezarethanenin ana sürgülü kapısı gürültüyle açıldığında başımı oraya çevirdim. Tam zamanında! Simsiyah parmaklıklara yapıştım. "Memur telefon hakkımı kulanıcam" polis kemerindeki şok tabancasını çıkarıp parmaklıklara sardığım parmaklarıma bastırdı. Dudaklarımdan kaçan çığlık gri tonlarındaki duvarlardan çarpıp tekrar bana ulaştı. Polis elindeki şok tabancasını gerisi geriye yerine koyup "aferin bu olayı çözecek kadar aptal cesaretin var. Ama Elmas hanımın sana selamı da var. 'Oğluma bu başarısı karşılığında ödülünü vermeyi unutmayın' dedi. Nasıl ödülünü beğendin mi?" ukala tavrı sinirlerimin hâkimiyetini kaybetme mecbur bırakırken ben büyük bir sükünet içerisinde hadsize haddini bildirdim.
"Sen birilerinin maşası olmaya ne kadarda meraklısın" banka oturup ayak ayak üstüne attığımda parmaklarımdaki yanma hissi aldığım zevkten dolayı yavaş yavaş kaybolurken polis memuru tek kelime dahi etmeden çıktı ve ağır kapıyıda ardından çarparak kapattı. Yaklaşık üç dakika sonra ışıklar söndüğünde karanlığın içinde yaşattığı hayali canavarlarla geceyi geçirdim.
🥀
Üzerimdeki battaniye boynuma dolandığında nefessizlikle uyandım yeni güne. "Kalk ayağı deli katil arkan sağlam olmasa sana saray olan bu pis yerde yaşamak isterdin değil mi?" akşamki polisti. Elmas hanım babamın ona verdiği sadaka parasıyla sadece iki maşa bir köpek alabilmişti. Maşaları; bu polis ve hastanedeki o hemşiri, köpek ise biricik oğlu Alev'di.
"Senin ve küf tutmuş duvarlara merak değilim. Ayrıca gece yarısı aldığın bank sayesinde senin ailenlede tanıştım." yerleri işaret ettim. "Ama maalesef onlar bu dünyaya mikrop gelip mikrop gitmeleri gerektiği için onların üzerine basarak öldürdüm. Darısı senin başına" öfkeden kızaran yüzü beni uyandırırkenki hayvanlığın telafisiydi.
Salına salına polis merkezinin bahçesine çıktığımda abim ve korumalarının yine beni beklediğini gördüm. Yine diğiyorum çünki ilk tek vukuatım Alev'i omzundan vurmak değil.
Tepesinde güneş gözlüğü ile beni izleyen Ahmet abiye göz kırpıp en öndeki abimin aracına bindim. Araba çalıştığında arkama yaslandım.
Konağın önünde duran araçla gözlerimi devirdim. Ağzını açtığında elimi kaldırıp onu susturdum. "Sonraki yapacağım hiç bir karmaşıklığı ya da sorunu çözecek gücün kalmadı biliyorum, hayır kızmadım aksine sevindim." kapıyı açıp ayaklarımı arabanın dışına sarkıttığımda yüzüme çarpan soğuk hava sanırım günlerdi yanımda olmayan neşemi bulup bana geri getirmişti. Arabadan tamamen çıkıp konağın benim için hizmetçilerin açtıkları geniş kapıdan girdim ve büyük avlunun tam ortasında durdum.
Ayak sesleri yoktu akşam yemeği ya da temizlik yapıyor olmalılar. Yorgun adımlarımı odama yönelttim. İçeri girer girmez odadaki gül kokusu tüm bedenimi sarmış gardırobun kapağına asılmış beyaz sade elbiseye itiyordu. Üstünde küçük bir gelinin masumluğunu taşıyan elbiseye bakıp gülümsedim. "Gelinlik mutluluğa götürür derler, Lavin'in mutluluğu... Ölüm müydü?" daha ölmemişti ancak ölmesi yakın demişti doktor. Sadece o hemşire dese inanmazdım ama... Her neyse üstümdeki gömleği çıkarıp kapının yakınındaki kirli sepetine attım. Aynadan vücuduma baktım morluklar, yanık izleri, yaralar ve dikiş izleri tüm vücudumu hatta teni sarmıştı.
Yaralar açılırken acımıştı ama açarken acımamıştı. Evet sadece benim canım acımış, Elmas hanımın ise zevkine zevk katılmıştı. Kurnaz sadist kadın!
Banyoda suyu soğuk hazırlayıp duşa girdim. Altımda kot pantolon olmasına rağmen soğuk su ruhuma ulaşmayı başarmıştı.
'Ahves bak bu sıcak su şimdi yüzünü yıka bununla'
'Ama anne bunun üstünde duman var, canım yanmaz mı?" uzun tırnakları siyah saçlarımın arasında gezindi. 'Yanar' uzun kirpiklerimin altından anneme baktım çok güzel kadındı bazen keşke annem olmasa diyordum. Olmasın ki onunla evlenebileyim babam demişti insan aşık olduğu kadınla evlenmeliymiş.
'Ama anneee benim canım yanarsa sen üzülmez misin?' tombul yanaklarım gülümseyince bir tek anneme gösterdiğim gamzelerimi ortaya çıkarmıştı. 'Üzülmem oğlum, eğer canın yanmazsa üzülürüm' üzülürmüş işte! O da beni seviyor. Sevinçle yerimde zıpladım. 'Sen de beni seviyorsun tıpkı benim seni sevdiğim gibi anne' yüzünü astığında yanaklarını minik tombul ellerim ile avuçladım. 'Anne ben gülümseyince yanaklarımın arkasında saklanan çukurlar var. Araştırdım onlara gamze deniliyormuş. Sadece sana gösteriyorum gamzelerimi' yanaklarına sulu öpücükler bırakıp geri çekildim
Saçlarımın arasında gezdirdiği elini çekip beni yüzünü yıkamam için ısıttığı sıcak suyun içine soktu. 'Anne!' annem acı feryatlarıma kahkahalarla gülüyordu başımı tutup dumanı üstünde tüten suya soktuğunda bir çığlık daha attım fakat bu sefer suyun altında. Bedenim cayır cayır yanıyordu. 'Sana yüzünü yıka dediğimde sözün üzerine dört söz söylemeyecektin!' çıkarıp tekrar batırdığında minik avuçlarımı küvetin dibine bastırıp başımı kaldırmaya çalıştım...
Kulaklarıma kendi çığlıklarımın sesi geldiğinde soğuk suyu kapatıp kabinin dışında asılı duran havlulardan birini aldım kot pantolonu çıkarıp ve havluyu belime sardım.
Üzerime beyaz eşofman geçirip geniş yatağa yattım. Ayak ucumdaki çarşafı üzerime örttüm. Gözlerim kapandığında yüzmü yastığa gömdüm.